Tag Archive | Oya UYSAL

KADİM BİR KEDER – Oya Uysal

OYA UYSAL KADİM BİR KEDER

Uykusu kaçan sokak sokulup konuşurken geceye açılan pencereyle,
durup seyrettim ışıkları sulara dökülen şehri,
dalıp, bir ân’a sığdırdığım hayatımı.

İçten içe bilip de bilmezden geldiklerim,
kendime söylediğim yalanlar ve beni tutup sarsan
parmakları gerçeğin
-gerçek ki soyunur yatardı koynunda yalanın-
hiç kimsesiz ruhum mu sevdi acıyı,
beni ben kılan acı mı ruhumu

hayatın kurduğu tuzak değil, kanımdan olanın ihanetiydi,
günahın dağıttığı yatakta
yıkılan ocağın külleri…

Ey rüyayı hayra yoran kahin! Eli vicdanında kim kaldı ki söyle,
kahraman yok, kandil sönük, tanrı ölü,
yaptığı yanına kalan suçlu,
masuma ödetilen kefaret
ve kalbinde zamanı durduran aşk ki
hicran
taşa kazınan kadim bir kederi okuyup, hıçkıran yıllar.

Uykusu kaçan sokak sokulup konuşurken geceye açılan pencereyle,
durup seyrettim ışıkları sulara dökülen şehri,
dalıp, bir ân’a sığdırdığım hayatımı.

Oya Uysal
-Akatalpa Haziran’16-

ÇÖPTEN ADAM – Oya Uysal

OYA UYSAL ÇÖPTEN ADAM

Sararmış bir resimden uzanan mektepli bir kızın narin eli,
omuzları düşmüş yılların ağaran saçlarını okşadı.

Durdum ve düşündüm;
ceplerinde taşlarla nasıl girilir ruhun derin ırmağına
masada beklerken harfler.
Ve harflere sözü geçen şair de olsan, yırtıp
kaleme alamıyorsun yaşanmışı baştan.

Sessiz vedasız ayrılıklar, ardından bakmadıklarım.
İşte kalbin günbatımı sevgilim, aralık bir kapı aramızda
ne sen bir adım atıyorsun içeri, ne ben aşıp eşiği
çıkıyorum dışarı
oynayan ve seyredenin aynı olduğu tek kişilik sahnede
hayatın yüzüne kapandı kapanacakken son perde.

Her şeyi görüp bilip de mazlumu değil zulmedeni gözeten
yere göğe hükmeden yaratan.
-İşte karanlık gecende yalnızız, karşılıklı. Neden,
diyecektim ki, sustum.
Boşunaydı…

Herkes mi terk edip gitti beni, ben mi bırakamadım doğrularımı
camın buğusuna çizdiğim çöpten adam da, baktım
sabaha gitmiş, yoktu.

Sararmış bir resimden uzanan mektepli bir kızın narin eli,
omuzları düşmüş yılların ağaran saçlarını okşadı.

Oya Uysal
-Varlık D. Temmuz’16

Uzun Yol Sürücüsü – Oya Uysal

OYA UYSAL UZUN YOL SÜRÜCÜSÜ

bir değirmi tülbent
taş baskılı
çözer dilini yüreğinin
üşütme beni
ört
çiçekli yorganını sevdanın

uzun yol sürücüsüyüm
samanyolunda
sürerim acıyı
üstelik umut kaçakçısıyım
yüreğimin davulları
sektirir gizimi

korkmuyorum
gülüşüne yapıştım
eteğim masal dolu

Oya Uysal
-Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi-

KARANLIĞA ÇİZDİĞİM RESİM – Oya Uysal

OYA UYSAL KARANLIĞA ÇİZDİĞİM RESİM

Vedalaşmayı hak etmeyen üzgün bir sokak, dolaşıp durdu
yağmurun altında, gözleri penceremde.

Camları buğulu kalbimde
sert iklimlerin rüzgârı
çok ince birşeylerin kırılan parçaları.

Bir bulutun kenarına oturtup arp çaldırdığım annem
sahiden öldü işte ve ben ağlayamadım.
Ruhumdaki bu sızıyla öldüğün yaşa gelmem, burda,
şimdi böyle, elimden gelen
karanlığa çizdiğim resim
keske ağlayabilseydim anne, keşke ağlayabilsem.

Ey yoksulların tanrısı!
Çöküp oturmadın hiç soframıza
omuzlarımı erken indiren hayatın teninde
izi var tırnaklarımın.

Vedalaşmayı hak etmeyen üzgün bir sokak, dolaşıp durdu
yağmurun altında, gözleri penceremde.

Ve sen gün ışığım, oğlum,
benden sana kalacak olan
sadece yalnızlığım.

Oya Uysal
-Akatalpa Ocak 2016-

Mağara – Oya Uysal 

OYA UYSAL MAĞARA   © Zeki Yavuzak

Yine döndün gizli geçitlerden kendine
sözcüklerden örülmüş dehlizlere.

Sen. Hiçbir yere varmayan yollarda
bekleyeni olmayan yolcu.
Özenip sokulsalar da sana ürkek bir hayranlıkla
uzaklaşıyorlar kıskanç bakışlarla sonra.

Bırak. Hayatın halleri bunlar, kendini suçlamayı bırak.
Uydurulmuş bir özrü varken herkesin,
bu her şeyi kucaklama isteği sende
bu hummalı şefkat..

Ah! günahtaki hazza varmış masum,
gururdan yapılmış sahipsiz çocuk.
Kaçıp kaçıp sığındığın saklı mağara yalnızlığın
ıstıraptan kandiller yak ve ısın…

Yine döndün gizli geçitlerden kendine
sözcüklerden örüşmüş dehlizlere.

Oya Uysal
– Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr- (c) Zeki Yavuzak

HALKALAR – Oya Uysal

OYA UYSAL HALKALAR

Her yanıta bir sorusu daha varken herkesin, susmayı seçtim,
sessizliği, sessizliğin kalbindeki yara izlerini.

Oldum olası hayalini kurup durduğum
kayıp şehrin
kapısını aralayan o görünmeyen elin,
artık avuçlarında tireyen ellerim

hayallerimden başka gönül borcum yok kimselere
beni küçük düşürtmedi hayatın gözlerinde.

Benden önce de vardı bu odamı aydınlatan günışığı
benden sonra da olacak elbet. Nasıl bırakılıp gidilir,
kuşların sabahı uyandıran sesleri,
bu sokak nasıl, sokağın merhamete muhtaç
kedi, köpeği,
daldaki tırtıl.

Anılar. Sanki hiç değmemiş gibi aşkın eli, tozlu,
giderek büyüyor içime attığım taşın
hakaları.

Balkonda uçuşan birkaç çamaşır, sokağın havalanan tozu,
yaprağı,
bir yerde çarpan bir pencere, bir çocuk ağlaması,
içimde kırılanlar.
Dindi sonra rüzgâr.

Her yanıta bir sorusu daha varken herkesin, susmayı seçtim,
sessizliği, sessizliğin kalbindeki yara izlerini.

Oya Uysal
-siyah saten bir gecelik-

NAKIŞLI ÖRTÜ – Oya Uysal

OYA UYSAL NAKIŞLI ÖRTÜ

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen uzayıp giden gecenin ardından
günün ilk ışıkları kuşlarla nakışladı gökyüzünün örtüsünü.

Hep bir yerlere yetişmeye çalışan zamanın adımları
dünün bir tekrarı olan bugün. Sararmış dantel örtü,
aynalı tozlu büfe, kararmış gümüş şamdan
gözümde çoğalıyor, elim varmıyor hiçbir şeye.

Eskiden yazlık sinemalar vardı yıldızların kaydığı
-nereden düştüyse aklıma şimdi-
hadi yum gözlerini de git çocukluğun bahçesine kalbim bir koşu.

Sanki ben yaşamadım bunları. Sanki bir başka zamanda,
başka birine ait bütün bu anılar,
hatıralar,
bu kendimden kaçık uzaklaşmak isteği. Sokaklar!…

Üzgün bir gölge gibi amaçsız dolaştığım sokaklar
geleni geçeni olmayan ıssız sokaklar ağırlıyor beni,
köşesine çekilmiş oturan ahşap, yaşlı evlerin
güngörmüş yüzleri.

Ey şair!
İçindeki uçurumda ıslık çalan bir rüzgâr
ve kalemin yazıya döktüğü kâğıdın üstünde
ağaçın gözyaşları var.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen uzayıp giden gecenin ardından
günün ilk ışıkları kuşlarla nakışladı gökyüzünün örtüsünü.

Oya Uysal
-siyah saten bir gecelik-