DAÜSSILA – Sabahattin Ali

DAÜSSILA 2020 Potsdam_Stadtschloss_12Mart1929
—–Pertev ve şürekâsına

Bugün de Potsdam’dan süzerken Potsdam’ı,
Yaktı yine içimi kimsesizliğin gamı.
Gözlerim inhinâsız uzayan caddelerde,
Dedim: Bu soğuk şehir nerde, İstanbul nerde?..
Ve istedim birazcık size de dert yanmayı,
Hayâlen memlekete doğru bir uzanmayı…

Burda her şey: Şehirler ve insanlar nursuzdur;
Alamanlar, âdeta besili bir domuzdur.
Sokaklar saatlerce uzanır bükülmeden
Alamanlar dolaşır üzerinde gülmeden…

Burda tebessümün de günü, saati vardır;
Dükkânlar hep bir çeşit, evler hep bir karardır…
Gerçi bizim evlerden temizse de sokaklar,
Süslese de muhteşem meydanlarını taklar;
Ne yıkık surlar gibi bu şehrin bir süsü var
Ne de – ah sormayınız – ne de bir köprüsü var…
Köprü- bende bulmuştu serserinin hâsını;
Şimdi hatırlamaz mı eski âşinâsını?..
İlk ışık belirmeden karşıki tepelerde,
Az mı gözümü açtım ıslak kanepelerde?..
Yorgundum, uykusuzdum, paraca tamtakırdım…
Ben orda bir simide bir ceket bırakırdım…*
Bazı geceler Köprü’yü pek canım istemez de,
Gezerdim Samatya’da, Langa’da, Etyemez’de…
Çoktu tel örgüleri tırmanarak girdiğim,
Uykuyu kimsesiz bir bahçede kestirdiğim…
Fakat yine herkese neşeli görünürdüm,
Çünkü hürdüm, uçan kuşlardan daha hürdüm…
Köprü gerçi soğuktur, yattığım duba katı…
Bana bunlar hoş gelir… Size verdim rahatı…
Ey Langa bostanında gecelediğim demler…
Ve, ey şimdi gâvurca hecelediğim demler…

İçim büsbütün sızlar hatırlarsam Yozgat’ı:
Damağımdadır içki âlemlerinin tadı…
Soğuk yüzümü yakar, kar dizboyu olurdu;
Yine gözümde tüten imamsuyu olurdu…
Sürüklerdim yampiri sokaklarda mesleri; **
Meyhanede okurdum yazdığım nefesleri…
İstemezdim odamda oturup sıkılmağı,
Âdet ettim her gece sokakta yıkılmağı
– Bu cesareti yalnız insana rakı verir. –
Kendimi sıcak kara şöyle bırakıverir,
Kar üstümü örterken ben orda gecelerdim,
Ne de ılık bu akşam yattığım yatak derdim.

Bu hatıralar artık benden uzaklaşıyor,
Deli gönül, muntazam bir vücudu taşıyor…
Bir zamanlar bir pula satarken kâinatı,
Kendi elimle ittim bu kaygısız hayâtı…
Gitmeğe alışmışken ben herkesin dikine,
Enayi gibi geldim Frenk memâlikine,

Taşıyın şimdi benim gibi avanakları
Ey birbirinden nursuz Potsdam sokakları…

Sabahattin Ali
Potsdam, 22.12.1928
-Öteki Şiirler-

* Nâzım-ı tahrir bu vak’adan sonra on beş gün kadar yelek üzerine palto giyerek dolaşmıştı.

** Fakir, Yozgat’ta iken şiddet-i şita dolayısıyla mest ve lastik giyer, fakat arasıra lastikleri çamurda terkedip sadece mest ile dolaşırdı.

Görsel : Potsdam, Şehir Sarayı, 12 Mart 1929

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 – 2 Nisan 1948) Anısına saygıyla…

2282611_a2983a7e67aed439cf2cf91200f562ff

RÜZGÂR

Esme rüzgâr, esme rüzgâr
Alnımı yalayıp gitme
Kafamda gene yangın var,
Alevlerimi dağıtma.

Boşa harcama hızını,
Çalma dalların sazını,
Işıklı ayın yüzünü
Kara bulutla kapatma.

Toprağa değdikçe yanıp,
Düz ovalarda fır dönüp,
Yüce dağlarda şahlanıp
Çukur derelerde yatma.

Dağdan düşen sel gibiyim,
Karla yüklü dal gibiyim
Kurumuş gazal gibiyim
Beni dört bir yana atma.

Sen deli, efkârım deli,
İkimiz şaşırdık yolu,
Viranda baykuş misali
Ötme deli rüzgâr, ötme.

Sabahattin Ali
11.2.1946
-Öteki Şiirler-

HAPİSHANE ŞARKISI – Sabahattin Ali

2 NİSAN 2019 HAPİSANE TÜRKÜSÜ 3

IV

Ey yâr, bu acı demlerde
Sen koru benim aklımı…
Karardım kaldım damlarda,
Aydınlat benim yolumu…

Nefesin esen rüzgârda,
Saçların savrulan karda,
Yerde, gökte, bulutlarda,
Ararım nazlı gülümü…

Karanlık göklerde aysın,
Kurak ovalarda çaysın,
Bir tek inandığım şeysin,
Uzattım sana elimi…

Düşmanlar gülüp sevinsin.
Dostlar arkasını dönsün…
Benim güvendiğim sensin,
Kırmazsın benim gönlümü…

Bir gün şu damlardan çıksam,
Gelip önüne diz çöksem…
Ağlayıp içimi döksem…
Anlatsam sana halimi…

Sabahattin Ali
1933
-Dağlar ve Rüzgâr-

 

Görsel: Tarihi Sinop Cezaevi..
Sabahattin Ali, 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında önce Konya sonra Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldı…

Sabahattin Ali ( 25 Şubat 1907 – 2 Nisan 1948) Anısına saygıyla…

RUHUMUN DALGALARI 2 NİSAN 2019 KIZKAÇIRAN

KÖPRÜNÜN ÇOCUKLARI – Sabahattin Ali

Güneş karşı dağlardan çıkarken yavaş yavaş
Köprüde görülüyor hararetli bir telâş
Kemerlerden geçerken zerzevat kayıkları
Sislere gömülüyor Marmara açıkları.

Yeni gelen bir vapur çalıyor tiz bir düdük
Yanaşarak köprüye alıyor bir öpücük
Köprü yangınlığıyla bu hoyratça busenin
İnliyor tatlı tatlı… İnliyor derin derin…

Ufacık bir istimbot ötüyor canavarca,
Bu sesle sarsılıyor köprü dakikalarca…
Artık o da uykunun zincirini kırıyor…

Bu ihtiyar haliyle köprü barındırıyor
Nice sefil muhitin, sefil çocuklarını…
–Akıntı sürüklerken karpuz kabuklarını,
Mavnalarla dolarken boş kemerlerin altı–
Dubaların üstünde yığın yığın karaltı
Görülüyor ki, bunlar köprünün çocukları;
Bunlar işte hayatın, bugünün çocukları…
Bakın! .. Birisi yana eğerek kasketini,
Güneşe yalatıyor kabuk tutan etini…

Kimbilir ki bu çocuk ne işler işleyecek? ..
Belki üç kuruş için birini şişleyecek,
Yahut bir mağazanın delecek kasasını,
Bu vaka artıracak mücrim piyasasını:
Hemen kolundan tutup atacaklar hapse…

Fakat ya onun cürmü tamamen bizdeyse? ..
Çünkü o, cemiyetin, bizim mağdurumuzdur,
Onu bu hale koyan bizim kusurumuzdur…
Biz şüphelenmiyoruz mesuliyetimizden,
Fakat böyle sürünen bu çocuklar da bizden…
Bu zavallıların da kanı ve eti bizim,
Bu çocukların bütün mesuliyeti bizim…

Bir parça düşünelim biz de vazifemizi…
Çünkü bu nesil yarın tel’in edecek bizi…
Bu biçare sürüyü geliniz kurtaralım!
Biz onları bir öz kardeş gibi saralım…
Onlar kendilerine açılan bir aguşa
Nasıl atılacaklar bilseniz koşa koşa…
Ah! Onlar tutunacak birer el arıyorlar,
Bize yalvarıyorlar! .. Bize yalvarıyorlar…
Sırayla oturmuşlar dubanın kenarına
Güneş hayat veriyor köprü çocuklarına…

Sabahattin Ali
-Kurbağanın Seranadı-

Çocuklar Gibi – Sabahattin Ali

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
Kırlara yayılan ilkbahar gibi.
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı,
Göğsümün içinde ateş var gibi.

Bazı nur içinde, bazı sisteydim,
Bazı beni seven bir göğüsteydim,
Kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim,
Her yere sokulan bir rüzgâr gibi.

Aşkım iki günlük iptilâlardı,
Hayatım tükenmez maceralardı,
İçimde binlerce istekler vardı,
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi.

Hissedince sana vurulduğumu,
Anladım ne kadar yorulduğumu,
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi.

Şimdi şiir bence senin yüzündür,
Şimdi benim tahtım senin dizindir,
Sevgilim, saadet ikimizindir,
Göklerden gelen bir yadigâr gibi.

Sözün şiirlerin mükemmelidir,
Senden başkasını seven delidir,
Yüzün çiçeklerin en güzelidir.
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.

Başını göğsüme sakla sevgilim,
Güzel saçlarında dolaşsın elim.
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi.
Sabahattin Ali
-Dağlar ve Rüzgâr-

NE KAZANDIK? – Sabahattin Ali

SABAHATTİN ALİ NE KAZANDIK ©MILLICENT SOWERBY

Siz daha sedefinde
Bâkir bir incisiniz;
Belki birincisiniz
Âşıklar hedefinde!

Siz bir bülbülsünüz ki
Sesine doyulmuyor.
Öyle bir gülsünüz ki…
Sararmıyor solmuyor.

Biz âşık olduk size,
Bilmem ki ne dersiniz?
Sanırım gülersiniz
Bu deliliğimize!..

Red göreceğiz belki
Arzu en güzelinden:
Biz bu sevda selinden
Nasıl kurtulalım ki!..

Daima sizi sandık
İlâhe, güzellikte!
Acaba ne kazandık
Gönlümüzü verdik de?

Sabahattin Ali
-Öteki Şiirler/
Bütün Şiirleri-

©Millicent Sowerby..

KUDURMAK – Sabahattin Ali

KUDURMAK 2019

Göğsümde gözlerinin sapladığı bir bıçak,
Beynimde hayaliyle alevlenen bir ocak…
İçerim bu haldeyken herkes garip bulacak:
Başımı sükûnetle taşlara vurduğumu…

Bu sükût çiğnenen bir muhabbetin yasıdır.
Bu sükût bir kömürün içerden yanmasıdır.
Bu sükût beynimdeki cinnetin potasıdır;
Görüp aldanmayınız sessizce durduğumu…

Ben de nihayet bütün bağları kıracağım;
Onu ıssız dağlara alıp kaçıracağım,
Etini bir canavar gibi ısıracağım
Ve, herkes seyredecek nasıl kudurduğumu.

Sabahattin Ali
-Kurbağanın Serenadı-