ESKİ BİR RESİMDEN – Tuğrul Tanyol

ESKİ BİR RESİMDEN - Tuğrul Tanyol

eski bir fotoğrafta, düşündün mü hiç
duyguların resmini çekmek zor
bir kız, salıncakta, ağaç dipleri esmer
gözleri dalmış uzaklara

belki yıllar sonra bir defterin köşesinde
atılmış onca şeyle, unutulmuş ve geçmiş
gençliğini bulmuş gibi bakıp bakıp resimlere
o ânı hatırlamak… zor

bütün o yollardan geçip gelmişsin belki
sen günlerin dalgın pınarından su içen kız
ne o bahçe, ne o ağaç… ne de salıncakta
uzayan esmer gölgeleri görebiliriz şimdi

eski bir fotoğrafta, düşündün mü hiç?..
annem, annem olmadan önce

Tuğrul Tanyol
-Sudaki Anka (1990)-

Angrand – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL ANGRAND charles-angrand-sokakta-adam-ve-kadin-tablosu

parktaki yaşlı çift
Verlaine’in dizelerinden
kalkıp yürüdüklerinde
bu resme düşmüş olabilirler mi?

gecenin ıssız fısıltısı içinde
yitip giden zaman
noktalardan oluşan yağmur
dönüp geriye bakmadan

Tuğrul Tanyol
-öncesi ve sonrası-

🖌Charles Angrand; Sokakta Adam ve Kadın 1887…

 

Sen Elimden Tutunca – Tuğrul Tanyol

072

Sen elimden tutunca
Deniz basardı içimi
Sen elimden tutunca, yüreğim
Yeşil yosunlara takılıp günlerce
Dip akıntılarının peşisıra gitmek isterdi.

Günlerce, gözbebeklerini tutuşturan o gizli alevin kaynağını sorardım kendime. Geceler boyu yolumu arardım zor ve aşılmaz tepelerde. Sonra ışıklar söner, sonra yıldızlar düşerdi içimdeki serin göllere. Sen elimden tutunca ben miydim, yoksa bir başkası yürüyen seninle…
Dalgalara ve rüzgâra basmadan yürüyen.

Sen elimden tutunca
Bir mavilik çökerdi gözlerime
Sonra tüm denizler çekilir
Bir orman uğultularla sarsılır
Bir güvercin sürüsü havalanırdı
Kış bürümüş yüreğimden
Sen tutunca ellerimden
Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü
Kızıl yaprakları bir çınarın
Ve ben günlerce
O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.

Panjurları açık kalmış eski evler gibiydik
Rüzgârda çarpan, başıboş ve ürkek
Sen elimden tutunca
Kayaları delip çıkardı bir çiçek.

Sen elimden tutunca
Yolculuk basardı içimi
Külrengi bulutlara takılıp günlerce…

Tuğrul Tanyol
-Elinden Tutun Günü (1983)-

EVİNDE YOLCULUK – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL EVİNDE YOLCULUK

git gel altmış adım
odaları katarsan yüz on
eşyalara çarpmadan
dolaş evinin derinliğinde

halılar, döşemeler
daha sen gelmeden bilirler
ayaklarının ölçüsünü
hafifliğini ya da ağırlığını gövdenin

perdenin her karışına
bakışların sinmiştir
üzüntün ve sevincin
işlenmiştir oturduğun koltuğa
dokunduğun tablaya
baktığın duvarlara

oraya çizmiştin oğlunun büyüyüşünü
kaç kat boya geçse de üzerinden
o çizgiler hâlâ orada, çünkü
duvarın belleği renginden alır gücünü

pencereyi her açışında
görünmez bir kuş sürüsü
taşıyor sözlerini öteye
bulutlar senin sözlerinle şekilleniyor

mutfakta, sevdiğin kadın
sevdiğin kadında geçen yılların
birlikte dolaştığın parkeler ve halılar boyunca
evinde yolculuk

zamana boyun eğiş

Tuğrul Tanyol
-her şey bir mevsim-

ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM

zamanın geçişini duyuyorum
kulağa fısıldanan bir söz gibi
tek bir yaprağı bile
kıpırdatmadan geçen rüzgâr gibi
zamanın geçisini duyuyorum
yalnızca bir çıtırtı
odada gezinen ses
yerine getirilmemiş yemin gibi
zamanın geçişini duyuyorum

bize vaat edilen süre
bir çan sesi gibi eridi
bir ezan, ağızdan
ağıza çoğaldı
ulaştı yerine
gözlerimi kapadığımda
o eski kent , o yüksek minare
zamanın geçişini duyuyorum
kentin tam ortalık yerinde

burada böyle kalmış gibi
gözleri açık
gökyüzüne
bakmaktan yorgun bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
yanımdan geçip giden insanlar gibi
uzakta, karanlıkta kaybolan
tanıdık bir sesti kimi
kimi bir daha duyulmayacak
bir anın sürtünmesi
boşluğa sallanan el
bir veda bilmecesi
gibi geçen
zamanın sesini duyuyorum

yaralı kentim benim!
içinden geçen zamanı duyuyor musun sen de?
Ayasofya’dan taş atımlık mesafe
Fatih’e ulaşan rüzgâr
ve oradan nereye
gittiği belirsiz bir zamandı
yaşadık biz de
yıkandık sularında,
savrulduk bahçelerinde
bu alçakça yağmadan hemen önce
sana benzeyen bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuor musun?

zamanın geçişini duyuyorum
ıslık çalarak ilerliyor umursamazca
dokunduğu çocuk bir genç oluyor birden
kendine şaşıran insanlar görüyorum
aynaya uğrayan bakışlarda
kimse girmiyor araya
kimse sormuyor nereye
zamanın sesi bu diyorum
içimde gezinen ürpertiye

zamanın geçişini duyuyorum
biliyorum, herkes farklı
bir sesle duyar bunu
farklı bir renkle
bir tat belki, bazen buruk
içimizden asla kopup gitmeyecek
bir duygu, bir ilk aşk endişesi gibi
gözpınarlarını zorlayan zamanın
geçişini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
nereye gittiğini bilmiyor kimse
zamanın geçişini duyuyorum
kapımı açıyorum, deniz doluyor içeriye

Tuğrul Tanyol
-ansızın yaz-

YALNIZCA BUNUN İÇİN – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOLYALNIZCA BUNUN İÇİN

—Keşke yalnız bunun için sevseydim seni (C.S.)

biz bir zamanı paylaştık
yalnızca bunun için sev beni
ay gidiyor bak, bulut
çocuğun gözlerinde eriyor.
o çocuk bizim olabilirdi
yalnızca bunun için sev beni

şimdi uzak kış günleri yarasını sarıyor
ben bunalıyorum, bazen unutkanlık oluyor.
aynı şeylere gülüp geçiyoruz
aynı şeylerle hüzünleniyoruz.
biz oradaydık, yüzyılımız bitti
yalnızca bunun için sev beni

rastlantı hep oradadır biz çarpana kadar
ya da bir dalgayla çıkar gelir
doğumlara bakarız, umuda, sevinçlere
yoksulluğu bir çiçek gibi göğsüne takar biri.
biz onlara bakarken yaşlanmışız
yalnızca bunun için sev beni

bir adam duvara bir şeyler çizip gitse
biz o çizgiden onun gittiği yolları bulabiliriz
o yoldan bir dağa çıkmıştı Sinan
o yoldan geçmişti Mahir’le Deniz
hiç unutur muyum, unutulsa bile şimdi
yalnızca bunun için sev beni

yalnızca bunun için sev beni
biz bir zamanı koşarcasına paylaştıktı
zaman değişti, değiştik biz de
sevgilim, kardeşim, dostum, yaşıtım!
o çocuk biz olabilirdik, işte,
yalnızca bunun için sev beni

Tuğrul Tanyol
-her şey bir mevsim-

©Mari Hamamoto ..

İLK VE SON KEZ – Tuğrul Tanyol

89472255_3055572334452874_104984071754481664_n
I
her şey söylendi, artık eskisi gibi olamaz
elimden kayan kitap açık bir yol gibi uzanıyor
suyun üstünden sıçrayan bir kedi
gibi korkarak bakıyorum, çünkü bilsen!

gidilmemiş yollar hep akılda kalır

II
oradan nereye gidebilirdik
küçük rastlantılarla buluşan iki yaşam
aşk uzakta hep genç kalır
biz ötede yaşlanırken

III
işte yine aynı yerdeyim
her şey değişmiş, sen yoksun, gölü kırıştıran rüzgâr
saçların, kokun, gülümseyişin
bir güvercin uzakta ağır ağır havalanıyor
bir ses içimde yankılanıyor
bir şeyi bir yerde yitirmiş gibi

IV
güllerin içinde bir gül
suyun içinde bir çocuk
bir sırtlan, geceyi kucaklayan
bir yüz, sözcüklerden oluşmuş

uzun uzun konuştuk, gece bitti
yüz dağıldı, işte yine yalnızım

V
her şey uçuyor
toz toza çarpıyor
yağmur yağmura değer
değmez… dağılan bu yüz
kimi anımsatıyor?

ah gözüm!
sen onu ilk nerede görmüştün?

VI
bu yol beni yutacak, bu dil!
konuştukça küçülen ağzımdan
süzülen havada beni uyaran bir şey var

bu daire, ben yürüdükçe genişleyen
bu yumruk, ışığı delip geçen,
o yıldırımı ilk ben tutmuştum

avuçlarımda bu is…

ben senin gözpınarlarına gittim
hâlâ ürperişim bundandır

Tuğrul Tanyol
-büyü bitti-

BÜYÜ BİTTİ – Tuğrul Tanyol

89288450_3060105237332917_2706074007752409088_n

büyü bitti, suyu dolaştıran kayık
ince kabuğuna çekildi gövdesinin
taş düşmeyi bıraktı, meyva ağacında soldu
kadın olamadan yaşlandı sevgilimiz

büyü bitti, işte deniz, daha on dördünde
ay bulutsuz bir gecede uykusuz bir adam gibi koşmada
yıldız üşümesi bu, ağacın yansıması,
kalbine düşen bir şey gibi, sanki gibi, belki

gibiydi ve bitti, uyuyan uyandı ve gördü
görünmeyen görünür oldu, ses yankısından korktu
gölge sahipsizdi, kartal avını buldu
hızını alamayan bir tilki yavrusunun saklandığı yerde

büyü bitti, yaşlı adam kendine seslenen sese döndü
orada genç olmanın umuduyla yeniden öldü
ışık bütün renklerine binlerce kez bölündü
binlerce kez haykırdığımız sözlerimizle dolup taşan mağara

kapandı ve dağ oldu. çıkmayan falların telvesiyle
sararan umuttu, uçuşup gitti
ve açılmayan yollar ansızın açıldı
ama ne kimse geri geldi, ne bir sessiz gemi

büyü bitti, yılan kendini soktu
kendine sokulan yavrusunun dişleriyle
akrep geceye döndü, alevden bir hale oldu
bir aziz oldu, bir şair, peygamber

sarığını çıkardı, hırkasını savurdu
önünde açılan yoldan Hıra’ya kadar
geçtiği çöldeki bitkiler
yeniden su buldu

büyü bitti, Tanrım, işte seni buldum
görünmeyen görünür oldu, ses yankısından korktu
kentin ve insanların arasında
serap gerçeğe dönüştü, var olan yoktu

büyü bitti, sen onu görmedin
zaten derin bir düş
düştü
düşecek

Tuğrul Tanyol
– Soygun Çağı-

KALABALIKTA YATMAK – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL KALABALIKTA YATMAK

kalabalık: dağınık yüzlü yatak
kendini usulca sokağın akışına bırak
amaçlı amaçsız yürüyen insanlarla.
kimi bir dükkânın vitrinine tutsak
kimi yürüyor yalnızca aşktan
kimi kendine bir cevap kadar uzak.

üşüyorum, diyorsun bu boş cennette
başağrısıyla uyanıyorsun her sabah
ağzında binlerce sigara yanığı
tiksintiyle bakıyorsun aynadaki yabancıya
yılların neşesi nasıl da acıyla oturmuş oraya.

yağmurun sesi usulca düşüyor yatağına
bir bulut gibi örtülen o gizli kalabalığa
bırak kendini, git onların gittiği yere
bir amaca ulaşamasan da

biraz yürümüş olursun.

Tuğrul Tanyol
-her şey bir mevsim-

MENZİL – Tuğrul Tanyol

MENZİL - Tuğrul Tanyol

ömrüm geçiyor önümden, bir su
damlası bir başkasına ekleniyor
ve işte nasıl büyürse bir ağaç
kıraç toprakların ortasında
taş atıldığı menzile ulaşıyor

kalbim, kendi kozasında kıpırdayan!
bir el nasıl da buruyor onu
büyüyen suda boğulan balık
ormana sırtını dönen ağaç
ağzında günün köpüğünü ısıran

bir adam gelecek günlerin yortusuna kayıyor
bir suyun başında duruyor
gömleğini çıkarıp suya daldırıyor
gömleğinin içinde yüzen geçmişini görüyor
geçmişin suyu gözlerine vuruyor

işte o iki damladan doğuyor yeniden her şey
balığın pullarında atan bir kalp gibi
yepyeni bir geceyi doğurmak için
didinen bedenlerimiz
bir ağacın dallarına tırmanır gibi hiç durmadan

bir başkasının ömrü olmalı bu, önümden geçen çocuk
bir taş gibi fırlıyor menzile

Tuğrul Tanyol
-büyü bitti-