BİZLER – Oktay Rifat

BİZLER - Oktay Rifat

Sardunya camdan yola büyür,
Konuşur damdaki azgın kedilerle
Bebelere çiçek açar, güler öbür
Sardunyalara. Kısraksa gide gele

Pulluk çeker evleklerinde tarlanın
Kuyruk rüzgârda, bulutta başla yele,
Akşam mum gibi erimiş yorgun argın
Kısrak sardunyaları düşünmez bile.

Döne kız sular onları bakır tasla
Testiye doldurduğu suyla kuyudan.
Bir yıldız yağmuru başlar ağustosla

Üzümler sararmaya durduğu zaman
Sardunyalar, kısrak, Döne kız, ne iyi
İçimizde duyarız sıcak geceyi.

Oktay Rifat
1980
-bu dünya herkese güzel-

BUN – Oktay Rifat

FERNANDO PESSOA İÇERİ GİRİP PENCERELERİ KAPATIYORUM

Başka biri oluyordu,
dibine düşmüş incir ağacı gibi çürüdükçe başka biri,
başka biri el etek çekilen saatlerde,
kararan damların üstünde gökyüzü açık maviyken,
büyürken çınarların altındaki yolların sessizliği.
Alıp başına gidesi ama nereye?
Duvar dibine çömeliyor fesleğene bakıyordu.
İki tavuk avluda, gerisi kümeste, taşlar sıcak,
deniz uzakta, ışıklar, limanlar, gemiler uzakta.
Bir dam vardı pencerede lambası, şimdi uzakta,
o burada, bir yumru boğazında taş gibi.

Oktay Rifat
-Bir Cıgara İçimi-

TOMURCUK – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT TOMURCUK

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk
Uçuşan yaz böceklerinin gümüşten halesinde
Küçük bebekleriyle oynayan sarışın çocuk
Seni isteyecek ıhlamurların gölgesinde

Sen en güzel çiçekleri açacaksın ve kuşlar
Tuhaf renklerinin methi vardığı zaman Hind’e
Gelecekler uzak kıtalar aşıp bahar bahar
Vahşi kokulu ağaçların ıtrı tüylerinde

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk

Oktay Rifat
-Yaşayıp Ölmek Aşk
ve Avarelik Üstüne
Yazılmış Şiirler-

 

PERÇEMLİ SOKAK – Oktay Rifat

percemlisokak

I
Bulutların çıkınında
Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün
Çıldırtırlar insan gözlü kedileri
Ay doğar kuyulara yalınayak
Telgrafın tellerinde gemi leşleri

II
İşte kara dutları güneşin
Papatyaların renkli camları
Başakları evlerin
Kan rengi kız çocukları yelesiz
Lokma lokma ağaçların altında
Tren yolunda eğri büğrü
Damları doğrayan makas

Gel bulutsuz masalara yaslan
Elimi tut büyüsün
Yüzüme bak çalsın
İçimdeki çalar saat
Dönüş yollarında sarmaş dolaş
Vapurlar geçsin aramızdan

III
Eskir çocukları gibi tozpembe
Bir bardak su gibi diş diş
Deli otları İstanbul’un

IV
Beş bin metresinde gemilerin
Uzar ellerim ayaklarım
Alev çubuklara bağlı adamlar
Kemik gözlü ufacık
Dönerler fırıldak gibi rüzgârda

V
Kurması biten saatin gecesi
Masanın gölgesinde iki büklüm
Uzar güneş vurdukça yıldızsız
Bakar uçan kuşa sarı aydınlıkta
Elleri az
Gözleri taranmamış

Tutunca insanı bırakmayan
Alışılmış yollarda
Hendeklere yatırılmış fenerler
Bakınca bizim olan
Düşününce yitirdiğimiz
Rüzgârı bağıra çağıra yanan otların

VI
Raf raf atlara karşı
Güneş kokulu kız
Aslanlara yedirir çocukluğunu
Göğsünü örten kumların
Boyunu aşan sazları içinde

VII
Güzel günlerin sokakları bunlar
Güzel günlerin insanları bunlar
Yoksa ne durulur ne yürünür

VIII
Bir kilim bir masa bir limon
Bir ağaç
Bir çocuk çizgili
Bir kedi içi boş
Bir kulak beşte bir

IX
Döğdükçe karanlığı balık
Uçar gök hafifçe
Eski püskü martılara doğru
Kanar mavi hırkası güneşin
Giyile giyile

X
Güneşimi arılar yedi gecesiz kaldım
Dört köşe taşların üstünde
Denizin çarşısında yeşil zeytin
Balıklar geçti düdük çala çala
Yaşamaya başladım kaldığı yerden
Yosunlu kapıların ardında gizli
İkiz martıları bulmak için

……

Oktay Rifat
-Perçemli Sokak-

 

DUVAR VE OTLAR – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT DUVAR VE OTLAR

1.

Başak tutmuş duvar otların orada
damını alıp uzaklara kaçırmış
bir kuş var peşinde kırlangıç ya da martı

Sessizlik burada akşamken
yuvarlak bir camdı orada
etekleri köpük avuçları nar
duru su eski göklere dönük

dutu silkiyorum kilime basıyorum
tabanımda böcekleri yıldızları
uzaktayım bir adam birkaç adam
birine bakıyorlar gökyüzünde

dam duvar ve otlarla.

2.

Bahçe kapıları gibi yan yatmış
kırıksın biliyorum
her zaman bir aynadan baktım sana
kilitlisin bana biliyorum
balıklar görüyorum kumun derinliğinde
tutup birini suya bıraksam
mavi bir patlama
bu sensin biliyorum

dişlerinin ucunda martı kanadı
kayıkların karaya çekilmiş
iki başını birden bağlıyorsun güneşin
bir ağaç tutuşturup tüttürelim mi
çardak göçerken altında dur
oraları nerelerse oralara gidelim

ilk çırpınış ve ölüm
balık kokuyor görünüm
masadaki elinin ilk soyunuşu
akşamın çarşafını düzelt katla
çayırın kapısını kapat sürgüle
yat kalk ince gemiyi düşün

dam duvar ve otlarla

3.

Denizin duvarına çiziyoruz evlerimizin
bacalarını, güneşlerini saçakların,
kesik bir bacak fırlatıyoruz
mavi aslanın ağzına

delikleri tıkıyorlar taşa
yapışık yassı bir kuşla uzakta
ne bağırmak ne susmak anlatmaya yetmiyor
küçük heykellerini çirişotlarının

mahallenin körlerini dizdik satranç tahtasına
satranç oynuyoruz diz dize gökle
dirileri o topluyor ölüleri ben
mayız çirozları gibi kuruyorlar ipte
taş kesilmiş bir tümce yarmış ağızlarını

kulak kabartıyoruz duymak için
dam duvar ve otlarla.

Oktay Rifat
-Denize Doğru Konuşma-