gaziler caddesi – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN GAZİLER CADDESİBASMANE

basmâne’de gaziler caddesi’ne
küçük bir yağmur götürdüm
siz böyle akşamüstü görmediniz

gizlice bir şarap tuttum
yine o şehir korkusu
ola ki simsiyah sarhoşum
içimde elektrik uğultusu
bir kötümserlik sebepsiz

şurda yeşil gözlü bir çocuk
naylon geçirmiş şapkasına
ferid’e benzettim azıcık
kimbilir belki de başkasına
yetişkin eli yüzü tertemiz

basmâne’de gaziler caddesi’ne
kırık çocukluğumu götürdüm
siz böyle bir akşam üstü görmediniz
camların rengini beğenmedim
bütün mor bıyıklar yabancı
şekersiz çaylar içindeyim
gece makaslarında bekçi
sabaha karşı hırsız

bu afiş bir sinema tuzağı
düşme o kızın arkasına
yemyeşil kolu bacağı
cigara yapışmış dudağına
dördüncü gecedir uykusuz

basmâne’de gaziler caddesi’ne
ürkek bir çarşamba götürdüm
siz böyle bir akşam üstü görmediniz

Attila İlhan
-ben sana mecburum-

Görsel: 1920 İzmir/Basmane..

harem-i hümayun – Attila İlhan

Haremden (1880)

birer sırça kadehtir
soframızda yıldızlar
büyülü bir rakıyla dolar
pancurlar kırılır
mehtabın ağırlığından
odalar
o mâhûr şarkıyla dolar

uzanmış lâhûr şal üstüne
çubuk sefasına dalmış
siyah perçemleri belâ
elâ gözleri âfet
bir nevcivan ki / gönül
kanrevan
aşkıyla dolar
mülkün her ucu başka felaket
rumeli’den bozgun haberleri
anadolu’da isyan
arabistan’da veba
kazan kaldırmış yeniçeri
mehter vurur / payıtaht
kılıç şavkıyla dolar

gizemli saray aynalarında
görünür kaybolurlar
yaşmaklı sultan çehreleri
gözleri kahrıyla dolar
boğdurulmuş şehzadelerin
körpe zambak boyunlarında
kaypak bir yılan yağlı ilmik
samurdan duvarlarına harem’in
çarpa çarpa uzar
sonsuza kadar çığlıkları
kubbeler
canhıraş bir yankıyla dolar

Attila İlhan
-serbest gazeller/elde var hüzün-

Görsel: Osman Hamdi Bey / Harem.

memleket havası – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN MEMLEKET HAVASI 6 NEDEN KIZKARDEŞLERİM

— 6. neden kızkardeşlerim

neden kızkardeşlerim
niçin saklanıyorsunuz
niçin peçelerin peştemalların arkasına gizliyorsunuz
nur yüzünüzü
sık ve sert sıhhatli siyah saçlarınızı
cömert ağzınızı
neden kızkardeşlerim
hep böyle bir şeyden korkmuş gibi huzursuz
hep böyle bir şeye kızmış gibi öfkeli
acı ve alaca gözleriniz
daima gölgeli

niçin kızkardeşlerim
kim geçerse geçsin yanınızdan
ışığı kendinize haram ediyorsunuz
bir vücut noksanını saklar gibisiniz
utanıyorum utancınızdan

neden kızkardeşlerim
niçin saklanıyorsunuz
görmek istemez miyim hünerli ellerinizi
yastık örtülerine çitlembik gözlü kuşlar işleyen
çay takımlarına mor menekşeler
hercaî menekşeler dizi dizi
kızkardeşlerim
görmek istemez miyim ellerinizi
buğday sularına batmış ölesiye ırgat
hızlı ve çabuk teknede hamur yuğururken
çamaşır günleri bambaşka hamarat
bir erkek eli kadar yiğit ve kararlı
dağ kuşlarının pençesi gibi çevik
yırtıcı üstelik
çocuk doğururken

neden kızkardeşlerim
ne zararı var
bütün kirpikleriyle üzerime açılsınlar
hem tüyleri yaldızlı boyunlarınızı
herhangi bir sokağı ilkbahar gibi bir anda şenlendiren
tepeden tırnağa çiçekli giyimlerinizi
alnınızdaki mavi damarcıkları da görmek isterim
her şeyinizi

Attila İlhan
-ben sana mecburum-

©Saim Dursun..

memleket havası – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN MEMLEKET HAVASI 2 BURSA

2- demir kuşaklı halkımız

bıçak dövüyor bıçak bursa’da bıçakçılar
bir dilim güneş gibi bursa bıçakları
götürüp belki izmir’de fuar’da satacaklar
belki balıkesir’de bıçakçılar içinde

halı dokuyor halı uşak’ta halı esnafı
bir ilkbahar sahifesi kimisi silme çiçek
dövülmüş bir bakır aydınlığı kimisinde
kimisi tertemiz sofalara serilecek
encamı bilinmeyecek kimisinin de
halı dokuyor halı uşak’ta halı esnafı
hünerli elleriyle bir dünya cenneti dokuyor
içinde çırılçıplak kendisi işin tuhafı

akşehir’de semerciler semer dikiyor
ufacık yere yakın bozkır atları için
çuvaldızın ucunda ağaç saman ve meşin
toz bıyıklarını yakıyor semercilerin
bir iğne sokuyorlar bin ah çekiyorlar

demir dövüyor demir demirciler sıvas’ta
örsün üstünde kibrit gibi parlatıyorlar
yumuşatıyorlar çifte su veriyorlar
altı yüz çırak yüz elli usta sıvas’ta
çekiç burunlarından çıngı sektiriyorlar

küçük asya düzünde ay ve yıldız
omuz omuza vermiş ekmek yuğuruyor
yıldız kadınhan’da buğday savuruyor
ay ramandağı’ndan petrol çıkarıyor
küçük asya düzünde ay ve yıldız
her köşebaşında her gün rastladığımız
gözleri bozkır gibi kuru ve aydınlık
avuçları sıcacık demir kuşaklı halkımız

Attilâ İlhan
-ben sana mecburum-

 

©Nusret Çolpan – Bursa minyatürü..

ilk kelepçe – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN İLK KELEPCEkursatgonullu_IMG_3204

kötü kötü bakıyorlar işçi görmemişler mi hiç
hepsi bana bakıyorlar hayli uzak çekimser
bilmem ki nerem tuhaf ne yanım ilginç
besbelli gözlerinde hergelenin biriyim
saat beş çayında aynalı pastaneler
akşam / sokaklar kirli sarı / linyit kokusu
ulan ankara ben senin oğlun değil miyim
hepsi bana bakıyorlar kötü kötü bakıyorlar
yüreğimde bir eziklik ağzımda ekşi bir su
içimdeki korkuyu göstermeden silmeliyim

ulan ankara ben senin oğlun değil miyim
kasketimin altında tepeden tırnağa bozkır
gönlümde ıslık ıslık bir türkü çağrılır
ellerim kazma kürek ayaklarım toz duman
ne han hamam sahibiyim ne apartıman
hepsi bana bakıyorlar fakat fena bakıyorlar
besbelli gözlerinde hergelenin biriyim
adamdan sayılmıyoruz kuşkuları var

ulan ankara ben senin oğlun değil miyim
karıncayı incitmem hayata saygım büyük
işçiyim dediysem anla ki tutsak değilim
alnımın terini yerim / acı tuz ve ekmek
istediğim yoksullara avuç avuç özgürlük
ortaklaşa çalışıp ortaklaşa yiyebilmek
çünkü bak / bin yıllık emek birikimiyim

iki yanımda iki polis ilk defa kelepçeliyim

Attila İlhan
-böyle bir sevmek-

(C) Kürşat Gönüllü. Ankara/Atatürk Blv..

belma sebil – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN BELMA SEBİL

seni ben kallâvi sokağı’nda gördüm
sen beni görmedin görmedin
kapıları çaldım adını sordum
söylemediler öğrenemedim
seni ben kallâvi sokağı’nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim
belma sebil adını yakıştırdım
aklıma geldikçe her sefer
gözlerinin mavisini bitirdim
saçlarının siyahına başladım

kallâsokağı’nda güvercinler
benim karanlık istanbul’um
bir esnaf kahvesine oturdum
belma sebil ya geçti ya geçer
rüzgârını içime doldururum
kallâvi sokağı’nda güvercinler
bunca yıl sönmemiş umudum
nisan değilse mayıs
perşembe değilse pazar
ben belma sebil’i bulurum

Attila İlhan
-ben sana mecburum-

şeyh bedreddin-i simavî’ye gazel – Attila İlhan

SOHRAB SEPEHRİ

varsa devran içinde devran
bu devranın devranıyız biz
o canlar ki cânânından taşra düşmüştür
cânânıyız biz

gönül mahzun
ay karanlık
yıldızlar gözden nihân olsa da
arşı ferşi ışıktan titretecek
bir aydınlık imkânıyız biz

ince bir yağmura gerçi asılmıştır
-serez’in esnaf çarşısı’nda-
uzadıkça uzar gölgesi darağacından
o asırdan bu asıra
şeyh bedrettin-i simavi’nin
elhâk/devamıyız biz

geçer mermi ıslıklarıyla/tek tek
vurduğunu dağıtan
sunturlu mısralar
rediflerin gümbürtüsü akla ziyan
tantanalı bir kavganın demek
gazelhanıyız biz

tohum ağaç ve orman
ölümün içerdiği hayat
buhara inkilap eden su
-iriş dede sultanım iriş-
gün bu gün saat bu saat
diyalektiğin fermanıyız biz

Attila İlhan
-korkunun krallığı-