saadet – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN SAADET Yaşar Ünlütaş

geldin mi şehrimize buğday benizli sonbahar
gökyüzü yine bulutlar bağlamış
deniz ürperiyor içini çektikçe rüzgâr
tarz-ı nevin yola çıkmış beşiktaş iskelesinden
akıntı ters geliyor
mavi sisler içerisinde üsküdar
istanbul yakasında minareler kalem gibi yükseliyor

ikimiz denize karşı yan yana oturmuşuz
ve plakta eski bir meyhane şarkısı
hıçkırıklı bir ses şikâyetçi sevgilisinden
garson değiştir şunu kardeşim yok mu bir başkası

biz ümitle dolu bir şarkı istiyoruz
aldı bizi götürdü sonbahar havası
gözlerin senin bademsi gözlerin
gökte beyaz zambak gibi martılar
ve deniz boylu boyunca mavi
görebildiğin kadar

biz insanız insanlara saadet lazım
ve bir eylül akşamı
yıldızların zenginliği titretirken insanı
yaseminler gibi açılması hayatımızın
ve bir yürek dünya örsünde dövülmüş
ve bir dünya ışıklar içinde
çoluk çocuk sokaklara dökülmüş

işte ninni gibi bir yağmur çiseliyor
istanbul şehri minareler bulutlar içinde
neden böyle mahzun kızkulesi
tarz-ı nevin yolda akıntı ters geliyor
nasıl da kaybolmuşuz sonbahar içinde
cehennem olup gitsin o bîvefa sevgilisi
garson değiştir şunu kardeşim
allah aşkına yeter

yağmurla birlikte yağdı saadet için ölenler
fırtına gözleriyle bulut bulut indiler
göğüsleri kalbur gibi delik deşik
delirmiş delirecekti kalbimiz
canımıza yetmişti beklemek
onlar konuştu biz dinledik
– saadet var olmanın büyük sebebi
saadet asırlarca bitmeyen hasretimiz
o size gelmezse siz ona gideceksiniz
mademki bir eylül akşamı yaseminler gibi
ve mademki tek dünya
tek yürek

Attila İlhan
-duvar-

Görsel: Yaşar Ünlütaş..

kim arar kim sorar – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN KİM ARAR KİM SORAR

meyhaneler dağılmıştır
sarhoşlar mağlup
asfaltlar yıldırım hızıyla soğuyor
hava durgun yaprak kımıldamaz
uzak lâternaların aydınlattığı geceyi
kim arar kim sorar
en tenha rakıların
en ıssız kuytularından
sırılsıklam tefrikalar çıkaran
mahmut yesâri bey’i
kim arar kim sorar

çil çil
yıldızlara karışırdı ziller
kadehler dağılır gümüş karanlığına
gelmiş bütün ihtişâmıyla incesaz
salkımsöğütlerin altına
havuzbaşlarında hızlı ve üryân
ceylân gözlü çengiler
bir başka zamandı bir başka mekân
artık o devr-i dil-ârâyı
o cümbüşü o eğlenceyi
kim arar kim sorar

acaba hangi yıllar
30’lar mı 40’lar mı
sansaryan hanı’nda akşam
o müthiş terkedilmişlik duygusu
kış mıdır yaz mıdır
yoksa sonbahar mı
daktilolar zamanı teyelliyor
koridorlarda izmarit kokusu
kollarını iki taharrinin omuzlarına atmış
sakalı bir karış
suratı allak bullak
‘tornacı’ ömer sorgudan geliyor
sol kulağına kurşun akıtılmış
yaşadığı o dehşeti o işkenceyi
kim arar kim sorar

birden kar üşümesi
tepebaşı’nda kış
sokak lâmbaları bir sola bir sağa
şişhane yokuşu’ndan ilk tramvaylar
tenha ve ıslak
elektrik tellerinde rüzgârın sesi
ıslık ıslığa
otellerinde pavyon kızları uyudu uyuyacak
gece asıl uyandıkları an
üstlerine devriliyor
sabah aynalarında kendilerini tanıyamıyorlar
gördüğü o değil elbet bir başkası
suratı aşınmış boyanmaktan
kalın bir baş ağrısı
beynini yiyip bitiriyor

belki yanılgılar
hayatı kadere indirgiyor
belki başka bir şey var
bir türlü anlaşılamayan
çünkü o menekşe gözlü kızı
afacan öğrenciyi
kim arar kim sorar
hani voleybol takımında kaptan
sınıflarını su gibi geçiyor

başka bir yerde
başka bir zaman
sedirde
abâni sarıklı pîr-i fâniler ki
sakalları kucaklarına dökülmüştür
ince belli istikânlarda tavşankanı çay
çayda kelle şekeri
sessizce eriyor
rahlede kur’ân-ı azîm-üş-şân
elyazması divanlarda muhammes’ler murabbâ’lar
gün bu gün saat bu saat
nasıl herşey hiç yaşanmamışa dönüşmüştür
artık o şûh o dilbâz o şâir-i nev-edâ
ahmet nedîm efendi’yi
kim arar kim sorar

Attila İlhan
-serbest gazeller/
ayrılık sevdaya dahil-
 

Attila İlhan (15 Haziran 1925 – 11 Ekim 2005) Anısına saygıyla…

 

ATTİLA İLHAN 11 EKİM 17

herşeyi birden istemek! – Attila İlhan

o kitabı da okudum bitirdim
hani o genç kızın beni unuttuğu
bir ara fena halde fikrindeydim
dudağındaki nem gözündeki buğu

durmadan hayal değiştiriyorduk
çetrefil bir hayat herkesin korktuğu
kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu

erteleyip durduk suç ortalığımızı
asıl mutluluğun içinde bulunduğu
bazı ben yalnıştım o yalnıştı bazı
çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu

yanıldığımız herşeyi birden istemekti
isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti
devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
sararmış yaprakların usulca savrulduğu
köprüler yıkıldı artık kendimleyim
parmak uçlarımda ölümün soğukluğu

Attila İlhan
-ayrılık sevdaya dahil-

ayrılık sevdâya dâhil – Attila İlhan

 

1.
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

2.
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

3.
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yâseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dâhil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir ânı tek başına yaşayamazlar
her ân ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telâşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dâhil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

4.
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflâtuna çalar puslu lâcivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize

yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice

yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle

5.

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız

ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız

hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da

hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek
aşkımız

Attila İlhan
-ayrılık sevdaya dahil-

bir özge muammer bey – Attila İlhan

Anadolu Hisari-Istanbul -Turkiye-1900 (1)

-2. muammer bey’in karanlığı

gerçi ney üflerse de muammer bey aslında
hayli rind bir ozandır ömer hayyam tadında
eksik olmaz eşref’ten nükteler dudağında
gümüşten kafiyeler zil çalar parmağında
deflerin patladığı selâmlık sofralarında

bulutlar dokuyup akşamları telli ipekten
üzgün her gün bir güneşi sehpâya götürmekten
kaybetmiş yaşamak tutkusunu ölmek için erken
ne dost şenlikleri kalmış mehtâpta içerken
ne mâhur’dan udların gülüşmesi harem tarafında

bir nazlı kadın sonbahar dağıtır saçlarını
kırgın yalnızlık bahçelerine zehirli sarı
kuşağında cam örgüsü kaç yağmur anahtarı
kısarak isli lambalar gibi bir bir yalıları
unutur muammer bey’ın umutsuz karanlığında

Attila İlhan
-yasak sevişmek-

 

biraz paris – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN

yanlışlık baladı

2. saksonya düşesleri

porselen güzeli saksonya düşesleri
kullanırsa kayzer’in göklerini kullanır
ırmakları durdurur birazcık küsmeleri
dişleri parlamasın ilkbahar ayaklanır
şatonun göllerinde alımlı kuğular
yaslı bir yalnızlık gibi durgundurlar
porselen güzeli saksonya düşesleri
serçenin kanadından bile gocunurlar

peki bu filmde ben de oynuyor muydum
neden şahlanıyor altımdaki at
acaba rolüm neydi nasıl unuttum
evet gün bu gün saat bu saat
uç beyi değilim ama beç toprağında
yaşlıca bir yolcu sirkeci garı’nda
içinde eskimiş bütün hevesleri
yoksulluk çizgileri dudaklarında

porselen güzeli saksonya düşesleri
bach’ı bırakamaz ıtrî’ye gelemezler
yanlışlıklar geliştirir benimsemeleri
onlara benzeyemem bana benzemezler
bu tren götürse de aydınlıklarına
karanlığım kalacak onların yanına
orgların ormanında şenlik geceleri
boya diye sürecekler gözkapaklarına

Attila İlhan
-yasak sevişmek-