İNSAN’IN ŞARKISI – Halil Cibran

İNSAN'IN ŞARKISI - Halil Cibran

Ben çağların başlangıcıyla geldim
Hâlâ üzerindeyim şu kocamış dünyann
Çağların bitimiyle gene gideceğim
Tükenmez bu yüzden acılar yüreğimde.

Göğün sonsuzluğunda dolaşan bendim
Uçtum üzerinde düşlerdeki bölümün
Gördüm her yönünü kutsal uzayın
Ama tutsak kıldı beni gene yasalar.

Dinledim öğretisini Konfüçyus’un
Bilincin gözleri çözüldü Brahma’da
Bilgelik ağacının altında gördüm Buda’yı
Ama yenik kıldı beni gene duygular.

Tanık oldum Babilon’un anlatılmaz yüceliğine
Ramses’i gördüm bir uzak çağa ün veren
Vuruşkan Roma ordularla belirdi
Ama üzgülere boğdu beni gene kurallar.

Neler çektim baskı yöntemlerinde
Zincir vurdular ellerime sömürgeciler
Acımasız zindanlarda açlığı tanıdım
Ama bir güç kaldı gene içimde, bırakmadı beni
Işıyan yeni günle bana umut getiren

Halil Cibran
-Dünya Şiir Antolojisi I-

Çeviri: Engin Aşkın

KAFİLELER KASİDESİ – Halil Cibran

halil-cibran3-800x500

1.bölüm

iyilik içten olmalı,
yoksa sırıtır insanda;
sonu gelmez kötülüğün,
mezara girsen bile.
hayatlar var ki hikayesi bir günün,
sanki bir makine;
kurulup sökülen, kırılıp dökülen,
şahane bir dünya öyle mi?
anlı şanlı adam, adamlar ha!
sakın ha!
çünkü
en iyi bildiğin insan bile sürü,
çoban diyecek ki ona hadi yürü!
yürüyecek,
yahut da dağılıp sürünecek!

ormanlarda ne çoban var, ne de sürü!
kış kendi başına buyruk, bahar kendi başına.
insanlar kul köledir hep baş eğmeyene,
kalkıp gitse bir gün takılır herkes peşine.

bana ney ver sen de şarkı söyle,
çünkü şarkı, mahmuzudur insanların;
neyin iniltisi daha kalıcıdır,
hem çobandan, hem sürüden.

hayat derin bir uykudur,
hep yanında yürür
iradesiyle karar verenin düşleri
nefsin gizemi,
gizemi örten hüzündür aslında;
hüzün örtmezse gizemi,
sevinçtir onun örteni.
yaşamın gizemi
refahtadır;
yok olursa bir gün eğer,
keder alır yerini hemen.
refah ve kederin üstündeysen eğer sen,
eşlik edersin bir gölgeye
düşüncelerini bile hayrete düşüren

bana ney ver sen de şarkı söyle,
çünkü şarkı yok eder hüzünleri
neyin iniltisi daha kalıcıdır
hem zamandan, hem kıyametten

çok azdır bu dünyadan hoşnut olan,
hem de sıkıntı görmeden ve de yaşamadan.
çevirdiler hayat pınarını,
içip sarhoş oldukları hayali kadehlerle.
insanlar ancak içerlerse mest olurlar;
aşkın rehinidirler, doğuştan sarhoşturlar
birisi kavga içindedir, dua etse bile;
öteki kavga içindedir, zengin olsa bile;
diğeri zilzurna sarhoştur, düşleriyle;
hancı sarhoş, yolcu sarhoş.
ancak sarhoş hoşnuttur dünyadan
görürsen eğer ayık bir insan,
de ki: acaba son mu buluyor zaman?

ormanda sarhoş yok, ne şaraptan ne hayalden!
ırmaklarda akmaz başka bir şey bulut iksirinden.
sarhoşluk ancak bir meme bir süttür insanlara,
ancak ihtiyarlayıp öldüklerinde kesilirler sütten.

bana ney ver sen de şarkı söyle
çünkü şarkı en iyi şaraptır
neyin inilisi daha kalıcıdır
hem zamandan, hem kıyametten

—***—

Halil Cibran
-Gözlerin Fısıltısı-
Çeviri: Hüseyin Yazıcı

Halil Cibran (6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına saygıyla…

 

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler ölümsüzlüğün sırrıdır.
Vücut yok olduktan sonra geriye neyin iniltisi kalır

Sen hiç ormanı benim gibi (sarayların dışında) kusursuz bir yuva edindin mi?
Nehirler boyunca akıp kayalara tırmandın mı?

Sen hiç mis kokularla banyo yapıp güneşte kurudun mu?
Fecri, asil kadehlerde bir şarap gibi içtin mi?

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler var olmanın sırrıdır.
vücut yok olduktan sonra geriye neyin iniltisi kalır

Sen hiç benim gibi ikindide oturdun mu arasında üzüm asmalarının?
Ve altın avizeler gibi salınan salkımların…

Sen hiç geceleyin otları altına yatak, gökyüzünü üstüne yorgan yaptın mı?
Geleceği umursamadan, geçmişi unutarak

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler kalplerin dengesidir.
Günahlar yok olunca geriye kalan ney’in iniltisidir.

Bana ney’i ver ve şarkı söyle, unut derdi ve devayı
İnsanlar satırlardır ancak su ile yazılı..

Halil Cibran

Yenilgi – Halil Cibran

thrace-greece-sunset

Yenilgi! Yenilgim,
Büyük yalnızlığım, soylu yalnızlığım,
Uzaklığım, ıssızlığım benim!
Sen bin zaferden daha değerlisin,
Daha yararlısın, benim için,
Ve her türlü şöhretten,
Şöhretin verdiği gururdan
Daha tatlısın, daha sıcak,
Daha avutucu.

Yenilgi! Soylu yenilgim
Benlik kılıcım benim,
Benlik bilincim,
Benlik idrakim!

Ve meydan okuyuşum
Alt edemeyeceğim kadar
Güçlü olana!

Senin sayende biliyorum ki,
Gencim daha,
Gencim, diriyim, tez ayaklıyım.
Ve kemirici söhretin
Tuzağına düşmüyorum
Sayende, senin.

Tek başınalığımı buldum sende;
Uzak durulmanın
Ve küçümsenmenin zevkini
Buldum sende.

Yenilgim, yenilgim,
prenslere yakışan
büyük geri çekilişim benim!
Işıl ışıl parıldayan kılıcım
Ve cam zırhım,
İpek kalkanım benim!
Senin gözlerinde okuyorum,
Başına taç konmanın
Tutsak alınmak olduğunu;

Senin gözlerinde okuyorum,
Anlaşılmanın,
Aşağılara çekilmek olduğunu;
Senin gözlerinde okuyorum yine,
Kavranmış olmanın,
Bütün edinimlerini, birikimlerini
Tüketmiş olmak olduğunu,
Olgun bir meyve gibi
Ağaçtan düşmek
Ve yenilip yutulmak olduğunu.

Yenilgi! Yenilgim,
Can yoldaşım benim!
Şarkımı dinle sonuna kadar,
Çığlıklarımı ve susuşlarımı;

Ve senden başka kimse
Anlatmasın bana
Kanatların çırpınışını,
Denizlerin çağrısını,
Geceleri yolcu ateşleriyle kızaran
Dağların çağrısını;

Ve yanlız sen tırman
Ruhumun sarp, çıplak
Ve kayalık yamaçlarına.

Yenilgi! Yenilgim,
Ölümsüz cesaretim benim!
Yalnız sen ve ben
Güleceğiz kahkahalarla
Fırtınalarla savrulurken;

Sen ve ben, ikimiz
Birlikte kazacağız
Mezarlarını,
İçimizde ölen şeylerin;

Ve güneşin altında
Birlikte dikilip duracağız,
Tırmanılması da, aşılması da
Tehlikelerle dolu
Dağ gibi heybetli bir iradeyle.

Halil Cibran
-Kaçık-

Çeviri: Cahit Koytak

 

PRENSES – Halil Cibran

HALİL CİBRAN PRENSES

Vaktiyle Şavakis’te bir prens yaşarmış ve bu prens, kadın erkek, genç yaşlı herkes tarafından çok sevilirmiş. Hatta o yörede kırlardan, bayırlardan ve ormandan yabani hayvanlar bile onu görmek, ona sevgilerini göstermek için gelirmiş.

Fakat herkes, prensesin, yani prensin karısının, onu sevmediğini, hayır, hatta ondan nefret ettiğini bilirlermiş.

Günlerden bir gün, komşu şehrin prensesi Şavakis prensesini ziyarete gelmiş. Bu iki kadın yemişler, içmişler, sohbeti koyulaştırmışlar. Derken söz dönmüş dolaşmış prenseslerin kocalarına gelmiş.

Şavakis prensesi, hararetli bir ifadeyle ” Yıllar, yıllar önce evlenmiş olsanız bile,” demiş, “sizin Prensle tattığınız saadeti kıskanmıyorum desem, yalan söylemiş olurum, şekerim. Bense nefret ediyorum kendi kocamdan. Çünkü sadece bana ait değil o. Halkına, halkı yetmiyor bir de kurda kuşa, dağa taşa bölünüyor o. Bu yüzden de mutsuz, talihsiz bir kadınım ben.”

Bunun üzerine, konuk prenses, ev sahibini şöyle bir süzmüş ve “Bak kuzum,” demiş, “benim anladığım kadarıyla, gerçek şu ki sen kocanı seviyorsun. Evet, seviyorsun ve onun için hâlâ harcanmamış bir tutku besliyorsun içinde. Ama kadında hayat, bahçeye uğrayan bahar mevsimine benzer. Büründüğü renklerle adeta bağırarak göstermek ister kendini. Zavallı ben ve kocam, mesela, biz sessizce katlanıyoruz birbirimize. Ve bunu siz ve başkaları mutluluk sanıyorsunuz.”

Halil Cibran
-Gezgin-

Çeviri: Cahit Koytak

KARTAL VE TARLA KUŞU – Halil Cibran

HALİL CİBRAN KARTAL İLE TARLAKUŞU

Bir tarlakuşu ve bir kartal yüksek bir tepenin doruklarında karşılaşmışlar birbirleriyle.

Tarla kuşu, kartala, “Sabahı şerifler hayırlı olsun efendim,” demiş. Kartalsa, Tarlakuşunu tepeden tırnağa süzmüş ve gagasının ucuyle öyle, ” Günaydın,” diye karşılık vermiş.

Tarlakuşu, “Umarım her şey yolunda gidiyordur, efendim,” demiş. “İyi, iyi,” demiş Kartal, “bizim için her şey yolunda, yolunda olmasında da, fakat, ben konuşmadan ve senin konuşmana da daha izin vermeden böyle ağzını açabildiğine göre, korkarım ki, benim, kuşların padişahı olduğumdan haberin yok senin…”

Tarlakuşu, “Fakat yanılmıyorsam, demiş, biz aynı ailedeniz.”

Bunun üzerine, kartal ona küçümseyici bir bakış atarak, “Kim demiş, aynı aileden olduğumuzu?” diye köpürmüş, “kim demişse halt etmiş.”

O zaman tarlakuşu, “Fakat size hatırlatmak isterim ki, diye yetiştirmiş, ben de sizin uçtuğunuz kadar yükseklerde uçabilirim. Ben ayrıca, güzel güzel şakıyabilir ve şarkılarımla yerüzündeki öteki yaratıklara neşe verebilirim. Ama siz sesinizle ne hoşnutluk, ne neşe veriyorsunuz çevrenize.”

Bu sözlere çok öfkelenen kartal, “Hoşnutlumuş, neşeymiş! Seni kendini beğenmiş küçük yaratık seni!” diye gürlemiş, “gagamın tek hamlesiyle paramparça edebilirdim şimdi seni. Pençemin altında kaybolacak büyüklüktesin zaten.”

Bunun üzerine tarlakuşu, kanatlarını açıp kartalın sırtına doğru havalanmış ve onun, ne gagasıyla, ne pençeleriyle ulaşamayacağı yerden, tüylerini gagalamaya başlamış. Kartal bu işe çok hiddetlenmiş. Hemen kanatlarını açıp, tarlakuşunun çıkamayacağı kadar yükseklere uçabilir ve bu küçük beladan kurtulabilirmiş, fakat gelin görün ki, bu küçük şeytandan kaçmayı yedirememiş gururuna. Tarlakuşu da zaten göz açtırmıyormuş ona. Kartal sonunda sırtından aldığı küçük küçük fakat ardı arkası gelmeyen darbeler altında bitkin düşmüş ve öncekinden kat kat daha büyük bir öfke ve gurur kırıklığı içinde, günün getirdiği bu talihsizliğe lanet okuyarak, tam da heybetle dikili durduğu doruktaki kayanın dibine yığılıvermiş.

O sırada oradan geçen ve olup biteni izleyen küçük bir kaplumbağa kendini tutamamış, koyuvermiş kahkahayı. Ve o kadar gülmüş ki, gülmekten sırtüstü yere yıkılıvermiş.

Kartal kaplumbağaya bakmış ve “Seni dünyanın en mıymıy sürüngeni seni.” demiş, ” seni, dünya yavaşlık şampiyonu seni;
nedir bu kadar rezilce güldüren seni?”

Kaplumbağa, “Nasıl gülmeyeyim ama? Görüyorum ki, sen kartal hazretleri, bir merkebe dönüşmüşsün, huysuz bir merkebe; sırtında da minik bir binici var, bu minik tarlakuşu. Diyorum kendi kendime,
bak akıllı kaplumbağa, rüyanda kuş olacaksan ya küçük bir kuş ol, ya da, sen sen ol, büyük konuşma.”

Kartalsa, “Sen kendi işine bak,” dedi, “sen kendi işine! Kardeşim tarlakuşuyla benim aramda, aile içi bir mesele bu. Öyle uluorta sokma burnunu bizim işlerimize.”

Halil Cibran
-Gezgin-

Çeviri: Cahit Koytak