BENCİLEYİN GAZEL – Ahmet Telli

BENCİLEYİN GAZEL - Ahmet Telli

Söyledim bütün söyleyeceğimi bencileyin
Kimi apaçık kimi imâlı mıydı sencileyin

Serencam eyleyip de derledim ol senleri
Nice masallar kaybedişler hiç bilmediğin

Aşk bahsinde sözün kıymeti azdan az
Fiil ve fail aslolandır ki bilmez değilsin

Sorular sordum ürperen börtü böceğe
Yanıtı, ustalığı dediler bir örümceğin

Taşı konuşturan sarhoş ormandan geçtim
Hangi kelimeyi aralasam rüzgârıydı şiirin

Çöl yorgun düşmüştü Arap baharından
Öyledir diye kayıtlı günlüğünde şairin

Su çatlağı ses yankısını bulunca yeğin yeğin
Kalbe işleyen yeni bir cümle edinmelisin

Gelince vakit durulur mu sığda, derinde
Zaptedilmez bir itirazı vardır haysiyetin

Arkadaşlar! Önce ben ürktüm sesimden
Unutmayın, tuhaf bir asaleti var ölümün

Telli Ahmet söyledin söyleyeceğini sencileyin
Kalırsa kalmış olsun biter mi söz dediğin

Ahmet Telli
Eylül’2019
-Sözcükler D.
Temmuz-Ağustos 2020-

Vuruşkan Bir Şahandır Umut – Ahmet Telli

AHMET TELLİ VURUŞKAN BİR ŞAHANDIR UMUT

Tuzağa düşmüş bir ceylanın
bakışındaki hüzün değildir umut
Kınalı keklik gibi ürkek
bir kuş da değildir
Ne yalvar yakar olmuştur
zulmün pençesinde
ne de düşürmüştür
kırların ve türkülerin
onurunu yere

Baharda bir tomurcuk
gibi patlayan öfkedir umut
barajını yıkan bir ırmaktır
açılır serpilir
ve büyür kıyısında sevda
Emzirir aşkı
emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan
ferhat’ın direncini
bin yılların sabır taşını çatlatırlar
açar bin yılların kapısını

Düşmana dönük
bir mavzer gibidir umut
yaratır tetik ve parmak
en gürbüz çocuğunu tarihin

Ahmet Telli
-Yangın Yılları-

Söz ve Aldanış – Ahmet Telli

A KADİR İHTİYAÇ

Gidelim istersen suyun
Söğüt dallarını serinlettiği
Irmağın sesine aldanarak

Bir aldanma değil midir
Öncesi unutulan şeyler gibi
Aşklar ve yolculuklar da

Belki anlatır anlatacağı
Bir şey varsa bekleyen
Eprimiş olsa da sözler

Sözler hangi birimizin
Yalnızlığına kaçak yolcu
Olmamıştır ki kimi zaman

Çığlığa dönen bekleyişler
Sözün yırtılan yeri midir
Gecenin kezzap koynunda

İnandığımız ne kaldıysa
Bilemediğimizdendir ve tanrı
da bunaktır bu çağ kadar

Bu çağ unutmuştur artık
Çağlamayı ve serin söğüt
Dallarından düdük yapmayı

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

RÜYA BİTTİ – Ahmet Telli

AHMET TELLİ RÜYA BİTTİ

Efsûn ve şiir akardı çam
Kokularına karışarak suda
Olursa işte öyle olsundu
Artık gidelim bu yerler bize
Dar gelir

Bir de kekemeliğin dillere
Destân olmuştu kaç bucak
Dolaştın bu kırık söylenle
Git gidebilirsen ardından
Yar gelir

Varlığımızdan daha büyük
Bir gözdağı aşk ve keder
Dahi mücrim dahi mağdur
Olandı bilen bilir bilmeyene
Söz gelir

Ben hiçbir şey söylemedim
Öyle say ya da öyle san ki
Rûya bitti yalan zamanıdır
Hakikatlı bir yâr desen
Az gelir

Bir şeb-i yeldâdır susuşun
Yahut bir o kadar uçurum
Kalbin yirmi bin fitte tüketti
Yakıtını âh delinden şimdi
Ne gelir

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

GURBET – Ahmet Telli

89095328_3049480928395348_1682446489227362304_o

II
Biz ki günde sekiz saat on saat
gürül gürülken fabrikalarda atölyelerde
batırırken öfkenin hançerini
öksürüklü çiğerlerine kentin
akşam olmaya görsün
bir bulut gibi sarıp sarmalayıp
ılıkça örtünce üstümüzü gece
birden suskunlaşıyoruz sıla türküleriyle
kendini dinleyen acemi aşık gibi
bir mahzunluk çöküyor üstümüze
Ve emziriyor sevdayı sessizlik

Sessizlik ki öfkenin bileytaşı
şiirin emzirilme saatidir

Yalayıp geçse de bir yalım
bozlak ve hoyratlarla yüreğimizi
çiğerimizi pare pare etse de hicran
bezginliğin ahlarına
bırakmıyoruz kendimizi
Bir grev arifesinde
ya da direniş günlerindeymişiz gibi
omuz omuza geliyoruz barikatlarda
çiviliyoruz gurbetin kahrını
sevgilimizin fotoğrafıyla yan yana

Bağrına ateş düşmüş bir bozkır
sevdayı emziren bir hicrandır gurbet

Ahmet Telli
-Hüznün İsyan Olur-

AYLAKLAR – Ahmet Telli

89034592_3053886667954774_7282537222723600384_o

Bütün bir gün sırtüstü
uzanıp dere kıyısında
dinledik suyun akışıyla
kavakların hışırtısını

Mor incirler kopardık
kuşluk vakti dallardan
soğuttuk soğuk sularda
ürküterek kurbağaları

Öğleye doğru köylüler
bir sepet kehribar üzüm
ve domates getirdiler
bir topak da peynir

Onlar işlerine döndüler
biz yalnız kaldık yine
umursamaz tarlakuşları
uçuşup durdu üstümüzde

İkindiye doğru derede
taş sektirdik, yüzümüzü yıkadık
bir taş atımı ötede
sıçrayıp kaçtı bir dağ tavşanı

Akşamın bir vaktinde
köylüler sepetleriyle
ve türküleriyle gelip
kondular dere kıyısına

Meşe dalları toplanıp
ateş yakıldı orta yere
çevirdik erafını hepimiz
konuştuk şundan bundan

Sonra kıvrılıp yattılar
uyuyakaldılar hemencecik
Ortada küllenen ateş
gökte yürüyen ay kaldı

Uyuyamadık biz bir zaman
Çobanların çok ötelerden
gelen türkülerini dinledik
bir de kendi nefeslerimizi

Sabah erkenden gittiler
biz kaldık yine orada
ve yine sırtüstü uzanıp
dinledik kendimizi bir süre

Ne köylüler yüz verdi bize
ne de bütün bir gün
dere kıyısında
düdüğünü öttüren çocuk

Ahmet Telli
-Saklı Kalan-

GURBET – Ahmet Telli

GURBET - Ahmet Telli

Bir bulut gibi sarıp sarmalayıp
ılıkça örterken üstümüzü gece
biriktirir yeraltı suları gibi
acının ince sızıntısını içimize
Ve dudaklarımızda sıla türküleri
savurur nice sevdaların yangınını
canevimize

Efkâr dumandır artık

Bozkırın bir çığlığıdır bozlak
ince, derin ve sessiz sancıdır
Bıçak gibi saplanır kimi kez
kimi kez kor gibi düşer bir yanımıza
Kavurur yalnızlığı ve hasreti
çiğer pare pare olur
Yüreğimizi alıp götürür de
serer çakır dikenlerine
Kanar artık sessiz sessiz
kanar ince ince sol yanımız
ölümden ağır basar ayrılık

Sevdasını haykıramayan
üzünç yüklü bir çobandır bozlak

Acının, sessizliğin
ve kıtlıkların diyalektiğidir bozkır tarihi
Belki yaşanır orta anadolu’da
belki hep
ve hâlâ
yağmur dualarına çıkılır
Ama gülmez buralarda toprak
bire yirmi verdiği görülmez
Hasretin kavruk çocuğudur o
bu yüzden hep çatlaktır yüzü
ve on beşine gelmeden gurbetçidir

Ve artık sevda
uzayıp giden tren yollarındadır

Sonra bir hoyrat harelenir
yanağımızdaki şark çıbanında
kurumuş bir gül gibi kalır izi
Hakkında ferman çıkarılan
bir sevdanın mührüdür bu
Sevdalar ki süphan’da esen bir rüzgâr
sevdalar ki vadilerin bağrını yarıp giden
taşkın nehirlerdir
Ne Osmanlı’nın tuğrasını taşır
ne de Süleyman mührünü
Zulümlere kıtlıklara uğramış
mahpuslara zindanlara sürülmüş
tütün gibi kıyım kıyım
kıyılmış da yüreği
bel bağlamamış hayına
direnmiş bin yıldır
direnmiş töresinde sevda
tanıktır buna dağlar

Dağlar dile gelmişse masallarda
boşuna değildir ol sevdalar

Ve dağlar
eşkiya dağlar
kaçak sevgililer gibi
yaslanır da birbirinin omzuna
bir şivanın feryadını iletir
telgraf telleriyle efkârımıza

Töresini devlet basmış
bir aşirettir hoyrat
Ahmet Telli
-Hüznün İsyan Olur-

ÖNCESİ Mİ – Ahmet Telli

AHMET TELLİ ÖNCESİ

Düşüşüp durmaktasın zihnin tökezliyor
Yırtık zamanın en ucundasın, uçurum
mu diyorlardı ne; işte orayı seçmişsin
Hırpalandıkça solan kelimeye ne denir
Uzak çok uzak kalbinle kurduğun söz

Yolcu unutmuş menzili ufuk bungundur
Çürüyen otlar çılgına çevirir börtüböceği
Başın dönüyor eprimiş hâtıralar ortasında
Söyleseler inanmazdın mekânsızdır aşk
Okunaksız bir elyazısı diyorsun hayata

Hayat bir kez doğrulasaydı seni

Kalbim mi diyorsun daha sormamışken
Hiç gitmemişken kaybettiğin kendine
Kendini gölge sanıyor her hatırlayış
Unut gitsin mi, unut gitsin öyleyse
Yol yakınken dönen hikayeler biriksin

Biriksin unufak ettiğin dar zamanlar
Haritanın denizde ıslanmış parçası
Bir şiire siktir çekip firar eden mısra
Keder yahut şehirden kovulma duygusu
Biriksin uçurumda ürperen her söz

Söz muammadır dilinde senin

Bir de ne yazıyor allahaşkına
Kâtipler, romancılar ve tanrı
Okumadığın, inanmadığın ne varsa
Biriktir ki tökezletsin seni
Seni bir kalbin dehlizinde unutsun

Yine de son günler vuruyor kapını
Israrla, inatla, kanırtarak bir şeyleri
Haysiyeti yağmur olan bir dağ düşün
Ufalanan zaman mıdır hâtıralar mı
Hadi yüzleş hiç beklemediğin yüzlerle

Omzuna yaslan ki bir karanlığın
Adına yakışan bir geçmiş bağışlansın

Ahmet Telli
-Bakışın Senin-

ÇOBANIL – Ahmet Telli

AHMET tELLİ ÇOBANIL

Ne olmuş yani çobanıl olduysak!

Yaşasaydı böyle derdi Adnan Satıcı, (Doku­zuncu Blues’u unutmadan.) Gülten Akın Sey­ran’dan indi mi sanıyorsunuz? Külebi zaten Karacoğlan’ın bacanağı. Ahmet Erhan derler (bak hele!); yılkı atıdır o. Behçet Aysan kınk ikonalar, kınk testiler, kınk ayçalann hüzün­lü sesiyle gelmiş Girit’ten. Azer Yaran, Yese­nin’in köylüsü; doğanın fısıltısıdır “danakıran. diken ucu. ısırgan.” Gökçe Enver şehre ancak varoşlardan bakabilmiş galiba. Ahmed Arifse töre’nin silahşoru.

Cemal Süreya’yı kim nerede isterse orada bul­sun, çobanıldır onun da bir yanı.

Ahmet Telli
-Bakışın Senin(2016)-

KAYA – Ahmet Telli

AHMET TELLİ KAYA ©Elena Pakhalyuk

Yol ortasında bir kaya
Nasılsa yuvarlanıp yahut sıçrayıp
Gelip mıhlanmış oraya

Sıcak, pürüzlü, tozlu ve muamma
Eşikte bütün gün birini bekleyen kadın gibi terli

Geceleri yıldız şavkları, ateşböcekleri
Gündüzleri kök salarak derine, en derine
Zamanı unutmuş kaya

Yol geçit vermiyor
Kaya ise umursamıyor geleni geçeni

Rivâyet o ki
Kopmuştur büyük kayalardan
Bir maceraya kaptırıp kendini

Yol mu yolcusunu bulmuş
Muamma mı dönmüş yurduna

Tuhaf bir soruydu galiba
Garip bir mülteci

Yapayalnızlığa sürgün

Ahmet Telli
-Sözcükler D. Eylül-Ekim 2019-

©Elena Pakhalyuk