herkes karşısındakinin bir yerini acıtır – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN

siz bana gelmeyin bay antuan,
ben sizi bulurum
sultanahmet’te gelinlik sokak’ta
gece boyu bıraktığınız ayak izlerinizden
zor değil size ulaşmak

siz bana uzun boylu olmayın
ben kısalırım
içinden çıkılamaz durumları
aşarız beraber
herkes birinin kalbindeki bir yeri açar
dokunduğu zamana kadar bilinmeyen

ve çocuklar kükürtle büyür gecekondularda
çiçek açmalarını beklemeyin bu yüzden

iki elin sayısı kadar arkadaş yeter insana
elinizi uzattığınızda yirmi el ve yüz parmak
ille biri denk gelir de tutar sizi
kedileri ve köpekleri
buna dahil etmiyorum ama
özellikle sokaktakileri

ve sardunyaları da unutmayın
balkonda kim bilir kaç gündür sulanmayan

herkes karşısındakinin bir yerini acıtabilir

Selahattin Yolgiden
-gittiğim en uzak yer sizdiniz-

 

magritte – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN MAGRİTTE

baksan da görünmüyor balığın bacakları

anlamıyor insan çoğu zaman
bir elmanın güneşe tapmasını ya da
portakalın elde koku bırakmasını
akşamüstü ölüme öylece bakmasını

gökten insan yağdığı zamanlarda
(ki kasım en iyi aydır bu konuda)
okumak için uzandığın odadan çık
kaldır kafandaki melon şapkayı ve
göster herkese yüzsüzlüğünü

anlamıyor musun, dünya denen yuvarlak top
bir şişenin içinde, bir kadının sırtında
ıslanır durur ağaçlar huzurla
onun yüzünden süzülen yağmurda

körler kıymetli adımlarla gelip geçerken
önünden schaarbeek’teki mezarın
mösyö rené keyifle yudumluyor
gömülürlen tabutuna bırakılan konyağı
düşünürken ölü olup olmadığını

Selahattin Yolgiden
-eve geç kaldım yalnızlık bekler-

Görsel: René Magritte

herkes nasıl suskun hâlâ – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN

yangınlardan geçtik akşamüstleri
içimizdeki
birilerinin verdiği kullanılmayan öğütler
sıkılmışken beklemekten dudak uçlarında
herkes nasıl suskun hâlâ

siz hiç meydan dolusu
el ele tutuşmuş insan gördünüz mü
ağızlarında karanfillerle pos bıyıklılar,
fötr şapkalı ihtiyarlar
fesli küçük çocuklar
ve bir iğin ucuna tutuşturup yünü
mucizeler yaratan ihtiyar kadınları gördünüz mü
bay antuan, manakis’lerden önce?

bir düğün sahnesi; gelin iki kişinin kolunda
küçük asya’da, siyah beyaz
siz hiç bir akıntıya kapılıp gittiniz mi
su sizi nereye götürürse üsküp’te
ve bir kadın, bir cumartesi öğleden sonrası
size aldığınız en güzel armağanı verdi mi hiç?

ve o kadın sizi kollarınızdan tutup sıkı sıkı sardı mı hiç?

Selahattin Yolgiden
-gittiğim en uzak yer sizdiniz-

 Görsel: Üsküp

alanya – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN ALANYA Kadir_Fazil_Okudan_Alanya_2006_Fazil_Okudan

ismini bilmediğimiz bir kuş
süzülürken akdeniz üzerinde,
görmediğimiz rüyaları
ağzıyla, uykularımıza taşıyan.

burada olsaydın,
maltaerikleri toplardık dallardan
geceler yastığımızda düş tozu
uzanıp gölgenin yanına
bir söğüt gölgesinde
uyumak ömür boyu

gözlerine uzak bir mevsim biçtim,
mavinin o durmadan değişen yansıması
gidip de dönememenin yankısı…

şimdi eyüp sultan’da
bir evde, eski bir şarkı dinlense
ben burada ağlarım

son gününde uzaklığın
anlatılamaz bir şeyi anlatmaya çalışmak
benim bütün yaptığım.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

gemi – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-gemi

“cevat çapan için”

sudan yaratıldım ben, derdi
yoksa neden böyle deniz, böyle gemi,
böyle suda olma özlemi.

annem bir sirendi, iç paralardı sesi
babam doğduğu yeri unutmuş denizci
her limanda başka sevgili
ama annemi unutmadan
gider dolanırdı koskoca denizlerde
ayda bir kere muhakkak uğrardı eve
sakallarından yayılan tütün kokusu
ne kadar kutsaldı,
mavi bir leğende kendi gemisini
yüzdüren çocuk için

o çocuk bendim

bir gece kalırdı, öyle bir gececik mi deme
koskoca yirmi dört saat
yeterdi hasret gidermeye

sonra gitti bir gün, her gittiği gün gibi
– dönemezsem, dedi,
unutmayın beni!

-vakit geldiğinde, gitmeye yakın hani,
çözün palamarımı…
son bir kez öttürüp sirenini
hiç dönmeyecekmiş gibi acı
-gidiyorum, derdi
tayfa size emanet

beni gösterirdi

Selahattin Yolgiden
-unuttuğum limanlar-

balat – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-balat-fener-balat

damarlarımda dolaşan kanım
arnavut kaldırımlarına akacak şehrin
bir hançer bulsam

“hani bazı zamanlar
dışarı çıkmak istiyorsun ya kendinden,
yolculuğun
kağıttan fenerlerle şenlenecek
konuşsan.”

hey deniz, dalgalarınla ferahlıyor
buradan bir nefes kadar uzak
bir sahilde, ağır adımlarla
yürürken hayatımın sureti

susuyorum durmadan bir ayna karşısında
işte yolculuk da başladı
balat’tan yayılan yangın kalbimde
birbiri ardına resimler yakmakta

işte sana liman,
kendini bir vapura gömmek istiyordun ya!

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

Görsel: Fener/Balat – Bulgar Ortodoks Kilisesi.

yol – Selahattin Yolgiden

selahattin-yolgiden-yol

bir gemiye binip de geri dönmeyen
ince bir kız tanıdım yirmi ikide
– düzdür dünya nereye gitsen
her şey peşinden gelir istersen –
diye başlayan eski bir şarkı
dudaklarımda bir izmir eylül’ünde

ayışığında yunus balıklarını öptüm
onlarla mercan kayalıklarında yattım
sarmaş dolaş
gidip de dönemeyeceklere ağladım durdum

üstü örtülü yalnızlıklar birikmiş
çeyiz sandıklarında, öpücüklerle
tütsülenmiş duvaklarda.
– öp beni sevgilim,
dayanamam uzun ayrılıklara –
diye devam eden bir şarkı selanik’te ekim’de.

gözlerimi yıldızlara diktim,
yıldızlar ki bekçileridir yaşamın
ormanlara hükmettim; uzaklara, seslere
sesler ki çıkıp bir et parçasından
hisleri kazıyandır belleklere.

ne çok acı birikmiş içimde
kendi göğsümü yardım, ağladım
– beni sakın unutma,
bütün hayatımı sana adadım –
diye biten bir şarkı napoli’de.

rüyalar hiçbir şeydir hem,
götürmüyorsa önceden gidilmemiş yerlere.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-