GECE, TREN VE ODA – Oya Uysal

5543c4b33b808ba2536cdda11e655072

Gecenin kalbinden geçip gitti hırçın bir tren
ve sen dönmekle dönmemek arasında bir yerde,
kaçırıp camdaki suretinden kederli gözlerini, seyrettin
ışıkları soluk kasaba içlerini.

Göz önünde dururken gömü,
kayıp parçasını aradın
haritanın
akşamı karşılayan telaşlı halini aradı oda,
konuşkan ellerini, sokulgan gövdeni.

Silik bir rüya gibi uzayan üzgün kırlardan geçti tren
geceyi ürperten ıssız mezarlıklardan,
hayatın ve ölümün iç içe geçmiş
gizli simetriğini düşündün,
birlikte ölünecek hiç kimse bile yokken

ölümün aynasından yansıyan hayatın güzelliğini,
dalları karlarla kaplı ağaçlıkları, seherde sazlıkları
seyrettin,
sazlıklardan kanatlanan kuşları…

Dinle! Seni geri isteyen şehrin sesini getiren rüzgârı
uyanmasın diye içinde uyuyan karanlık,
usul usul konuşan sokağı dinle
dağınık masa, tozlu konsol, eskimiş sedir, kitaplık,
sen bekliyor perdeleri yarı açık pencerede.

Oya Uysal
-Günaydın Sevgili Gece(2003)-

MİSAFİR – Oya Uysal

OYA UYSAL MİSAFİR

Perdeler çekilir, koyulaşır gölgeler, yanında yer açardı yalnızlığa
hüznüm. Başı beklenen ağır hastaydı düşler,
baharını gördüğüm bahçelerde kar.

Elini öpüp, alnıma koyduğum hayat
derdime dert ekleyen halinle sevdim seni.
Sabahım mahmur yüzünden kanatlanan kuşlarda
uykunun tutmadığı kederli gecelerde sevdim seni
ayın ışığında.

Kimi sevsem kusurlarıyla sevdim, hatalarıyla. Sen
rüyalarımda gerçek, hayatımda hayal olan sevgili
serili yatağını erkenden toplayan ben,
istenmeyen sığıntı
yolu kalbine düşen
çağrılmamış misafir…

Ölüm atını sürdüğünde üstüme
geride kalsa da gönül gözüm,
ruhum yazacaktır şiirleri bulutlara
yağmur bir insin de çayırlara, okusun diye
börtü böcek.

Ve siz, bu tekrarı olmayan âlemde
—Elâlem ne der diye,
aşka uzak duran kadınlar,
ruhuma iyi gelen günahlarım girsin rüyalarınıza gece,
dağınık yataklar…

Perdeler çekilir, koyulaşır gölgeler, yanında yer açardı yalnızlığa
hüznüm. Başı beklenen ağır hastaydı düşler,
baharını gördüğüm bahçelerde kar.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun –

ALIŞKANLIK – Oya Uysal

OYA UYSAL ALIŞKANLIK

Kazanan ve kaybedenin olmadığı oyunda zamandı
yorgun düşen
aramızda doldurulmaz bir eksiklik, alışkanlık de istersen.

Üstüme biçilen elbise uymazken bedenime, bir de
sözün sustuğu yerde uzayan sessizlikler
aralanmış kapıdan süzülen bir gölge gibi
daralan odalardan dışarı atma isteği kendimi.

Ruhumdaki yaprak dökümü seni bana çeken
gözlerimin buğusunda uzaklara açılan gemiler
ve elbette içinde sahiplenme duygusu,
orda tedirgin bir şeylerin boşluğu.

Dün kaldığı yerden devam ediyor her şey işte, yoktun ve gece
gelmedi eve yalnızlığım
birbirinin benzeri olsa da günler,
sadece bana ait olan düşler.

Kazanan ve kaybedenin olmadığı oyunda zamandı
yorgun düşen
aramızda doldurulmaz bir eksiklik, alışkanlık de istersen.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

Ayrılık – Oya Uysal 

OYA UYSAL AYRILIK

Sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme
ağır bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık.

Ruhumda sürüp giden ayazda
çiçeğe duran bir kardelen,
beyaz
harften harfe taşınan bir aşktı, avuntusu olmayan ıstırap.

Ey! Üstü örtülü yılları aralayan rüzgâr.
Sevdim. Seni için için sevdim, içimden sevdim,
acının keskin kenarları aşınmamıştı henüz ve sen
bilinmezliklerle dolu bir uzak ülkeydin
bir ölünün gözleriyle seyrettiğim.

Ben kendine küsmüş ıssız, bir iç çekiş, kanıksanmış sızı,
yıldızsız gece.
Artık var olmayan bir aşktan ne kalırsa geriye o kaldı işte
ve senin güzel günlerden düşen gölgenle,
yüzümde o bağışlayan gülümseme.

Ağrı bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık
sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

ÜNLEM – Oya Uysal

OYA UYSAL ÜNLEM
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Başı yastığa değmemiş bir keder gibi duran
sokağın hal hatır bilir ahşap yaşlı evleri
daha bir sokulur birbirine şimdi
karlı damlara konup karkar sabaha güvercinler.
 
Ah! Kısacık bir ünlem bir uzun ömrün özeti oluyor ya bazen,
uzanıp yatınca sonsuz uykuya hatırlamak için,
aklın kıvrımlarına nakışlamalıyım bu ışıklar içindeki şehri
bu akıp giden sularında gözyaşlarım olan nehri
ve sen sevgili elbet,
acısı soğumuş kalbimdeki suretini.
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 
 
 

YAĞMUR – Oya Uysal

45122140_2134200303256753_1714195815192330240_o

2.
Bir tülün ardında belli belirsiz görünen ağaran günün yüzü
suya düşen bir hayal kadar muhteşem
o karanlık ile ışık arasındaki incecik çizgi.

Kâinatın bir parçası olan parçalanmış hayatıma
acıyıp durmaktan vazgeçsem
susup dinleyecek ruhum
içimin sesini örtüp ansızın inen sesini yağmurun.

Yağmur ki gözyaşları gökyüzünün, şimdi
hain bir hançer gibi saplanan ilk aşkının sancısını,
anlatıp yine
büyükannem,
ağlamıştır yukarda melekleri.

Hayallerin bile kalmadığı, kurulup tüketildiği zamanda,
oturup olmadık şeyler düşünmek
kaçıp sığındığım rüzgârlara kapalı odalarda
iç konuşmaları
birkaç eski eşya,
sessiz kedisi evin.

sokulur uyur birazdan
birbirine karışır düşlerimiz.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

BAZEN – Oya Uysal

OYA UYSAL BAZEN
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Bir çocuğun el değmemiş ruhuyla sevsem de,
eşiğinden döndüm açılmayan kapıların
hakikati ararken kırılan hayallerden. Anladım
görülen değil düşlenen güzeldi. Aşk değil, aşktaki acı.
 
Aşk gölgeleri severdi, hüznü, akşamüstlerini,
yağmurun ıslak gözlerinde kendini seyretmeyi. Ardından
kırılıp dökülenler,
havada uçuşan toz zerrecikleri
ve bir sırra ihanet etmekti iç dökmek bir başkasına
yıllar sonra okunmak içindi kalbe yazılanlar.
 
Bazen, beni saran sessizliği dinliyor ay ışığı balkonda
ben, geceye ait sesleri.
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 

LAVANTA KOKUSU – Oya Uysal

OYA UYSAL LAVANTA KOKUSU
İçinde halletmiş önce ayrılığı, alıştırmış kendini, yeri ayırttı,
bir uzak yola çıkacak yakınlarda, bavul hazır.
Ah! Keşke alabilse yanına, varı yoğu kuytuda bir kutuda
saklanmış
ipekten kurdelenin dolanıp bağladığı, zarif
lavanta kokulu
mektuplar…

-Eski resimleri al demiştim almamışsın diyor. Azarlama
değil,
okşuyor sesi yılları, gençliğini.
-Sende dursun derken
daha bir tok çıkıyor sözcükler.
-Bunlar kıymet bilmez yazık olur derken, usul,
fısıltıya dönüşüyor.
Tek kaygısı şimdi eteklerine sürtünen kedi
ya tutup atarlarsa sokağa, korkuyor.

Oya Uysal
– Akatalpa/Şubat 2018-