İLK BEYAZ SAÇ – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ İLK BEYAZ SAÇ

İnmiş sırtıma ömrün,
İnsafsız bir kırbacı.
Gördüm başımda bugün,
Beyazlaşan ilk saçı.

Şimdi bana hoş gelen
Bürümüş gibi aklar
Yarın öbürgü birden
Bire çoğalacaklar.

Beni okşa, sar diye
Bana yalvaran çiçek,
O gün ihtiyar diye
Başını çevirecek…

Fakat bu bir teamül
Kâinat kadar eski…
Boş yere üzül
Dünya buna değmez ki…

Biraz kalender olmak:
İşte hayatın ilmi.
Âlemde heder olmak
Pek tabiî değil mi?..

Elbet ihtiyarlayıp
Toprağa döneceğiz
Biz bir günde parlayıp
Bir günde söneceğiz.

Sabahattin Ali
1926
-Bütün Şiirleri-

 

Yat ve Uyu! .. – Sabahattin Ali

KIZKAÇIRAN

Bu karanlık, bu uzun kış gecelerinde…
Soğuk, buzdan bir perdeyle süslerken camı,
Dolaşırken birçok siyah gölge odamı,
Damarımda kurşunlaşıp donarken kanım;
Yine seni düşünmekle geçer zamanım…
Bu kimsesiz… Bu mahzun kış gecelerinde…

Serpilirken pencereme avuç avuç kar…
İçerimde hicranlardan bir nehir akar…
Karların da lambam gibi rengi sarıdır…
Onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır:
Rüzgâr, sana yazdığımı geri getirdi…
Pencereden dondurucu bir nefes girdi…

Rüzgâr yaptı her çatıda ayrı bir makam…
Yine senin hayalini gördüm bu akşam…
Hançeremden alev gibi çıktı bu çığlık:
-Git istemem! .. Git istemem! .. Çık odamdan çık! ..
Ah! .. Ne dedim? . Hayır gitme.. Hayır gitme… Gel! ..
Ben git dedim, dedim ama sen işitme… Gel! ..

Sensin beni en onulmaz yerimden vuran,
Fakat sensin yine boş ömrü dolduran…
Bu çılgının senden başka muini var mı? ..
Gitme… Beni senden başka kimse anlar mı? ..
Gözlerimi sen ki başka bir ufka açtın…
Nerdesin ya? .. Nerdesin ya? .. Ah neden kaçtın? ..

Yapyalnızım… Etrafımda yok senden bir iz…
Odam sessiz… Dışarda yağan kar sessiz…
Bu geceler dayanılır gibi değil ki…
Ey şimdi bu satırları okuyan bil ki:
Istıraplar yüz katlı kış gecelerinde…

Fakat kızgın yanardağlar çıksa bağrımda,
Senin için ben her derde katlanırım da
Derim ki: ‘Bu gecelerin ızdırabiyle,
Ben ağlasam, harap olsam, çıldırsam bile;
Sen ateşli vücudunla ısınan rahat,
Yatağında bir rahibe saffetiyle yat…
Yat ve uyu! .. Bu tatlı kış gecelerinde…”

Sabahattin Ali
(1928)
-Bütün Şiirleri-

 

Köprünün Geceleri – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ KÖPRÜNIN GECELERİ

Bir saat, ta uzaklarda ikiyi çaldı…
Şehir artık kâbuslu bir uykuya daldı…
Sarınarak ben de eski bir pardesüye,
Sağa, sola yıkılarak indim köprüye…

Ne dizimde kuvvet, ne cepimde para…
Bilmiyorum niçin geldim buralara!
Hava berbat… Deniz ulur, gökyüzü ulur
Bu soğukta iliğime işledi yağmur…
Bakmayarak fırtınanın boğuk sesine
Çöküverdim köprünün bir kanepesine…

Deniz bazan susup bazan homurdanıyor;
Üsküdar’da birkaç ışık sönüp yanıyor:
Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi…
Gece sarmış etrafı bir siyah şal gibi…
Kırbacını dalgaların vurup sırtına;
Onları da kudurtuyor şimdi fırtına…
İşte böyle yerler, gökler saçarken ölüm,
Ben buraya nasıl geldim, onu düşündüm:

Bir bardayım, eğlencesi, zevki yerinde;
Bütün gözler sahnedeki Rus dilberinde…
Büküldükçe ihtirasla onun kolları,
Sarhoşların alkışları sarsıyor barı…
Cüzdanlardan birer birer çıkıp liralar,
Kafaları dumanlıyor buzlu biralar.
Ellerinde çalgıları, perişan, harap,
Deli gibi çırpınıyor bir sürü Arap.
Hummalı bir hararetle başladıkça dans,
Kuduruyor vücutları saran ihtiras…

Bu coşkunluk azalıyor geçen vakitle;
Dağılıyor sonra yavaş yavaş bu kitle,
Sallanarak fırlıyorum ben de dışarı.
Vücudumu kavrıyor bir kış rüzgârı…
Veriyorum saçlarımı vahşi boraya,
Düşüyorum bir serseri gibi buraya.

Ufuklarda pembe pembe belirdi şafak…
Ah yarabbi! .. Biraz sonra sabah olacak…
Ben halbuki dün geceden beri uykusuz,
Büzülüyor üşüyorum, her tarafım buz…
Hiçbir şeyi kavramıyor dimağım,
Pek bitkinim, bilmiyorum ne yapacağım…
Ah… Gittikçe çoğalıyor kafamdaki sis
Bir köşede uyusaydım görmeden polis…

Sabahattin Ali
1927
-Köprünün Çocukları/
Bütün Şiirleri-

NEFES – Sabahattin Ali

NEFES 25 2 18

—Gök Alp’a ithaf

Kalplere serptiğin kıvılcımlardan
Bir ışık yanıyor ey büyük nebî.
Gönüller, zâtını bize aşk sunan
Bir mürşit, tanıyor ey büyük nebî.

Bilirsin göynümün ne duyduğunu,
Karşında tekrara hacet yok bunu,
Benliğim önünde, ululuğunu
Daima anıyor ey büyük nebî.

Başımız önünde geliyor yere,
ışışklar dağıttın sen gönüllere.
Millet aşkını duyan bir kere
Seni nûr sanıyor ey büyük nebî.

Mefkûre nûruyla bizleri besle,
Uğrunde ölelim biz de hevesle;
Gençliğin kalbi bu taze nefesle
Beraber kanıyor ey büyük nebî.

Sabahattin Ali
1931
-Öteki Şiirler/
Bütün Şiirleri-

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 – 2 Nisan 1948) Anısına saygı ve özlemle..

BİR MACERA 24 O2 18

BİR MACERA

Önce kalbim ufak bir kıvılcımla tutuştu,
Bir yığın saman gibi şöyle parladım gitti…
Fakat şimdi saçlarım beyaz, yüzüm buruştu;
Daha yirmi yaşında ihtiyarladım gitti!..

Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi,
Ne ufak bir temayül, ne bir iltifat gördüm…
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi,
Gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm…

Bu bir taraflı aşkta hiç durmadan, Allahım,
Ümitsizlik sararken beynimi bir ağ gibi;
Ben yine seviyorum onu… Aman Allahım!..
Bir macera görmedim ben bu macera gibi…

Sabahattin Ali
1928
-Öteki Şiirler/
Bütün Şiirleri-

 

Servi – Sabahattin Ali

sabahattin-ali-selvi-anri-edmon-kross-cypress-henri-edmond-cross

Bir servi dedi ki bana;
“Rahat benim altımdadır.
Başını vurma dört yana,
Rahat benim altımdadır.

Çok koşup çok yorulmuşsun,
Yollarda yalnız kalmışsın,
Güvenip bana gelmişsin,
Rahat benim altımdadır.

Sana kökümde yer versem
Gölgemi üstüne gersem…
Hey rahat isteyen sersem!
Rahat benim altımdadır.

Serin serin uzanırsın,
Çiçeklerle bezenirsin,
Yat burada, kazanırsın,
Rahat benim altımdadır.

Yârin de gezer dolaşır,
Bir gün buraya ulaşır;
Hasretler burda buluşur,
Rahat benim altımdadır.”

Sabahattin Ali
1933
-Dağlar ve Rüzgâr-

Görsel:  Henri Edmond Cross,

ÇAKIR – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ ÇAKIR

Altın saçlarını sıkıca tarar,
Sonra iki örgü yana bırakır;
Ayağında pembe dallı mor şalvar,
Taze gelin gibi süzülür Çakır…

Beyaz ellerine kına yaraşır,
Mavi gözleriyle bir içim sudur.
Efeler onu el üstünde taşır;
Köyün bir tanecik orospusudur.

Çakır’sız olamaz hiç bir eğlence
Herkesingönlünü kaplar çünkü sis…
Bazan mâl olsa da iki üç gence,
Yine Çakır’ını ister her meclis…

Geniş meydanlarda yakılır çıra,
Çakır nazlı nazlı dokunur ‘def’e…
Süt gibi rakıyı sunar Çakır’a
Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe…

Gitgide açılır sırma cepkenler;
Kıllı göğüslerinden süzülür rakı.
Bazan birisinin bağrına girer,
Elma soymak için alınan çakı…

Çakır yılan gibi döner, kıvrılır
-Sırma saçlarında fildişi tarak-
Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır,
O döner elini şıkırdatarak…

Yalnız bazı kere taze gelinler,
‘Bize kocamızı ver! …diye inler…
O zaman Çakır’ın gözü doludur…

O zaman gözünün önüne gelen
Cepheden şehitlik alıp yükselen
İncecik bıyıklı bir yavukludur…

Sabahattin Ali
-Güneş Sayı 15, Eylül 1927-