UMUT KÜSKÜNSE EĞER – Ahmet Telli

AHMET TELLİ UMUT KĞSKÜNSE EGER

Çiçeklenirken umut
hayatın dal uçlarında
sarınırken yangın sevgisine
ilk yaz güneşinin
sessizce dönerek köşeyi
başlamışsa eğer yanılgılar yeli
ürperir hayat
ürperir varoluşunda
damıtık sevinci doğanın
ve usul usul birikirken özsuda
yapışkan devinimi gecenin
yeni bir savaşçı gibi
kıvrılır köşesinde umut
solar yaprakları

Şehvetle kıvrılıp güllerin arasından
Sevdanın yatağına çöreklenen yılan
ele vermiş umudu
ve apansız sarılmış düşman süngüleriyle

Akışkan sevdalar çiçeği
güleç yüzlü umut
aldatılmş bir sevgili gibi küskün
acılı
ve yeniktir
yabancıdır artık hayata
ve kendini doğuran bahara

Artık bakır çalığına dönmüş
bir hüzündür zaman
sessizce devinirken damarlarında yılgınlık
korkak bir bezirgân gibi
sızar yüreğe ölümün ekşimiş kokusu
kapanır sessizce
kapısı aşkın

Ve artık
gelmene gerek kalmamıştır
ey zulüm

Ahmet Telli
-Yangın Yılları-

SU ÇÜRÜDÜ – Ahmet Telli

26168882_1751421661534621_2599112453214812414_n

I
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim.
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irini bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta…(Farkına varsalar kapatırlar mıydı onu da?) Bütün belleğimdekileri
yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım, jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

II
Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Şaklayan kırbaç gibi… Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yer kabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri. Peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar, soruyorlr, soruyorlar…

Adımdan gayrisini bilmiyorum.

III
İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VI

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim… Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sıcaklığını duymamış.
Ellerim… Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara… Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi… Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

V

Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. ‘İnsana benziyorlardı’
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VI

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu kör esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası… Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek… Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah…

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

VII

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim… Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu… Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye… Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su…

Su çürüdü…

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ahmet Telli
-Su Çürüdü-

 (C)Käthe Kollwitz 1897

HIZ VE TANSIK – Ahmet Telli

26220369_1750600318283422_3547716801407781080_o

Unuttun galiba: hızı yavaşlatan
Bir doğa tansığıdır seher vakti
Yaşlı meşelere sor söyleyeceklerdir

Yılkı atlarını göreceksin orada
Çayır kuşlarını ve asmin çiçeğini
Sessizlik nasıl bir ezgidir, şaşıracaksın

Unutmak olmaz; erkenci yolcular
Ovadan yamaca tırmanırken ayırdeder
Beyaza durmuş o serin ağartıyı

Serin bir hışırtı hatırlatır belki sana
Hızla geçen ömürden artakalanı
Ve şiirin hız karşısındaki umarsızlığını

Hayır, uygar değil kalbimin atışı
Hız delik deşik etmiştir onu, hüzünse
Sızıyor o tansıkla doğanın koynuna

Söz buharlaşıyor eskiyor aşklar da
Mektubumu yeniden oku ve de ki;
Kabulümdür eski aşklar hız karşısında

Ahmet Telli
– Bakışın Senin 2016-

SÖYLENCE – Ahmet Telli

AHMET TELLİ SÖYLENCE

Söğütlerin hışırtısında bir su sesi
serin otlarda dingin kımıltılar
ve ay bulutun ince sularındayken
gizlice buluştular iki ince su gibi

Bir söylence dolaşır o geceden sonra
kurt kuş bilir bunu, dağ taş bilir
Bir dal bir ağaca bir ağaç bir ormana
fısıldar onu rüzgâr suya değende

Ve o gün bugün bir su devinir
ay buluta usulca girende

Ahmet Telli
-Belki Yine Gelirim-

UNUTULAN – Ahmet Telli

AHMET TELLİ UNUTULAN

Meşe ve incir ağaçlarının orda
pırıl pırıl akıyor soğuk bir su
güneşin ve toprağın kokusu
hareleniyor ışıltılarla

Git otur suyun başına
ve çıkar kıl heybenden
kekik kokulu peynirle
bir dilim kara ekmeği

Meşe ve incir ağaçlarının
ürperen dallarına bak
Aşktır böyle güzelleştiren
doğayı, yaşamı ve seni

İstersen bir türkü tuttur
ve kalkıp yeniden başla
günün gecikmiş işlerine
yaşam ertelenemez çünkü

Alnında tomurcuklanan ter
bırak yaksın göz kapaklarını
ve bir top alev gibi
yalayıp geçsin yanağını

Akşama doğru yeniden
ovaya ve göğe bakacaksın
işte o an yüreğinde
küçük bir kıpırtı olacak

Unuttuğun bir şey vardı
kapını çalıyor şimdi o
ve daha gün devrilmeden
patlatıyor tomurcuğunu
yüreğinin kıvrımlarında

Ahmet Telli
-Saklı Kalan-