Aylar, madenler – Murathan Mungan

Aylar, madenler - Murathan Mungan

Ağustos bakır olsun, kasım demir kessin
bu şiirde
tutunamamanın madeni aksın
şubatın kar tutmaz avuçlarından
açık denizlerden dönüp de
uğrayamadığı bir yazdan
açıkta kalsın bronz
rüzgârı koklayan bir geyiğin bakışlarıyla
nisan geçsin aramızdan
şaşkınlığımızı tabiattan bilelim

ekim devrim yapsın gene
ocak ayları gümüş yerine geçsin
değsin kelimelere mıkatısın dili
konuştukça altun
biz sükûtun madenlerine inelim

uçvermezliğin doğası, ödünç belirsizlik
yer değiştirmecelerle anlamlandırnamın

yapraklanmaz isimsizliğin ağacı
burcunu bilmez
içinden geçerken tutulduğu ayların
ad koymanın madeni yahut unutkanlığın

bu yılın olmayanı başka yıla gidelim

Murathan Mungan
-Gelecek-

AFFETMEDİM – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN AFFERMEDEİM

Herkese kapattım artık kapılarımı
yılları affetmedim
el falına baktığım karanlık
yalnızca gündüzleri saklar
içime düştü eski rüya
bir ben görmedim bir ben görmedim
gözlerimde saklı olanı
bağımlı zaman
ellerim kollarım yollarım bağlı
belki beni de onlar affetmemiştir
ardımda kalanlar
hayat burada değil
başka konular
dünyaya söylenmiş başka sözler gerek
zaman ağrıtır başka zamanları
çabuk eskitir insan hayatını
bazı karşılaşmalar
belki ölüm kurtuluş sahiden
belki başka yarınlar
çok yazdım çok söyledim
benden bu kadar
gelecek vakte kadar
benden bu kadar
önce kendinizi affedin ve sonra
hoşça kalın çocuklar

Murathan Mungan
-Elli Parça-

MANŞET – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN MANŞET © Aleksandr Kljuchenkow

Hayatıma manşet istiyorum.
Birkaç manşete ihtiyacım var, günler tekdüze
Karton filmlerden yapılma bütün serüvenlerin
içinden geçtiğimiz karanlık tünel bizim olmayan gündelik
Büyük bir köy artık bana tanınan, dünya!
ölüm tek ticaretin
Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
sanal gerçeklikler için vurguna inmiş manşet
Gözlerimize attıkları bandın sakladığı karanlık
kimsenin ofsetinde kazınmıyor yalan sarmal grafik
kendine çevriniyor
Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
Rekabetten başka yapacak bir şey bırakmıyorlar bize
Şerefin, haysiyetin, adaletin ve ümidin
eski moda öyküsüne bir biletim var, alıp cezalı bir biletle
değiştiriyorlar. Sesim hiçbir metinde tanınmayacak böyle
giderse.
Âşık olmak istiyorum.
Kendileri koyuyorlar kuralları. Naklen yayınlamak
istiyorlar bütün duygularımı. Güzel pişmanlıklar yaşamak
istiyorum, bırakmıyorlar, sterilize ediyorlar hemen yaşadığım
her ânı. Hilesiz kuşlar bile kartpostallarda tuzağa düşürülüyor,
Tebrik ediliyor; poz verdiriliyor kanatlarına.
Pozdan putlar yaratılıyor her yanda, afişlerde, ekranlarda,
vitrinlerde, sokakta pozlara tapmaya zorlanıyor insanlar.
Zorlandıklarını hiç anlamıyorlar.
Her yerde bela var. Olmayacak yerlerde üşüyorum.
Çarşaflarımı denetliyorlar ben yokken. Pencereme konan kuşları
takibe alıyorlar. Tek kişilik bir içbükey zaman bile
bırakmıyorlar bana.
Çıkmasam odam gömleğim oluyor. Çıksam sokaklar tundra.
Aynaya bile şebekemi gösteriyorum.
Bakın kimseyi dövmek istemiyorum. Aktör de olmak
istemiyorum. Vücuduma ve ruhuma muhtacım. Rahat
bırakmıyorlar. Yerimi bilmeliyim gitmeden önce. İzmarit olmak
istemiyorum. Gençken ve yeniyken bir şeyler denemeliyim. Önce
bir manşet bulmalıyım kendime, her şeye bir manşetten
başlamalıyım.

O zamanları anlatmak istiyorum.
Zamanı öğrenmeye çalışırken yitirdiğimiz zamanları.
Ölümden anlayan bir yanımız vardı gene de
Sesimiz alçalırdı. Uyurken korkardık. Sıçrardık uyku
arasında ya da birinin elini tutardık
Gecenin koyu kibrinde gölgelense de erden masumiyetimiz
gelip geçerdik her şeyin yanı başından
derinleşmekti en büyük tehlike
Bağışlanırdık. Gençtik. Gençlik kaba cephane.

hiçbir şeyin içimize fazla işlemesine izin vermezdik
kahkahayla baş etmeye çalışırdık gözümüzle göremediğimiz
her şeyle, ölesiye korkardık
kendi içimizden tanımadığımız biri çıkacak diye günün
birinde

anonim bakış için rehin verdiğiniz gözler
önünde
geçip giden yazıp duran söyleyip eyleyen
ben değilim
duru suyun arı mantığın dingin optiğin
önünde
görülmek görünmek gözükmek isterim
çok mu zor çok mu olanaksız bilmek isterim

karşı durduğum şeyler vardır hayatta
manifestoya varmadan daha kısa mesafelerde
çözgüsü atkıya daha kolay dolanabilecek bir dolu yol
derin çözümsüzlükte
adı konmamış gizli bir sözleşmede saklı madde
imha ve imla

ne çöllerde yiten geç dönemin mecnunları
ne teneke kutularda biriktirdiğim madeni paralar
en büyük günahımı işlemedim daha
elementlerin minimal kullanımı
daha yolun başındayım, yakında

şimdiki zaman yalnızca çarşı
pop ve popcorn zulmün bütün ayları
iki bin yıllık kadim şehirlerde işkenceciler emniyet
müdürü, katiller vali, Bağdat naklen bombalanıyor tarih ekrana
çıkıyor, şifreli çantalarda taşınıyor parçalanmış haritalar, zulme
çalışıyor devletin ve sermayenin bütün kanalları, polisler
gazeteci, sarı kartlı muhbirler, satılık şeref koltukları,
eski bir alınlık: Geçmişi anlamayan onu bir daha yaşamak
zorundadır
hem ortadoğudayız hem viyana kapılarında
kuşe bir gravürde dağılıyor kimlikler değerler özsu; katil
hep başkası çıkıyor kara piyasada kapalı iktisat
her yıl geriye çalışıyor infilaka kadar körlük
infilaka kadar kötülük
herkes birbirine düşman olursa sistem mümkün oluyor ve
buna, hayat işte, deniyor

şairler biliyor sonuna geliyoruz büyük duvara
herkes bir manşet bulmalı parçalandığı fragmanlara
bugünlerden bir gün çıkacaksak eğer, çıkılacaksa,
gömdüğümüz şeyler olmalı bugünlere, bir gün başka gözler
bugünleri yeniden okuduğunda bizi görsünler diye, birkaç
manşetlik kaba cephane
ne yalnızca siper ne barikatta verdiğimiz ölüler
şiir gizimizi herkesin gözleri önünde kaçırır geleceğe
kolay kirlenmeyecek mecralar deltalara vurur akıntısı
çıkarız çıkmalıyız acemi şiirler büyür başkalarının okuduğu
olduğu yerde
bizi de oldurur derin teorisiyle
tekin olmayan şiirlerin koruma altına aldığı yarınlar
saklar kendi çocuklarını da
eski ve kara bir şarkı yineler kendini başkalarının
kaderlerinde:
“kendini ele verdiğin yerde
başkasına ihanet etmiş olursun
yapma n’olursun!
bizi almazken bizim kurduğumuz şehirler
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
varsın olsun sen gene de
yapma n’olursun!”

yarım bırakılmış bir fragman gibi,
parçalanmışlığın sunduğu acemilikler gibi
mükemmel olmaktan özellikle kaçınmış şiirler gibi
söylenebilecek binlerce sözden yalnızca birkaçı gibi
kirletilmiş kayıtsızlığın her vahşeti mümkün kıldığı bir
dünyada
hayatınızın başına çekin kendi manşetinizi
Murathan Mungan
1991-1994
-Doğduğum Yüzyıla Veda/
Billboard-

 

© Aleksandr Kljuchenkow

İnce L, Lalena / Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN İNCE L LALENA

Eski sular,
silahsız akşamlar, erken vurulmalar
sığırcıklar ötüyor bir yerlerde
gün düşüyor çılgın bir portakal gibi
bir yolculuk defterinin içine
tundraların gizlediği izlerden
Bak yine eşiğine geldim
İnce L, Lalena
izin ver inine sokulayım bu gece
Bak safkan geldim gittiğim uzaklardan
Yaşadıklarım işlememiş hiçbir yerime

şuracıkta kıvrılayım, teninin tarçın gökleri altında
temiz bir çarşaf ser; beyaz, yumuşak bir yastık
rüya istemem sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın huzurundan başka
köşedeki minderde otur eski günlerdeki gibi, usul sesle bir şeyler
anlat bana, bana bir şeyler söyle
herşey eskisi gibi olsun
ben hiç gitmemiş olayım
sen evlenmemiş ol, ölmemiş ol Lalena

İnmem gerektiği söylenen düşlerden
indiğim gecelerde
kaç kez sardın yaralı bedenimi
kaç kez yeniledin
ertesi günün sokaklarına
kendimi bulurdum başka terkilerde
derdim yaşam
elimden kaçmamış daha
uyardım kurallarına, kısık ışıklarına
senin koyduğun bütün sessizliğin
bilirdim kelimelerle bile
paylaşılamayacak
kadar derinde
“Lalena”yı dinlerken sokulgan bir kedi
gibi bırakırdın kendini
beni bile unutarak benim göğsümde
neyi sevsem
kime dokunsam
saçların akıyor yıllardır parmaklarımın arasından
ben kendime ne yaptım, sana ne yaptım Lalena?

hatırlıyor musun
ne aptalca şeylere güler
sonra mutluluktan ağlardık sevişirken
aşkın, birbirimizin ve günlerin kucağında

San Fransisco’ya giderken olmasa da
Doors dinlerken bir çiçek takardın saçlarına
Nasıl dönerdik ortancalar vadisinden
daha silah sesleri gelmezken hüzünlü tepelerinden
daha başkalarına kıymanın bilgisi
bulaşmamışken parmak izlerime
nasıl kaygısızdık ve nasıl farkında bile değildik
içinden geçtiğimiz zamanın
masum şehvetini
kendimizden ayırt edemezken

dünya bir daha o kadar benzemedi bize

hem zayıf, hem korkak, hem maço
korurum kendini sanır kaçtığı uzaklarda
hiçbir şey vurma yüzüme, hiçbir şey söyleme
eksileceğim kadar eksildim
dönüşün yollarında buraya gelirken
geriye pek bir şey kalmamış
aşkın bütün imkânlarını sende tüketmişim ben

yol bitiyor işte, bir kaç adım kaldı eşiğine varmaya
şimdi herkes Doors dinliyor yeniden
seninse saçlarındaki çiçek duruyor mu hâlâ
Orada mısın? Bu şiiri okuyor musun?
İnce L duruyor mu şarkının kaldığımız yerinde?
Orada ol
Evlenmemiş ol
Ölmemiş ol
Hiçbir şey olmamış olsun sana
n’olur n’olur n’olur Lalena

Murathan Mungan
1991, Ludwigshafen
-Kadın Işığı/Doğduğum Yüzyıla Veda-

Muhayyer – Murathan Mungan

Silhouettes of woods and beautiful moonrise, bright full moon wo

uyku tutturamıyorum ne sözde ne şiirde
neyi anlatsam biliyorum bir şey kalıyor
derinde, daha derinde…

nereye gitsem ürperen yıldızların kandilleri
hangi suya vursalar akşam saatleri
vursalar suya, yıldızlara, akşamlara beni
ah mehtaplı geceler…

Murathan Mungan
-Oda, Poster ve Şeylerin Kaderi-

SOYGUN – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN SOYGUN Pip Jaramillo

yorgun mesafeler
hangi bedellerle alınmış
yıkımların çekülünde
uzlaşma noktaları
belki siper, belki kazanılmış kaleler
her ilişkide yeniden sınanan soygun teorileri
birbirimizden yağmalanmış
küflü, paslı ganimet
hangisi ondurmuş ki acıları
hangisi hangi yarayı sarmış

kısa sevgi anları çakan şimşek ömürsüz
yeniden kilitlenir kara bulutlar
herkes kendi sığınağını kendi dağına kazmış, yıkık
köprülerden geçemezsiniz, göller
esrarlı karanlık
duvarlarımızla
vardık, olacaktık
içki masalarında
deşilmiş çocukluk
açığa çıktıkça
ürperen yaralarımız
bu kadar benzerken birbirimize
neden bu kadar uzaktık
sözcüklerimizde pençe izleri
—daha önce de biz yaralanmıştık—
soygun akşamlarından kırık dökük
dönerken geri
söyleyin hangimiz kazanmıştık

Murathan Mungan
-Mırıldandıklarım-

©Pip Jaramillo