YANIMDAN GEÇİP GİDİYORSUN – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN YANIMDAN GEÇİP GİDİYORSUN Makoto Saito,

Baksan, anlasan
Görsen beni, bir tanısan
Ufak bir işaretin yeter her şeyi başlatmaya
Oysa geçip gidiyorsun yanımdan,
Kayıp yıldızlar gibi ışığım ulaşamıyor sana
Biliyorum, aynı karanlıktayız ikimiz, ayni boşlukta
Biliyorum, çelik bir yelekle koruyorsun kalbini
Yüzündeki kalın bulut göstermiyor içini
Ne yapsam boşuna, beni farketmiyorsun
Kelimeler yanıp sönen yıldızlar gibi dilimin ucunda
Belki bir gün onları sana vermeye vaktim olur
Yol alırken aynı karanlıkta
Biliyorum, bana ihtiyacın var, tam aradığın sevgiliyim ben
Ama bunları söylememe izin vermiyorsun
Görmüyorsun beni, fark etmiyorsun,
Yanımdan gecip gidiyorsun her seferinde
Yanımdan gecip gidiyorsun.

Murathan Mungan
-Elli Parça-

©Makoto Saito ..

Akarı – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN AKARI

Bir dizeden diğerine sekerek
elinde biçim değiştiren suyun gücü
kelimelerin ve zamanın debisi

kâğıt üstünde saklı
hayatın zemin matematiği
deltanın tabiat bilgisi
pamuk ipliğinde trapez
dengede tutmak
şiiri adımlayan ruhun ibresini
boşlukta giz ve anlam
akarında atan nabız

Murathan Mungan
-Solak Defterler-

©Serj Master..

Tarihte bugün – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN TARİHTE BUGÜN

Yamar tarihten devşirilmiş örneklerle kendini
sahteliğin şimdisi

“Dönüp tarihe bakacak olursak”:
Tarihte delilden çok yalan var.

Her yüzyılın suçu kendi çürüğüne morarır.

Dünyanın doğumundan başlayarak
kaç insan ölmüş bugüne kadar?
varlık ölüme istatistikle katlanır.

Tarihin belli dönemlerinde
daha ağırdır sıradan olmanın bedeli

bu yüzden sadeliğin süsüne kaçılmadan dahil edilmeli
tutum alan söze
gündeliğin, sıradanlığın önemi
örneğin, ilk aşk gibi unutulmaz
ilk cinayet de
malum, günün moda sözlerinin neonu yetiyor
ağzı idare etmeye
gerisine ne gerek var? Hatta
Mutfakta biri mi var?
Katil uşak çıkacak!
ya da Eyvah Kocam Geldi!
herkesin film karakteri olmak istediği bu çağ
biliyor kendinin bir cümlesi olmadığını
hafıza bile on beş dakikalık metafora kilitli
kendi klişesini kırmaya yetmiyor kimsenin şifresi

kes yapıştır kırpıntıların tıkadığı süzgeçlerden
istatistik damıtıyor çiğ gerçeği:
Bu kadar çoğul benzerlik
o kadar büyük yalnızlık getirir
Evet mutfakta biri var, evet katil uşak,
Evet ömrü uzun olmaz taşradan çıkan karşı kahramanın
hep aynı şey hep aynı hep aynı
cıngıl sağırı olmuş kulaklar öğütürken kendi çığlığını

Bak, tarihte bugün:
ışık hızında uzaklaşıyor bizden
Maarif’in sarı saatinden koparılmış yaprak

Murathan Mungan
2014
-Azap Kağıdı/Solak Defterler-

Arzunun ve bilginin alacakaranlığı – Murathan Mungan

Arzunun ve bilginin alacakaranlığı - Murathan Mungan

kendi başına arzu duyamayan
bir ben’in
merkezkaç hareketinden
bir yere uzaklaşamaz
her vaat ötekinin hakikati
olmaya devam ederken

salınımın tutsaklığının
acımasız geometrisi
kim kurtarabilir alacakaranlığını
gereği yerine getirilemeyen simetrinin kudretinden
başkaları tarafından arzulanan nesneleri
kendisi için arzulaştırarak
kim çözebilir ben’ini
varolmanın denkleminden

gerçeği güne ağır gelen metafor
sarp bilgi

bırak bunları
hadi sinemaya gidelim
biliyorum daha vakit var,
hem bunlar için daha erken.

Murathan Mungan
-vaatler ve vadeler /
solak defterler-

Aile ocağı, sonrasız – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN AİLE OCAĞI SONRASIZ

Ceketini yamar yırtıldığı günlerin
ıslığı küpeli esmer oğlanlar

bilir yarasındaki kaçak
dönüp varsa bağışlamaz
badanası sararan duvarlarda
bıçağa kesmiş ata yadigârı bakışlar

bilir sonrasız günlerin göğsünde, hayat
dediğin unutmaya çalışmak

Murathan Mungan
-Kayıp Künyeler-

 

Görsel: Ara Güler

Karanfil – Murathan Mungan

33691402_1900608916615894_5452548874482745344_n

Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
Atlanın gidiyoruz.
Buğulu bir şafak vakti yeniden düşüyoruz yollara
Eski zamanlarda olduğu gibi
Dersimiz Tarih. Unutmayın kaldığımız yeri
yenilmedik daha
Masal alın koynunuza. Belki dönmeyiz uzun zaman
Masallar hatırlatır size doğduğunuz yeri
ilişkiler iklimini
çocukluk taşınabilir bir şeydir
alınsa da elinden geçmişi.

Tütün ve tarih koyun torbanıza. Kekik ve dağ ateşleri
Şafağın bin yıllık anlamını, suların ve çağların sesini
ezberleyin, bilinmez otların adını hatırda tutar gibi,
Ten rengi aya bakın son defa
yani geride yaşanmış ve yaşanacak bütün yaz geceleri…

kaçak aşıkları, uçurum bakışlı firarları, mağrur eşkiyaları
saklar gibi
kilitleyin yüreğinizin kalelerini
Anka ve Anahtar, ikinci bir emre kadar
Kaf Dağının ardına gitti

Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
Toplayın çadırlarınızı. Eski zamanlarda olduğu gibi
Çığ geliyor. Çağ çöküyor.
Gidiyoruz.
Dudaklarınıza ninni, ıslık ve destan alın
siyah sünnet çekin gözlerinize
Alıcı kuş telekleriyle
Ki ışısın yaprak yeşili gözlerinize kıstırdığınız
farz olan öfke
çapraz asın tüfeklerinizi
çağın dışına sürdüğü eski masallardaki
eşkiya resimleri gibi
yurdundan ve yüzyılından
kovulmuş çocukların tarihinde
gelenek kimi zaman başkaldırma biçimi…

Teni tarçın kokulu halkımın oğulları
Atlanın. Bizi bekliyor ay akşamları
daha yola çıkmadan eksiksiz anlatın çocuklarınıza
aklınızda kalanları
ağızlık, tesbih ve tabaka bırakın
yolları ayrı düşmüş arkadaşlara
belki görüşemezsiniz bir daha
yükse kuşlar dorukları sever
ölümse çıplak kaldığı dağları

Atlı bozkırların sararmış hülyalarını
eski sözcüklerin yüklü çağrışımlarını
yanınıza alın.
Sabahı karşılayın her günkü sabahı
gülümseyin yüzünüzün sığmadığı kuşlu aynalara
mayın diye gömün yüreklerinizi
ölülerinizi verdiğiniz toprağa
vedalaşın denkleri toplanmış geçmişinizle
unutmayın göçmen tarihlerden, yerleşik zulümlerden
geçilerek varıldı yüzyılın eşiğine
sonra gece nöbetçilerinin yüksek rakımlı yalnızlığını alın
yalnızlık kullanışlı bir şeydir, bazen iyi gelir
gerektiğinde yalnız olmayı bilmeyenlerin
inanmayın beraberliğine
sonra sabır.Mazlumların ve bilgelerin bize tarihsel
emanetidir,
her yerde yeni anlamlarıyla denenir.
Ve her çağın hurafeleri vardır
kurban alır, kurban verir
Geçer devran, takvimler el değiştirir.Gün gelir zulüm de göçer
Zaman örter her şeyin üstünü
Uzağı gören çocuklar bilir gelecek uzun sürer….

Atlı ay akşamları
Sönmüş yanardağlar.Gecenin ormanında
ilerleyen ölülerin rüzgârı
yanık fısıltılar…
gelecek günlerin düşünü kuran
kaç tarih çadır kurup sökmüş burada
yalnızlık kalmış yadigar
bir de gökyüzü
gökyüzünün mayınları yıldızlar
hem saklar, hem açıklar
çoban yıldızı, samanyolu, kervankıran
kapı komşumuzdu burada
gittiğiniz yerde de parlak mıdır bu kadar?

Şimdi menzili yurt tutanlar
ne yollar, ne yıllardan geçeceksiniz
çiçek atın yenilmiş asilere
güvenin her çağda ve her yerde
uzakları iyi bilen çocuklara
kenar adamlarına, ateş insanlarına
birliğiniz dağılmaz göç yollarında
ey gurbete çıkmış halklar

Atlı ay akşamları
kalın şayak bir gece, esiyor rüzgâr
gidiyoruz geleceği olmayan bir yere
ardımız sıra esiyor ölülerin rüzgârı
daha şimdiden başka yerlere gömülenlere
gidiyoruz kalın şayak bir gece
geride ne çadırlar, ne tarih, ne saltanat
yalnızca rüzgârın sesi bizi uğurluyor.

Ay vurmuş alnına bütün ölülerin
yatıyorlar kimsesiz koyaklarda
ilk vuruldukları sıcaklıklarıyla
sanki dokunsalar birinin omuzuna
hep birden, her şeye yeniden başlayacaklar
ilerliyor gece, geçiyor ay
nesnelerin boşalan dünyasında
yer değiştiriyor aydınlık, tarih, mevsimler
kimsesiz koyaklarda ölüler ve ay

Kulağında karanfil
Teninde tarçın
Gözlerinde göç var
Döner bir gün Anka
Kilidinde döner anahtar

Murathan Mungan
-Omayra-