TEK KATLI EVLER – Oktay Rifat

OKTAY RIFAT TEK KATLI EVLER

Vakitsiz evlerin kireç badanalı
duvarları, kırsal beyazlığımız.
eski bir yağmur mu hafiften başlayan
yoksa solgun bir güneş mi damlara
dağılıp güz kokusunda ağaçlara
gündüzden geceye yağdığım.

ey suçüstü yalnızlığı evlerin

oysa hiç gidilmemiş
bir akşamüstüdür yalnızlık
beni bulur sensiz, aynası kırık
günlerini, kilidini kurcalarken
bileziği unutulmuş ellerinin

yitirilmiş ne varsa hepsiyle
uykunun uzaktan yalvarışı
gibi dönüp baktığımız
bir karanfil boşluğu bardakta

kokusuz kaldığımız.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-

NARA BENZERDİN – Oktay Rifat

Winter pomegranates

Nara benzerdin bir zamanlar, çoktun! N’oldu
Sana! Kırk atlı çıkardın dağa, yüz atlı
İnerdin dağdan. Kurşun bitmez tabancanda,
Atın şahlanır, kırbacın ıslık çalardı.
Miçoydun isteyince, kaptandın, korsandın;
Martıydı, buluttu, engindi yamacında.
Şarap fıçılarına yaslanır limanda,
Doğudan batıya usulca kayıp giden
Mavna dizilerine bakardın Zaman’ın.
Avcıydın, eski taşlara sinmiş günleri,
Tavşan yakalar gibi, çeker çıkarırdın
Kulağından. Bizans surları doruğundan
Bir Osmanlı vakti düşerdi ellerine.
Aşınmış tahtalara sürerdin yüzünü.
Hani paslı kancalarla çiviler! N’oldu
Damında kediler sevişen ev, rüzgârın
Tuzlu tüylerini döktüğü arka sokak!
Yitirdi çoktan düşlerindeki çocuklar,
Kumsala çekilmiş ölü kayıklar gibi,
Gecesiz gözlerinde yeşil ya da mavi
Bir güneşe benzer o öfkeyi! Kırıldı
İnce belli bardaklar. Küpeçiçekleri
Kavruldu gitti tozlu camların ardında.
Kenar semtleri İstanbul’un! Sisli, ılık
İlkyaz günleri! Cumbalar, şahnişler! Kızın
Yüzü, atın boynu, arabanın dingili
Bir kahve peykesinde verirdi kendini.
Duvar sürüp gider sessizliğin boyunca.
Ordan bir perdenin gülü, burdan bir zakkum
Dalı, sevinçler, aşklar toplardın torbana.
Üstüne serçe sürüsü inmiş, o mutlu
Ağaca benzerdin, deniz kokan yollarda
Şiirler düştü mü aklına! N’oldu sana!
Boşaldın, susuz değirmene döndün şimdi!

Oktay Rifat
-Yeni Şiirler-

SÖZCÜKLER – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT SÖZCÜKLER

Bir yaprak kıpırdasa gecede
Tutunur da dalında ağaca
Bir sözcük kıpırdar iki hece.
Ver eline aşırsınlar seni
Gözelerine ve çiftleşsinler
Melez ya da soylu türler döller
Türesin insanın köreldiği.

Bırak ki gemi azıya almış
Azgın aygırlar kısraklar gibi
Çizsinler kendi yokuşlarını.
Duy o baş dönmesini, devrilen
Ormanı uçan dağı yolunda
Tam göbeğine doğru Doğa’nın.

Bir çisenti başlasa gecede
Bir su damlasa sessizliğine
Sözcüklerdir sözcüklerdir yine.
Ama bir kan dökülmeye görsün
Kızarsa da toprağı dilinin
Cesetler kalır yerde upuzun
Kurşunlanmış ağıtlardan öte.

Oktay Rifat
-Çobanıl Şiirler-

UYUMAYA BIRAKIYORUM – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT UYUMAYA BIRAKIYORUM

Uyumaya bırakıyorum seni bıçak sırtında
mavi atlas serinliğinde uyanman için,
bulman için kendine giden yolu,
ucuna diktiğin heykeli, kör.

Sana bütün o rüzgârlar yüzünden borçlandım,
bin akçe de olsa az,
sana bütün kırları için güneyin
bir deniz borçluyum, bir göl borçlandım.

Sana uğursuz bir boşluğun dikdörtgeni
gibi bir talaş parçasında ölmek
düşecekse hiç düşmesin daha iyi.
Seni ölümsüz şamandıranın
burgacına atıyorum yassı bir çakılı
sektirir gibi kıyıdan düz denize.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-

O YOL MAVİDİR – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT O YOL MAVİDİR

Ben gündelik gülüşünün
geçidinde şimdilik
bir çiçekçi dükkânı gibi durmaktansa
ahşap balkonumun mendilini
bırakıyorum dizine
gül kokuyor fistolu yastığın ardı

dışarda güneşin çisentisi
çakıp sönen denizin peşi sıra
geçiyor yoldan bahçeye giriyor
geçmiş günün merdiveni kırık dökük
unutulmuş bir ağaca boyalı
gözlerin yaprak kokuyor

bu akşam yasemin ağızlık
zeytin çekirdeği tesbih
bu akşam yokmuşum gibi gölgesiz.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-