UNUTULAN – Ahmet Telli

AHMET TELLİ UNUTULAN

Meşe ve incir ağaçlarının orda
pırıl pırıl akıyor soğuk bir su
güneşin ve toprağın kokusu
hareleniyor ışıltılarla

Git otur suyun başına
ve çıkar kıl heybenden
kekik kokulu peynirle
bir dilim kara ekmeği

Meşe ve incir ağaçlarının
ürperen dallarına bak
Aşktır böyle güzelleştiren
doğayı, yaşamı ve seni

İstersen bir türkü tuttur
ve kalkıp yeniden başla
günün gecikmiş işlerine
yaşam ertelenemez çünkü

Alnında tomurcuklanan ter
bırak yaksın göz kapaklarını
ve bir top alev gibi
yalayıp geçsin yanağını

Akşama doğru yeniden
ovaya ve göğe bakacaksın
işte o an yüreğinde
küçük bir kıpırtı olacak

Unuttuğun bir şey vardı
kapını çalıyor şimdi o
ve daha gün devrilmeden
patlatıyor tomurcuğunu
yüreğinin kıvrımlarında

Ahmet Telli
-Saklı Kalan-

SES – Ahmet Telli 

AHMET TELLİ SES

Ünledin
Gelmedi kimseler
Kalabalık olurum sandın

Usanırsan beklemeyi
Gizle bile kendini
Meş’um sorulardan
Kimselerin bilmediği

Bilmediği güzergâhtan
Gâh seni gâh onu
Yanıltıp sevdalardan

Çınlasa da iyidir ses
Sese değdiğinde
Her kimse ünleyen
Dön bir bak istersen

Bak erikler çiçeğe
Yangın yalaza
Yolcu yollara tırmanıyor

Dağ tırmanıyor buluta
Sisli sesler çizerek
Ve dönüp bakmadan
Yeryüzüne

Yer gök arasında bir yerde
Yazılır mı söylenir mi
Aklınla tırnakladığın tarih

Aklının çatısı uçuyor
Yağmur başlandığında
Ama iyidir ses
Yağmurunda olsa

Fırtınanın da

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

 (c) Ercan Deveci..

AHKER – Ahmet Telli

AHMET TELLİ AHKER

I /

Büyükbüyük nine alacakaranlıkta bir gölge gibi kalkıp cezvesini, kallavi fincanını sessizce alırdı teldolaptan. Sonra cezvesini sürmek için, maşasıyla külleri bir yana itince, ahkerler belirirdi mangalda. Öyle gözgöz. Öyle kıpkızıl, bütün geceyi ısıtan iri ahkerler. Ve ben çocuk kalbimle onları mangala düşmüş yıldızlar sanırdım.

Büyükbüyük ninem, her gece bu yıldızlarda pişirirdi kahvesini.

II /

Harflerle üstü örtülmüş
Bir ahker olsa gerek şiir

Yine de yanar birinin canı
Kalbiyle açmakta çünkü kitabı

Ahmet Telli
– Nidâ-

GÖÇ – Ahmet Telli

ahmet-telli-goc

Göç oldu bir acıdan öbür acıya
oysa sağrısı kurumamıştı atımızın
daha dün sürüp gelmiştik buralara
bugün göründü yine yolların ucu

Devrildi kıl çadırlar seher vakti
usulca uyandırıldı çocuklar
ve kadınlar bohçası çözülmemiş
bir keder gibi gibi düştüler yola

Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller

Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar

Zulüm bırakmadı peşimizi hiç
biz gittik o buldu izimizi
konar göçer olduk yedi iklimde
tanığımızdır dağlar taşlar

Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme

Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı

Ahmet Telli
-Su Çürüdü-  Görsel: Fikret Otyam

YENİDEN YAŞANACAKTIR – Ahmet Telli

ahmet-telli-yeniden-yasanacaktir

Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum kim ne derse desin

Sodom ve gomore efsanelerde kaldı
yaşanan bir başka tarih şimdi
şöyle bir dokunsak toprağa yalınayak
duyacağız belki tarihin akışını

Bahar da gecikebilir unutmayalım
böyle okuduk hayatın kitaplarından
Hele vakt erişsin sevda dal versin
uzanacağız bir sabah çiçekli bir ağaca

Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
suskun bekleyişlerini varoşların
Kitapları, fabrikaları unutmayalım
Unutmayalım dağların öyküsünü

Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
Aurora’yı unutmayalım
Kışlık saray ne kadar dayanabilir
hayatı kollamasını bilenlere

Ölüm suretlerini gezdiren serseriler
sızıp kalacaklar birazdan
ve bir tül gibi yırtılırken çevren
bu kent yeniden yaşanacaktır

Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum kim ne derse desin
Ahmet Telli
-Su Çürüdü-