AÇIK KAPILAR – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN AÇIK KAPILAR

Bir oda mıydı paylaştığımız dünya mıydı neydi
Serin çeşmeler gibi ellerin miydi akan yüzüme
Ne zaman gecelerde kalsam, böyle yapayalnız
Yıldızların dökülüyor gökyüzüme

Perdeleri hatırlıyorum, yerdeki halıyı
Dudaklarını hatırlıyorum sıcak, arzulu
Ya omuzbaşların ellerin, ayakların
Şimdi bütün odalarım seninle dopdolu

Her yerde bir anı, bir koku senden
Sedirden, masadan, yatağa kadar
Ve belki bir gün dönersin diye
Hiç kapanmayacak bu kapılar.

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 2-

GİDENE SONE – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN GİDENE SONE

Sen uzaklara gitsen de kalır
Bu dinmeyen sarhoşluğu denizlerin
Yıkanır güzelliğinle dalgalar
Durur ıslak kumlarda ayak izlerin

Gidersin bu sahillerden ışık ışık
Kalan hatıran geceyi aydınlatır
Her geçen gemide yine sen olursun
Kalır avuçlarımda ellerin kalır

Gidersin bu yerden hiç gitmemiş gibi
İzlerin silinmez geçen zamanlardan
Sesin kulaklarımızdan çıkmaz ki

Bir selamın gelir uzak limanlardan
Kim kalmışsa geride mahzun, derbeder
Daha bin yıl bu sahilde seni bekler

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 2-

DOSTLAR KOŞMASI – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN DOSTLAR KOŞMASI

 

Vakit geçti, katlanmayın zahmete
Ey arkadaşlarım, yakın dostlarım
Alıştım nasılsa ben her mihnete
Gülüp keyfinize bakın dostlarım

Yaklaştı son günüm, zaman erişti
Kinler unutuldu, küsler barıştı
Ben geride kaldım o bir yarıştı
Siz yine sel gibi akın dostlarım

Size azap olur namım yaşarsa
İstemem kalbiniz bana mezarsa
Ne kadar mektubum ve resmim varsa
Yırtın ben ölünce, yakın dostlarım

Ne damakta tad, ne sizde vefa
Bulduğum aldanış çektiğim cefa
Tabutumun arkasından son defa
O dost bakışlarla bakın dostlarım

Gün gelir elbette biter bu roman
Ne biraz kül kalır ne biraz duman
Garip cenazeme öldüğüm zaman
Çelenk göndermeyin sakın dostlarım

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Duruluş/Şiir Denizi 2-

SEVDİĞİM KOŞMASI – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN SEVDİĞİM KOŞMASI

Sende buldum teselliyi, umudu
Senelerce bana yettin sevdiğim
Pınarların ne de çabuk kurudu
Ansızın tükendin, bittin sevdiğim.

Neler kaybetmedin bir rahat için
On para etmeyen menfaat için
Hep bu gafletinden, bu inat için
Yıllarını ziyan ettin sevdiğim

Dünya görmemişken bir benzerini
Neyleyim bilmedin kendi yerini
Unutup yıllardır verdiklerini
Bir selam vermeden gittin sevdiğim

Tapıyordum gözlerine, saçına
Kurban oldum tırnağının ucuna
Sense beni çamurların içinde
Hem batırdın, hem de battın sevdiğim

Sensiz hayat gayrı işkence
Çöktü ta içime uzun bir gece
Cihanın mülküne değerken bence
Kendini bir pula sattın sevdiğim

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Aşktan Yana/Şiir Denizi 2-

KARANLIĞIN GÖZLERİ – Ümit Yaşar Oğuzcan

umit-yasar-oguzcan-karanligin-gozleri

Şimdi yoksun
Seni dilediğim gibi düşünebilirim artık
Tutar ellerini öpebilirim uzun uzun
Kimseler ayıplayamaz beni
Yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
işte gözlerin, işte dudakların
Senin olan ne varsa karşımda duruyor
Ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
Sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
Ve hoyrat ellerimle
Her gün biraz daha güzelleştiriyorum

Bütün resimler sana benziyor
Hayret
Bütün aynalarda sen varsın
Nereye gitsem peşimden geliyorsun
Şimdi sigarasın dudaklarımda
Biraz sonra beyaz bir kâğıt
Ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın

Kimse yokluğunda bunca sevilmedi
Kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
Saçların böyle daha güzel
Sen daha güzelsin
Gelecek mutlu günlerin ışığında
Her şey daha güzel
Ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
Yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
Ve seni bin yıl daha
Ayrılıklar içinde sevmek isterdim

Ama biliyorsun nihayet ben de insanım
Umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
Hiç gelmeyeceksin sanıyorum
O zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
Katran gibi bir yalnızlıktır sarıyor içimi
Yalnızlığımdan utanıyorum

Beni sevmesen ölürdüm
Beni sevmesen bir çakıltaşıydım şimdi
Beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
Kördüm bir ot kadar
Ölümden acıydım, ölümden beterdim
Beni sevmesen
Dünyayı bütün insanlara zindan ederdim

Beni bunca saracak ne vardı?
Kanıma girecek
Gözbebeklerime oturacak
Bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
Ne vardı?
Hiç karşıma çıkmasaydın
Bu kör olası gözler görmeseydi seni
Ne vardı
Güzelliğini hiç bilmeseydim
Bir dua gibi bellemeseydim adını
Ne vardı bütün gece
Gözlerimi tavana dikerek
Seni düşünmeseydim

Belki karşımda değilsin yanılıyorum
Bu gözler senin gözlerin değil
Aldatıyorlr beni
Karanlığın gözleri olmalı bunlar
Bana böylesine keder veren
Gülmeyi, yaşamayı haram eden
Bir karanlığın gözleri olmalı
Öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
Sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım
Yalan bu geçici sevinç, bu nur, bu ışık
Bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
Bu bir kadeh içki gibi aydınlık

Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım

Ümit Yaşar Oğuzcan
Ankara, 1960
-Karanlığın Gözleri- Aşka Dair Nesirler-

YALNIZ KADINLAR – Ümit Yaşar Oğuzcan

umit-yasar-oguzcan-yalniz-kadinlar

Kim bilir yalnızlığı kadınlar kadar
Karlı dağların en yüksek tepeleri mi
Terk edilmiş şehirlerin caddeleri
Gökyüzünün yıldızsız geceleri mi

Kadınlar bir ömür boyunca yalnız
Ta dünya kurulduğundan beri
Yalnızlık ışığını yakar her gece
Sonsuz karanlığımızda elleri

Nasıl yağmur yağarsa yalnızlığına şehrin
Öyle mahzun ve yalnız kadınlar tanıdım
Denizler ortasında geniş ve derin

Bir dünya gördüm kadınların gözlerinde kapkara
Yalnızlık ne imiş anladım
Acıdım kadınlara

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Arayış/Şiir Denizi 1-

YAĞMUR ALTINDA – Ümit Yaşar Oğuzcan

umit-yasar-oguzcan-yagmur-altinda

Ne zaman yağmur yağsa ben hep böyle oluyorum. Bir küskünlük, bir bezginlik sarıyor içimi. Yağmur damlalarının toprakta kayboluşu bana insanoğlunun çaresizliğini hatırlatıyor durmadan. Hepimiz bir yağmur tanesinden başka neyiz ki? Önce bir buğu halinde topraktan yükseliyor, sonra bir küçük damla olarak yine toprağa dönüyoruz.
Yağmur altında yürüyorum. Eski ceketim ne kadar da ıslanmış, gitgide ağırlaşıyor omuzlarımda, içimde garip bir ürperti var. Fakat üşümek değil bu. Rıhtıma kocaman kocaman gemiler yanaşmış. Beyaz, bembeyaz gemiler… Onlardan birine binip gitmek geliyor içimden; uzaklara çok uzaklara. Adımlarımı sıklaştırıyorum. İçimi çılgınca bir arzu kaplıyor.
Gitmek! Evet gitmek! Fakat nereye ? Kendimden, bir başka anlamda senden kaçabilecek miyim?
Yağmur daha da hızlanıyor. Damlaların vurduğu yerde bir acı hissetmeye başlıyorum. Sanki yüzlerce jilet yüzümü parçalıyor. Gemiler bomboş yağmur altında, rıhtım bomboş, iskeleler bomboş. Görünürde kimseler yok. Sadece küçük, sıska bir köpek halatların arasına büzülmüş titriyor. Öylesine yalnız ve zavallı ki! Küçük kahverengi gözlerini öpmek geliyor içimde. Fakat o benim yaklaştığımı görünce ürkek, telaşlı adımlarla kaçmaya başlıyor. Kim bilir kaç kere aldanmış, kaç kere bir okşayış yerine bir küfür, bir tekme bulmuş? Ben de şimdi bu köpek kadar yalnızım. Fakat kaçamıyorum. Bir köpek olmadığım için…
Bu yağmur dinsin artık. Gökyüzünün bu kirli rengi dokunuyor bana. Oysa Tanrı’nın mavi gözleri her zaman daha güzel, daha parlak olmalı. Bu kirli gri, onun gözlerinin rengi değil. O değil bu alacakaranlık. Ona büyüklük kadar aydınlık yaraşır.
Bu yağmur dinsin artık. Mademki en büyük o; bize gözyaşlarını değil, sabır göndersin verdiği ömre dayanabilmek için. Engin şefkatini göndersin bize. Bir günlük saadet, bir anlık huzur göndersin, yeter. O ağlamasın bizim için. Bizim ona ağladıklarımız yetmiyor mu?
Kimim? Nerden geldim ben? Nereye gidiyorum? Hafızam birdenbire çok uzun yıllar öncesine iniyor, soğuk bir kış gecesini hatırlıyorum. İlk defa üşüdüğüm, ilk defa aç kaldığım geceyi… Çocuk kalbimin o ilk isyanı, ilk incinmişliği hâlâ sımsıcak bir yara gibi içimde. İnsan aç olursa uykusu gelmiyor, hele aç bir çocuk olursa… Pastayı çok severdim küçüklüğümde. Aç kaldığım gece hep pastalar geldi aklıma, pastacı dükkânları geldi. Elimde olsa bütün pastacı dükkânlarının çocuklara bedava olmasını sağlardım.
Şu gemi bir gün kalkacak bu rıhtımdan ve bilmem kaç milyonuncu defa dünyanın yuvarlak olduğunu ispat edecek. Yuvarlak bir dünyada yuvarlak hesaplar, yuvarlak kelimeler, yuvarlak rakamlar, insanlar, yalanlar, zulümler ve savaşlar. Her şey dünya yuvarlak olduğu için. Yuvarlakların ve noktaların dünyası bu. Biz de birer nokta değil miyiz seninle? Denize düşen birer yağmur tanesi değil miyiz?
Söylesene kimim ben, neyim? Telleri kopmuş bir çalgıdan ne farkım var? Hadi uğraş bakalım, benden bir ses çıkarmaya çalış, parmakların kanayıncaya kadar, gözlerin yoruluncaya kadar. Fakat sen de bir gün usanıp taşlara vurma beni, bir kere de sen kırma. Her şeyi bir bir anlatacağım sana. Dinle ne olur! Bütün kalbinle dinle. Sana kirlerimden, utançlarımdan, yalanlarımdan soyunup geliyorum işte. Bu yağmur bütün kötülüklerimi yıkadı. Seni bu bomboş rıhtımda yeniden buldum. İşte köhne sandalımla sana yanaşıyorum. Bana kim olduğumu sen öğret. Bu yağmur dinecek er geç. Islak kaldırımlarda adını tekrarlayarak yürüyeceğim, her geçene seni soracağım. Beni deli sanacaklar, tuhaf tuhaf bakacaklar yüzüme. Seni arayışımın nedenini kimse anlamayacak. Bilmiyorlar ki ben sensiz yapamam. Bulduğum tek şeysin yeryüzünde. Güzel olan, iyi olan, eşsiz olan tek şeysin. Hani bazen durup dururken ansızın bir sevinç sarar ya içimizi; derinden çok derinden bir an için de olsa yaşadığımıza memnun olur, yarına umutla bakarız ya! O an bize bütün kötülükleri, acıları unutturuverir. Kendimizi bir çocuk kadar kaygılardan uzak hissederiz. İşte sen o ansın benim için. En güçlü, en mutlu olduğum ansın. En harikulade ansın anlıyor musun? Zaman zaman senden uzaklaşmak isteyişimin boşuna olduğunu biliyorum. Artık kendimden bile kaçabilirim. Fakat senden asla! Sen hükmedemediğim kaderimsin benim, silemediğim alınyazımsın.
Gel, bu yağmur altında seninle yürüyelim. Rıhtımın yağmur altında küflü demir kokan havasını birlikte koklayalım. Gel, şu gemilerden birine seninle beraber çıkalım. Bilmediğimiz uzak ülkelere gidelim seninle. Gel, her dakikada bir yıl yaşatayım sana. Her gününe bir ömrün yoğunluğunu vereyim. Damarlarımda dolaş, nabzımda vur, kalbime yeni bir canlılık ver varlığından. Bak! Yağmur altında serçeler nasıl da ıslanmış. Nasıl birbirlerine sokulmuş titreşiyorlar bak! Şimdi bir serçe kadar yalnızım işte. Kolum kanadım kırık senden uzakta.
Bu yağmur dinsin artık! Sana bir yıl değil, bir ömür değil, yepyeni bir çağ getireceğim. Bu çağda bütün yılları yarışırcasına yaşayacağız seninle. Köhne tarih bu çağla bitecek. Zaman bu çağla anlayacak değersizliğini.
Sana uzun uzun olayları, kişileri anlatmayacağım. Sana sensiz geçen bir geçmişin kuru ve manasız anılarından söz etmeyeceğim. Bir roman olacaksa yarının, yarınların, yarınımızın romanı olacak. Gerçeklerin üzerinde bir gerçek getiriyorum sana hayal dünyamdan. Sonsuzluğu bir kadehe doldurdum sen içesin diye. Sigaranı ölümsüzlük ateşiyle yakıyorum.
Şimdi ellerimin arasından bir nehir akıyor. Fırtınalar kopuyor gözlerimde. Amansız, büyük dalgalar içindeyim. Dört yanımda vahşi rüzgârlar uğulduyor. Görmüyor musun dilim dilim olmuşum, kanlar içindeyim. Aradığımı buldum artık. Susuzluğumu dindirecek çeşmenin yanı başındayım.
Ve yağan yağmur değil aslında. Islanan sokaklar, kuşlar değil. Bildiğin yağmur değil bu. Güzelliğinin yağmuru altında yürüyorum günlerdir. bu liman senin limanın, bu gemiler gözlerin senin.
Toprağıma yağan yağmurlarınla yeşereceğim ben. Çiçeklerim senin yağmurlarına açacak, otlarım onunla büyüyecek, ağaçlarım senin yağmurlarınla meydan okuyacak göklere.
Haydi yağ! Dilediğin kadar yağ artık! Kuruyan topraklarımın sana olan özlemini dindir. Bir sel gibi taş dudaklarımdan satır satır. Yaşadıkça güzelliğinin yağmurundan mahrum etme beni. Öldükten sonra da toprağıma yağ ki, öldüğümü hiç bilmeyeyim.
Ümit Yaşar Oğuzcan
-Mihriban’a Mektuplar-

,

YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN YİRMİ BİRİNCİ MEKTUP

Kalabalığın arasında bir Robenson gibiyim. Oysa çevrem her çeşit insanla dolu. Kimi gösterişli, alabildiğine mağrur kimi ezik ve yılgın. Kimi de boş vermiş her şeye, gününü gün etmekten başka düşündüğü yok. Şu adamı geçen yıl tanıdım; söylediğine bakılırsa beni hiç kimse ondan fazla sevemezmiş. Oysaki istediği fiyat verilirse dostluğunu derhal satmaya hazır olduğunu biliyorum. Fakat bile bile aldanmak da güzel. En feci şey insanın artık aldanmayacağı yere gelmesi. İşte ilk ölümümüz, orada başlıyor.

Ya öteki adam? O da dediğine göre en sadık ve vefalı dostlarımdan birisidir. Yanındayken bana iltifatlar yağdırdığına bakmayın. Ben gider gitmez arkamdan atıp tuttuğunu biliyorum. Fakat dedim ya bile bile aldanmak güzel. İşte bir başkası daha: Her halinden samimiyet fışkıran bir adam. Karşılaştığımız yerde en gürültülü bir şekilde sevgisini açığa vurmaktan hoşlanır. En büyük zevklerinden birisi de beni dostlarıyla tanıştırmaktır. Bundan aşırı bir gurur duyar. Fakat söylemediğim sözleri, yapmadığım şeyleri uydurup yaymakta da bir eşi yoktur Bay Samimiyet’in.

Ve daha niceleri Bay Canayakın, Bay Hüsnüniyet, Bayan Şiir Sevgisi, Bayan Hayranlık, hepsi hepsi benim dostlarımdır. Bir dediğimi iki etmezler görünüşe bakılırsa. Oysaki ben her zaman her yerde yalnızımdır. Birçok şölenlerde benim yerime adım oturur sandalyeye. Bütün ilgi adıma karşıdır. Adım sevilir, adım övülür, adım alkışlanır. Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin. Çepçevre bir ilgi çemberi ile sarıldığı anda kişinin aslında nasıl bir yalnızlık kuyusuna düştüğünü göremesin. Ün yapışık kardeş gibidir. Kurtulamazsın, kaçamazsın ondan. Kendi hayatını yaşayamazsın.

Sen bile beni yalnız ben olduğum için sevemezsin artık. Adımı benden ayıramazsın. Çevremdeki bütün insanlar aslında büyük yalnızlığımın şahitleri bence. Ya da oynadığım yalnızlık dramının seyircileri. Gözlerinden anlıyorum, biraz sonra hepsi sıkılmaya başlayacak, birer birer terk edecekler salonu. Perde indiği zaman birkaç meraklıdan başka kimse kalmayacak.

Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin işte. Ve asıl bilmediğin en büyük yalnızlık da senin verdiğin yalnızlıktan başka bir şey değil. Senin yokluğundan gelen o yalnızlık olmasa, öbür yalnızlıklar bana bu kadar koymazdı.

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Aşka Dair Nesirler-

Senden Seninle Senin İçin – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR SENDEN SENİNLE SENİN İÇİN IIPassion.........by Tong Fei

II

Artık kimse yalnız değil yeryüzünde. Sen varsın ya! Keder yıldırmaz beni, ölüm korkutmaz bir daha. Sen varsın ya! Bütün yokluklar kabulüm, bütün çaresizliklere razıyım. Sen varsın ya!

Sen geldin, değişti havası dünyanın, bulutların şekli değişti, denizlerin rengi değişti, kokusu değişti çiçeklerin. Sen geldin, en güzeli ben değiştim, anlıyor musun?

Sen bulunmayansın, bulduklarımız birer küçük parçadır bütünlüğünden. Sen bilinmeyensin, bildiklerimiz bir damladan öteye geçemez. Sen bölünmeyensin, hiç bıkılmayansın sen, hiç bitmeyensin.

Ne zamandır senden gelmeyen bir güzellik düşündüm, bulamadım. Ne zamandır senden geçmeyen bir yol aradım, bulamadım. Meğer sen olmaktan da güzel bir şey varmış:
Senden olmak.

Sana doğru uzanır kadehler, çiçekler sana doğru açar. Sana doğrudur akışı nehirlerin. Dalgalar sana doğru koşar, yükselir ve parçalanır ayaklarında.

Karlı dağ yamaçlarından serinlik getiren rüzgârın ilk okşadığı senin saçlarındır daima. İlk gün ışığı senin yüzüne vurur, senin ellerine düşer ilk yağmur damlası.

Dudaklarım çatladı susuzluktan, sana koşuyorum, ıslat dudaklarımı. Koy ellerini alnıma serinlesin başım. Gölgene sığındım işte. Güneşler altında yapayalnız bırakma beni.

Seninle olmak istiyorum, seninle kalmak istiyorum günler geceler boyunca… Seninle doluyum, seninle taşacağım. Meğer ne büyük bir çabaymış seninle aşmak duvarlarını zamanın ve ölesiye yaşamak seninle!

Erişilmez olan ne varsa orada sen varsın. Sevilmeye değer ne kalmışsa yeryüzünde sensiz değil. Sencileyin eşsiz olan tek şey sensin yine.

Ölümsüzlük seni tekrarlamaktır bir bakıma. Bir açıdan seni görmektir zamansızlık, bir başka açıdan senden uzaklaşmaktır. Ve tarifi
olmayan tek şeydir sensizlik.

Hiç sana sen misin demeyeceğim, çünkü karşında durmadan ben miyim diyorum. Ben miyim bu mutlu adam? Seni böyle delicesine seven ben miyim?

Meğer seni sevmek için gelmişiz dünyaya, seni yaşamak için gelmişiz. Baştan başa sen olduk senin için. Yalan senden uzaklaştığımız, gitgide yaklaşıyoruz sana. Bir zaman vardık, şimdi varız ve yine var olacağız senin için…

Ümit Yaşar Oğuzcan
– Aşka Dair Nesirler-

Görsel: Tong Fei..