ÇİÇEKÇİ KIZ – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN ÇİÇEKÇİ KIZ

yalova termal yolunda
çiçek satan çiçekçi kız
saçlarına papatyalar
takmış
şarkılar
söylüyor bir yandan.
kederli şarkılar

haydi
çiçeklerim var.

bunlar küpe çiçeği
boynu bükük
ülkem
gibi.

bunlar mor
beyaz
kartopu
çiçekleri

karayazılı
erguvan

üzerlerine bulaşmış
abilerimim kanı.

bunlar zebra çiçeği
bayım,
hiç
görmediniz mi

taşır aynı gökyüzünde

hem umutlu ayçayı
hem karanlık bir güneşi

ama sizin gökyüzünüz
var mı ki.

çiçeklerim var
çiçeklerim

ya küsmüş sardunyalardan
almaz mısınız

pembe açar
pembe düşler için

düşleriniz var mı ki.

yalova termal yolunda
çiçek satan çiçekçi kız
saçlarına papatyalar
takmış
şarkılar
söylüyor, tehlikeli.

Behçet Aysan
-Sesler ve Küller-

Görsel: Saim Dursun

RÜZGÂR – İlhan Berk

İLHAN BERK RÜZGÂR

Bir rüzgâr ilk bakışta belli
Gökyüzünü çocukları büyütmüş
Denizle kuşlarla evlerle var
Dünyaya aşk diye hürlük diye
En yavuz gerçek tohumlar ekmiş
Bir rüzgâr yosunlar kadar eski

O rüzgâr nerde olursak olalım
Ana eli gibi her zaman yanımızda
Bir anda dolaşan gökyüzünü
Tüm silip süpüren kötülüğü
Aşkı kardeşliği asıl kılan
Her gün bu gökyüzü genişliğinde

Bu rüzgâr dünyalar kadar eski
Anaların çocukların gözlerinde
Toprağa suya öyküsü işlemiş
Dolaşmış nice insan yüreğini
Köroğlu’nda asıl yerini bulmuş.

İlhan Berk
-Köroğlu-

ÇAKIR – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ ÇAKIR

Altın saçlarını sıkıca tarar,
Sonra iki örgü yana bırakır;
Ayağında pembe dallı mor şalvar,
Taze gelin gibi süzülür Çakır…

Beyaz ellerine kına yaraşır,
Mavi gözleriyle bir içim sudur.
Efeler onu el üstünde taşır;
Köyün bir tanecik orospusudur.

Çakır’sız olamaz hiç bir eğlence
Herkesingönlünü kaplar çünkü sis…
Bazan mâl olsa da iki üç gence,
Yine Çakır’ını ister her meclis…

Geniş meydanlarda yakılır çıra,
Çakır nazlı nazlı dokunur ‘def’e…
Süt gibi rakıyı sunar Çakır’a
Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe…

Gitgide açılır sırma cepkenler;
Kıllı göğüslerinden süzülür rakı.
Bazan birisinin bağrına girer,
Elma soymak için alınan çakı…

Çakır yılan gibi döner, kıvrılır
-Sırma saçlarında fildişi tarak-
Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır,
O döner elini şıkırdatarak…

Yalnız bazı kere taze gelinler,
‘Bize kocamızı ver! …diye inler…
O zaman Çakır’ın gözü doludur…

O zaman gözünün önüne gelen
Cepheden şehitlik alıp yükselen
İncecik bıyıklı bir yavukludur…

Sabahattin Ali
-Güneş Sayı 15, Eylül 1927-

Yakasında Kâğıttan Bir Gül – Edip Cansever

EDİP CANSEVER

XII

Yakasında kâğıttan bir gül
Yana kaymış soluk kadife şapkası
Gözleri, eski gözleri
Kendinden binlerce mil uzakta
Sonuna dek açılmış bir çift gemici lambası şimdi
Sıkıcı bir kış ikindisi dışarda.

Sıkıcı bir kış ikindisi dışarda
Kirli kar bulutları, rüzgâr
Üzünçlü bir tiyatro afişi gibi lokanta
– Ah bu yalnızlık ikindileri! –
Kısacık eteğini sürekli çekiştirmekte
Ve işte
Yoksulluğuna eklenmiş bir yoksulluk daha
Beni süzüyor bir yandan da. Öyleyse
Neden olmasın, uzatsam mı ona bir sigara
Ya da
Bir içki mi göndersem masasına daha önce
– Ah bu uzaklık ikindileri! –
En iyisi kalksam yanına gitsem

Sevgiyle, sıcak, içten
Şöyle bir merhaba desem.

Edip Cansever
-İlkyaz Şikayetçileri –

GÖZLERİN – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ GÖZLERİN

Bazı gözler konuşmak içindir
seninkiler susuyor

Hiç bir ülkenin diliyle söyleyemeyecek
ölüm acısını
Hiç bir nehirden mutluluk sesi gelmeyecek
çocukluğun üstüne

Gözlerin soyamaz artık
bir kadını hayalinde bile
Dişi elmalara hasret ömrünü
bir oya gibi işleyemez gönlünce

Oysa türkü yakılırdı bizim ülkede gözlerine
Bir başka ülkede destanlar

Haydi bütün kitaplara bakalım
Hayat nefesini bulmaya
Haydi bütün şiirleri yakalım
Halimizi anlatmaya
Bir sözcük yok ki içinde

Bazı gözler susarak anlatır herşeyi
Senin gözlerin konuşuyor

Utançla eğdim başımı
Ne değişir her şafakta suç işlerken çağım
Vatanı biziz öldürdüğümüz çocukların

Ah! bir çift gözün narına yandım ey dünya
gözyaşı kirpiğinde donmuş
o yavru ceylanın

Yelda Karataş
-Kitabe/hüzün suretleri-

SENİN GİBİ – Leon Felipe

SENİN GİBİ - Leon Felipe

Hayatım benzer hayatına,
ey taş,
senin gibiyim ben de,
senin gibi ufak bir taşım:
senin gibi
yuvarlanan
toprak yollarda,
şoselerde falan:
senin gibi
basit bir taş,
ortalarda kalmış.
Fırtına, yağmur
gömer seni
çamurlara,
saçarsın sonra kıvılcımlar
ayakları altında atların,
tekerler altında arabaların
saçarsın kıvılcımlar.

Ey taş,
hayatım hayatına benzer:
Hiçbir vakit olmayacak
bir adalet sarayı taşı,
bir kültür sarayı taşı,
bir kral sarayı taşı,
senin gibi ordan oraya,
senin gibi direndikçe direnen,
basit mi basit,
ufacık ve hafif
bir taş.

Leon Felipe
-Akdenizli Şiirler-

Çeviri: A.Kadir – Afşar Timuçin

EV – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN EV

-beklenen biri için betimleme-

Ön bahçede güller açan ev kırmızı
asmış çamaşırlarını komşu verandaya
pazara giden ev

balkonundan mendil kadar deniz gören ev
üstüne martılar üşüşmüş bir kalyon
hangi yüzyıldan demirli orda öylecene
uzun yağmurlarda çatısı akınca
komşuya küsen ev
şeftalili zeytinli vişneli ev
kaysı aşılanmış erik dalına

uzaklara bakan ev balkonundan
(o yüzden mi yakınların yakınmaları)
dalgın unutkan kaygılı, küssün mü konuşsun mu
(yelden bir sonbahar sudan bir yazda
ne kadar saklanabilir o ağırlıksız sır)

patikalar uzun sokaklardan
kendine yollar edinen ev
havalanmayı bekleyen ev
bir dede bir torun bir uçurtmayla
ya da gurnete çıkmayı -hafif gemiler-
erteleyip temmuzu ağustosu
apansız eylüle giren ev

odaları şarkı tutan ev
biri mistik biri güncel biri öyle eski
pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan
melâli hüzünden ayıran ev

işte o ev

Gülten Akın
-Uzak Bir Kıyıda-

BUDALA – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN BUDALA

İyiliğin Kardeşlerine

– Kuzu, bu dünyada budalaydık ya bizi
gökyüzündeki bahçeye de habersiz indirdiler!
Otuz yıldır gökyüzünde saklıyoruz dedemi,
gözyaşını yük olur diye taşımayanların
bakışlarından uzak, ‘ kuzu ‘ sayıldığımız yıllar
kuş gibi uçtu, yanında masum bir hayret:
Hangi ‘ kuzu ‘yla yüz yüze kalsak, sessizlik,
aramızdaki o yeni kardeş! Kelimelerse başka
ağızlarda ağır ve kaba bir şöhret…
İşte sular yükseldi, dilimize vuruyor tuz
ayrılık adalarındayız ve sustukça kusursuz
bir sessizliğe terkediyor ‘kuzu’larını dünya,
ona yükümü bıraksam kuş sayılırdım ama,
gökyüzünü açık bıraktık ve bağlandık toprağa;
hâlâ gariplerin yurdunda işittiğim gözyaşı,
hâlâ iyiliğin gölgesine toplanacak ‘kuzu’ lar:
Çok çocuk kimsesiz bir çocuk tenha
gibiyiz yine garip yine budala şimdi
ağır bir kuşa benziyor omuzlarımda
ödünç kanatlı zaman, ödünç anıları da…

‘Kuzu’ymuşuz daha ‘ Gurbet Kuşları’na ağladığımızda!

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-

YELDA KARATAŞ GÜLKURUSU

~~Turgut Uyar’a saygımla

Galata’dan yokuş yukarı gülkurusu
Ceneviz taşları ipe serili çamaşırların boynunda üşümüş
Naylon da tükendi gülün yerine ne koyacaklar?
Kan kırığı bir ay doğuyor üzgün gözlerine tersanelerin

Şairler uykuda

Ansızın deli bir sustalı ışıltısı
Hayatın sırtına bembeyaz delik açan
Yanık entarili gelinlik kızların türkülerine çarparak
Kızıl süte boyuyor gül kokulu sokakları

İstanbul suskun

Her çağın üstüne kapanan Venedi rahlesi çarpık
Geceye açık uçurtmaların kesik ipuçları
Şakağıma dayalı ölüm bile naylon
Yalan bir gün batıyor esmer yüzüne Kasımpaşanın

Şiir uyanıyor

Yelda Karataş
2007
-hüzün suretleri-

AFŞAR TİMUÇİN GÜNLERDEN KALAN
Uzar zaman kırılır eğri çizgi
Korku yerleşir düşünceye
Anıların ötesinden bir fırtına
Bir kül yağmuru yangın yerlerinden

Yenik duyarsın kendini
Bir şeyleri götüremedin diye
Kimler geçer şimdi o sokaklardan
Uyku parça parça yayılır geceye

Hangi sevgili hangi eski masaldan
Getirilmiş tozlu bir süstür
Tükenmemek için bir düş gibi
Sığınır suçlu gibi bir köşeye

Hangi iklimin aynasında
Yaşandı o eksik zamanlar
Hangi uzak adalarda unutuldu
Unutulmaz dediğimiz anlar

Öfkeyle sevinçleri eskiterek
Islık çala çala geçer duyarsızlık
Sabahı olmayan bir gecede
İğretisin ya da yolcusun artık

Afşar Timuçin
-Düşlerin En Güzeli-