Az Gelişmiş – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT

~~ Metin Eloğlu’ya…

Geri kalmak, bilimde, sanatta; yapraksız,
Çiçeksiz bahar gününde; acılı yıldız
Taşımak alında.

Geri kalmak, toprağın düşmesi sabanla;
Çeliği kâğıt gibi doğramak dururken,
Ütülmek zamana.

Geri kalmak, gömülü dinsel kovuklarda,
Eli böğründe, aç açına, sele karşı,
Ele güne karşı.

Geri kalmak, çakaldan korkar gibi korkmak
İnsandan, insanla kardeş olmak dururken,
Yılana sarılmak.

Geri kalmak, bilisiz, bilinçsiz ve bitli,
Sıkışmak yay gibi, karanlık cenderede:
Boşanmak o hızla.

Oktay Rifat
-Bütün Şiirleri I-

Batak – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT BATAK

Gökteki uçurumdan başım dönse de,
Sokulurdum az daha, az daha.
Gömük yarı belimize kadar, büyük
Yarı belimizden öte, cıvık
Batakta. Bir sarmaşık gibiydi batak,
Bir tuz ki aşımıza karışmış,
Oyar köstebekleriyle etimizi.
Kelepçelidir kirpiklerimiz,
Acır bir ışığa dönsek yüzümüzü.
Aydınlığa versek elimizi.
Uzuyor koyu bir katranla yapışkan
Parmakların ucunda ip gibi.
Ak bir güvercin alsak avucumuza,
İnim inim karayel yerine,
Güvercinin tüylerinde batak. Batak
En uzak ışıltılı yıldızda.
Çektik kentin yorganını üstümüze,
Düşler kurduk, düşlerimiz batak.
Ve batak kişiler sardı yöremizi:
Suratları insana boyalı
Bütün o alıp satanlar, üleşenler;
İçimizde açan karanfili
Kara tırnaklı yaldızla kirleterek,
Sıkınca bir irin çıksın diye
Yalnızlığa gömenler, ün tacirleri,
Bağnazlar, despotlar ve ödlekler;
Havasız odalarda duman kişiler;
Yoksulun cebinden aşırılmış
Beşlikleri yutturanlar altın diye.
Durgun batak, leş kokulu batak!
Atımı getirin benim, kır atımı!
Bataktan dörtnala çıkmak gerek!

Oktay Rifat
-Bir Aşka Vuran Güneş-

YAYLADA – Oktay Rifat

KAÇKARLAEDAN

Bizim orda, güneşle aydınlanır ev, başka yağmur bilmeyiz.
Güneşle oynar çocuk, başka çember bilmeyiz. Güneşi böler ağaç, güneşi meler koyun, güneşi sürer saban, başka çalgı bilmeyiz. Yaz gelince dişi bulut ışımadan güneşe göçer köylü, başka ölüm bilmeyiz.

Oktay Rifat
-Bir Aşka Vuran Güneş-

Görsel: Osman Ceylan ..Ovit Yaylası/İkizdere-Rize

İsli Alınyazımız – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT İSLİ ALINYAZIMIZ
İsli alınyazımızı okuruz, kanlı
Çıranın ışığında. Yalazın baltası
İkiye bölerken yüzümüzü, bir kuşku
Devirir çarpık duvarları üstümüze.
Döşeğin sülükleri bekler gecemizi.

Güneş karaya çalar ovamızda. Yıldız
Kervan kırar, bel büker. Koca toprak susuz
İki kavak sallanır orda mapusane
Kapısında. Yeşil çayır oynarız bozda,
Ulu ağaç gözleriz çorak uykumuzda.

Bütün umudumuz masaldadır ve tuzda.
Un yok ki yoğursun ince bilekli kızlar!
Yalın testi, çıplak zeytin, kuru bazlama.
Tanyeri değirmeni kızarır usulca,
Yağar gökten damlara, buğday, çavdar, arpa.

Kara kent, kara don! Al giyen beri gelsin!
Beri gelsin avcıların vurduğu geyik!
Beri gelsin yoksula büyüyen Köroğlu
İnci ağlayan sultan kızı kitaplarda
Bak Güneş mavi gözlerinle bize doğru!

Oktay Rifat
-Rüzgârlı-

Oktay Rifat(10 Haziran 1914 – 18 Nisan 1988) Anısına saygı ve özlemle..

OKTAY RIFAT ARA GÜLERİN ÇEKTİĞİ bahçe şiirinde
BAHÇE – Oktay Rifat

Kanımdaki gökten dağılıyordu
aya düşen sessizliği bahçenin
ey saydam kuluçka
anası yarınki gündüzlerin
yarınki denizin küçük sandalın
dönerek oturuyordun bahçeye.

martının tüylerinden deniz
denizin pullarından gece
güneş kırıkları akıyordu kanımdan
parlıyordu Zaman
parıltısında bin parça
içinden aya baktığım sırça.

içinden kırmadan geçilen sırça
kuma vurmuş bir denizyıldızı
gibi açılıp kapandıkça
bir anda biz bir anda ben
güzdüzleri sandal ve deniz kesilen
o koku sınırsız erinç

benden bakıyordu bahçeye

Oktay Rifat
1985
-bu dünya herkese güzel-

Görsel : Ara Güler’in objektifinden Oktay Rifat

ÇOK ESKİ BİR RESİM – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT ÇOK ESKİ BİR RESİM
Çok eski bir resim gibi saklarım
Kendimi ve çıkarır, akşamları,
Seyrederim el etek çekilince.
Burnum, ağzım, dişlerim ve ellerim,
İncik boncuk, işlemeli bohçadan
Açılır sessizliğe aynadaki.

Aşınmış sevgilerin balkonunda,
O ilk öpüşlerin uçuk mendili,
Yağmurundan gizler de gözlerimi,
Zil çalar okuldan çıkar çocuklar,
Yonu ya da mumya, döker yeniden,
Döker beni ölmezlik kalıbına.

Oktay Rifat
-Rüzgârlı-

GÜVERCİN – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT GÜVERCİN

Açtım pencereyi kaçıp gitmiyor
Ellerin azat ettiği kuşlar;
Uçuyorlar aydınlığa doğru,
Bakmadığım yerlerinden odamın.

Ve ay ışığına karşı
Cinler Karagöz oynatıyor camda.
Başımı kaldırsam kaybolur mu acep
Vücudunun havadaki yeri başucumda.

Bu kimlerin oyunu bana?
Nerde o konuşan çocuk.
Ve sarışın sesi,
Bulunca sevindiğim boncuk?

Nerde dolaptan giden dolap
Masadan giden masa,
Ve açık duran kitap,
Son güvercin?

Oktay Rifat
1939
-bu dünya herkese güzel-

İTHAF – Oktay Rifat

OKTAY RIFAT İTHAF

İşte yine dallarda rengârenk çiçek
Ve bir örtü pencerende yaseminden.
Sana kayıp şehirlerden, sana Çin’den
Bahsedeceğim; elbet tahayyül etmek
Yaşamaktan daha güzeldir sevgilim.
Düşünmek açmamış gülü, yıldızları;
Çocuk sevinçleriyle düşünmek baharı;
Sessiz düşünmek, avuçlarında elim.
Sana bütün tadiyle eski günleri

Hâtıralar ki kuşlardır hâfızanda.
Ve işte her şeyin, bekeklerin, sesin,
Çocukluğun desem ve götürsem seni
Çiçek topladığın vâdiye şu ânda!
Ben hikâyeler ve hoş şeyler bilirim.
Dallarından sürüyle kaldırabilirim
Hâtıralarına kuşlardır hâfızanda..
En büyük günü bitmek üzeredir bahtın.
Bak rahat ve sakin yaklaşıyor gece
Ben ki seninçin yazmak isterim sade
Edebî olsun şiirimde saltanatın.

Oktay Rifat
1936
-bu dünya herkese güzel-

ÇORBA – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT ÇORBA

Limon sıkıyordu çorbasına
denizi düşünüyordu
limon çorba ve deniz
denizi düşünüyor
çorbayı içiyordu

çorbayı düşünse
denizi içse
limon sıksa içine
ya kayıkların tadı
o tadı düşünüyordu

düşünüyordu
durmadan düşünüyordu
bir sıkıntısı vardı belki de

serçeye kanat
yoksula ekmek
tencereye pirinç

çorbayı düşünüyordu.

Oktay Rifat
-bu dünya herkese güzel-
(dışarda kalan şiirler)