PEMBE SUSKUNLUĞU – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL PEMBE SUSKUNLUĞU

İki düğme aralığında giren güneş
Çılgın bir pembe serer ortaya
Alır başımı giderim
En mavi
En durgun
En dalgalı sulara
Yağmurla silinirken pembeler
Hüzün kanatlı kuşlar düşer akşamlara
Geceyi sen mi yarattın be canım
Saçların pusu kurar sabahlara

Yeter olsun bu uykusuzluk penceresi
Bu suda sandal
Sandalda güneş serpintisi yeter
Gözlerin yüklü gemiler geçiyor uykularımdan
Hepsi türkülerle ıslak
Dolunaylarla ışıl ışıl
Adını çiziyor suların dişi göbeğine
Bir türlü bitiremiyorum bu şiiri
Sevişen bir pembeyle susuyorum
Masmavi deniz kaplı bir yorgan altında
Ve en güzel yerinde senin
Başımı koyup sulara uyumak istiyorum

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

DÖNÜŞ YA DA DÖNÜŞÜM – Afşar Timuçin

AFŞAR TİMUÇİN DÖNÜŞ YA DA DÖNÜŞÜM
 
Yitirilmiş bir akşamda
Çocukluğunu arar bulur
Anne işte burada
Papatyaların içinde
Her şeyden geçebilirdim
Senden geçemem demez ama
Onu görünce tutar öper
Göğsüne bastırır sıkı sıkı
 
-Çocukluğum oyuncağım sevdam
Uzağımdan geçen kuş sürüleri
Kucakladığım gökler okşadığım denizler
Her gidişimde beni de götüren
Neden gittiği bilinmez trenler
Ne zaman sizinle olsam ya da
Ne zaman adınızı ansam gönülden
Bulutlar deniz kokar
 
Afşar Timuçin
-Bulutlar Deniz Kokar-

ne zaman – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU NE ZAMAN

ne zaman geceye koysam başımı
sana akar yastığımdaki nehir
şehir yıkar bütün köprülerini
anılar kilitlenir

ne zaman soluğunu getirse rüzgâr
ay kendini derin göllere atar
titreyerek söner bir yıldız daha
öksüz kalır çocuklar

ne zaman sesine karışsa yağmur
çayır kuşlarının şarkısı biter
sürer atlarını uçurumlara
bütün göçmen kavimler

ne zaman saçların gelse aklıma
ellerimi koyacak yer bulamam
yanar zaman, çıplak kalır içimde
vahşi orman

ne zaman bir serap seni getirse
kervanların yolu ıssıza düşer
çölde yalnız kalır kumral bir kadın
kuma resmini çizer

ne zaman sana benzer bir yolcu görse
ardına takılır gider trenler
yollara çığ düşer kaybolur izin
üstüme yıkılır bütün tüneller

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam-

kış… – Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI KIŞ

ayakları çamur günler geliyor üstümüze
geceler tetikte
sönmüş yıldız gibi kararmış ortalık
bekliyor yıllanmış gövdesi nar ağacının

kalkıp üstüne yürürken sildiniz
avlunun ücrasında ayak izlerini kardan
adamın

şimdi ne yana dönseniz mevsim kış
bir çift eldivenle askıda unutulmuş palto
ve köşede kanat açmaya hazır şemsiyeniz
artık odayla yalnızlığı paylaşmıyor

kar yolları çoktan kapatmış, sular donmuş
ötelerden kendisine bir yol bulmuş tren sesi
canhıraş varmaya uğraşıyor bembeyaz çöle

ıssızlığın kendini avuttuğu yerde dudaklar
çatlak
kavuşmalar öpülmemiş olacak

aşk acısını da silip süpürmüyor artık kar

kış, içimizde üşüyen yalnızlık
tek başına kalmış günlerde yaşamak istediğimiz
bir başka hayat daha mı var

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

Kader Denizi – Bejan Matur

BEJAN MATUR KADER DENİZİ V

V.Bölüm

Ölüme yüzen kolların
Açtığı uzay
Bir haritadır.
İzlense
Görülür insan.

Akdeniz’de
Bir dalga
Korkuyu sürükler,
İnadı sürükler
Bir dalga.

Kader kadar karanlık
Sular.
Senin bakışların
Soluğun karanlık.
Geldiğin Afrika
Burada işte,
Geride bıraktığın Asya
İçinde beklemenin.

Büyük dağları
Sayıklardın,
Uzun rüzgârları,
Kayalıkları yoklayan
Her kanadın
İzindeydin.
Bir çocukluk hevesi
Başka yerler,
Başka yerlerden
Başlar yakınlık.

Korku mu o an
Sularda büyüyen?
Derinlere inerken
Yükselen insandan,
Korku mudur?
Huzurdur belki!
Akdeniz’de
Çırpınan kolların
Senfonisi
Notalardan değil
Bakışlardan.

Bir müziğin
Yapamadığını
Yıldızlar yapar.

Bir müziğin
Eksik bıraktığını
Yıldızlar tamamlar.

Aynı nefesi tüketiyoruz
Daracık bir hücrede
Bir oluyoruz.
Çünkü bizden beklenendir
Karışmak,
Bir olmak
Biçilendir bize.
Çünkü aynıydık
Yola çıkarken
Yol oyaladı
Ve dağıttı bizi.
Ama aynıyız yine,
Aynı havayı soluyan
Ve aynı ölümle
Ölen.

Olmadı!
Duyulmadı sesimiz.
Varlığımız görülmedi.
Şimdi bu ıssızlıkta
Titriyoruz,
Korku içindeyiz,
Dünya bir heves.

Nefese indirenmiş
Kulaçlar
Anlatır;
Nasıl da bir maddemiz.
Korkumuz
Nasıl da bir.

Varlığın ipini
Kainatla
İnsan arasında
Sarkıtan
Biliyor.
O can çekişme,
Sahnesidir dünyanın.

Dağların ve çölün birleşmesi
İbadetse,
Sularla karışan
Açların soluğu
Vicdanıdır derinlerin.

Sarmalanmış hiçliğim
Huzur içinde!
Varlık benden çekilirken.
Çünkü harcadım
Gücümü.
Soluğumu harcadım
Son ana dek.
Buraya itilmişsem
Kalmanın anlamı
Tükendiğinden

Bejan Matur
-kader denizi-

gaziler caddesi – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN GAZİLER CADDESİBASMANE

basmâne’de gaziler caddesi’ne
küçük bir yağmur götürdüm
siz böyle akşamüstü görmediniz

gizlice bir şarap tuttum
yine o şehir korkusu
ola ki simsiyah sarhoşum
içimde elektrik uğultusu
bir kötümserlik sebepsiz

şurda yeşil gözlü bir çocuk
naylon geçirmiş şapkasına
ferid’e benzettim azıcık
kimbilir belki de başkasına
yetişkin eli yüzü tertemiz

basmâne’de gaziler caddesi’ne
kırık çocukluğumu götürdüm
siz böyle bir akşam üstü görmediniz
camların rengini beğenmedim
bütün mor bıyıklar yabancı
şekersiz çaylar içindeyim
gece makaslarında bekçi
sabaha karşı hırsız

bu afiş bir sinema tuzağı
düşme o kızın arkasına
yemyeşil kolu bacağı
cigara yapışmış dudağına
dördüncü gecedir uykusuz

basmâne’de gaziler caddesi’ne
ürkek bir çarşamba götürdüm
siz böyle bir akşam üstü görmediniz

Attila İlhan
-ben sana mecburum-

Görsel: 1920 İzmir/Basmane..