VARDIR – Edip Cansever

EDİP CANSEVER VARDIR

İki kişi arasındaki bir gül meselesinden
Domates sularından, portakal gürültüsünden
Akşamın boyundan, sabahın eninden
Gündüzün inceliğine uyan çocuğun
Kırmızı bir elmayı dişlemesinden sanki
Soyulmuş gibi olmana ve
Parklarda uzun uzun taşıdığın el titremesine kadar
Vardır
Şuranda vardır, tam göğsünün üstünde
Dünden kalan bir şeyden değil bugünden
Bir kalebentlik sanrısından
Bir kurşun deliğinden
Duran, sızmayan kana kadar
Vardır.

Şuranda da vardır, şakaklarında
Zonklama değil, ağrı değil
Suyun gölgesi gibi gelip geçen
Ve yalnız kalmak endişesinden
Ve yalnız kalmamak endişesinden
Ve her şeyin bir endişe olması endişesinden
Vardır.

Kötü yerlerde açan iyi huylu çiçek
Çocuğun bin yaşından döndüğü yaprak
Kayayı birden ikiye bölen çürük
Bir kumsal çıkıyorsa bütün bu ikiye bölünmelerden
Niye olmasın, vardır.

Vardır ki, her şey varoluşun süsünden
Bir başka nedir
Ve kalbin sıcak ve buğday yenir
Eninde ve boyunda durursun kendi kendinin
enleminde ve boylamında durursun herkesin
Ki başka nedir
İyi şeyler söyleme vaktinden
Bir hüzünsüzlük vaktine kadar
Daha doğrusu hüznün
Dağlarda, bir kış akşamında, eski bir resimde ufalanmasına kadar
Yok mudur, vardır.

Ve vardır kullanılmamış saatlere benzeyen
Sapında adın
Ve sen istedikçe işleyen

Edip Cansever
-Sonrası Kalır-

Seni Günlere Böldüm – Edip Cansever

EDİP CANSEVER SENİ GÜNLERE BÖLDÜM

Seni günlere böldüm, seni aylara
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşısında.

Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.

Bütün günler yenileşir her bekleyişte
Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapını acarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.

Dün akşama doğru turuncu bir bulut gecti
Sonra bütün bulutlar hep birden gecti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime

Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz bir şey
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
Kaybetti kumarda gözlerim
Kaybetti kumarda gözleri.

Bir kuru rüzgârlandı göğüs boşluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekik gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.

Ne kaldı
Farkında mısın bilmem
Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı.

Edip Cansever
-Sevda İle Sevgi-

İZMİR’İN AKŞAMLARI – Edip Cansever

EDİP CANSEVER İZMİRİN AKŞAMLARI YAŞAR URUK

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
Gelir vurur kızların bacaklarına.
İzmir’in akşamları İzmir’in,
Herkes saadetini düşünür.

Öpülmez ki denizin rüzgârı,
Kolay kolay öpülmez ki.
Bir kaçar bir de durur
Kadınlar gibi.

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
İnsan unutur yalnızlığını.
Gemiler yelken açar uzaklarda,
Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu.

İzmir’in denizleri koskocaman
Çocuklar uzatır ayaklarını denize.
Midye keser ayaklarını kaçarlar
Sevine sevine.

İzmir’in akşamları İzmir’in,
Nasıl sevilmez böyle akşamlar.
Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları,
Gün olur insanı deli eder.

İzmir’in ışıkları İzmir’in,
Barların, vitrinlerin önünde
Gemiler gelir rüzgârla dolu,
Gemiler gider ışıklar içinde.

Edip Cansever
-İkindi Üstü-

©Yaşar Uruk

Edip Cansever (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986) Anısına..

edip-cansever-03

PAS – Edip Cansever

Duvar diplerinde ve sakınaraktan
Duvar diplerinde ve alacakaranlıkta
İyi yenmemiş bir kiraz çekirdeği gibi yıprak
Gidip geliyorsa durmadan
Gücenik bir köpeğin bir okul şarkısını anımsattığı gibi
Gidip geliyorsa
Ve çocukluğunun bir düğme kadar delik yerinden bakılırsa
Gözleri bir çağla çekirdeği gibi beyaz ve kocamansa o zaman
Gözleri iki safran ipliği şimdi.

Ve güneş kar topluyorsa bakışlarından
Biz ki utançlı bir kar seyircisi
Sen bak ki o beyaz karın kırmızı
O beyaz karın ürkek
O beyaz karın utanaraktan geri geldiğini
Seyrediyorsa susarak
Biliyordur tam göğsünün altında yaşar gibi
Biliyordur ki bir erdemdir yerine göre susmak.

Duvar diplerinde ve sakınaraktan
Bütün paslar kabarıyor bir bir
Ağzın ve dilin ve parmakların pası
Yüreğin ve bilincin
Bak işte, patlamış kentin su boruları da
Duyduğu bir çürük su şırıltısı
Ki hemen geliyor aklına
Bir şarkı ne zaman güzel değildir
Sonu olduğu zaman
Sonu yoktur çünkü güzel şarkıların
Kimse bir şarkıyı sonuna kadar söyleyemez
Nasıl ki ölüm öldürenlerinse
Ve korku korkmuyor görünenlerin
Şarkı tersine
Tut ki kırgın bir menekşeden sapmıştır onun yüreğiyse
Hem de bir menekşeyi yeniden icat etmiş gibi
Gererek yapraklarını
Gererek gözkapaklarını
Yumruklarını sıkarak
Ağlamayı unutmak için.

Duvar diplerinde ve sakınaraktan
Bir akşamüstü sırasında
Saygı anılarınıza
Saygımız ki bir kuşun yarası kadar derin.

Edip Cansever
-Sonrası Kalır-

BAŞKA NE OLAN – Edip Cansever

EDİPCANSEVER BAŞKA NE OLAN

Hepsini olduğu gibi görüyorum
Masayı, ütüyü, aynayı, iskemleyi
Mutfak eşyalarını —yarı aralık kapıdan—
Tavayı, meyve sıkacağını, ekmek kutusunu
Bakracı, çaydanlığı, çiçekliği
Fayansta yansısı olan bir bardağı
Çizgili bir bardağı
Beyaz üzerine çizgili bir bardağı
Beyaz üzerine mavi çizgili bir bardağı
Kullanılmamış bir bardağı
Kullanılmadığının bilincinde olan bir bardağı
Bilincin titreşimlerini saçan bir bardağı
Gemi kıçlarına dadanan köpüklü bir bardağı
Dalgaların üyesi olan denizci bir bardağı
Kıyıya vurmuş medüz bakışlı bir bardağı
Duygulu bir bardağı
Aşkın tek ve beyaz gölgesi olan bir bardağı
Gülümseyen bir sıkıntı olan bir bardağı
Katolik kiliselerinde İsa olan bir bardağı
Pazar sabahlarını anımsatan bir bardağı
Kurnaz bir bardağı
Uzay kopuğu bir bardağı
Sahnesinde —fayansın üzerinde—oyununu oynayan bir bardağı
Bir anı, bir şimdi, bir sonra olan bir bardağı
Sürahisinden bağımsız bir bardağı
Kendisinden de bağımsız bir bardağı

Havuzun fıskiyesine bakan bir göz olan bir bardağı
Mayonez ışıltılı bir bardağı
Gün gibi, göl oyuğu, balıkçıl duruşlu bir bardağı
Satrançta yer değiştirme devinimli bir bardağı
Doğurgan bir bardağı
Toplayan, çıkaran, bölen bir bardağı
Görüntü, sanrı, yanılsama olan bir bardağı

Başka ne olan bir bardağı
Sadece bardak olan bir bardağı.
Edip Cansever
-İki Düş Arasında Beklenti-

Kuşatma – Edip Cansever

30

Bir gün akıp gitmeye her yerim
Suyundan içmeyle alışık.

Gitmek! yazmışım defterime çoktan
Rıhtımlar, güz halatları, daha bir sürü şey
Şuramda darmadağınık.

Vişneler, atlar, yıldızlar
Yıldızlar, sık ağaçlar, kasaba lokantaları
Yıllarca duran sözler yenisi konuşulmadık.

Oteller, oteller, o bakımsız suçluluğum benim
Geçmem kapınızdan bile artık.

Doğasın, bir sen beklersin beni, bilirim
Sesimi, düşlerimi, kırık parmaklarımı
Var başka neyimse onları artık.

Doğasın sen, doğasın, yarat beni yeniden
Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık.

Edip Cansever
-Şairin Seyir Defteri/
Sonrası Kalır II-