BİR GEMİ VARDI – Bedri Rahmi Eyüboğlu

89543830_3055511394458968_1147363035241775104_n

Bir gemi vardı büyük beyaz rahat
Gamsız kasvetsiz kalender
Şarkılar içinde gelir şarkılar içinde gider.
Bir gemi vardı.
Köstence’den delişmen seyyahlar
Yafa’dan portakal taşırdı.
Tam bizim evin önünde dururdu.
Renkleri, biçimi, nefesi
Ve uğulmuş keten kokulu şarkılar ile
Bütün evimizi doldururdu.
Hele bir bayrağı vardı taptaze
Bana herzaman gelincik dolu yonca tarlalarını
Ve renkli kalemlerle donanmış alfebeleri hatırlatırdı.

Bir gemi vardı büyük beyaz rahat
Gamsız kasvetsiz kalender
İyi insanlarla gelir
İyi denizlere gider.
Her şeye herkeze güler
Hepimize hayal meyal bir şeyler vadederdi.

Bir gemi vardı.
Harp çıkınca ona bir hal oldu
Kırıldı kolu kanadı dili tutuldu.
Taş kesildi yolları birer birer
Artık ne ılık denizlerde sefer
Ne yosma kıyılardan haber
Köstence limanı hayal
Yafa portakalı haram oldu.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Karadut-

BAHAR-I TERANEDAR – Bedri Rahmi Eyüboğlu

BEDRİ RAHMİ BAHAR-I TERANEDAR

Çocukluğumun taze mısır püskülünden örülmüş
Pala bıyıklarını takıyorum
On dört yaşımın iskambil kâğıtlarından kurulmuş
günlerine bakıyorum.
Olgun bir dut ağacı gibi sarsılan göklerinden
Rüyalar dökülüyor,
Yıldızlar dökülüyor…
Bir yıldırım hızı ile toprağa saplanıp kalan çocukluğum,
Kızıl bir havuç gibi yerinden sökülüyor.
Ve yemyeşil bir yılan gibi deri değiştiriyor arzularım
Çocukluğumun taze mısır püskülünden örülmüş bal
kokan bıyıklarını takıyorum
Yumuşak tarlalar üzerinde koyun koyuna yuvarlanan
Tombalak bulutlara bakıyorum.
İçime sığamıyor içim Meryemin memelerinden sert kauçuk bir topun etinde,
Ağzı hiç de süt kokmayan lastik topların şehvetindedir.

Bahar yoldadır,
Çıngırak sesleri duyuyorum…
Bahar yoldadır, yoldadır.
Hasret tomurcuklu gemi direklerinde;
Güneş yüklü bulutlarda
Bir tırnak hızı ile büyüyen bahçelerdedir.
Bahar yoldadır, yoldadır.
Gök, yüzükoyun toprağa uzanmış dinliyor.
Kurumuş telgraf direklerinin bağrında yemyeşil arzular;
Gökte hırsla ısırılmış bir hayvanın diş yerleri var.
Yıldızlar, kalbur kalbur rüya eliyor.
Yıldızlardan haber geliyor
Bahar yoldadır, yoldadır.
Toprağa çırılçıplak girenler,
Toprağın sırrına erenler,
Cennetten müjde verenler,
Bahar yoldadır, yoldadır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
– Yaradana Mektuplar-

7 TANE ERİK AĞACI – Bedri Rahmi Eyüboğlu

7 TANE ERİK AĞACI - Bedri Rahmi Eyüboğlu

Boş ver kafiyelere Reyis
Boş ver şiir yazmaya evlât
Otur da doğru dürüst
7 tane erik ağacının hikayesini anlat
Evimiz deniz kenarındadır Fındıklı’da
Ekmek paramız Beyoğlu’nda çıkar
Beyoğlu’na bir yokuştan çıkarız yirmi senedir
Yokuşun ortasında bir arsa
Arsanın ortasında yedi tane erik ağacı
Saydım yedi tanedir
Ne zaman yolum düşse
Erik ağaçlarını arar gözüm
Ya kedi yavruları gibi sırılsıklam
Ya buram buram bahar içredirler
Ya bütün dalları kırılıp dökülmüş
Her sene kırılır dallar âdettir
Bu yaz geleceğine alâmettir
Yaz geliyor demektir yokuştan paldır küldür
Yoğurtçusu, dondurmacısı, çavuşu, yapıncağı kütür kütür
Yaz geliyor demektir çok şükür
951 senesinin baharında
Kestiler yedi tane erik ağacının yedisini birden diplerinden
Henüz yeşermeğe başlamışlardı çıtır çıtır
Körpe bir salatalık yeşili inceden
Islak, nemli, ümitli
Yedisini birden kazımışlar köklerinden
Saçlarından tutup birer birer
Yedisinin de köklerini sökmüşler
Şimdi onların yerinde cascavlak
Ensesi ceketinden iki parmak dışarda
Üç katlı tombalak bir apartman kuruldu
Güzel bir yapı olsa içim yanmaz
Yapı değil mübarek hacıyatmaz
Yağlı bir çift tavla zarı
Bir yanı kumbara bir yanı kasa

Elveda benim her mevsim dalları kırılan
Sıska çelimsiz
Ama son yaprağına son eriğine kadar cömert erik ağaçlarım
Ne zaman yolum düşse
Gözlerimi yumup sizi hatırlayacağım.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Tuz(1952)-

ACIMAK – Bedri Rahmi Eyüboğlu

ACIMAK - Bedri Rahmi Eyüboğlu

Acımak lazımdı geç kaldık
Göz yaşlarımızla sadece sinema koltuklarını ve
Zifaf yastıklarını ıslattık.
Acımak lâzımdı acıyamadık.
Çatlar mıydı bu yürek kahrından kıyamadık.
Acımak lâzımdı kana kana
Acımak yana yana
Buram buram tatlı canını
Fitil fitil anasının ak sütünü terliyenlere.
Acımak diri diri gömülenlere
Acımak sabilere, yiğitlere
Yarmak şu yüreği sonuna kadar
Acımak, acımak, acımak.

Acımak lazımdı iğrendik
Merhamete murdar dediler beğendik
Maraz hasıl olur dediler
İşimize geldi.

Halbuki bu merhamet balı dağarcığımıza
Bayramdan bayrama yalanmak için doldurulmadı
Bu kahpe muhayyile perdesi kafamıza
Yalnız kendi sûretimizi oynatmak için kurulmadı.

Boyunu bosunu, huyunu husunu neyleyim
Yüzbinlerce can çekişir şu dağların arkasında
Delik deşik, param parça
Yüzbinlerce can per perişan
Hepsi senin benim gibi Allahın kulu
Hepsinin gözbebeklerinde aynı gökyüzü
Aynı suyun lezzeti dudaklarında
Aynı buğday taneleri kursaklarında.
Hem sana o kadar yabancı değillerdi
Birisi caketinin düğmesini yapıp
Öteki tabanının astarını,
Bir başkası kravatındaki gülün,
Kıçındaki donunun ipliğini ördü.
Param parça savrulan onların başları.
Zehir zıkkım dökülen onların yaşları.

Şu dağın başında bir top gülüm var
Uzun sözün kısası iki türlü ölüm var
Biri bir mum gibi yanmak sonuna kadar,
Öteki vakitli vakitsiz insan elinden.
Ölüm Allahın emri ne denir
İnsan eliyle ölmek insana ağır gelir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Karadut (1940-48)-

MÜRDÜM – Bedri Rahmi Eyüboğlu

6061732142_ae89d14a4a_o

Ağaç ağaç
Telli ağaç, pullu ağaç
Gül fidanı boylu ağaç
Şamdan şamdan kolların aç
Uza, uza boyumu geç
Gölgene evimi kurayım
saksağanlar konsun dalına
Salıncaklar kurayım beline
Fenerler vereyim eline
Kurbanlar adayım yoluna

Bir ağacım adım mürdüm
Efendim istedi büyüdüm.
Uzadım geçtim boyunu
Gölgeme kurdun evini
Uzadım evin boyunca
Serpildim sevgin boyunca
Betim bereketim belli
Eriklerim ballı ballı
Dallarım var yetmiş kollu
Yoluna koymuşum başımı
Efendimi bekler dururum.
Eli değmezse elime
Mutlak kahrımdan ölürüm
Yabancı al bu eriği
Götür efendime göster
De ki: Senin maydanoz mürdüm
Büyüdü ellerinden öper.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Bigüzel (1959)-

MESELEDİR – Bedri Rahmi Eyüboğlu

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU MESELEDİR

Aşk gelicek cümle eksikler biter
Gül gülistan olur virâne
Samanlık seyran kabul.
Halü keyfiyet bu merkezdeyken
Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek bir zerresin ziyan etmeden
Sevmek durup dinlenmeden sevmek
Mümkünmüdür ey dost mümkünmüdür.
Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek bu dünyayı kiriyle, pasiyle
Severek çekmek şu nefesi oğlu
Severek üflemek
Sevmek durup dinlenmeden sevmek
Seve seve yağma etmek bu canı
Mümkünmüdür oğul mümkünmüdür.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Karadut-

İNSAN KASİDESİ – Bedri Rahmi Eyüboğlu

ÜLKÜ TAMER YAZMASINDA

—Yaradana Mektuplar’a Cevaptır

Oğul oğul
Şair olmasına şairsin
Amma velâkin itiraf eyle ki
Hep kadınlara ve meyvalara dairsin.
Kabahatin hepsi senin değil
Böyle doğmuşsun
İnsan olmadan önce erkek olmuşsun
Sen de farkındasın ki bu dünyanın
Ağacına ağaç, taşına taş,
Bulutuna bulut dediğin gün;
Minaresini uzarken, balığını yüzerken,
Fidanını büyürken sevdiğin gün
İtiraf eyle ki henüz sâbi,
İtiraf eyle ki henüz toydun.
Gözlerin ot kokardı
Ağzın süt.
İnsanlar o yanda sürü sepet mahşer
Sen bu yanda
Zata mahsus kişilik dünyanda
Nesli azizinle ilâ maşallah
Al takke ver külâh!…

Evvelâ gökyüzü alıp başını çekip gitti
O gökyüzü ki gözünün bebeğinde mihenk taşı
Kırk yıllık dost, çocukluk arkadaşı
Derisi derine bitişikti
Evvelâ gökyüzü alıp başını çekip gitti
Sonra göç eyledi çınar dalları
Arkasından yola düzüldüler
Martılar, çakıl taşları, güvercinler.
Velhasıl yüzünü güldüren cümle incik boncuk
Bir başka diyara göç ettiler aziz çocuk
Bir de baktım ki dikilivermiş karşına,
Bir endam aynası misillû
Bütün heybetiyle insanoğlu.
Ama gösterdiğin suret senin suretin değil,
İnsanoğlu bu;
Sadece meyvelerden ve hazlardan ibaret değil.
Bir dilimi zehir zıkkım,
Bir dilimi candan tatlı
İnsanın tarifi bu oğul, sevdanın değil.

Bir de baktım ki etrafını insanlar almış
Halka halka, dizi dizi, arşa kadar
Bir yapı içresin ki insandan kurulmuş
Duvarları insandan örülmüş,
Harcı insan, tuğlası insan,
Tavanı döşemesi insan,
Acısıyla, sızısıyla
Alnının kara yazısıyla
Korkudan tutulmuş dilleri,
İç içe çapraşık yolları
Bin türlü acaip halleriyle insan.
Bir de gördüm ki insanmış her ne var âlemde
Meğer her şeyin aslı astarı insanmış
İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe değil,
Aziiiiz şair,
İnsanları sevdiği kadar yaşarmış.
İnsanları seven mis
Sevmeyen bir hoş kokarmış,
Bundan ötesi yalan
Allı yalan, pullu yalan
Yalan oğlu yalanmış.
1950 senesinde Mernuş
Bu şiiri böyle söylemiş.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Tuz-

Görsel: Bedri Rahmi Eyüboğlu