YAĞMUR – Oya Uysal

45122140_2134200303256753_1714195815192330240_o

2.
Bir tülün ardında belli belirsiz görünen ağaran günün yüzü
suya düşen bir hayal kadar muhteşem
o karanlık ile ışık arasındaki incecik çizgi.

Kâinatın bir parçası olan parçalanmış hayatıma
acıyıp durmaktan vazgeçsem
susup dinleyecek ruhum
içimin sesini örtüp ansızın inen sesini yağmurun.

Yağmur ki gözyaşları gökyüzünün, şimdi
hain bir hançer gibi saplanan ilk aşkının sancısını,
anlatıp yine
büyükannem,
ağlamıştır yukarda melekleri.

Hayallerin bile kalmadığı, kurulup tüketildiği zamanda,
oturup olmadık şeyler düşünmek
kaçıp sığındığım rüzgârlara kapalı odalarda
iç konuşmaları
birkaç eski eşya,
sessiz kedisi evin.

sokulur uyur birazdan
birbirine karışır düşlerimiz.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

BAZEN – Oya Uysal

OYA UYSAL BAZEN
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Bir çocuğun el değmemiş ruhuyla sevsem de,
eşiğinden döndüm açılmayan kapıların
hakikati ararken kırılan hayallerden. Anladım
görülen değil düşlenen güzeldi. Aşk değil, aşktaki acı.
 
Aşk gölgeleri severdi, hüznü, akşamüstlerini,
yağmurun ıslak gözlerinde kendini seyretmeyi. Ardından
kırılıp dökülenler,
havada uçuşan toz zerrecikleri
ve bir sırra ihanet etmekti iç dökmek bir başkasına
yıllar sonra okunmak içindi kalbe yazılanlar.
 
Bazen, beni saran sessizliği dinliyor ay ışığı balkonda
ben, geceye ait sesleri.
 
Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığım yerdeyim,
susup kendime sakladıklarımla bir satır daha eklerken hikayeme.
 
Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-
 
 

LAVANTA KOKUSU – Oya Uysal

OYA UYSAL LAVANTA KOKUSU
İçinde halletmiş önce ayrılığı, alıştırmış kendini, yeri ayırttı,
bir uzak yola çıkacak yakınlarda, bavul hazır.
Ah! Keşke alabilse yanına, varı yoğu kuytuda bir kutuda
saklanmış
ipekten kurdelenin dolanıp bağladığı, zarif
lavanta kokulu
mektuplar…

-Eski resimleri al demiştim almamışsın diyor. Azarlama
değil,
okşuyor sesi yılları, gençliğini.
-Sende dursun derken
daha bir tok çıkıyor sözcükler.
-Bunlar kıymet bilmez yazık olur derken, usul,
fısıltıya dönüşüyor.
Tek kaygısı şimdi eteklerine sürtünen kedi
ya tutup atarlarsa sokağa, korkuyor.

Oya Uysal
– Akatalpa/Şubat 2018-

YAĞMUR – Oya Uysal

OYA UYSAL YAĞMUR 1

1.

İçime korku veren şehrin karanlık dar sokaklarında, soğuk,
yürüdüm yanında elimden tutan yağmurun.

Bir derin soluk alıp, özeti ölüm olan hayatın yollarında
bir sacak altı aradım, bir sıcak yer başımı yaslayacak,
teselli verecek, kimim kimsem yoktu
ve cezasız kalmıştı suçlu.

Hep orda, öyle derinde, artık kanamayan,
ama kendini hatırlatan
kabuk bağlamamış bir yara

ve yaramı gizlediğim el işlemesi örtü
kalbimin sessiz harfleri kalemin kâğıda döktüğü.

Ah beni ruhundaki uçuruma yaklaştırmayan sevgili! Bak,
henüz kurumamış suluboya bir resim kaderin çizdiği
göğsümde bir fırça darbesiyle açılan boşluk.

İçime korku veren şehrin karanlık dar sokaklarında, soğuk,
yürüdüm yanında elimden tutan yağmurun.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

HAYAL – Oya Uysal

OYA UYSAL HAYAL

Akşamın iç çeken solgun rengi hüzne boyadı giderken odayı
oda ki yoksul, sessiz birkaç eşya, eski.

Okunur ya dalıp giden gözlerde hazin biten bir hikâye,
kutsanmış bir mabet olan kalpte, sakınıp saklanan o son acıtan satır.

Yüzünden süzülen bir damla yaş özeti bütün bir ömrün
eğilip omzumun üstünden yazdıklarımı okuyan yalnızlığımın.

Bu gölgeler âleminde,
sözlere mana yükleyen ruhum adına konuşan kalem
susma konuş,,
susma ki, kıyılan ağaçtan kanatlanan kuşlar kâğıda konsun.
Hataların tekrarından ibaret hakikatin aynasındaki yalan,
sonrası yok, varsa da sadece hayal…

Akşamın iç çeken solgun rengi hüzne boyadı giderken odayı
oda ki yoksul, sessiz birkaç eşya, eski.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

 

UÇAN HALI – Oya Uysal

yurudum-yaninda-yagmurun67aa538fb1bb1d68ee365bc2553c0a9a

Yaprağı daldan ayıran rüzgârıyla gelmişti şehre güz.
Son yaz dolanıyordur oralarda rastlarız dedik,
tuttuk güneye indik.
Yağmur peşimiz sıra gelmiş.

Sevmiyorum şemsiyeleri. Âşıksa hayata insan
ve yaşına başına bakmadan hâlâ kıpırdıyorsa içinde
bir şeyler hayata dair
ıslanmalı iliklerine kadar.

Bir gün geliyor ve kendini bekliyorsun
gecenin son vapuru yanaşmış iskeleye
tarıyor gözlerin kalabalığı, arıyor. Yoksun.

Yaprağı daldan ayıran rüzgârıyla gelmişti şehre güz,
Son yaz dolanıyordur oralarda rastlarız dedik,
tuttuk güneye indik.
Baktık, üstümüzden çıkarıp yere attıklarımızla
uçan halı
bizi dağın doruklarından aşağıya indirmeyi bekliyor.

Oya Uysal
-yürüdüm yanında yağmurun-

AKŞAM – Oya Uysal

OYA UYSAL AKŞAM

Kaçırıp ıslak bakışlarını sustun, uzadı sessizlik,
sustun, sözümü kesti suskunluğun.

Her şey bir yanılsamaydı ve sen
kimi kimsesi kalmamış ıssız
bir iç çekişe sığdırıp bir ömrü,
kendi içinde dolaştın
aynı sokakları.

Dalıp giden gözlerinde geçmiş zaman resimleri,
ahşap konak, kuytu bahçe, taş duvar, kuyu,
kucaklaşan iki gölge, yaz sonu,
dalların arasından görünen gökyüzü…

İşte yaralı bir gülümseme yüzünde,
yıkanmış avlu serinliği.
Ne zaman saçlarında gezinse eli
örterdi o üzgün mevsimi,
hüznü
göğsünden kanatlanan kuş sürüsü.

Akşam. Kanayan bir aşka adanmış,
acıtan bir şiirdir şimdi
akşam.

Kaçırıp ıslak bakışlarını sustun, uzadı sessizlik,
sustun, sözümü kesti suskunluğun.

Oya Uysal
-Kimselerin Akşamı-