Sığınak – Edip Cansever

EDİP CANSEVER SIĞINAK III
VIII

Olanca kuvvetimle bakıyorum
Her yerde bir şeyler bulunuyor
Dokunma ve renk dağıtma şeyleri.

Bugün pazar kendimi selamlıyorum
Ve sanki kendimi tekrarlıyorum durmadan
İşte bir sarmaşığın son yaprağı gibi
Güneşe, öyle birden ki güneşe
Bir erkek, bir dişi olduğum zaman.

Demek ilk olarak kendimi tekrarlıyorum Nokta
Kim bilir, belki de ben
Bu türlü düşünmenin ilk karşılığı
Kendi yaşamamda

İNSAN
SANA GÜVENİYORUM
SAYGILARIMLA.

Edip Cansever/ Sığınak

-Umutsuzlar Parkı-

Gül Dönüyor Avucumda – Edip Cansever 

EDİP CANSEVER GÜL DÖÜYOR AVUCUMA 1

I
O akşam söylediydim ona
Gördüm Hüma kuşunun iskeletini
Haber de saldıydım Pegasos’un sırtındaki ozana
Seyretsin diye ölümün bu sırça gelinliğini
Duyan da var bunu duymayan da.

O gün bugündür ıslık çala çala
Gelip geçiyor kapımın önünden
Konuşuyoruz da arasıra. Geçen gün dedi ki
Farketmez gözyaşı kimseyi, ruhsa
Başıboş bir deniz gibi anlamsız yatar
Kocaman bir ıssızlığı yonta yonta.

Anlattı sonra uzun uzun.
Nasıl onardığını eski tekneyi
Nasıl kalafata çektiğini, boyasını
Hangi dağ çiçeklerinden kardığını.
(Bir çocuk dişi parladıydı. Çekmişti onu kırmızı bir akşamüstünün dişetlerine. Ya direkleri? özenli bir kılıfa girer gibi girmişti göğe. Doğrusu görkem iki parmak arasında büyüyen ama hiç gölgesi olmayan uçsuz bucaksız bir bitkiydi. Giz olmayan bir gizdi belki. Evleri dolaşan cinsiyetsiz bir tanrı da olamazdı ki. İnandıydı bu yüzden kanının tekneyi dolaşıp şafakları çevirdiğine. Ve gördüydü yer değiştirdiğini gövdesiyle teknenin böylece ruh olduğunu anladıydı bira köpüğü gibi altınsı altınsı parlayan tahtalara. Ve yetinmedi. Bir öğleüstü konservesini yedi. Çekti bıçağını sapladığı yerden kaldırdı havaya. Birden parladı bıçak dünya zamanından başka bir zamanla ve noktalandı uzayın çilekleri işbaşındayken. Besbelli bir uzay tapınağındaki ilk duaydı bu. Ve seyretti uzun uzun tarihte yeri olmayan bu titreşimi. Bir şey ki artık birdenbire her şeydi. Ve yazdı bordasına İki Parmak diye İki Parmaktı çünkü teknenin ismi.)

Edip Cansever
-Kirli Ağustos/Sonrası Kalır I-

© Emil Ciubotaru

SARAY KÖFTESİ – Edip Cansever

EDİP CANSEVER SARAY KÖFTESİz_eski_bogaz_konaklari_karakalem_29x42

Cebinde parası yok ama yoksul değil
İleri görüşleri var okumuşluğu yok
Canı hürriyeti çekmiş saray köftesi yiyor
Koca bir konağın iç odasında
Bin dokuz yüz beşte İstanbul’u düşünüyor

Bin dokuz yüz beşte İstanbul’da
Bir semai kahvesinde şiir okunuyor.
Siz de okuyun o şiir güzel
Efendim kim demiş üftâdegânında muhabbet yok

Bin dokuz elli üçte İstanbul’da
Evin küçük beyi saray köftesi yiyor
Siz de yiyin iç odalara çekilin de
İçinize hüzün akıtın iyimser olun biraz
Para pul düşünmeyin sakın
Kötü işler gelmesin aklınıza
Kılığı yok mu bir adamın yoksul demeyin
Ot mu yiyor ekmek mi görmezlikten geleceksiniz

Bakın bakın bakın
Döşeklere yaz kokuları sinmiş
Bilir bilmez ötüşleri var toprağın içinizde
Kim demiş tabiatta düzen var diye
Aç bir kedi duvara sürtünüyor onu da görün
Atın kendinizi çalgıların çağanların içine
Uygarlığı insan işlerini bilginler düşünsün

Ardarda betikler yazsınlar size ne
Böyle yaşıyacaksınız işte söz yok
Ölümsüz bir çiçek sofranızda
Yaz güneşi pembeden kırmızıya kırmızıdan pembeye
Kapılar pencereler tabiatla oynaşacak

Bu düzen size insanlığınızı unutturacak

Edip Cansever
-Dirlik Düzenlik-

©Yılmaz Güneş, karakalem çalışmalarından..

Edip Cansever, (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986) Anısına sevgi ve özlemle…

BEYOĞLUNDA GECE 8 AĞUSTOS 18

BEYOĞLU’NDA GECE – Edip Cansever

Bazan şöyle dokunaklı bir şarkı söylenir ;
Ekseriya filimlerde gördüğümüz esmer bir kadın
Aydınlık bir sokaktan geçiyordur.
Yahut da sıcacık bir barın içinde,
Kumral, çekingen bir oğlanın karşısında
Dişleri bembeyaz bir İspanyol yahudisi kastanyet açlıyordur…

Öyle insanlar vardır ki akşamları
Caddelerde korsanlar gibi sıçramak ister
Dalarlar kapısı açık barlardan birine,
Sızarlar gece yarısından önce,
Rüyalarında ceylan gibi kadınlar görürler.

Öyle sokaklar vardır ki Beyoğlu’nda,
Uzaktan loş ışıklar gibi görünür;
Ufak tefek kadınlar girip çıkar o sokaklara,
İstanbul batakhanelerinin en kötüsüdür.

Ağlayıp durur bir kızcağız köşede,
Birkaç serseri sigara içer ağır ağır
Şarap kokar, çiçek kokar evler,
Tuhaf bir sıcaklar yayılır dışarıya.

Bir kere de küçük bir kahvehanede oturmuştum.
Canım, kalkıp bir şeyler içmek istedi.
İstanbul batakhaneleri loş bir ışık gibi görünüyordu.
İnsanlar geçiyordu dalgın, iyi kalpli, serseri,
Hoyrat bir delikanlı, sarışın bir kızı caddeye doğru çekiyordu.

Edip Cansever
-İkindi Üstü/
Sonrası Kalır I-

İlkyaz Şikayetçileri – Edip Cansever

İlkyaz Şikayetçileri - Edip Cansever

II
HİÇ, ÖYLE

Bir gün demişti ablam
Sen git şurada otur.

Bir kadınla konuşuyordu. Kadın
Fesleğen saksısından ve gramofon borusundan arta kalan
Renkli bir ışık tortusuydu
Üst üste giysiler asılmış
Düşsel bir askı da denebilirdi ona.

(Ne? Nasıl?
Ama sormadı ablam
Sorabilirdi, çünkü
Düşlerde neler düşünüldüğünü
Bir başkası duyabilir.)

Konu mu? Konu ilkyazdı
Duyuyordum sözlerini işte
Sulardan
En çok da bir denizciden konuşuyorlardı
Hiç unutmadım — yıllar geçti
Belki de saatler geçti. Düşlerde
Zamanlar kısalıp
Zamanlar uzayabilir—
Hiç unutmadım
Su çünkü unutturur
Evet
Su çünkü unutturur
Konu
Konu ilkyazdı.

Unutturunca su
Yalnızlık gibi ufacık kalır her şey
Silinir ya da büsbütün.

(Ölümse büyüktür, çok büyük
Yalnızlık gibi değil
Demedi
Diyebilirdi ablam)

Güvelerin delik deşik ettiği
Yünlü bir boyun atkısı gibi gezdiriyordu kadın
Bakışlarını ablamın yüzünde
Ne diyordu? Şunları belki:

Bir çeşit tuzağımdır ben
Çakallar kurtlar gibi bağrışıyorlar içimde şimdi
Hepsi hepsi
Neden olmasın
Gök karardığı zaman azarlıyor muyuz göğü
Su uçup gittiği zaman
Kızgın güneşte
Ben de…

Yağmayan bir yağmurdu ablam
Ne geçmişteydi ne gelecekte
İki düş parçasının kesiştiği yerde
Kollarını açmış duruyordu
Hiç. öyle
Sevimsiz bir kış günüydü kadınsa
—Belki bir de düş tamircisi—
Evet
Doğrusu bu.

Kolladım yıllar yılı —düşler düşü—
Bir avcı gibi ablamı
Ölmedi ki. Konuşuyor gölgesinin ardından
Yaşıyor gerisinde kendisinin
Bütün ayrıntılardan sıyrılmış
Ağır ağır konuşan
Kadife bir örtü gibi

Edip Cansever
-İlk Yaz Şikayetçileri/
Sonrası Kalır II-

 

Uçurum – Edip Cansever

EDİP CANSEVER UÇURUM

Bir ağaç sürüsünün üstünden
Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden
Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş 
Votka bardağımın içine
Benim olmayan bir sevinç duyuyorum.

Kesiyorum durduğumuz yeri ortasından
Ey görünüş! seni bir yerinden hiç anlamıyorum
Dibimde değil ayaklarımın, damarlarında
Derinliğini orda tutan, orda harcayan
Uçsuz bucaksız bir uçurum.

Zamanla değil, bir yerde
Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum
Geçiyorum ilk şeklimi tüketerekten
Ağır ağır yanan bir tuğla harmanını
Billurdan sarkaçlarıyla.

Kalbim, sersemliğim benim.

Edip Cansever
-Kirli Ağustos-

BAŞIM DÖNÜYOR İKİMİZDEN – Edip Cansever

BAKMALAR DENİZİ

Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
Ön dişleriyle belli belirsiz
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan 
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
Evet mi hayır mı pek anlamadan.

Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
Bir tayın dişinde ince taflan
Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.

Edip Cansever
-Nerde Antigone-