YASALAR VE YASA- YAPICILAR – Halil Cibran

HALİL CİBRAN YASALAR VE YASA YAPICILAR

Çok eski zamanlarda, bir büyük hükümdar varmış. Adil ve bilge bir hükümdarmış bu. Ve halkı için yasalar çıkarmak istiyormuş.

Bu yasa yapma işi için, belki bin ayrı kabileden, bin ayrı bilgin, akıllı, hikmetli, gün görmüş insanlar çağırmış payitahta. Ve bu süreç aksatılmadan işletilmiş; halkın işleri bu bin hukuk bilgini arasında görüşülmüş, tartışılmış ve bin madde halinde yasalara bağlanmış.

Fakat ne zaman ki, bu bin yasa maddesi kâğıt üzerine yazılmış, yazılı metin hükümdarın önüne konmuş ve o da bunu okumuş, işte o zaman hükümdar başlamış için için ağlamaya. Niçin mi? Çünkü o güne kadar haberi yokmuş bu hükümdarın, ülkesinde işlenip duran bin ayrı suç türü bulunduğundan.

O zaman, kâtibini yanına çağırmış ve ağzının kenarına ilişmiş kederli bir tebessümle, kendisi yazdırmış bundan böyle ülkede geçerli olmasını istediği yasaları.
Ve bu yasaların sayısı sadece yediymiş.

Bin yasayı yapan bin hukuk bilginine gelince, onlar, düzenledikleri bin yasanın metnini de yanlarına alarak, hükümdarın huzurundan öfkeyle çıkmışlar. Ve her biri kendi kabilesine dönmüş. Her kabile o günden sonra, kendi bilginlerinin yaptığı yasaları uygulamaya başlamış.

O günden bu yana o kabileler hep o bin yasayla yönetildi. Büyük bir ülke, fakat bin tane hapishane var orada. Ve hapishaneler, o bin yasayı ihlal eden kadınlarla, erkeklerle dolu.
Gerçekten büyük bir ülke orası, fakat, bilge hükümdarın soyu dışında, halkın tamamı o bin yasanın yapıcısı olan bilginlerin soyundan geliyor.

Halil Cibran
-Gezgin/Kıssalar ve
Hikmetler-
Çeviri: Cahit Koytak

İNSAN’IN ŞARKISI – Halil Cibran

İNSAN'IN ŞARKISI - Halil Cibran

Ben çağların başlangıcıyla geldim
Hâlâ üzerindeyim şu kocamış dünyann
Çağların bitimiyle gene gideceğim
Tükenmez bu yüzden acılar yüreğimde.

Göğün sonsuzluğunda dolaşan bendim
Uçtum üzerinde düşlerdeki bölümün
Gördüm her yönünü kutsal uzayın
Ama tutsak kıldı beni gene yasalar.

Dinledim öğretisini Konfüçyus’un
Bilincin gözleri çözüldü Brahma’da
Bilgelik ağacının altında gördüm Buda’yı
Ama yenik kıldı beni gene duygular.

Tanık oldum Babilon’un anlatılmaz yüceliğine
Ramses’i gördüm bir uzak çağa ün veren
Vuruşkan Roma ordularla belirdi
Ama üzgülere boğdu beni gene kurallar.

Neler çektim baskı yöntemlerinde
Zincir vurdular ellerime sömürgeciler
Acımasız zindanlarda açlığı tanıdım
Ama bir güç kaldı gene içimde, bırakmadı beni
Işıyan yeni günle bana umut getiren

Halil Cibran
-Dünya Şiir Antolojisi I-

Çeviri: Engin Aşkın

KAFİLELER KASİDESİ – Halil Cibran

halil-cibran3-800x500

1.bölüm

iyilik içten olmalı,
yoksa sırıtır insanda;
sonu gelmez kötülüğün,
mezara girsen bile.
hayatlar var ki hikayesi bir günün,
sanki bir makine;
kurulup sökülen, kırılıp dökülen,
şahane bir dünya öyle mi?
anlı şanlı adam, adamlar ha!
sakın ha!
çünkü
en iyi bildiğin insan bile sürü,
çoban diyecek ki ona hadi yürü!
yürüyecek,
yahut da dağılıp sürünecek!

ormanlarda ne çoban var, ne de sürü!
kış kendi başına buyruk, bahar kendi başına.
insanlar kul köledir hep baş eğmeyene,
kalkıp gitse bir gün takılır herkes peşine.

bana ney ver sen de şarkı söyle,
çünkü şarkı, mahmuzudur insanların;
neyin iniltisi daha kalıcıdır,
hem çobandan, hem sürüden.

hayat derin bir uykudur,
hep yanında yürür
iradesiyle karar verenin düşleri
nefsin gizemi,
gizemi örten hüzündür aslında;
hüzün örtmezse gizemi,
sevinçtir onun örteni.
yaşamın gizemi
refahtadır;
yok olursa bir gün eğer,
keder alır yerini hemen.
refah ve kederin üstündeysen eğer sen,
eşlik edersin bir gölgeye
düşüncelerini bile hayrete düşüren

bana ney ver sen de şarkı söyle,
çünkü şarkı yok eder hüzünleri
neyin iniltisi daha kalıcıdır
hem zamandan, hem kıyametten

çok azdır bu dünyadan hoşnut olan,
hem de sıkıntı görmeden ve de yaşamadan.
çevirdiler hayat pınarını,
içip sarhoş oldukları hayali kadehlerle.
insanlar ancak içerlerse mest olurlar;
aşkın rehinidirler, doğuştan sarhoşturlar
birisi kavga içindedir, dua etse bile;
öteki kavga içindedir, zengin olsa bile;
diğeri zilzurna sarhoştur, düşleriyle;
hancı sarhoş, yolcu sarhoş.
ancak sarhoş hoşnuttur dünyadan
görürsen eğer ayık bir insan,
de ki: acaba son mu buluyor zaman?

ormanda sarhoş yok, ne şaraptan ne hayalden!
ırmaklarda akmaz başka bir şey bulut iksirinden.
sarhoşluk ancak bir meme bir süttür insanlara,
ancak ihtiyarlayıp öldüklerinde kesilirler sütten.

bana ney ver sen de şarkı söyle
çünkü şarkı en iyi şaraptır
neyin inilisi daha kalıcıdır
hem zamandan, hem kıyametten

—***—

Halil Cibran
-Gözlerin Fısıltısı-
Çeviri: Hüseyin Yazıcı

Halil Cibran (6 Ocak 1883 – 10 Nisan 1931) Anısına saygıyla…

 

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler ölümsüzlüğün sırrıdır.
Vücut yok olduktan sonra geriye neyin iniltisi kalır

Sen hiç ormanı benim gibi (sarayların dışında) kusursuz bir yuva edindin mi?
Nehirler boyunca akıp kayalara tırmandın mı?

Sen hiç mis kokularla banyo yapıp güneşte kurudun mu?
Fecri, asil kadehlerde bir şarap gibi içtin mi?

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler var olmanın sırrıdır.
vücut yok olduktan sonra geriye neyin iniltisi kalır

Sen hiç benim gibi ikindide oturdun mu arasında üzüm asmalarının?
Ve altın avizeler gibi salınan salkımların…

Sen hiç geceleyin otları altına yatak, gökyüzünü üstüne yorgan yaptın mı?
Geleceği umursamadan, geçmişi unutarak

Bana ney’i ver ve şarkı söyle zira nağmeler kalplerin dengesidir.
Günahlar yok olunca geriye kalan ney’in iniltisidir.

Bana ney’i ver ve şarkı söyle, unut derdi ve devayı
İnsanlar satırlardır ancak su ile yazılı..

Halil Cibran

Yenilgi – Halil Cibran

thrace-greece-sunset

Yenilgi! Yenilgim,
Büyük yalnızlığım, soylu yalnızlığım,
Uzaklığım, ıssızlığım benim!
Sen bin zaferden daha değerlisin,
Daha yararlısın, benim için,
Ve her türlü şöhretten,
Şöhretin verdiği gururdan
Daha tatlısın, daha sıcak,
Daha avutucu.

Yenilgi! Soylu yenilgim
Benlik kılıcım benim,
Benlik bilincim,
Benlik idrakim!

Ve meydan okuyuşum
Alt edemeyeceğim kadar
Güçlü olana!

Senin sayende biliyorum ki,
Gencim daha,
Gencim, diriyim, tez ayaklıyım.
Ve kemirici söhretin
Tuzağına düşmüyorum
Sayende, senin.

Tek başınalığımı buldum sende;
Uzak durulmanın
Ve küçümsenmenin zevkini
Buldum sende.

Yenilgim, yenilgim,
prenslere yakışan
büyük geri çekilişim benim!
Işıl ışıl parıldayan kılıcım
Ve cam zırhım,
İpek kalkanım benim!
Senin gözlerinde okuyorum,
Başına taç konmanın
Tutsak alınmak olduğunu;

Senin gözlerinde okuyorum,
Anlaşılmanın,
Aşağılara çekilmek olduğunu;
Senin gözlerinde okuyorum yine,
Kavranmış olmanın,
Bütün edinimlerini, birikimlerini
Tüketmiş olmak olduğunu,
Olgun bir meyve gibi
Ağaçtan düşmek
Ve yenilip yutulmak olduğunu.

Yenilgi! Yenilgim,
Can yoldaşım benim!
Şarkımı dinle sonuna kadar,
Çığlıklarımı ve susuşlarımı;

Ve senden başka kimse
Anlatmasın bana
Kanatların çırpınışını,
Denizlerin çağrısını,
Geceleri yolcu ateşleriyle kızaran
Dağların çağrısını;

Ve yanlız sen tırman
Ruhumun sarp, çıplak
Ve kayalık yamaçlarına.

Yenilgi! Yenilgim,
Ölümsüz cesaretim benim!
Yalnız sen ve ben
Güleceğiz kahkahalarla
Fırtınalarla savrulurken;

Sen ve ben, ikimiz
Birlikte kazacağız
Mezarlarını,
İçimizde ölen şeylerin;

Ve güneşin altında
Birlikte dikilip duracağız,
Tırmanılması da, aşılması da
Tehlikelerle dolu
Dağ gibi heybetli bir iradeyle.

Halil Cibran
-Kaçık-

Çeviri: Cahit Koytak