PENCERE – Oktay Rifat

PENCERE OKTAY RİFAT

Özlem dolu birdenbire başka biri,
Karşıyı bir çırpıda tutmuştu ki sal
Bir düş kentine çıktım, ürperti, masal,
Açtım camı leylaklara perdeleri.

Otlak, çardak, unutulmuş yazlarımız,
Şimdi taflanların ardından, bir geyik
Gözü ürkek, bakıyor baştan başa gök,
Susuyor kuşkulu baştan başa yıldız,

Çekilip gitmiş, bir bir, günlerle bize.
Geçmiş gecenin o ışık meltemi bu,
Yarı gerçek bir dünyadan, yarı uyku,

Koşuyor eski bulutlar üstümüze.
Bahçe küçük, parmaklığın orda ceviz,
Eski bir evdeyiz artık, biz bizeyiz.

Oktay Rifat
-Yeni Şiirler(1973)-

BIRAKILMIŞ – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT BIRAKILMIŞ

Bırakılmış, boş ev. Sessiz, yaşlı sokak.
Tahta kapı, morsalkımın iskeleti.
Erimiş tuğla ve taş, düşmüş horasan.
Hani mangalla sedir, hani yaz, hani
Sardunya pencerede, nerde ışık!
Bir çeşme mi var, gizli, geçmişten akan?
Gece sessizliği belki, belki Zaman.
Belki Mayıs, yelkeni rüzgârlı gemi
Kapatılmış odada şamdanla kırık,
Yaşıyor, öyle sönük, kendini baştan.

Oktay Rifat
-Dağın Orda/Yeni Şiirler(1973)-

BİR ÖPÜŞÜN DUDAĞINDA BULUŞMAK – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT BİR ÖPÜŞÜN DUDAĞINDA BULUŞMAK

Uzak bir gündüzden gelirseniz
şu kapının ardında bulun beni,
eşikle sofa, güneşle mermer, aşkla ölüm
el ele oynarken taşlıkta.
Alın kılıcınızı vurun boynunu
perdelerin arkasında sevişen bulutların.
Minder bir yokuştur tırmandığımız,
kilim saçları örülen kız çocuğu,
kırık bir duvar saatidir maşrapa,
sandalye ölüme bırakılmış bir gemi sonsuzda.
Satın savın hepsini, küflenmiş somunumu
köpeklere doğrayın kahve falında havlayan,
bir taş su için bahçeyi akıtan
tulumbasından kiraz ağacının.

Uzak yazlardan gelirseniz evde yokum,
çarşıda olabilir ya da kahvede.
Benim işim unutmak, sizi unutmak,
boynuma dolayıp kesik kollarınızı
başınızın sedirinde uyumak.
Bakın şu elmalara tekmil çürük,
sokaklar limon çekirdeği gibi
ve evler dişsiz bir kedinin ağzında.

Sizin gözleriniz akrep gibi kabuklu.
Sizin avucunuzda bir sofa var,
bir yatak var içinde, dolambaçlı bir merdiven.
Sizin saçlarınız, kirpikleriniz,
bütün kıllarınız taş bir dehlizin ucunda.
Bir ağaca bağlayabilirim sizi,
doğramadan, yolmadan, savurmadan önce,
çakmadan önce odanızın duvarına.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-

Kuşlar – Oktay Rifat 

Kuşlar - Oktay Rifat 

Kuşlar en ufak bayraklarıdır aşkın;
Tüyleri dökülür gökten akşamları.
Ansızın yalnızlığa doğru uçarlar,
Mor bulutlar eteğinden akşamları.
Türküleriyle sepetler ördüğümüz,
Kanatlarıyla evler döşediğimiz
Kuşlar geceyi yavrular akşamları.
Bir çocuk usulca güldü mü – Ne güzel!-
Kuşlar ölümsüz gibidir akşamları.
Akşamları onlar daha al ve ıslak,
Susarlar nedense, deriz ki: “İşte yok!”

Oktay Rifat
-Elleri Var Özgürlüğün-

BİR KIYI BOYUNCA – Oktay Rifat

BİR KIYI BOYUNCA - Oktay Rifat

Saçlarında ayırdın günlerimizi
Ortadan samanyolunda ikiye
Sonradan acımasız döktün
Tel tel taranmış gündüzü ikiye

Küller kalıyordu cıgarandan uzun
Tabaktaki ölüm yarısına yazın
Varılmaz düşlerdeydi öbür yarısı
Bir kilise kalıntısı dikenler hüzün

Seni sevdik o kıyı boyunca
Bulanık da olsa ucunda mevsimin
Hani erinci verecektin aşkı

Mavi bir martı ölüsü kumsalda
Bulutlarıyla beyazdı yaz
Deniziyle yollarıyla beyaz.

Oktay Rifat
-Bir Cıgara İçimi-

O Rüzgârlı Islak – Oktay Rifat

O Rüzgârlı Islak - Oktay Rifat

Sade ses ve yankı kesildiğim
O rüzgârlı, ıslak gecelerde
Gökyüzü bir değirmen gibidir.
Umut, sevinç, aydınlık özlemi,
Dişine ne düşerse öğütür.
Bir saban, gömerek demirini
Yüreğimize, ağır ve hoyrat
Sürer tarlamızı, söker atar
Ota, çiçeğe benzer ne varsa.
Devrilir iki yana etimiz,
Gömülür çılgınlığın tohumu.

Sade ses ve yankı kesildiğim
O rüzgârlı, ıslak gecelerde
Gökyüzü dev bir şilep gibidir.
Boşaltır ambarlarından, döker
Yapışkan, çürük yükünü kente.
Artık ne çit, ne kapı, ne duvar!
Emerler milyon dille, damakla,
Emerler parmak uçlarımızdan
Kara sülükler gibi bulutlar
Son kalan gündüzü kanımızdan.

Oktay Rifat
-Sen Yalnızlığında-