AVCIOĞLU’NA – Can Yücel

CAN YÜCEL

Doğan’la bir tarihte
Bu, şimdi yaşadığım mor sahillerde
Üçer beşer yaşındaki oğullarını gördüydüm
Dudaklarında birer kibrit çöpü
Ve elleri arkalarında
Yürüyorlardı kumları tekmeleyerek
Babalarının arkasından…
Babaları da arkasında olup bitenden habersiz
Dudaklarının ucunda cigara, sarkmış öyle külü
Elleri arkasında yürüyordu kumsal boyunca
Düşünceli düşünceli
Memleketi nasıl kurtarayım diye
Ölmek için…

Can Yücel
-Portreler-

BUNAYDIN – Can Yücel

gece-vardiyasi4e895eaede5b0a3b1a403a0e0378a35b

Bir limon kalmış güneşten
Bi de daluçlarında buhur
Bulutlar ki kar
Bulutlar yağıyor
Dizdüşümlerime…

Bir tahtaboştasın loş
Sarmanlar gelip gidiyor
Silüsler beyazdan da yılan
Sen bu tipiden çıkmıyacan…

Bir limon kalsa da güneşten
Bi de ölümcül umut
Sen bu umuttan iflâh
olmaya
can…

Can Yücel
-Gece Vardiyası-

BELKİM BİR KERTENKELEYDİM – Can Yücel

CAN YÜCEL BELKİM BİR KERTENKELEYDİM

Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin

çatal matal kaç çataldım kim bilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım

düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde çağanozdum bir zaman

iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dışında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu Gecesi
fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi

bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim.

Can Yücel
-Sevgi Duvarı-

Öğretmenin Düşü – Can Yücel

CAN YÜCEL ÖĞRETMENİN DÜŞÜ

—Okumuş fillerdir ki herbirinin
Nice Bostan, Gülistan ezberidir.

Mavi bir ışık yandı gözlerimde
Gökyüzü öyle yakın
Çocuklar doğacak çocuklarım
Ve öyle yağmur ki toprak, koklarsın
Ellerim bütün hayvanlar âlemi
Hangi ağacı çalsam açıyor
Uzaylar uslu
Yönlerim yörük
Sağduyularım sol duyu

Mavi kalemle yordum bu düşü
Su resimleriyle öğrencilerin
Göğerttik bozkırın sarı defterini
Şu yoncalar yurttaşlık bilgisi
Geçen gün okudum söğütlerin tarihini
Bir çiğdem var onlar kadar yiğit
Şu bey şu eşek şu yaban şu işçi arı
Biz beş sınıfta kaldırdık bütün sınıfları

Korkuluklar ektiği kargaları biçsin
Sevginin de kendi planları var
Beş yılları yıldızları dokuz ayları
İlerde yarım kalmış bir okulun duvarı
Duvarcı diyor, Varım! diyorum ben de
Gitsin bütün okumuş filler gülistana
Ben Türküm bu bozkırda çalışmaya geldim.

Can Yücel
-Sevgi Duvarı-

Görsel: Özgür Konur

1972 YAZI – Can Yücel

CAN YÜCEL 1972 YAZI

Nerdeyse ışığa inanmaz olacaktık,
Öyle hızla büyüyordu içimizdeki karanlık…

Kalamışta,
Öğlen sıcağında,
Heykeltraş Kuzgun’la beraber
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında
Yeni kesilmiş iki sığır kulağı gibi otururken,
(Bu Kuzgun’un susması demek değil ya hoş,
O ara MİT’olojik işkence usulleri hazretin en büyük merakı.)

Buz gibi biliyordum
Ne kadar su koysan üstüne, boş,
Ağarmayacaktı önümüzdeki nâmıssız rakı…
Yandaki sokaktan mayolu gençler geçiyor,
Gözlerinde fosfor, bacaklarında 4000 kalorilik gurur,
Geçiyorlar Rüzgâr Gibi Geçti kızlarıyla ;
Mutluluk omuzlarına atıverdikleri o yumuşacık havlu…
Düzenleri düzenlerine mübarek olsun !
Ben burda öbür Gençliği ihtiyarlıyorum .
O,
Daireden daireye,
Apartımandan apartımana,
En enli arz dairesinden en boylu tul dairesine taşınırmışçasına,
Güneş bombalarını,
Yıldız kitaplarını
Ve kurşundan ağır, kurşundan vahim yüreklerini
Gık demeden taşıyan
O Sevgi ve Öfke Hamallarını
Kendi ecel terlerimle terliyorum
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında…

Kargaların şânındanmış,
— Biri söyledi, ama kim?–
Yezitler gagalarına geçirdikleri kemikleri
Kırıp iliklerini sömürmek için
Yükselip yükselip taa yukarlardan
Tak diye bırakırmış damların üzerine
Garson öğlen ajansını açtığı zaman,
Çatırtısı geliyordu kaval kemiklerimin
Bitişikteki Rum kilisesinin arduvazlarından…

Garson dedim, bana biraz sabır ver!
Allahtan isteyeceğinizi benden istiyorsunuz paşam, dedi.
Öyleyse bir Allah ver! dedim,
Gitti, bi daha da gelmedi…

Yalnız kalmanın akılları bunlar!..
–Nasıl da hırtça bölündük birader!
Herifler satırı indirince,
Sakatatçı dükkânına döndük,
Ciğerler, kelleler, işkembeler…–
Gözümün ucuyla bakıyorum
O tenhalar kahramanı mistik serçe
Tabağın dibinde kalmış kurtlu kirazları didikliyor,
Yanaşmış gizlice…
Yalnızlığın ufunetleri bunlar!..
– Ama geçer, geçer hepsi
Yakında hapse girince…
Gerçi… gerçi…

Can Yücel
-Bir Siyasinin Şiirleri-