Ayrılık – Oya Uysal 

OYA UYSAL AYRILIK

Sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme
ağır bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık.

Ruhumda sürüp giden ayazda
çiçeğe duran bir kardelen,
beyaz
harften harfe taşınan bir aşktı, avuntusu olmayan ıstırap.

Ey! Üstü örtülü yılları aralayan rüzgâr.
Sevdim. Seni için için sevdim, içimden sevdim,
acının keskin kenarları aşınmamıştı henüz ve sen
bilinmezliklerle dolu bir uzak ülkeydin
bir ölünün gözleriyle seyrettiğim.

Ben kendine küsmüş ıssız, bir iç çekiş, kanıksanmış sızı,
yıldızsız gece.
Artık var olmayan bir aşktan ne kalırsa geriye o kaldı işte
ve senin güzel günlerden düşen gölgenle,
yüzümde o bağışlayan gülümseme.

Ağrı bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık
sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

ÜNLEM – Oya Uysal

OYA UYSAL ÜNLEM
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Başı yastığa değmemiş bir keder gibi duran
sokağın hal hatır bilir ahşap yaşlı evleri
daha bir sokulur birbirine şimdi
karlı damlara konup karkar sabaha güvercinler.
 
Ah! Kısacık bir ünlem bir uzun ömrün özeti oluyor ya bazen,
uzanıp yatınca sonsuz uykuya hatırlamak için,
aklın kıvrımlarına nakışlamalıyım bu ışıklar içindeki şehri
bu akıp giden sularında gözyaşlarım olan nehri
ve sen sevgili elbet,
acısı soğumuş kalbimdeki suretini.
 
Yakası kaldırılmış mantomun ceplerinde ellerim,
bulvarlar boyu yürüdüm.
Yürüdüm, taşımaktan yorulup geceye açtığım sırlar üşüdü.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 
 
 

YAĞMUR – Oya Uysal

45122140_2134200303256753_1714195815192330240_o

2.
Bir tülün ardında belli belirsiz görünen ağaran günün yüzü
suya düşen bir hayal kadar muhteşem
o karanlık ile ışık arasındaki incecik çizgi.

Kâinatın bir parçası olan parçalanmış hayatıma
acıyıp durmaktan vazgeçsem
susup dinleyecek ruhum
içimin sesini örtüp ansızın inen sesini yağmurun.

Yağmur ki gözyaşları gökyüzünün, şimdi
hain bir hançer gibi saplanan ilk aşkının sancısını,
anlatıp yine
büyükannem,
ağlamıştır yukarda melekleri.

Hayallerin bile kalmadığı, kurulup tüketildiği zamanda,
oturup olmadık şeyler düşünmek
kaçıp sığındığım rüzgârlara kapalı odalarda
iç konuşmaları
birkaç eski eşya,
sessiz kedisi evin.

sokulur uyur birazdan
birbirine karışır düşlerimiz.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

BAZEN – Oya Uysal

OYA UYSAL BAZEN
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Bir çocuğun el değmemiş ruhuyla sevsem de,
eşiğinden döndüm açılmayan kapıların
hakikati ararken kırılan hayallerden. Anladım
görülen değil düşlenen güzeldi. Aşk değil, aşktaki acı.
 
Aşk gölgeleri severdi, hüznü, akşamüstlerini,
yağmurun ıslak gözlerinde kendini seyretmeyi. Ardından
kırılıp dökülenler,
havada uçuşan toz zerrecikleri
ve bir sırra ihanet etmekti iç dökmek bir başkasına
yıllar sonra okunmak içindi kalbe yazılanlar.
 
Bazen, beni saran sessizliği dinliyor ay ışığı balkonda
ben, geceye ait sesleri.
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 

LAVANTA KOKUSU – Oya Uysal

OYA UYSAL LAVANTA KOKUSU
İçinde halletmiş önce ayrılığı, alıştırmış kendini, yeri ayırttı,
bir uzak yola çıkacak yakınlarda, bavul hazır.
Ah! Keşke alabilse yanına, varı yoğu kuytuda bir kutuda
saklanmış
ipekten kurdelenin dolanıp bağladığı, zarif
lavanta kokulu
mektuplar…

-Eski resimleri al demiştim almamışsın diyor. Azarlama
değil,
okşuyor sesi yılları, gençliğini.
-Sende dursun derken
daha bir tok çıkıyor sözcükler.
-Bunlar kıymet bilmez yazık olur derken, usul,
fısıltıya dönüşüyor.
Tek kaygısı şimdi eteklerine sürtünen kedi
ya tutup atarlarsa sokağa, korkuyor.

Oya Uysal
– Akatalpa/Şubat 2018-