SABAHATTİN EMMİ İÇİN – Can Yücel

CAN YÜCEL SABAHATTİN EMMİ İÇİN

Akşamüstü
Beş buçuk altı sularında
Arabam kırılmış, yatıyordum betonda
Çekirdek yiyerek efkârımdan,
Dalmışım mavinin avarasına…
Bir uçurtma çıkıverdi.
Bir uçurtma… aman! aman!..
Avlu duvarlarının telli objektifine
Salına salına onur verdi…

Mahkemeye son anda yetişmiş,
Yine de telâşsız
Ve alabildiğine ciddî
Bir görgü tanığı gibi…
Ve çayırların, çocukların, gelinciklerin
Dünyada hâlâ var olduğuna dair
Yeminli (yâni üç kez kuyruk attırarak)
Ve de allı yeşilli
İfâdesini verip
Yine geldiği gibi salına salına
Ve alabildiğine ciddî,
Avlu duvarlarının telli objektifinden
Çıkıp gitti.

Arabamın atları dah dah aman da!
Uçurtmanın aşkına ayağa kalktığımda
Sabahattin Emmi’nin öldüğü geldi aklıma,
Bir volta da onun için attım, sonra bir volta daha…
Arabamın atları tıkıtak tıkıtak betonda…

Can Yücel
-Bir Siyasinin Şiirleri-

İŞÇİ MARŞI – Can Yücel

 

 

SENNUR SEZER HANGİ KAN

Hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
Dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı
Bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı
Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
Ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak
Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
Sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Köylükler uykusunda döndü dönüyor sola
Güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla
Başaklar gövderdi bak başkoydular bu yola
Şaltere uzanıyor allaha açılmış el
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel
Can Yücel
-maaile-

PARÇA PARÇA – Can Yücel

CAN YÜCEL PARÇA PARÇA 4

DÖRT

Sen değilsin görüş günü telörgüden görünen,
Boncuklarla işlediğim suretindi o senin;
Gölgenin güneşe nisbeti, leylim…
Hem seni ben, seni görmekle görmüş değilim,
Görmedikçe gözlerinin gördüklerini tekmil:

Sabahları çarşıya giderken, örneğin
Gece dışarda kalmış, üşümüş, tüyleri ıslak bir kedi gibi
Nasıl ayaklarına sürünüyor komşu arsadaki yeşil
Ve tam köşeyi dönerken, ıhlamurların orda
Eteklerini beline sokmuş — Vallâhi-billâhi ha!–
Nası’ tıpkı Esmâ’nım gibi çamaşır yıkıyor sahil !..

Görmedikçe gördüğün bu mucizeleri,
Görmedikçe senin gözlerinle evreni,
Göremiyorum ki dünya gözüyle seni…
Hem ben sana bişey söyleyim mi yavrum,
Ben aslında seni görmek filân değil,
Düpedüz Seni istiyorum!

Can Yücel
-Bir Siyasinin Şiirleri-

Görsel: 1973 Adana Kapalı Cezaevi.. Can Yücel ve Ozan Telli..

CEVELÂN – Can Yücel

CAN YÜCEL CEVELÂN

Vakitlerden omuzlarında taşıdığın ayın
Taş ama hafif olduğu vakit;
Vakitlerden şehrin parmak uçlarında insanların
Taş ama hafif olduğu vakit;
Vakitlerden bir bahçe kenarında yanından geçtiğin,
nehrin kenarında tekrar rastlayıp,
Ve nihayet vakitlerden sonbaharı ayak seslerine sarıp
Evine getirdiğin vakit;
Vakitlerden henüz konuşmayan, belki de hiç konuşmayacak
Bir mevsimin susmaya başlayan yaprakları
Odana dolduğu vakit
Kapını açıp girebilecek misin?
Yani üstünde “Oturan 30, ayakta 15” yazılı levhayı
Dışarıdaki anadan doğmamış çıplaklara
Gösterip, otobüsün zilini çekip gidebilecek misin?

Vakitlerden… Düşmüş, düşen, ve düşecekle düştükten sonra;
Düşmüş yıldızların burçlarından,
Düşen şehirlerin surlarından,
Düşecek yaprakların uçlarından düştükten sonra;
Düşmüş yıldızlar, düşen şehirler, düşecek yapraklarla beraber
Kendi yağmurunun çamuruna gömüldükten sonra,
Kapını açık çıkabilecek misin?
Yâni yalnızlığını, cebinde unuttuğun
Bir boş cigara paketi gibi, bir boş ânında,
Çıkarıp, açıp, kaldırıp atabilecek misin?

Can Yücel
-yazma-

BURHAN İÇİN – Can Yücel

CAN YÜCEL BURHAN İÇİN Burhan Uygur, Kapı

I
Bu yaşlar fazla tuzlu geliyor
Kaç paraya gitti ki resimler?..
En pahalısı sendin!
Gece sarhoş
“Anne ben burdayım!” demek için
O arayıp arayıp da bulamadığın kabre…
Sûretinle suratın
Resmedilecek tekraren
Türkiye’nin sûretsizliği içinde…

II
Çocuk yürümeye başladı mıydı
Durdurabilirsen durdur
Farıyıp uyuya kalıncaya kadar

III
Keskin göz çatlayan küpüne zarar
Demişler

IV
Suya düşer mi resim düşer
Hele motorla Beşiktaş’a geçiyorsan
Rüzgârlı bir akşam
Kafan da iyiyse
Yanında kâğıda sarılı duran
Şahin Kaygun’un portresi
Uçar denize…
Beşiktaş’ta iner motorlu bir sandal tutarsın
Dönersin Üsküdar’a
Ara babam ara
Gök de kavuşuyordur
Kayıkçı mırın-kırına başlar
Tam o sırada Şemsi Paşa’nın orda
Bağırırsın “Nah, işte arkadaşım!” diye
Tuval yürüyordur câmi rıhtımının eşiğinde

V
Son olsun bu seferki ölüşün
Kolay değil her biten resimle
Azar azar ölmek
BURHAN için bu
Bir dal erguvan

Can Yücel
-güle güle-  Görsel: Burhan Uygur, Kapı…

CANSUYU – Can Yücel

CAN YÜCEL CANSUYU

Bir çoban ateşi
yanıyor nefesin
Düşümün kırçıl çalılarında
Ve batana dek uyku sersemi
Kutup güneşleri gibi düşlerin
Tut ki bir kışı yakıyorsun ocakta
Kozalaklarla meşe palamutları
Düşe kalka
ortalıkta
dolaşmakta
Ve yaladıkça yalaza diliyle duman
Tüm yeraltı örgütlerini yüzümün
İy`oluyor iy`oluyor ilk gözağrım sinüzit
Körfezde de böyle olmuştu güzün
Sular havalardan daha geç soğuduğu için
Tütmeye başladıydı kükürt
Ve çiçek aşılı yalılarıyla karşı kıyı
Boyacıköye karıştıydı açıkta
Benim fersûde tavus türkülerim gibi şimdi
Nitekim açık mavi saçlarımda aman
Köpükten nalınlarıyla bahriler yarışmakta
İki çıplak bi zaman
İnsanoğlu yaşasın dünyaya yaraşmakta
Yüzümü ağartıyor senin pırıl pırıl kokun
Ateş böcekleriymiş meğer o lâvanta çiçekleri
Külbent keselerde kokuşup giderlerken

Tebdili mekânda artık ferahlıklar keşfetmekte
Uçmaklara uçuyorlar onun için de
Öyle yeşil bir yeşilsin ki sen gelecekte
Bakmaya kıyamıyorum şimdiden
Ve cansuyum can verdikçe köklerine
Sevinçten ağarıyor bir fesleğen

Demek ki
Bu hâli bu güzeli bu yeşili
İlle de bugünkü kendi haliyle
Görüp göstereceğiz diye
Ihlamurlar budamak
Şiir değil bundan böyle

Can Yücel
-Ölüm ve Oğlum/Cansuyu-

GURBETTE BİR MUHABBET KUŞU – Can Yücel

Budgerigar

Budgerigar

Erol’un çatı katında Stuttgart’ta
Muhabbetsiz kalmış bir muhabbet kuşu
Lâciverdî ak-yeşil tüyleriyle
Çırpınıyor tünekten tüneğe
Bir aynası var yalnız kırık
Arada bir karşısına geçip
Duruyor öyle ne görüyorsa artık
Belki de sürüldüğü ormanlardan
Aşklardan meşklerden
Bir kara benek görüyor
Mu?
Yook!
Yine de uzun uzun duruyor karşısında
Derken kıpkırmızı bir gaga atıp
Fır döndürüyor aynayı

Havada salınan kırık aynayı
Öylece bir ışık görüyor belki de
Belki de bir ses işitiyor
Belki de nefsinden nefesinden bir koku…
Kafesin kapısını açtım
Zorla dışarı çıktı
Çıkmasıyla da bir oldu içeri girmesi…
Ah, muhabbetsiz kalmış muhabbet kuşu
Tan ağarıncaya dek
İçim içimi yiye yiye
Gözledim seni!…

Can Yücel
-maaile-

BATAN SAL – Can Yücel

can-yucel-batan-sal

Nuh’un sandalına serilmiş, güneşleniyorlar,
Tanrıya menus olan bu yaratıklar
Kimi de atmış kendilerini tufana
Kıçkırık kahkahalarıyla debeleniyor suda

Bu salı ve bu denizi, tacınızı, tahtınızı
Altınızdan tanga bir mayo gibi sıyırıp
atacak kimse yokmuş gibi!

Can Yücel
-Canfeda-