UZUN BİR KIŞ OLACAK – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY UZUN BİR KIŞ OLACAK

Sarı bahçeler… Dağılan bir yankı
anında açılıp kapanan bir pencereden
yağmurlu ikindi vaktine: Sedef
kakmalı duvar saati
vurur vurmaz,
kadim oluyor
her yaşanan.

Alevsi gölgeler. Ne çok iz
Geleceğin Söylenleri’ne: Ne çok im:
Unutulmuş iki bardak
kapanmış çay ocağının
tahta merdivenlerinde
ıslanmış nota sayfaları: Saint Ange
Zındanı’nın avlusu yarı karanlık,
ileniyor zulme Cavaradossi’nin sesi
Napoleon çoktan dayanmış sınıra,
aldanıyor ve unutuyor insan
Kurşun saplanır saplanmaz.

Panzerler çekiliyor mahalleden,
sokakta hâlâ yanan lâstikler. Çocuk
kesiyor ayvayı kalaylı maşrapayla,
elinin kenarında biraz kan.

– Uzun bir kış olacak herhal.

Ahmet Oktay
-Lirikler-

Ahmet Oktay (21 Ocak 1933 – 3 Mart 2016) Anısına saygıyla..

21 OCAK 2020 KARA YAZI 3 MART 2019 GEÇ VAKİT

KARA YAZI

Yollar yollara bağlı vay bacım,
hangisinin sonunda yitecek dersin
süt beyaz elindeki sancı.
Uykulara vuran alaca dağlar,
arkası senin kahrın el harmanlarında.
Güneye insem
portakal, mandalin bahçeleri,
Ağıtlarda kirpiklerin hep ıslak
gözlerin uçurumlu.
Uzamış kıtalarda yalnızlığın.
Afrika’da kara
Çukurova’da anlatılmaz.

Bin renkle açar çiçek
döner gazel yaprağı rüzgârda,
Gün olur omzunda mermi, elinde mavzer
dağlarda düşmana konuşursun
kız memelerin ayaz,
gelin aynası gözlerin yangında.

Kurakta gök katına açılır ellerin,
ki duymuş başka şeylerden
yediveren toprağın özlemini.
Sıkılır dişlerin bir gece
vakterer aşktan,
kıskanır ağrını karanfil
canlar verirsin geceye.

Nice ölüm, nice gurbet
alıp giderler.

Bir sabah
sabrın konuşur taşta.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak-

ARZUYLA BAKAMADIM – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY ARZUYLA BAKAMADIM

“Kuşbaşı” diyor annem: “Hayırlara olsun,
yıllardır görülmedi böyle kar”. Arkada,
mutfak kapısının önündeyim,
önlüğümü çıkarıyorum bir yandan, bir
yandan da yakalamaya çalışıyorum taneleri. Çocuğa
bir bağış bu: günde beklenmedik mucize. Birden
yan komşunun girişinde bir hayalet
kahverengi elbisesiyle mahalle bekçisi;
beslemeyi sürüklüyor; pos bıyık ve alabros;
ben de ürküyorum sesinden: “İyilik
yaramaz yoksul takımına, uyuklar
içindeki hırsız”. Kızın yüzünde
iki humma çukuru. Sanki tutuşmuş
yanıyor bir koruluk.

Bir beslemenin
yağmurlu ve ay batmış gözleriyleydi
benim ilk çarpışmam.

Kaç yıl yağdı arka bahçede,
dinmedi o iniltili kar:
Arzuyla bakamadım hiçbir kadına
Yirmilerime gelinceye kadar.

Ahmet Oktay
-Kitaplarında Yer Almayan
Şiirleri / söz acıda sınandı-

MEVSİM SONBAHAR – Ahmet Oktay

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Saat beşe beş var
Aramızdaki bir şu kadar yol
Bir şu kadar karanlığa rağmen
Benimlesin hâlâ
Hâlâ en güzel rüyaları benim’çin görüp
Benim’çin çığlık çığlığa
Benim’çin sıçrayarak uyanmadasın
Ben yokum, saat beşe beş var
Çıplak bir dağ başında bile
Bu kadar yalnız kalamazdın
Bu kadar naçar
Düşer ayaklarının ucuna
Bir sarı yaprak hüznünü duyarsın
Ağlamak istersin birden
Bir küfür sonbaharın yüzüne
Tut ki ağladın
tut ki küfrettin
Yine aramızda bir şu kadar yol
Sen bir tarafta, ben bir tarafta
Gözünü yıldırmasın hiçbir şey
Bakarsın çıkagelirim ansızın
Buruşturup geceyi avuçlarımda
Ben yokum saat beşe beş var
Evinin sokağında olursun nerdeyse
Kirpik uçlarındadır
Yüreğinde yer eden bezginlik
Şimdi sana kalbimden başka bir şey
Sana yaşamakla karışık, kıvançlı
Sana, erkekçe bir şey sunabilsem.

Ahmet Oktay
-söz acıda sınandı-

GECE HEPİMİZİ GİZLER – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY GECE HEPİMİZİ GİZLER

Atlar geçer yağmurlu ikindilerde
ölü evlerinin penceresinden.
O kadar sessiz ve hülyâda
başörtülerden, göz kapaklarımdan geçer,
duyulur üşüyen taşlarda
kırık oyuncakların korkusu
ve hışırtıyla düşer suya yaprak,
ben duymam.

Kanar çocuğun kestiği yer
utkular öncesi söğüt dalından,
naralarla daralır gök
masada soğur çorba,
baba bilmez ordunun bozgununu
büyür, elleri büyür korkunç
sezilir annenin ağlamasından.
Ve ilk yenilgiyle sıkışır göğüs
avcunda kırılan söğüt dalından.
Yeminler ve öpüşlerden uçar

silik resimlere karşı aşk.
Başka yöne döner yolcu
değişir havuzda tutsak balıklar.
Ne çok gölge var gecede,
bir yalan umutla aldanarak
hayal ederler uzaklardan;
ağaçlar, sular, bıçaklar bekler
ben beklemem.

Tüketilen bir ormanda son ağaç
ne yakarış, ne dua, ne sen

belki de bir ölüyüm ben.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak-

©Tim Holte..

GÖLGELERİ KULLANMAK – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY

İşte bir ses geçiyor sıkıntıdan
baksam pencerede yağmur da var,
hani saçlarını ya da göğsünü
çok ince bir hüzünle bezeyen.
Oyuncaklar da var yalnızlıktan
bir parkta ölümü güzel kılar,
hani sarmaşıkça uzandığın yatakta
durmadan aşıladığım sana.

Hayır yaşamıyor suda o balık,
bir yanıltı daha çiçek aldığım.
Herkesin bebeği var odalarda
ölüme ve daha sıkılmak için.
Uzayan sakalım sabaha kadar
uçup giden bir kuş koynundan,
çok uzak, çok tavsamış bir kuş,
belki yanında bile olmadım.

Eğildiğin sular da yalan
salınıp duran gemilerle aldanma.
Demiyorum hiç mi olmasın kokun, o yatak.
Ben umutsuzluğun domino taşı
şimdi açım, suskunum bak.
Hele bir çağırsın kanın türküsü
hele bir kıpırdasın kumsalda
ağları ve renkli balıklarıyla halk,
silâh tutarım dağlarda.

Bu oda emanet, hadi uzan,
şimdi ellerim de çok nazlı
bir karanfille kanar.
Sunduğum bu yalnız, çocuk ülke,
bak, gece de göğsümde çok ağır,
şaşkın değilim ama silahımı yitirdim.
Gelsin leylâkların açma zamanı
mümkün silâhımı halkımla bulmak.

Hadi uzan özlemim kadar,
bulutlar gidiyor, şimdi işim
çoğaltıp gölgeleri kullanmak.

Ahmet Oktay
-Gölgeleri Kullanmak-

DÖNÜYOR MEVSİM – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY RAHATLARIM

Sadece bir rüya arar insan
gecenin ve alkolün göğsünde. Mazî
ürkütür çünkü ve bir uçurumdur
her otel odası. Yatıyor
binlerce cesedim
diplerinde. Belki son dubleye
bakarken düştüm, belki fasıl
dinlerken radyoda. Ey sesin muamması!
inliyordu yaylı tambur: Yatalak
bir hasta ya da
dövülmüş bir çocuk. Zaman
ve Hayal!
tükettiler beni. Her hatıra
korkunç: Ayak seslerim
yankılanıyor koridorlarında
Işıklar Askerî Lisesi’nin,
peşimde ablamın hayaleti: Bir yaz
günü öldü benden uzakta. Mor
elbisesiyleymiş. O şanlı üniforman
nasıl da almıştır gözleri
hafifleyip uçarken damdan.
Kışlalar,
talimler, abaza kar günleri.
Buzlar
çözülürken de terkedildim. Nâbekâr
kadın diye haykırdım ve binlerce
parçaya böldüm nikâh resmimi.
Yaşam
dökülüp gitti üstümden.

Bir kadeh daha. Camları açın, camları açın!
Yağmur: Ağıt ve Övgü, Teselli
ve Tövbe. Kim kime ne anlatabilir.
Masana oturdum, çünkü yalnızlık
çürüttü ciğerlerimi. Artık insanda
yürek yok. Mansûr’un boynunda
akrep görüp öldürmek istemişler,
“çekin elinizi” demiş, “oniki yıldır
ahbabımızdır”. Ruh
karanlıktır, gerçek de Söz: Matrud
Rıza diye değil Albay Rıza
diye geçtim üçüncü sınıf
otellerin ve meyhanelerin
kanlı tarihine.

Dönüyor mevsim. Ah! eski bahçeler,
geçerdik
bir yaprak mahşerinden. Bir gül
aldım dün kendime otele dönerken,
bardağa koydum ve kokladım toprağı;
aksın, aksın istedim içimdeki ufunet.
Çünkü aklımda ve kalbimde
işledim bütün cinayetlerimi.

Mevsim dönüyor
artık yaşamak bir külfet.

Ahmet Oktay
-Ağıtlar ve Övgüler-