Halil Cibran (6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına…

5c3749a5c03c0e22684ddce8

Neşe ve Keder

Sonra bir kadın,
“Bize Neşe ve Keder’den söz et!” dedi.

Bunun üzerine, Tanrı-Elçisi:

Neşeniz, maskesi düşen kederinizdir dedi,
Kahkahalarınız da, çok kere,
gözyaşlarınızla dolu bir kuyudan yükselir.

Başka nasıl olabilir ki zaten?

Keder ne kadar derinlerine işlerse
varlığınızın,
onu oralardan çekip çıkardığınızda
işte ancak o kadar neşe duyabilirsiniz.

İçinde size şarap sunulan kadeh,
çömlekçi fırınında pişirilen kadeh değil mi?

Ruhunuzu dinlendiren ud,
şu, bağrı bıçakla oyulan ağaç değil mi?

Neşe dolup taştığınız zaman,
bakın bakalım derinlemesine kendi içinize;
göreceksiniz, size keder veren şeyle,
neşe veren şey aynı derinlikte, aynı
büyüklükte.

Ve kedere boğulduğunuz bir gün,
bakın bakalım derinlemesine içinize,
göreceksiniz, sizi ağlatan şeyle,
sizi güldüren şey aynı derinlikte, aynı
büyüklükte.

Kiminiz, “Neşe kederden büyüktür!”
der,
kiminiz, “Hayır, hayır der,
daha büyüktür keder!”

Fakat ben derim ki, neşe ve keder
bunlar ayrılamazlar birbirinden
ve ölçülemezler de, birbirleriyle,

Beraber gelir bu iki konuk
ve onlardan biri sizinle yalnız
oturuyorsa sofranızda,
unutmayın, öteki de o an
yatağınızda uyumaktadır.

Gerçek şu ki, terazi burcu gibi asılısınız,
kederle neşe arasında.
Yalnızca boş, bomboş olduğunuz zaman
başınız dinçtir ve dengedesinizdir.

Altınını, gümüşünü sizinle tartmak için
terazinin burcunu tutup kaldırır hazineci başı,
işte ancak o zaman ya kederiniz ağır basar,
ya sevinciniz.

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-
Çeviri : Cahit Koytak

Halil Cibran(6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına saygıyla..

6 ocak 2019 HALİL CİBRAN

Akıl ve Tutku – Halil Cibran

Rahibe, tekrar söz aldı
ve “Bize Akıl’dan ve Tutku’dan söz et!”
dedi.

Şunları söyledi , Tanrı-Elçisi:

“Ruhunuz çok defa, aklın ve muhakeme gücünün tutkuya ve hevese karşı kavga verdiği bir savaş alanıdır.

Ruhunuzda sürüp giden bu kavgada bir barış havarisi olabilseydim keşke!
Olsaydım da, içinizdeki bu çatışmayı,
bu rekabeti birliğe, uyuma, armoniye
dönüştürebilseydim!

Fakat bunu nasıl yapabilirim ki ben, içinizdeki çatışmada, siz, kendiniz, akıl tarafının da sevdiği güvendiği, duygu tarafının da sevdiği, güvendiği bir barış havarisi olmadıkça.

Ruhunuzun yolcluğuda bindiğiniz geminin dümeni aklınız, yelkenleri de tutkularınızdır.

Dümeniniz kırılsa da yolda kalırsınız, yelkenleriniz yansa da. Birinin yokluğunda sürüklenip gider, kayalar çarparsınız, ötekinin yokluğundaysa çakılıp kalırsınız denizin ortasında.

Çünkü tek başına sınırlandıran durduran bir güçtür, akıl; tek başına tutkuysa, kendini yok edinceye kadar önüne çıkan her şeyi yakan bir alev…

Bunun içindir ki, bırakın, evet bırakın, ruhunuz aklınızı tutkunun doruğuna çıkarsın da, orada türkü çığıracak kadar esrik hissedebilsin kendini!

Ve bırakın, ruhunuz akılla yönetsin tutkularınızı, ki böylece, tutkularınız günlük dirilişlerini yaşayabilsinler ve anka kuşu gibi kendi küllerinden doğup kanatlanabilsinler.

Arzu ve muhakeme gücünüzü, evinize sevdiğiniz iki konuk olarak düşünmenizi isterdim.

Kuşkusuz, bu durumda konuklardan birini diğerinin üstüne çıkararak onurlandırmazdınız. Çünkü birine karşı daha özenli davranan kişi kaybeder, ikisinin de sevgi ve güvenini.

Tepeler arasında, bir vadide, bir ak servi ağacının serin gölgesinde oturup da uzak tarların, çayırların huzur ve sükûnetini tadarken, kalbiniz sessizce,
“Tanrı akılda huzur bulur.” desin.

Ve fırtına kopup da kasırgalar ormanı altüst ettiğinde, gök gürültüsü ve şimşek göğün hiddetini ilan ettiğinde, kalbiniz haşyet(alçak gönüllülük)içinde,
“Tanrı tutkuda devinir” desin.

Ve Tanrı’nın yaratıcı soluğuyla doldurduğu evrende siz sadece bir tek soluk, Tanrı’nın uçsuz bucaksız ormanında bir tek yaprak da olsanız, O’nun gibi, siz de, akılda dinlenmeli, tutkuda devinmelisiniz.”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytak

Halil Cibran,(6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına saygı ve özlemle…

alim ve satimdan bahset 6 ocak 2019

Sonra bir tüccar,
“Bize Alım’dan, Satım’dan söz et!” dedi.

Şunları söyledi Tanrı-Elçisi;

“Toprak, ürünlerini bahşeder size,
sizse, kucağınızı nasıl dolduracağınızı
bilmekten başka şey istemezsiniz.

Toprağın armağanlarını
değiş tokuş etmekte bulursunuz
bolluğu ve doyumu.

Oysa, ben derim ki,
sevgi ve adalet içinde olmadıkça
değiş tokuş kimini hırs ve tamaha,
kimini de açlığa sürükler.

Siz ey denizde çalışanlar, tarlada,
bağda bahçede çalışanlar!
dokumacılarla, çömlekçilerle,
baharatçılarla
karşılaştığınızda, pazar yerinde

Çağırın aranıza gelsin usta ruhu,
toprağın
ve kutsasın bütün terazileri,
bir değeri bir diğer değerle
ölçüp tartan başka ne varsa.

Ve kaygılanmayın, sizinle alış verişe
girişmesinden,
emeğinize ilişkin sözlerini satışa koyan
eli boş birinin.

Böylelerine şunu söyleyin:

‘Bizimle tarlaya gelin
yahut denize gidin kardeşlerimizle
ve atın kendi ağınızı siz de;

Çünkü kara da, deniz de cömerttir
herkese,
size de, bize de.’

Ve şarkıcılar, dansözler, köçekler
gelirse pazar yerine,
kaval çalan, tambur çalan ya da kemençe
gelirse kalender sazendeler
kapıp kapış alın onların hünerlerini.

Çünkü onlar da meyve toplayan,
buhur toplayan emekçileridir,
gönül bahçelerimizin;
ve hayallerden, rüyalardan toplanmış
olsa bile,
onların pazara getirdiği ürünler de
gerekli ruhunuz için
en az giysiler kadar, besinler kadar.

Ve pazar yerinden ayrılmadan önce,
kimsenin eli boş dönmemesine
dikkat edin.
Çünkü yaratıcı ruhu, toprağın,
başını rüzgârın kucağına koyup
huzur içinde uyuyamaz,
giderilmedikçe açlığı, her birinizin.”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-
Çev: Cevat Çapan

YASALAR VE YASA- YAPICILAR – Halil Cibran

HALİL CİBRAN YASALAR VE YASA YAPICILAR

Çok eski zamanlarda, bir büyük hükümdar varmış. Adil ve bilge bir hükümdarmış bu. Ve halkı için yasalar çıkarmak istiyormuş.

Bu yasa yapma işi için, belki bin ayrı kabileden, bin ayrı bilgin, akıllı, hikmetli, gün görmüş insanlar çağırmış payitahta. Ve bu süreç aksatılmadan işletilmiş; halkın işleri bu bin hukuk bilgini arasında görüşülmüş, tartışılmış ve bin madde halinde yasalara bağlanmış.

Fakat ne zaman ki, bu bin yasa maddesi kâğıt üzerine yazılmış, yazılı metin hükümdarın önüne konmuş ve o da bunu okumuş, işte o zaman hükümdar başlamış için için ağlamaya. Niçin mi? Çünkü o güne kadar haberi yokmuş bu hükümdarın, ülkesinde işlenip duran bin ayrı suç türü bulunduğundan.

O zaman, kâtibini yanına çağırmış ve ağzının kenarına ilişmiş kederli bir tebessümle, kendisi yazdırmış bundan böyle ülkede geçerli olmasını istediği yasaları.
Ve bu yasaların sayısı sadece yediymiş.

Bin yasayı yapan bin hukuk bilginine gelince, onlar, düzenledikleri bin yasanın metnini de yanlarına alarak, hükümdarın huzurundan öfkeyle çıkmışlar. Ve her biri kendi kabilesine dönmüş. Her kabile o günden sonra, kendi bilginlerinin yaptığı yasaları uygulamaya başlamış.

O günden bu yana o kabileler hep o bin yasayla yönetildi. Büyük bir ülke, fakat bin tane hapishane var orada. Ve hapishaneler, o bin yasayı ihlal eden kadınlarla, erkeklerle dolu.
Gerçekten büyük bir ülke orası, fakat, bilge hükümdarın soyu dışında, halkın tamamı o bin yasanın yapıcısı olan bilginlerin soyundan geliyor.

Halil Cibran
-Gezgin/Kıssalar ve
Hikmetler-
Çeviri: Cahit Koytak