Bir Kalemin Anıları – Veysel Çolak

VEYSEL ÇOLAK

Kırık dökük bir akşam, kirli kağıtlar
kalem usulca düşmüş masadan
kuytuda bir saat,
ne zaman durduğu unutulmuş
bir ayna sırı dökük, dört duvar bildik bileli.

Uğulduyor o üşüten yalnızlık
gene de düşleri beyaz, ama her sabahı kırmızı
hiçbir zaman omzuna konmamış, uzakta
kuşların kanat sesi.

Bırakılmış bir yolun kıyısına
bir telek kumrunun düşürdüğü
özledikleri bıcak olup saplanmış anılarına.

Avuçlarında boşluk, teri yorgun
babasınınki çeliğin susuzluğu
toprağın özlenişi denizin tam ortasında
ya da penceresiz bir oda
kişinin kendinden saklandığı
sevişirken korkarak konuşulan.

Büyüyen karanlıkta
elinde buluvermiş o paralayan bıçağı.

Unutulan bir ömre kapatıp günü
yazılır diye tarihin düş kıyısı
ondan sonra bu solgun afiş, bu belirsiz fotoğraf
hiç bilinmeyecek ama seninle ya da sensiz
herkes için öldüğü.

Veysel Çolak
-Amacımız Aşk-

İçi Yaralı Su – Veysel Çolak

VEYSEL ÇOLAK İÇİ YARALI SU

Ten hiçlenmiş, insan derisiyle kaplanmış anayasa
bunu unutmaktan kork, buluşmaları iyi kullan
düşen karın çoğalttığı beyazlıkta kal
artık kaybolan sende bulunsun
kalbin Türkiye’de büyüdü,
öyle kalsın, ama dünyayı da korusun.

Senin olmayınca elimin anlamı yok
düşmesi kopmuş ilik, iliği yırtık düğme

Yazılsa, öyküsü paramparça
bir yüzü açık deniz, öbürü yalçın dağlar
öpüşmek isteyince dudakları kanıyor.

Giderek bir yumruğa dönüşür alın teri
bulutlara alışık, hayata sarkıyor her gün
kendini güvercinlere katmış
içi yaralı su, ama dupduru.

Korku içinde taşra, kentlere de meraklı
sabahı umutsuzluk, gecesi katran karası
bu halk tuhaf bir çiçek durmadan kızarıyor
sevgide ince, içi dışı sonsuzluk
neyi sorsan kuşları düşünüyor.

Veysel Çolak
2006
-Birkaç Kuş Birkaç Anı-

 

anı – Veysel Çolak

VEYSEL ÇOLAK ANI

Savrularak azalıyor sokaklar, kedi düşleri
aşklar sıçratarak geçiyorum dünyadan.
Nereye baksam bıçak gibi insan yüzleri.
Dalaşkan. Bir hayli eskitilmiş yaz.

Yabanıl kokularıyla sabah, günün parmak izleri
sıtmalı merhabalar. Çatırdayan gül
ve gülünç anılar. İçimize doldurduğumuz boşluk
usulca sarartılan gençliğimizle taşkın
toplumun gövdesinde gerinerek çoğalan
bulantılar. Beni kışkırtan zehir.

Ve sonra İzmir. Yalnızlık durgunluğu fazladan
uğultuyla kendini ıslatan bir nisan yağmuru
iri bir gürültüyle çatlayan dağlar uzakta
gizemli bir hayatın önündeki sesimiz
eziliyor bulvarda.
Çeklerin gölgesinde boğuluyor kent
kırgın dişilik, semiren pezevenkler, acıtan mevsim
boynumuza dolanan kızların yalın dürtüsü
bir çocuğu öpmenin dudaklarımda bıraktığı tad
buysa; çalkantıdayım, boşlukta, anlamamakta
terin tuzlu kokusunda bir harf olarak

Dilimizi kamaştıran her buluşmada hançerlenerek
bozulsun dinginlik. Unufak eden sevinç
beni kıvrandıran, kopartıp alan ve birdenbire
dağılan düşlerime düşüveren serinlik…
Ateşin soğuması bu, suların ve bir aşkın solması
umudu kalbine itekleyerek
girerken kırdığım kapıdan çıkıp gelirken
duysun sevgilim, sarsılsın yağmurun altında
tenimize batırsın tırnaklarını

Veysel Çolak
-ikizim sevgilimdi-

AKIP GİDEN SULARA BAKMA – Veysel Çolak

VEYSEL ÇOLAK AKIP GİDEN SULARA BAKMA

Ter içindesin, eskimesin yaz titreyen dudağında
ellerinde uğultulu bir boşluk çoğalacak birazdan
öyle yaşanmış hep, yüzüne inmiş akşam

bu acı, bir yürek bulmuş sende
yorulmuşsun insan olmaktan
yırtık bir güzellik artık o düşlenen gezegen

Uzakları düşünüp azalmışız
üşümüşüz aşkların kıyısında
karşımızda duran o dalgınlıkta
bir hercai menekşe ve bakımsız bir hayat
dalgın çocukların o kaybolma arzusu
sonunda aramızda bir kırmızı şakayık.

İyileşmez bir yaradan oyulmuş,
yorulmuş savrulmaktan, eksilmiş kalbi
dünyanın ağrıyan yeri olmaktan.
gecelerin ucunda yandıkça unutulmuş
kavrulmuş o kargaşada, hırpalanmış gülüşü
durup dağlara bakmış, onların arkasına
boğulmuş sesi susarak anlatmaktan.

Çıplaktın sular kadar, tükendin aşınmaktan
yabanıl bir umut yeşert şimdi
beni bir söğüt dalına aşıla
yenile o tuz tadını, akıp giden sulara bakma.

Veysel Çolak
-Sözcükler D.
Sayı 4 –

 

Sensizlik ve Bir Deli Kedi – Veysel Çolak

veysel-colak-sensizlik-ve-bir-deli-kedi

Öylesine bir akşam
kim bir silahı denese
hedefe benim kalbim koknuyor.

Zaman kesici, avluda kuşlar
yasalar cıvadan ağır, ölümse aceleci
budayıp geçiyor çocukluğumu
o günden beri yetim anılar
yüzümün titrek sevinci.

Geride kalanın kalbi çatlamış
açlığın ayazında bitmiyor boran
oda çelikten soğuk; ama kapı aralık
Belli ki umudun jilet ağzı.

Çıplaksın, düşlerin konuşkan
tenini ürpertiyor çayın tüten kokusu

Sevgili bir türlü anlamıyor taptığın suçu
bir hançerin ucu dolanıyor çevrende
eskiden böyle değildi o buluşan acılar.

Usulca ayrılıyor o sıkışan gecede
bir deli kedi eritemiyor evin buzunu.

Veysel Çolak
2011
-Hayata Resim Altı-

yalnızlığın sesi – Veysel Çolak

yasin-erol-yalnizligin-ses

Bir küflü gece. Haydi aldatılalım
kalbim hançerinde uyuyor
bir baraj yıkılmış içimizde.

Ömrümüzdeki yırtık yalnızlık bir cehennem
Bağırsa kenti kusacak, bağırsa
kendi sesinde boğulacak.

Suçumla oturuyorum. Söz ve yazı utandırıldı
güz benden başladı, benimle yarıştırıldı.
Limanlar çürütüldü martılarını beklesin diye
Beni yanıltan
bir köylünün boyadığı başaktı.

İçimde avcılarından kaçan bir karaca sürüsü
dışımda yaşasam da
aldığım gömlek onları da korudu.

Geri dönmedi bir ömür boyu açılan kalbim
kuşlar dönmedi. Bulutlar ve sonbahar değişti ama
aşk eskimedi, beklemek eskimedi
özlemek eskimedi hiç.

O günden beri bir begonya sesi.

Veysel Çolak
-ikizim sevgilimdi-