TOMURCUK – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT TOMURCUK

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk
Uçuşan yaz böceklerinin gümüşten halesinde
Küçük bebekleriyle oynayan sarışın çocuk
Seni isteyecek ıhlamurların gölgesinde

Sen en güzel çiçekleri açacaksın ve kuşlar
Tuhaf renklerinin methi vardığı zaman Hind’e
Gelecekler uzak kıtalar aşıp bahar bahar
Vahşi kokulu ağaçların ıtrı tüylerinde

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk

Oktay Rifat
-Yaşayıp Ölmek Aşk
ve Avarelik Üstüne
Yazılmış Şiirler-

 

PERÇEMLİ SOKAK – Oktay Rifat

percemlisokak

I
Bulutların çıkınında
Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün
Çıldırtırlar insan gözlü kedileri
Ay doğar kuyulara yalınayak
Telgrafın tellerinde gemi leşleri

II
İşte kara dutları güneşin
Papatyaların renkli camları
Başakları evlerin
Kan rengi kız çocukları yelesiz
Lokma lokma ağaçların altında
Tren yolunda eğri büğrü
Damları doğrayan makas

Gel bulutsuz masalara yaslan
Elimi tut büyüsün
Yüzüme bak çalsın
İçimdeki çalar saat
Dönüş yollarında sarmaş dolaş
Vapurlar geçsin aramızdan

III
Eskir çocukları gibi tozpembe
Bir bardak su gibi diş diş
Deli otları İstanbul’un

IV
Beş bin metresinde gemilerin
Uzar ellerim ayaklarım
Alev çubuklara bağlı adamlar
Kemik gözlü ufacık
Dönerler fırıldak gibi rüzgârda

V
Kurması biten saatin gecesi
Masanın gölgesinde iki büklüm
Uzar güneş vurdukça yıldızsız
Bakar uçan kuşa sarı aydınlıkta
Elleri az
Gözleri taranmamış

Tutunca insanı bırakmayan
Alışılmış yollarda
Hendeklere yatırılmış fenerler
Bakınca bizim olan
Düşününce yitirdiğimiz
Rüzgârı bağıra çağıra yanan otların

VI
Raf raf atlara karşı
Güneş kokulu kız
Aslanlara yedirir çocukluğunu
Göğsünü örten kumların
Boyunu aşan sazları içinde

VII
Güzel günlerin sokakları bunlar
Güzel günlerin insanları bunlar
Yoksa ne durulur ne yürünür

VIII
Bir kilim bir masa bir limon
Bir ağaç
Bir çocuk çizgili
Bir kedi içi boş
Bir kulak beşte bir

IX
Döğdükçe karanlığı balık
Uçar gök hafifçe
Eski püskü martılara doğru
Kanar mavi hırkası güneşin
Giyile giyile

X
Güneşimi arılar yedi gecesiz kaldım
Dört köşe taşların üstünde
Denizin çarşısında yeşil zeytin
Balıklar geçti düdük çala çala
Yaşamaya başladım kaldığı yerden
Yosunlu kapıların ardında gizli
İkiz martıları bulmak için

……

Oktay Rifat
-Perçemli Sokak-

 

DUVAR VE OTLAR – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT DUVAR VE OTLAR

1.

Başak tutmuş duvar otların orada
damını alıp uzaklara kaçırmış
bir kuş var peşinde kırlangıç ya da martı

Sessizlik burada akşamken
yuvarlak bir camdı orada
etekleri köpük avuçları nar
duru su eski göklere dönük

dutu silkiyorum kilime basıyorum
tabanımda böcekleri yıldızları
uzaktayım bir adam birkaç adam
birine bakıyorlar gökyüzünde

dam duvar ve otlarla.

2.

Bahçe kapıları gibi yan yatmış
kırıksın biliyorum
her zaman bir aynadan baktım sana
kilitlisin bana biliyorum
balıklar görüyorum kumun derinliğinde
tutup birini suya bıraksam
mavi bir patlama
bu sensin biliyorum

dişlerinin ucunda martı kanadı
kayıkların karaya çekilmiş
iki başını birden bağlıyorsun güneşin
bir ağaç tutuşturup tüttürelim mi
çardak göçerken altında dur
oraları nerelerse oralara gidelim

ilk çırpınış ve ölüm
balık kokuyor görünüm
masadaki elinin ilk soyunuşu
akşamın çarşafını düzelt katla
çayırın kapısını kapat sürgüle
yat kalk ince gemiyi düşün

dam duvar ve otlarla

3.

Denizin duvarına çiziyoruz evlerimizin
bacalarını, güneşlerini saçakların,
kesik bir bacak fırlatıyoruz
mavi aslanın ağzına

delikleri tıkıyorlar taşa
yapışık yassı bir kuşla uzakta
ne bağırmak ne susmak anlatmaya yetmiyor
küçük heykellerini çirişotlarının

mahallenin körlerini dizdik satranç tahtasına
satranç oynuyoruz diz dize gökle
dirileri o topluyor ölüleri ben
mayız çirozları gibi kuruyorlar ipte
taş kesilmiş bir tümce yarmış ağızlarını

kulak kabartıyoruz duymak için
dam duvar ve otlarla.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-

Oktay Rifat,(10 Haziran 1914 – 18 Nisan 1988) Anısına saygı ve özlemle..

OKTAY RİFAT VE EŞİ GÜN DOĞUYOR 18 NİSAN 2018

GÜN DOĞUYOR

Doğmak istiyor iki dudak arasından,
ufkun dişleri seyrek, saçları karanlığın elinde,
miyavlıyor en duyulmaz sesiyle kırmızı,
şimdilik kurşunla gizlediği.

Yatırın kuşları, ordakini taşıyın
kovalarda sabahı bekleyen suya, bu dursun
ve başlasın.

Ah sen, en yalnız babamız gökte,
en doyurucu.

Tükeniyorum diyorsa büyür.

Doğuyor.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-

EVİMİZ – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT EVİMİZ by Gaëtan Bourque

Kim ki Midas, o zamanlar, ne ki altın!
Değeriz hançer olur, değeriz mızrak,
Bineriz doru at, süreriz al kısrak
Alnında akıtma, şahlanır, duramaz
Kestiğimiz ince kamış, bodur ılgın.
Her yanı ot bahçemizin her günü yaz
Evle çınar baksan ufacık, bir deniz
Çalkantısı buğdayda, dağlar kocaman.
Tek ağaç o yasak düzlükte, yaşlı ceviz,
Kalyonu aydınlığımın, yüksek, sessiz,
Savurur, yeniden toplar kargaları;
Sonsuzluğa atladığım düş duvarı.
Ve saka, zıpzıplarda öter sofadan,
Sırça saraylar, in cin, gökle yuvarlak,
Narla yeşil, baygın, kıpkırmızı dalda,
Kırılır ve düşerler dökülen gülde.

Bir köpek havlar uzaktan durgun vakte,
Yaklaşır akşam bir gömlek daha mavi.
Bir destan çağıdır bu günlerce geniş
Buğdayın üstünde, kızardıkça başak
Tutuşur gök, çekilir burcuna bayrak,
Kuleler, mazgallar, surlarımız diş diş,
Karaduttan, kaptan kulesinden belki,
Bizler için çıplak, düşmanlara gizli
Bir aynaya tuttuğumuz dürbünlerle
Dalarız kanlı denizlerdeki cenge,
Ölmek ve dirilmek bin kez bize vergi.

Döner iç dünyasına artık evimiz
Masamız, ütülenmiş örtüyle temiz.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-

Görsel: © Gaëtan Bourque