Yıkılan Dağlar Sevgilim – Bejan Matur

BEJAN MATUR YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM

Yıkılan dağlar sevgilim
Yıkılan dağlar.
Kayaların yürek kadar büyümesi
Ve oynaması yerinden.
Çıktığın o yükseklik
Ne söyledi sana,
Rüzgâr kestiğinde yüzünü
Bakışın acıdığında ne?
Bir denize bakıyordun
Dalganın bir özgürlük vaadi olduğu
O sonsuzluğa.
Keske diyordun
Yanımda olsan
Ama uzaksın!
Tam o anda
Yüreğimde çatlayan bir nar tanesi
Sen!

Ve baktım
Uzak deyişine.
Aramızda evet
İki deniz
Binlerce nehir var
Buzulların rüyalara sızdığı
Bir kıyı ve de.
Taşların taş olduğu
Ve adımların
Her şeyden fazla tanrıya yöneldiği
Bir dağ duruyor aramızda.

O dağ oynadı yerinden.
Ve binlerce elin göğe uzandığı
O yüksekliken
Vadilere
Nar gibi çatlamış yüreğim
Ve açıldığıyla kalmış.

Dağlar sevgilim
Dağlar
Yürekte başlayan karlı bir gece
Ve sönmeyen ateş
Beraber duyduğumuz
Çocukluk sesleri.
Kahkahalar dağlardan yuvarlanırken
Uğuldayan geçmiş
Ve masmavi dolunay
Kimi bekliyor dersin?

Şimdi gidiyorsun
Dağın hatırı var.
Ve adımların
Bir inancın tekrarlanması gibi.
Kral yoluna dizilen
Bütün makiler
Tarih öncesinden bugüne
Titrerken
Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
Ve zaman geçmiş.
İncilden bir sahne gibi
Uyuduğun o sessizliği hatırlıyorum.
Bir çoban
Bir eşek
Ve korku içinde bekleyen sen
Daha çocuksun
Dağlardan gelen korkunun
Taşlara sindiğini bilen.

Bejan Matur
-aşk/olmayan-

(C) Yuko Nagayama..

Kendimden Başlıyorum – Bejan Matur

BEJAN MATUR KENDİMDEN BAŞLIYORUM

O uzun günde
Uzaklık değişti.
Artık kendimden başlıyorum
Saymaya zamanı.
Bir
İki
Üç
Dört
Beş
Altı
Yedi.
Yedide duruyorum.
Bana vadettiğin kapılar
Bana fısıldadığın cennetler hâlâ taze.
Kendimden başlıyorum
Saymaya yeryüzünü.

Dünyanın kalbine bir taş düşüyor
Çok ağır dünya,
Senden uzaklaşıp giden
Kanatlarım gibi.
Zihne gelince
Toprağında senin hâlâ
Merak ediyor
Ne düşünür, ne yaparsın?
Saçlarım ise
Bir yaz göğü gibi
Açılmış
Dünyanın ucuna ilerliyor.

Bejan Matur
-aşk/olmayan-

Görsel : (C) Christian Schloe…

KADINLAR – Bejan Matur

BEJAN MATUR KADINLAR

Mavi dövmeleri
Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
Durup ateşe bakıyorlar.
Rüzgâr estiğinde hepsi ürperiyor
Göğüsleri değiyor toprağa.

Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar
Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla
Dolaşıp duruyorlar.
Ateşin öfkesi kabardığında
Sesler artıyor.
Orada ateş hiç bitmiyor
Söndürmek bir bela.

Göğüsleri pörsüyen kadınlar
Ellerinin korkunç inceliğiyle
Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte
Ve susmaktalar.
Sustuklarında yaşları farkedilmiyor
Toprak kokuyor bağırdıklarında.

Nereye yaslanacaklarını unuttuklarından
Gözlerini toprağa bırakıyorlar
Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil
En içten
Toprağa veriyorlar kendilerini
Ve kokuyorlar ara sıra.

Bejan Matur
-Rüzgâr Dolu Konaklar-

 

 

Zamanın İpleri – Bejan Matur

BEJAN MATUR ZAMANIN İPLERİ

Dökecek yaprağı olmayan ağaçların yorgunluğu
Karla örtülü dalların fısıltısıyla doluydu gece

Nedense üşümüyordum.

Çıplaktım ve saçlarımı rüzgâr için uzatıyordum.
Gövdemi yalayan rüzgâr,
“Dünya çoktan başladı artık konuş” diyordu
Dünya çoktan başlamıştı bilmiyordum.

Toprak sonsuz ve sarı
Yüzüm kederli ve uzun
Rengini arıyordu.

Bastığım yerde açtığım çatlak dipleri gösteriyordu
Dipte:Yankı buhar su ve yosun
Yankı sözcükleri inkâr ediyor,
Bölüyor, kutsuyor, acı çektiriyordu.
Buhar dolaşıp geldiği yerlerin adını bilmiyor
Bilse de söylemiyordu
Yosun gölgede suyla sevişiyordu.

Zaman gövdemi saran ipleriyle
Uçurumları gösteriyor
Yüksekte tutuyordu.
Uçurumlar sanki hep gülüşüyordu.

Çatlağı zorluyor toprağa girmeye çalışıyordum.
Burnum değince suların dibine
Birden yüzeye fırlıyordum.
Boğulsam son sözüm ne olur
Hangi yolculuk beni doyurur bilmiyordum.
Soluksuzluğun sorusu olmaz
Öğreniyordum.

Bejan Matur
-Rüzgâr Dolu Konaklar-