Ahmet Hamdi Tanpınar, (23 Haziran 1901 – 24 Ocak 1962) Anısına saygıyla..

AHMET HAMDİ TANPINAR SELAM

SELAM OLSUN – Ahmet Hamdi Tanpınar

Selâm olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
Günlerin geçişi ardı ardına.
Hasretiz bir kanat şakırtısına
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
Adımızı soran, arayan var mı?…

Ahmet Hamdi Tanpınar
-Bütün Şiirleri-

Ahmet Muhip Dıranas (1909 – 21 Haziran 1980) Anısına saygı ve özlemle..

AHMET MUHİP DIRANAS VE EŞİ MÜNİRE

“Münire’ye,

Bir gün, laf arasında, bana: ” Bir beşik gibi sallanır dünya, rahat uyusun diye bütün çocuklar…” gibi bir söz söylemiştin. O gün bu gün düşünürüm ki, insanların barışını ve evrensel sevgiyi daha özge bir biçimde anlatmak kabil değil.
Ben yaşantımı şiire, şiirimi de bu sevgiye verdim. Sanırım, kitapta savaş sözcüğünü bulmayacaksın. Kaldı ki, esinim senden gelir. Onun için, kitabı, sevinerek, sana armağan ediyorum; sana ve bu inançla yaşayanlara ölenlere…

8.7.1974
Ahmet Muhip Dıranas “

 

Görsel: Eşi Münire Hn. ile..

Cahit Külebi (20 Aralık 1917- 20 Haziran 1997) Anısına saygıyla…

CAHİT KÜLEBİ
İkinci Kişi – Cahit Külebi

Bazı karşıma çıkıyorsun,
Tanıyacak gibiyim seni.
-Gel biraz konuşalım, diyorum.
Cevap vermiyorsun.

-Ellerin titrer miydi eskiden?
Dumanlı mı görüyordu gözlerin?
Padişahlar gibi hayal mi kurardın?
De bana, diyorum, susuyorsun.

-Kitap okumayı severdin,
Kırlarda dolaşmayı, bahçeler
Bilmediğin kadınlar gibi miydi?
Söyle, diyorum, duruyorsun.

-Atlarla, insanlardan daha çok
Yoldaş mıydın çocukluğunda?
Neyledin hepsinin yokluğunda?
Diyorum, ağız dil vermiyorsun.

-Nasıldı ilk gurbete çıkışın?
Kıyısına ilk vardığın deniz?
Koynuna ilk girdiğin kadın?
Ağzına ilk sürdüğün kadeh?
Nasıldı delice çalıştığın,
Delice eğlendiğin geceler?
Bir tutam yonca gibi tertemiz,
O kıza âşık olduğun günler
Nasıldı, diyorum, gülüyorsun..

-Yorgunum şimdi,yorgunum çok!
Birde sen cevap vermiyorsun.
Kolundan tutmak istiyorum, fayda yok;
Bırakıp beni gidiyorsun.

Cahit Külebi
-Yeşeren Otlar-

Sait Maden; (3 Mayıs 1931 – 19 Haziran 2013) Anısına saygıyla…

SAİT MADEN ORMANDA I

ORMANDA – Sait Maden

I

Birdenbire duydum ilkyazı
yanağımda kaçamak bir öpüş gibi;
insan ayağının bilmediği bir kuytu
loş ormanda yağmurun okşamasıyla,
yelin ninnisiyle büyümüş
körpe tenli ilkyazı;
kışın kaba kalın kürkünü
incecik bir dikenin deldiği yerden
fışkıran gülüşü
bu nisan öğlesinde
sessizce.

Birdenbire sezdim o burcu-
burcu kokan varlığını
ve göz göze geldik bir an
yavru bir gelinkuşu
gibi evecen
işkilli
kaçmak üzereyken ardına akkavakların
saydam uzun etekleriyle
ve parlarken ikide bir
ayak bilekleri loş yeşillikte
sedef beyazı.

Üzerinde boz fidanların,
yosun yüklü kabuklarda alı al
yandı söndü
düşürdüğü utançgelincikleri
yanaklarından;
ışıldadı gölgeliklerde
saçının bir teli
ve sezilmez bir ıtır,
bir çiçektozu bulutu
dalgalandı havada yer yer
esritici bir tütsü gibi.

Ağaç diplerinde
sessizlik
bir sürü tavşan halinde
gözetliyordu bizi
ufacık
ürkek
beyaz
ve göz kapakları yumuk bir nice
mavi tomurcuğun uykusu
yüzüyordu mırıltılarla
ormanın mor derinliğinde.

Çılgın uzuyordu filizler,
fışkınlar yarıyordu boşluğu
onun kokusuna doğru her atılışta,
ürpertili yapracıklar, körpe kirpikler,
pırnal salkımları,
su petekleri
akıyordu bir düş seliyle
onun adımlarına doğru,
deliyordu kökler sert toprağı yavaşça
ve sivrice kılıçlar olup
onun ayak bastığı yerden.

Neydi hep o duyulur gibi
duyulmaz gibi ses derinlerden
ta
derinlerden
kaval mı çalıyordu görülmez biri
ararlarken göz göz büyüyüp
yarılan çenetler, uç veren saplar,
kuru çotuklardan fırlamış binlerce sürgün,
sarmaşan dikensiler sımsıkı,
özsu keseleri, gergin ülgerler
ses gelen yeri?

Birdenbire sezdim önümde
geçen ışıltıyı,
parlayan yüzü,
göz göze geldik bir an
büyülenmiş tutulmuş gibi
ve kalakaldık
olduğumuz yerde bitkin
gözetlerken bizi
ufacık ürkek beyaz
bir sürü tavşan halinde
ağaç diplerindeki sessizlik.

Ve yumuşak yaygısında çamiğnelerinin
öldük
usulca kapanan bir düğünçiçeği gibi
el ele, yanak yanağa
aranırken üstümüzde gizli parmaklar
durmuş yüreklerimizi
ve rüzgârda saçımız bir çözülür bir bağlanırken
birbirine gün boyu
kaldı belki silik bir anı
ya da bir ot kokusu belli belirsiz
yaşamımızdan.

Sait Maden
-Yol Yazıları-

 

 

Attila İlhan,( 15 Haziran 1925 – 11 Ekim 2005) Anısına saygıyla…

ATTİLA İLHAN BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK

bana bir şimşek çak… – Attila İlhan

bana bir şimşek çak
ortalık fena karanlık
yüreğim örtülüyor
ağır bir dalgınlığa genişliyorum
durmadan değişen o mevsimde
dağlarda kalın
omuz omuza bulutlar
çok fena kalabalık
ellerim çıplak
bana bir şimşek çak
kötü bir tuzaktayım
bilmem ne yapsak
aklımda fikrimde onlar
yaşlı ve genç
erkek ve kadın
korkularıma tutsak

bana bir şimşek çak
içim içime sığmıyor artık
vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım
bana bir şimşek çak
belki fena halde
yanılmaktayım
o ince kız çocuğu
gün doğmadan her sabah
bir hapisaneden bir nezarethaneye
kelepçeli götürülüyor
dudakları titrek
gözlerinde buğu
bilmem ki nasıl anlatayım
bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
bir de o
adını bile bilmediği
kıvırcık saçlı “devrimci” öğrenciyi
fakülte kapısında vurulmuş
yağmurun altında
çıplak

bana bir şimşek çak
çok yanlış anlaşılmaktayım
hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
içimdeki zemberek
boşandı boşanacak
yaşamak mı gerek
yoksa unutmak mı
şaşırmaktayım
galiyef “yoldaş” ne olacak
galiyef “yoldaş” sibirya sürgünü
sanki yalın bir bıçak
kayarak
bir kırlangıç hızıyla
bulutların arasından
karanlığın böğrüne saplanacak

galiyef “yoldaş” ne olacak
galiyef “yoldaş” sibirya sürgünü
elinde bir mektup eski yazıyla
artık yüzünü bile unuttuğu
karısından
burnunda sadece kokusu var
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
galiyef “yoldaş” ne olacak
avrasya’da hâlâ “mazlumlar”ın uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik
cehennem gibi sıcak

bana bir şimşek çak
salâ veriliyor görünmez minarelerden
izmir de “istirdat”ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyu’nda muzaffer atlılar
fahrettin paşanın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi’nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
‘hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

Ahmed Arif( 21 Nisan 1927 – 2 Haziran 1991), Anısına saygı ile..

AHMED ARİF MERHABA

MERHABA – Ahmed Arif

Gün açar,
Karın verir yağmurlu toprak.
İncesu Deresi, merhaba.
Saçakta serçeler daha çılgındır,
Bulutlarda kartal,
Daha çalımlı.
Koparır göğsünden bir düğme daha,
Tezkere bekliyen biri.
İncesu Deresi, merhaba.

Genç bayraklar vardır,
Barış düşünür,
Kuyularda işçi, mavilikleri.
Ben hepsini düşünürüm,
Yirmidört saat
Ve seni düşünürüm,
Karanlık, hırslı…
Seni, cihanların aziz meyvası.
İlân-ı aşk makamından bir mısrâ,
Yeşerip kımıldar içimde,
Düşer aklıma gözlerin…

Oysa murad alamam.
Oysa akdan – karadan
Bilirim payım bu kadar…
Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim.
Unutmuş dudaklarım öpmeyi.
İncesu Deresi, merhaba.

Ahmed Arif
-hasretinden prangalar eskittim-

Rıfat Ilgaz (7 Mayıs 1911 – 7 Temmuz 1993) Anısına saygıyla…

rifat-ilgaz-cizim

YALNIZLIĞIMI ANLATIYORUM – Rıfat Ilgaz

Koğuşta inceden bir lizol kokusu
Dışarda tam tamına On Sekiz Şubat
Ne üstümdeki örtüler ısıtıyor beni
Ne altımdaki yatak
Ellerini arıyorum sıcak ellerini

Kuruyan dilim tutuşan alnım
Garipliğim nöbet nöbet gecemde
Susuzum, ilaçsızım, sensizim
Sıcak dudaklarını arıyorum

Camlarda karayel acımasız
Nereye baksam can çekişmesi
Gece… Yol boyu memleket memleket
Işıtsın iyimserliğin içimi
Dağılsın ölüm korkum bir görün
Aydın bakışlarını arıyorum

Rıfat Ilgaz
(1961)
-Soluk Soluğa-