ACABA – Edip Cansever

Neil Simone Tutt'Art@

Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz

Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık! insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Dönelim
Ya da dönsek mi acılardan da
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş bir semte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği
Eh. belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
Belki de genç bir şairden ödünç alınan.

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
Azıcık vakit kalmış
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı
Ruhi Beyin
Başkaldırması mı yoksa

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda.

Edip Cansever
-Ben Ruhi Bey Nasılım-

©Neil Simone

YONTUCU KARES – Edip Cansever

EDİP CANSEVER YONTUCU KARES

——M. Şerif Onaran’a

Nereden geliyor? Arması ne? Gördüler mi bizi?
Böyle konuştu Rodoslu Kares, yontucu
Soyu tükenmiş bir gülümseme yüzünde.

Bize ne
Biz kalan buğdayımızı döğmeyelim de ne yapalım
Sonra gider söyleşiriz kıyıda
Akşam olmadan.

(Akşammış değilmiş ne çıkar bundan
Bulunmaz ki yüzleri çok ülke dolaşmaktan)

Ver şu testiyi bana, bir yudum da ben içeyim
Hadi ver, koca ihtiyar, çoktan yanaştı kıyıya gemi
Bize mi kaldı düşünmek gündüzü geceyi
Ne güne duruyor yontucu Kares.

Kares mi? Ben söyleyeyim bari
Soyu tükenmiş kuşlarla besleniyor şimdi, balıklarla
Bulmak için acı tarihini doğanın
Pişirmek için onu kumlarla ve yontmak için,

Gidelim gidelim
İyisi mi esrikken kanırtmalı yaşamı
Yüzlerimiz ve bütün söylediklerimiz
Nasılsa tarih olacak onlara

Söyle sen, bizi yontsun yontucu Kares!

Edip Cansever
-Şairin Seyir Defteri –

İDRİS LE KONUŞMA – Edip Cansever 

EDİP CANSEVER İDRİSLE KONUŞMA

—İdris, sen ne yapıyorsun,kuşların yanında
—İdris’le konuşuyorum.

Kuşları okuyorum içimde, ağacın kuşlarını
Yeni pişmiş çilek reçeli gibi kaynayan
Dalların üzerinde..
Gemilere dadanan kuşları okuyorum bir de
Göklerde bir başına dolaşan
Görkemle
Büyük denizlerdeki yalnız kuşları
Ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları
Okuyorum da
Kuş olsun, insan olsun
Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı
İşte
Suları fiyakayla göğüsleyen yelkovan kuşları
Geçiyorlar martıların peşi sıra
Ve küçük bir evin üst katı martı
Duvarlarından sümbüller akan
Sanki çok öpüşmelik kuşlar bunlar,çok sevişmelik
Ve seninle biz iyi ki
Sevmelerin ustasıyız, güzel şaşkınlıkların
Önce yüreklerimizi alıştırmışız buna, sonra kafalarımızı
Ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil
Yoksul olmadı.

Bak
Bu kalın kalın ellerimi soruyordun, bu çürük çürük bakan gözlerimi
Dokunuyor ellerim gördüğün gibi
Anlıyor dokunduğunu benden önce
Emiyor suyu gözlerimse
Emziriyor güneşi
Ve uçsuz bucaksız bir maviliği yaratıyor onlar
Her gün
Yaratacaklar elbette
Ve sözgelimi ben
Üstünde gökyüzünün
Kum taşıyan mavnalar gibiyim

Kimi zaman kavuniçi, kimi zaman Osmanlı yeşili
Sabahtan akşama kadar seyrederim
Ve derim ki biz
Çok değerli bir yüzük taşının halkasında sıralanmışız
Ana sütü gibi bir aydınlık içinde
Yani şu yeryüzünü bir uçtan bir uca kuşatmışız
Dik tutarak gövdemizi
Umutla
Bazan da yıkılarak kendiliğimizden ya da bir kurşunla
Ve bu hızlı akışa yaşayıp ölmek deriz.

Yaşayıp ölmek, deriz, ne denir daha başka
Denir, çok şeyler denir, biliyorum
Geçecektir hayatımıza mutlaka
Çok inandığımız bir şeyin çocukluğu
Sonra gençliği, sonra oturmuşluğu
Sonra hayat hayat gibi olacaktır.

Bakma sen, kuşlar bir uçumluktur ne de olsa
Denizler bir fırtınalık görkemli
Bizse kendimizi insan olarak
Bir tohum gibi dikmişiz sonsuzluğa.

Edip Cansever
-Sonrası Kalır-

Şey Şey Şey ve Şeylerden – Edip Cansever

Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
Bir köpek sokak değiştirdi, korkak
İçi süt dolu bir lokanta, ve kapandı 
Ben ağzıma geleni söyledim, öyle
Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı.

Sevişsek olmaz mıydı, varan bir
Elbette olurdu, bir kır çiçeği bir bulut
Bir gülüş kanamak üzere, ve gizli
Ve çabuk tarafından bir şey, şarap
Aşk gene kelime değiştirdi, vahşi.

Güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki
Ne uzak bir sesimiz vardı, efsane
Gelince Ç ile geliyordu bir çay
Oysa biz iki demiştik, varan üç
Gözler ki demeye kalmadı, derin.

Kim bilir ne seviştik ki saat kaç
Elleri tetikte bu gazetelerin.

Edip Cansever
-Petrol-

ÇİÇEKLERİ SULASAN… – Edip Cansever

EDİP CANSEVER ÇİÇEKLERİ SULASAN

Çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen
Sözgelimi tırnaklarını yemesen
Akşamları erken yatsan iyi olur.

İyi olur elbet
Yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu
Ne desem
Denizin bir tenhalıkla uyumu
Kayboldu
Kış çoktan unutuldu da ondan. Bir akşam
Bir manav bütün hüznüyle konuştu
Salatalara vuran bir ışığın altında
Sanki Ortaköy’ de yarısı yanmış bir kışla
Gene böyle bir sonuçtu
Kış unutuldu kardeşim. Artık
Hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.

Bingöl’le İstanbul’un arası
Otobüsle kaç saat
Yani İstanbul’la Bingöl arası
Kaç saat otobüsle
Kimine göre günlerce
Kimine göre birkaç saniyedir
Çünkü özlemler çeşit çeşit
Özlemler ki binlerce
Ah sevdadır ancak onları birleştirir
Sündiken dağlarından aşağı
Isparta biraz gülümser
Isparta’nın ortası denizli çarşı
Balıklar cansız yüzer
Ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur
Bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek
Ah evet
Size de sormak gerek
Ey uçurumlar, köprüler
Kış neden unutuldu.

Mersin körfezinde batık bir gemi
Üstünde kuşlar yüzen bir gemi
Kaptanı Seyhan suyunun başında
Keklikle rakı içer
Atar ruhunu bazan sulara
Akışına suların
Yani eliyle Kars’ı gösteriyordur Kars’ta
Erzurum’da Erzurum’u
Bazan da
Kor bir tüfeğin ucuna o ruhu
Kuşlardan kuşlar çıkarır, kuşlara kuşlar ekler
Yepyeni bir kuş yaratır
Tüyleri kalbin saran
Seyhan suyunun başında
Ne olursun yolcu dokunma ona
Bak, kan kırmızı gözlerinin kenarı
Benimle konuş istersen
Dedim ya benimle konuş
Yolcu
Üsteleme kardeşim hangi kış unutuldu.

İyi olur, iyi olur
Bartın’dan Devrek’e yürüyen tavşan
Bir kırk yılı beyazlatır ve durur
Kırk yılda kırk kış işte, yok sayarsak ölümü
Şuramızdan bir karakış savrulur
Ben derim iyi olur, sen dersin kötü olur
Bir ölü ovunurken bir başkası ovunmaya soyunur
Kış durur.

İzmir çarşısında bir kadın
Güpegündüz bir kadın
Gecelerini bilen, iç çamaşırlarını bilmeyen
Dudaklarını bilen, öpülmeyi bilmeyen
Çocukları olan, ama çocukları olmayan
Güpegündüz bir kadın
Tabancayla üç yerinden vurulur
Yaz düşer yaprak yaprak
Kan donar söylene söylene
Kırılmış sırça gibi dökülür yerlere yaşamak
Bir minibüs Milas’a kalkar
Bir minibüs bir daha Milas’a kalkar
Çakılır durur
Söylesene ne olur, konuşsana ne olur
Kış nerdeyi o vakit kime sorulur
Isıt şu ekmeği avuçlarında
Ufacık dünyanı ısıt ısıt
Yoksulsun ya ölümün daha büyük
Entarin sümbül basma
Sümbüller binbir delik
Eh neden acısındı artık sana
Unutuldu acımak
Unutuldu bir kış daha.

(O kış mı, iyi bilmiyorum, o kış mı
Salataların buza kestiği o kış mı
Yalnızlığın, yoksulluğun bir salgın gibi
Kente yayıldığı o kış mı
Dükkânların erken kapatıldığı, şekerle tuzun birbirine karıştığı
-Ve neydi, gene neydi bir hüznün özgül ağırlığı-
Bütün yüzler birbirine benzerdi
Bütün yüzler birbirinden doğardı
O kış mı, o kış mı
Evlerde, sokaklarda, fabrikalarda
Hemen hemen her yerde
Sanki herkes birbirine ağlardı.)

Ey sonuç
Neyin sonucu
Alfabeye koydular ölü bir kuşun yavrusunı
-Ah neydi, gene neydi ölümün özgül uzunluğu-
Ve neydi
Bir ayvayla bir ayvanın arasında tüten sarılık
Böceklerin uzun uzun yıkandığı sarılık
O zaman ki kar yağdı, kimse bir şey anlamadı
Kapıları pencereleri sıkıştırdık
O donuk kanla, donuk olmayan kanla
Ve ne çıkardı boz bir gökyüzü bizim olduysa
Kalsak kalsak biz ikimiz kalırdık ki ne çıkardı
Kirlilik yürürlüğe girmişti bir kere
Aramızda hiç yoktan bir acımasızlık
Üstelik karaciğerim, kalp çarpıntıları, vesaire
Her neyse şuydu buydu

Ben unuttum, hangi kış unutulduydu.

Edip Cansever
-Sevda ile Sevgi-

KAÇIŞINA UĞRAYAN ÇİÇEK – Edip Cansever

EDİP CANSEVER KAÇIŞINA UĞRAYAN ÇİÇEK

Şurayı götürün dedim onlara
Buraya da, burayı da
Alın götürün dedim
Çimenlerin tirşe buğusunun üstünden
Tirşe buğunun düşlere değen üstünden
Düşlerin ayçiçeği giysilerinin üstünden
O zaman anlatırım dedim onlara
Pencere önümün niye uçtuğunu.

Evet
Dönüp geliyor az sonra
Kolumun altına yerleşiyor
Kendisiyle yer değiştirir gibi
İtiyorum onu, itiyorum, itiyorum
Bütün zamanlar bitti diyorum -anlasa’ya-
İki tek kiraz ağacı kaldı yalnız
İki tek kiraz ağacı
İlkyazlar ve bütün başlangıçlar bitti
Kiraz ağaçları onlar da
Gözlerimin deli kırmızısını yıkamak için
Ağladıkları zaman

Ne vardı sundurmanın üstünde -ne vardı-
Anımsayamıyorum şimdi
-Pek şimdi değil, çoktandır-
Yağmurlar yağdığı zaman büyüyen
Geçmişi olmayan bir saksı mı
Yoksa
Bir sap çiçek mi -saksısız-
Kaçışına uğrayan bir çiçek
Neden olmasın
Yağmurlar
Yağmurlar yağdığı zaman.

Sular insanlar gibi geçiyor aklımdan
Mavi aklımdan
Sordular -anımsıyorum-
Bir gün
Neyle örtülürmüş ki su
Suyla demiştim -elbette suyla-
Ya yaşam
Bir başka yaşamla, bir başka, bir başka, bir başka
Oysa bütün yaşamlar bitti
İlkyazlar ve bütün başlangıçlar
Sular
İnsanlar gibi duruyor aklımda.

Dişlerimin arasından gösteriyorum ellerimi
Korkuyla kaçışıyor güvercinle karanfil
Dönüp arkama bakmıyorum
Odalar bitti çünkü, merdivenler de
Dışarsı var: şurası, burası, orası
Ve yağmur -yağmurlar-
Ah şu yağmurlar durmasa ya
Ne güzel ıslanıyor ilkyaz
Ne güzel ne güzel ne güzel
Denize zorla sokulmuş
Ağlamaklı bir çocuk gibi.

Edip Cansever
-İlkyaz Şikayetçileri-