Öğretmenin Düşü – Can Yücel

CAN YÜCEL ÖĞRETMENİN DÜŞÜ

—Okumuş fillerdir ki herbirinin
Nice Bostan, Gülistan ezberidir.

Mavi bir ışık yandı gözlerimde
Gökyüzü öyle yakın
Çocuklar doğacak çocuklarım
Ve öyle yağmur ki toprak, koklarsın
Ellerim bütün hayvanlar âlemi
Hangi ağacı çalsam açıyor
Uzaylar uslu
Yönlerim yörük
Sağduyularım sol duyu

Mavi kalemle yordum bu düşü
Su resimleriyle öğrencilerin
Göğerttik bozkırın sarı defterini
Şu yoncalar yurttaşlık bilgisi
Geçen gün okudum söğütlerin tarihini
Bir çiğdem var onlar kadar yiğit
Şu bey şu eşek şu yaban şu işçi arı
Biz beş sınıfta kaldırdık bütün sınıfları

Korkuluklar ektiği kargaları biçsin
Sevginin de kendi planları var
Beş yılları yıldızları dokuz ayları
İlerde yarım kalmış bir okulun duvarı
Duvarcı diyor, Varım! diyorum ben de
Gitsin bütün okumuş filler gülistana
Ben Türküm bu bozkırda çalışmaya geldim.

Can Yücel
-Sevgi Duvarı-

Görsel: Özgür Konur

1972 YAZI – Can Yücel

CAN YÜCEL 1972 YAZI

Nerdeyse ışığa inanmaz olacaktık,
Öyle hızla büyüyordu içimizdeki karanlık…

Kalamışta,
Öğlen sıcağında,
Heykeltraş Kuzgun’la beraber
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında
Yeni kesilmiş iki sığır kulağı gibi otururken,
(Bu Kuzgun’un susması demek değil ya hoş,
O ara MİT’olojik işkence usulleri hazretin en büyük merakı.)

Buz gibi biliyordum
Ne kadar su koysan üstüne, boş,
Ağarmayacaktı önümüzdeki nâmıssız rakı…
Yandaki sokaktan mayolu gençler geçiyor,
Gözlerinde fosfor, bacaklarında 4000 kalorilik gurur,
Geçiyorlar Rüzgâr Gibi Geçti kızlarıyla ;
Mutluluk omuzlarına atıverdikleri o yumuşacık havlu…
Düzenleri düzenlerine mübarek olsun !
Ben burda öbür Gençliği ihtiyarlıyorum .
O,
Daireden daireye,
Apartımandan apartımana,
En enli arz dairesinden en boylu tul dairesine taşınırmışçasına,
Güneş bombalarını,
Yıldız kitaplarını
Ve kurşundan ağır, kurşundan vahim yüreklerini
Gık demeden taşıyan
O Sevgi ve Öfke Hamallarını
Kendi ecel terlerimle terliyorum
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında…

Kargaların şânındanmış,
— Biri söyledi, ama kim?–
Yezitler gagalarına geçirdikleri kemikleri
Kırıp iliklerini sömürmek için
Yükselip yükselip taa yukarlardan
Tak diye bırakırmış damların üzerine
Garson öğlen ajansını açtığı zaman,
Çatırtısı geliyordu kaval kemiklerimin
Bitişikteki Rum kilisesinin arduvazlarından…

Garson dedim, bana biraz sabır ver!
Allahtan isteyeceğinizi benden istiyorsunuz paşam, dedi.
Öyleyse bir Allah ver! dedim,
Gitti, bi daha da gelmedi…

Yalnız kalmanın akılları bunlar!..
–Nasıl da hırtça bölündük birader!
Herifler satırı indirince,
Sakatatçı dükkânına döndük,
Ciğerler, kelleler, işkembeler…–
Gözümün ucuyla bakıyorum
O tenhalar kahramanı mistik serçe
Tabağın dibinde kalmış kurtlu kirazları didikliyor,
Yanaşmış gizlice…
Yalnızlığın ufunetleri bunlar!..
– Ama geçer, geçer hepsi
Yakında hapse girince…
Gerçi… gerçi…

Can Yücel
-Bir Siyasinin Şiirleri-

Edebiyat Mektupları

 

CAN YÜCEL DEN HÜSEYİN ERDEM E

Sevgili Hüseyin,

Senin çilen
benim çilem,
Sevgi

ABİDİN BEY İÇİN

O dinazoru çok arayacağız
Allahtan el-ayak izleri var
Çukurova’da

Almanya’daki son ikametgahım sırasında 70 şiirlik bir kitap hazırladım. Bir-iki aya kadar basılacak. Almanya’ya dönüşümde hem Almanları, hem Almanya’yı hem de ordaki Türkleri şiirleştiren bir diziyi sürdüreceğim. Ayrıca düzyazıyla bir Seyahatnâme kaleme alacağım. Pek bilimsel olmasa da, yine gerçeklere değinen gözlemlerimi içerecek bu yazıları kâğıda dökmek için sabırsızlanıyorum. Ayrıca burdaki yazılarım dolayısıyla cezaeviyle eski yakınlığımın canlanması yakın gündemde.
Vize için davet Ocak sonu için.. Güler de işin içinde olsun!

C.Y.

-Sözcükler D.Mayıs Haziran 2015-

 

EDEBİYAT SINAVINDA – Can Yücel

CAN YÜCEL VE BABASI CAN YÜCEL İTİRAF

Şair Câmi niçin “Câmi” mahlasını seçti?
Çince mi?.. İçince mi?.. Yok, canım!
Camcı olduğu için de olmasa gerek,
Pencereler kafesliydi o zamanları biliyorsun…
Yoksaaa
Mahviye Sultan Camii’nin duvarına işemeye teşebbüsten
Bostancılar gözlerinin camekânını indirdiler diye mi?..
İyi düşün ama!
O dönemde gözlük kullanılmaya başlanmış mıydı
O İmparatorluğu’nda

Bilmiyor musun?..
Pekiyyy, sana son bir soru daha!
Kaç minareliydi Şair Câmi?
Ve de kaç şerefeliydi o mekruh mâbedin minareleri?..
Cönklerde kendini boğulmak süretiyle intihar ettiği söylenir kendisi için
Doğru mu?..

Doğruysa, söyle, Haliç’e gömüldüğünde o körolasıca zındık,
-Geceyarısı vuku bulmuştu vak’a biliyoruz-
BEŞER kollu şamdanları onun ve şehrâyin kandilleri de
O yaldız boynuzlu suya temas ettiği an,
Onlar da sönmüş müydü, sönmemiş mi
-Püf diye değil elbet-
Cızzzzzzz diye?…..
Tüh be sana!
Koskoca Hasan Âli’nin oğlu olacaksın bir de!..
Milâdlar sonra rastladık, İslâm Ansiklopedisi’nde
Meğer Şair Câmi, İran’da “Cam” adında bir şehirde doğmuşmuş
1400 falan senelerinde
Nerde, nasıl ve hangi tarihlerde öldüğü meçhul.
Leylâ ile Mecnun’u yazmış Fuzulî’den önce
Cam üstüne…..

Can Yücel
-Gökyokuş-

YAZ HOŞGÖRÜLERİ – Can Yücel

CAN YÜCEL YAZ HOŞGÖRÜLERİ BEYKOZ RİVA

I
Birer birer yandı ışıklar
Karşı bayır Bağlarbaşı…
Ağaçlar gün boyu süren cehennemi sıcaktan
Yorgun, mahzun ve mahmur,
Dostu görünmüş sanki sokak başından
Elleri dolu,
Birden aydınlanıyor yüzleri
Gülümsüyor meşeler, akasyalar

II
Işıklar ki güneşin veletleri
Ortalığı kasıp kavurduktan sonra
Yorgun düşünce akşamla
Adalar üzerinden denize,
Düştüler birbirlerine
Kırdılar birbirlerini…
Kırıldı, kırıldı ışıklar

III
Uçuk bir su Riva’da
denizden rivayet
kumlar içinde mahvi
elmasî bir çengelli iğne
Kuytusunda koşuşan çocukların
köpüren ayaklarıyla
büsbütün ihtiyarlıyorlar…
*
Bunca hoş bir görüsü karşısında doğanın
nedir içimde kopuşan bu hoşundu
bu onulmaz sitem?
Lağım akmıyor muymuş meğer
size güzel güzel anlattığım o
o güzelim açmağa!..
*
Geçen gün yolum düştü tekrar
Kumlarla kapamışlar üstünü açmağın
Kedi bokunu örter gibi…

Can Yücel
-Çok Bi Çocuk-

Görsel: Beykoz/Riva

Rubaî – Can Yücel

CAN YÜCEL RUBAİ

Sağlıklıyla sağlıksız arasında, fark değil,
Kalın bir perde vardır, bir kalkancı sisi,
Biri ölüme karşı hababam kürek çekerken
Öbürü kendini ömr-ü billâh ölmeyeceğim sanır

Ek: Bunu geçen gece deliriyorum tremens geçirirken
kavradım. Ellerim, ayaklarım, gökte yıldızlar, dallarda
yapraklar hep titreşirken, duvarlar ben üstlerine
sağlam bir sığınak bulmak için abanmaya çalışırken
karşı koyuyorlardı bana, kovuklarında barındırdıkları
fındık fareleriyle.

Can Yücel
-güle güle-

Can Yücel, (21 Ağustos 1926 – 12 Ağustos 1999) Anısına saygı ve özlemle..

12 AĞUSTOS 16 17 ANMA

BİR KOVA SU DA BENDEN – Can Yücel

Uçuk mavi bir çadırdı sonbahar göğü
Söküldü garibim, rahmetlice döküldü
Ayakları sallanıyor yaylının kıyısından

Giderken ama, giderayak
Zül değil, kardeşim, bir zil, bi zil!

Çingene pembeleriyle yapraklar ağlıyor ardından

Kaptım kovayı ben de, koştum çeşmeye
Görüşürüz diye bi dahaki seneye

Can Yücel
-Rengâhenk-