ÇOĞUZ – Pablo Neruda

PABLO NERUDA ÇOĞUZ

Bir sürü insan içinde kimim ben, biz kimiz,
karar kılamıyorum birinde:
kaybolmuşlar giysilerimin altında,
başka şehre taşınmışlar.

Tam sırası gelmişken
akıllı olduğumu göstermenin
ağzımdan alıyor sözü
içimdeki gizli aptal.

Gün oluyor, uyukluyorum
seçkinler meclisinde,
tam cesaretimi toplarken
hiç tanımadığım bir korkak
sarıp sarmalıyor iskeletimi
bin tane ince önlemle.

Alevler sarmışken görkemli konağı
ben çığırıyorum itfaiyeci yerine,
kundakçının biri fırlıyor sahneye,
o benim. Bir şey gelmiyor elimden.
Nasıl seçip ayırsam kendimi?
Nasıl bir araya getirsem?

Okuduğum bütün kitaplar
göklere çıkarıyor kahramanları
her zaman kendine güvenen:
ölüyorum kıskançlıktan;
rüzgârlı, kurşunlu filmlerde
kıskanıyorum kovboyları,
atları bile alkışlıyorum.

Ama ne zaman çağırsam atılgan yanımı
çıkıp geliyor gene eski tembelliğim,
bilmiyorum asla kimim ben,
kaç kişiyim, kaç kişi olacağım.
Bir çana dokunup da
çağırabilseydim gerçek kendimi,
gerekliysem çünkü kendime
yok olmamalıyım ben.

Çok uzaklardayım yazarken
döndüğümde çoktan gitmişim:
görmek isterdim aynı şey
geliyor mu başkalarının başına,
benim gibi daha çok var mı,
onlara da aynı şeyler mi oluyor;
bunu keşfettiğim zaman
öyle iyi belleyeceğim ki her şeyi
sorunlarımı açıklarken
coğrafyadan konuşacağım.

Pablo Neruda
-Kuruntular Kitabı-
Çeviri: Erdal Alova

Yirmi Aşk Şiiri – Pablo Neruda

PABLO NERUDA YİRMİ AŞK ŞİİRİ 16

16

—R.Tagore’a benzeti

Alacakaranlıkta bir bulutsun göğüme,
rengin de, biçimin de tam benim düşündüğüm.
Benimsin, benimsin sen dudağı tatlı kadın
ve senin yaşamında yaşıyor sonsuz düşüm.

Gönül lambam pembeye boyar ayaklarını
acı şarabım senin dudağınla tatlanır:
Biçen orakçı benim günbatımı şarkımı,
seni ıssız düşlerim hep yanlarında sanır!

Benimsin, benimsin sen, bağırırım da akşam
yelinde, sesim gider rüzgârla yaslı, bungun.
Kazancın, gözlerimin ta dibindeki avcı,
gececil bakışının suları gibi durgun.

Müziğimin ağına tutuldun, canım benim,
müziğimin ağları geniş gökyüzü kadar.
Ruhum yas-gözlerinin kıyısında doğmuştur.
Ve düşlerin ülkesi yas-gözlerinde başlar.

Pablo Neruda
-Yirmi Aşk Şiiri ve
Umutsuz Bir Şarkı-

yüz aşk sonesi – Pablo Neruda

Karen Hollingsworth http:/www.tuttartpitturasculturapoesiamusica.com;

Karen Hollingsworth http:/www.tuttartpitturasculturapoesiamusica.com;

LXII

Ah, can sevgili aşktı tek arzumuz,
sevebilmek benden, bizden beklenen,
çektiğimiz bunca acı içinde
iki bahtıkara olmaktı bize düşen.

Sen ve ben yoksak neye yarardı
öpüşündeki aşk, gizli ekmekteki ben,
eskiden böyleydi her şey, onsuz yalın
pencereden küskünlük girene kadar.

Diş biliyor aşkımıza sevmesini bilmeyenler,
yitik bir salondaki iskemleler gibi
bir aşk sahip olamayan o mutsuzlar.

Ürkmüş bir yüz taşıyorlar,
sönmüş bir yüz, ışıksız, karanlıkta,
bulamak için küllere.

Pablo Neruda

Çeviri: Adnan Özer

yüz aşk sonesi – Pablo Neruda

PABLO NERUDA 100 AŞK SONESİ

XXXVIII

Çınlar evin bir tren gibi öğle vaktinde,
tencereler şarkı söyler, vızıldar yabanarıları,
çağlayan sayar bir bir çiyin eserlerini,
dalgalandırır gülüşün palmiyeden ezgisini.

Derdini döker taşlara duvarın mavi ışığı,
ulaşır bir telyazı ıslık çalarak bir çoban gibi
ve iki incir ağacının arasında yeşil sesiyle
gelir Homeros, ayağında sırlı pabuçlar.

Yalnızdır burada şehir, ne sesi vardır, ne ağlayışı;
sonu yoktur, şarkısı, dudakları, kavalı yoktur,
sözleri vardır yalnızca aslanlar ve çağlayandan.

Ve sen, tırmanır, şarkı söyler, koşar, yürür, inersin,
fidan diker, yemek pişirir, yazı yazar, çivi çakar, dikiş diker
ve dönersin; bilirsin ki kış bastırır sen gidersen.

Pablo Neruda
-yüz aşk sonesi-

Çeviri: Adnan Özer

yüz aşk sonesi – Pablo Neruda

PABLO NERUDA YÜZ AŞK SONESİ XV

sabah

XV

Nice zamandır toprak tanır seni:
Ekmek gibi, ağaç gibi dolusun sen,
özünden kopmayan salkım, sade beden,
eğilen dalsın, akasya ve altın sebzeden.

Nasıl inkâr ederim varlığını, kanatlanan gözlerin
vuruyorlarsa ışığı eşyalara açık bir pencere gibi,
çamurdan olmuş, çamurda pişmişsen nasıl,
Şaşkın bir tuğla gibi Chillan fırınlarında.

Hava gibi, su gibi, soğuk gibi serpilir varlıklar
ve yitip giderler, silinirler zamanın değmesiyle,
öğütülmüşler meğer ölmeden önce.

Düşeceksin benimle taşlar gibi mezara
tükenmeyen aşkımız bizimle nasıl yaşarsa,
yaşayacak her zaman, yaşayacak toprak da.

Pablo Neruda
-yüz aşk sonesi-
Çeviri: Adnan Özer

Görsel: Annet Loginova

Yirmi Aşk Şiiri – Pablo Neruda

13590239_10155004593782586_8466622487943791621_n

13.

Ateşten haçlarla damgaladım
vücudunun o beyaz atlasını.
Ağzım bir örümcekti gizlice aşıp giden.
Sende, senin ardında, ürkek ve susuz.

Akşam alacasının kıyısından ne öyküler var
tatlı, üzgün taşbebek, üzüntünü dağıtmaya.
Bir kuğu, bir ağaç, uzak ve neşeli bir şeyler.
Üzüm zamanı, olgun, meyveli zaman.

Bir limanda yaşadım, seni de orda sevdim.
Sessizlikle düşün kesiştiği yalnızlık.
Kıstırılıp hüzünle denizin arasında.
Kıpırtısız iki gondolcu arasında, coşkun ve sessiz.

Can çekişen bir şey dudaklarla ses arasında.
Kuş kanatlı bir şey, unutuştan, iç darlığından.
Balık ağları gibi su tutamayan.
Yavrum benim, yalnız titreyen damlalar kalır.
Ama bir şarkı vardır bu kaçamak sözler arasında,
Doyumsuz ağzıma doğru yükselen bir şarkı.
Ah seni bütün sevinç sözleriyle kutlayabilmeli.
Övmeli, yakmalı, kaçıp gitmeli bir delinin ellerinde çan gibi.
Ne oldu birden sana, benim üzgün sevecenliğim?
En yılmaz, en soğuk tepeye vardığımda
yüreğim kapanıyor bir gece çiçeği gibi.

Pablo Neruda
-Yirmi Aşk Şiiri ve
Umutsuz Bir Şarkı-

Çeviri:Sait Maden

ATLAR – Pablo Neruda

PABLO NERUDA ATLAR BONNIE MARRIS Thunder-and-Dust

Pencereden atları gördüm.

Berlin’deydim, kıştı. Işık
Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

Ve penceremden boş bir sirk
Kışın dişleriyle kemirilmiş.

Ansızın bir adamın yedeğinde
On at göründü sislerin içinden
Çıkarken titremediler, ateş gibi

O saate kadar bomboş olan
Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

Baldı derileri, amber, yangın.

Boyunları gururun taşlarından
Oyulmuş kulelerdi.
Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
Eğilmişti bir tutuklu gibi.

Ve orada sessizlikte, ortasında
Günün, kirli ve dağınık kışın
Haşarı atlar kan,
Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
Güzellikte yaşayan ateşin
Orada olduğunu bilmeden.

O kapanık Berlin kışını unuttum.

Ama atların ışığını unutmam.

Pablo Neruda
-Dünya Şiir Antolojisi 2-

Çeviri: Hilmi Yavuz

Görsel: Bonnie Marris