herkes nasıl suskun hâlâ – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN

yangınlardan geçtik akşamüstleri
içimizdeki
birilerinin verdiği kullanılmayan öğütler
sıkılmışken beklemekten dudak uçlarında
herkes nasıl suskun hâlâ

siz hiç meydan dolusu
el ele tutuşmuş insan gördünüz mü
ağızlarında karanfillerle pos bıyıklılar,
fötr şapkalı ihtiyarlar
fesli küçük çocuklar
ve bir iğin ucuna tutuşturup yünü
mucizeler yaratan ihtiyar kadınları gördünüz mü
bay antuan, manakis’lerden önce?

bir düğün sahnesi; gelin iki kişinin kolunda
küçük asya’da, siyah beyaz
siz hiç bir akıntıya kapılıp gittiniz mi
su sizi nereye götürürse üsküp’te
ve bir kadın, bir cumartesi öğleden sonrası
size aldığınız en güzel armağanı verdi mi hiç?

ve o kadın sizi kollarınızdan tutup sıkı sıkı sardı mı hiç?

Selahattin Yolgiden
-gittiğim en uzak yer sizdiniz-

 Görsel: Üsküp

alanya – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN ALANYA Kadir_Fazil_Okudan_Alanya_2006_Fazil_Okudan

ismini bilmediğimiz bir kuş
süzülürken akdeniz üzerinde,
görmediğimiz rüyaları
ağzıyla, uykularımıza taşıyan.

burada olsaydın,
maltaerikleri toplardık dallardan
geceler yastığımızda düş tozu
uzanıp gölgenin yanına
bir söğüt gölgesinde
uyumak ömür boyu

gözlerine uzak bir mevsim biçtim,
mavinin o durmadan değişen yansıması
gidip de dönememenin yankısı…

şimdi eyüp sultan’da
bir evde, eski bir şarkı dinlense
ben burada ağlarım

son gününde uzaklığın
anlatılamaz bir şeyi anlatmaya çalışmak
benim bütün yaptığım.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

gemi – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-gemi

“cevat çapan için”

sudan yaratıldım ben, derdi
yoksa neden böyle deniz, böyle gemi,
böyle suda olma özlemi.

annem bir sirendi, iç paralardı sesi
babam doğduğu yeri unutmuş denizci
her limanda başka sevgili
ama annemi unutmadan
gider dolanırdı koskoca denizlerde
ayda bir kere muhakkak uğrardı eve
sakallarından yayılan tütün kokusu
ne kadar kutsaldı,
mavi bir leğende kendi gemisini
yüzdüren çocuk için

o çocuk bendim

bir gece kalırdı, öyle bir gececik mi deme
koskoca yirmi dört saat
yeterdi hasret gidermeye

sonra gitti bir gün, her gittiği gün gibi
– dönemezsem, dedi,
unutmayın beni!

-vakit geldiğinde, gitmeye yakın hani,
çözün palamarımı…
son bir kez öttürüp sirenini
hiç dönmeyecekmiş gibi acı
-gidiyorum, derdi
tayfa size emanet

beni gösterirdi

Selahattin Yolgiden
-unuttuğum limanlar-

balat – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-balat-fener-balat

damarlarımda dolaşan kanım
arnavut kaldırımlarına akacak şehrin
bir hançer bulsam

“hani bazı zamanlar
dışarı çıkmak istiyorsun ya kendinden,
yolculuğun
kağıttan fenerlerle şenlenecek
konuşsan.”

hey deniz, dalgalarınla ferahlıyor
buradan bir nefes kadar uzak
bir sahilde, ağır adımlarla
yürürken hayatımın sureti

susuyorum durmadan bir ayna karşısında
işte yolculuk da başladı
balat’tan yayılan yangın kalbimde
birbiri ardına resimler yakmakta

işte sana liman,
kendini bir vapura gömmek istiyordun ya!

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

Görsel: Fener/Balat – Bulgar Ortodoks Kilisesi.

yol – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-yol

bir gemiye binip de geri dönmeyen
ince bir kız tanıdım yirmi ikide
– düzdür dünya nereye gitsen
her şey peşinden gelir istersen –
diye başlayan eski bir şarkı
dudaklarımda bir izmir eylül’ünde

ayışığında yunus balıklarını öptüm
onlarla mercan kayalıklarında yattım
sarmaş dolaş
gidip de dönemeyeceklere ağladım durdum

üstü örtülü yalnızlıklar birikmiş
çeyiz sandıklarında, öpücüklerle
tütsülenmiş duvaklarda.
– öp beni sevgilim,
dayanamam uzun ayrılıklara –
diye devam eden bir şarkı selanik’te ekim’de.

gözlerimi yıldızlara diktim,
yıldızlar ki bekçileridir yaşamın
ormanlara hükmettim; uzaklara, seslere
sesler ki çıkıp bir et parçasından
hisleri kazıyandır belleklere.

ne çok acı birikmiş içimde
kendi göğsümü yardım, ağladım
– beni sakın unutma,
bütün hayatımı sana adadım –
diye biten bir şarkı napoli’de.

rüyalar hiçbir şeydir hem,
götürmüyorsa önceden gidilmemiş yerlere.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

iskele – Selahattin Yolgiden

6310795

“gurbete geldiğimde ben
bir ceket vardı üstümde, bir cepken
dilim tutulurdu insanlarla konuşurken
tuhaf, çok tuhaf…”

yazı iple çeken bir mayıs
iskele’de yıkık dökük bir sahil kahvesi
birbirimize baktım durmadan
yusuf amca anlatırken eskiyi

“türk demek iyi insan demek, çok tuhaf
babam vardı benim, çok iyi bir adam,
babam, limantepe’yi çamlayan
parmağımı suya soktum şark balkanda
sene kırk beş, yediye kadar saydım
dondu parmağım
tuhaf, çok tuhaf

cahil insanlar şimdi,
unutmuşlar birbirini, hep laf, hep laf
çok tuhaf…”

girit’ten gelmiş ibrahim amca
bir gün tüm sevdiklerini kaybeden,
suskunluk yemini etmiş gibi arkalarından
bir masada öyle, gözleriyle konuşan

süreyya usta ile iskele’de
kırlangıçlı kahvede orta şekerli,
taze fasulye, pilav,
foça’dan marsilya’ya tekne hayalleri
dün burada değildim,
şimdi yüzyıllık iskele’li gibiyim, çok tuhaf.
güneşle elele tutuşmak nasıldır bilir misin?
parladı ellerim, tuhaf.

“çok iyi insanlar var,
gözlerimi kapadım, öldüğümü gördüm,
kürekle toprak attılar, sağ olsunlar
bir oğlum var, iyi anlar köfteden, okumuş,
ben okumadım, anlamam köfteden, insandan anlarım,
kırk üç ay askerlik yaptım, yürü yürü bitmedi yıllar,
çok tuhaf.”

yorgo seferis’in bahçesinde
o kitabı yazdığı sarnıcı gösterince süreyya usta
içimden bir şey koptu, bağlanamaz artık
birlikte, ilkbaharda, iskele’de
mayıs’ı yaz sandık, ağladık.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

Görsel : Aydın Kavcıoğlu, Foça/İskele…

samatya – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-samatya

“berkay edebey için… rahat…”

yalnızlık güzel yaşamak olmasa

ama bir petunyayı küstürdük
öğle uykusuna
sarhoş ikindilerde, yarım ağızla
mırıldanılan şarkılardık
geçtik gittik öyle
kederle.

güneşe tapardık yazları
kendi yüzümüzden korkar gibi
bir bir sakladık arkadaşları
sonrası avunma
sonrası susuzluk ve yalnızlık zamanları.

bir gece içtik dionyssos’la safa’da,
biraz psikoloji, biraz mitoloji
yalnızdım, terkedilmiş, öyle narin
su başında kalmış gibi çok susamış
su başından döner gibi kanmadan

“zeus babam olur abi, tanrı çocuğuyum ben
gömleğimde eski çağların kokusu hep
nerede bir zil çalsa irkilirim
birisi gül koklasa ilkbahardır
masada söğüş karides varsa hüzün
kavunla peyniri kardeş bilirim.”

üç şişe keder içilir mi abi bir gecede
bir yelken olsa, üç de kürek, olmaz mı?
çaresi yok, vuralım kadehleri durmadan
kendi sesinden korkan bir deniz kıyısı
ve saat çiçekli çardak altında
“çok yaşa ulan, çok yaşa!”

yaşamak güzel böyle yalnız, hayat olmasa.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

monet – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-monet

yaprakları mora döndüren güneşte
küf kokan mağaralardan gelen
ışık, yalnızlığı kovalıyor akşamüstü
dünden kalan fotoğraflarda

nehirlerden balık tutanlar ölsün
deniz bir rüya gibi sunarken oltalara kızlarını
balkonlarda salınan sardunyalara söyledim
alınmayın, sizden daha güzeli yok dedim

mavinin mora döndüğü yerindeyim
paletin, öyle istekli değişmeye
yelkenliler çiziyorum; tahta köprüler,
harman yerleri, ayçiçekleri…

ölümü gerçekten istemiş olup
vakti geldiğinde vazgeçen dedem
yıllar önceden bir kutu akide şekeriyle
dikilip duruyor karşımda

baktığım her şeyi unutuyorum görmesem
yazmasam biraz daha soluyor bahçe
içinde bir örümcek durmadan
örüyor ağını kalbimin kırılan yerlerinde

tanrı bakıyor pencereden kafasını uzatıp
selam diyor, geçerken uğradım öyle.

Selahattin Yolgiden
-eve geç kaldım yalnızlık bekler/
2014 Behçet Aysan Ödülü-

Görsel: Claude Monet

ahmet hamdi tanpınar – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN AHMET HAMDİ TANPINAR

ruhumun ağırlığıyla titreyen terazi
tüm sesleri bastıran haykırış.

kimsiniz, gecenin bu saatinde bile
rüzgârlı bir tepe arar gözleriniz.

uzak bir hayâl artık ağaçlı yollar,
yazmanın sevinci ve öyle bir sonbahar.

narmanlı’da siyah kedileri besleyen
bir adam, uzun paltosu altında dünya

bu gölgesiz yollarda
tanrıyı aramak da nereden çıktı

hem unutulmuş bir şarkıyı
durup durup tekrarlamak da neyin nesi

nerdesiniz?

Selahattin Yolgiden
-lacivert bir oyundu ikimiz arasında-

datça – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN DATÇA

deniz geceyi aştı
ve farkında bile değiliz
fenerden kalbimize uzanan yolun

sardalyalar, torikler ve deniz tarakları livarda
uzakta denize uzanıp ağlayan çamlar
ve yalnızlığı deniz adamlarının

bütün gece kendi yasıma ağladım
kendi yaşlarımla ıslandı
erguvani mendil

biri – neredesin? – dese
yerime deniz verecek cevabı:
– üstümdeki iskelenin üstünde.

can babayı vuran gam
batırıyor kayıkları

yükümüz sevgi,
dünyadan ağır yani

deniz geceyi geçti
ve farkında bile değiliz
ağladığının yıldızların

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-