Felsefe – Ahmet Ada

Felsefe - Ahmet Ada

Denize yakın oturuyorum, evden
Geldim, birkaç dergi kitap
Aldım yanıma, kuşları çağırdım
Yorulup konmuşlar tele

Kötü alışkanlıklarım yok, sessiz
Sedasız okuyorum denizi, taşı,
Deniz kabuklarını, kamaşıyor gözüm
Güneşin terazisinde, akşam saatlerinde

Felsefedir bana çiçeğin açmazı
Taşın uğultulu sesi, rüzgârın çıkrığı
İnsan her zaman yalnız kalmaz
Bütün tabiat dolar içeri

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-

 

Balıkların güneşi – Ahmet Ada

balıkların güneşi - ahmet ada

Balıkların güneşi özlediği
Sabahtı, kalkıp gittim balıkçılara
Dünyadan konuşuyorlardı
Martıların çokluğundan

Deniz dedim veriyor mu kısmetinizi
Dedi biri ağ değil çektiğimiz
Denizin kalbi, kırık
Otağı yaz güneşinin

Oturup peynir ekmek zeytin
yedik, külrengi bulutlar geçti,
Düş de gerçek de bizdik
Elimizde güneşin kargısı

Ahmet Ada
-Derin Göller Kalbindir-

Deniz – Ahmet Ada

48396505_2201324426544340_8150802433983905792_o

Denizin kıyıya küstüğünü düşünürdüm eskiden
Çekilince içine birkaç adım karadan
Yol olurdu ana o zaman koca orman
Yol bana giderdi ormanın bitiminde

Senin evin yakındır fenere sevgili
Bir kapıdan girer ay, saçlarını çözer,
Ormanı dolaşır, sonra yiter
Belki aşktır gözlerinde yanan ateşi

Benim çekildiğim iç deniz karmaşık
Hasretler, yangınlar, hastalar var
Ağır yaralarla örtülmüştür odalar
Işık azar azar dolar

Benim çekildiğim kıyılar sarmaşık
Şafağa döner asma çubukları
Acelecidir gül ve zambak kuşları
Toprağa inerler darmadağınık

Ahmet Ada
-Derin Göller Kalbindir-

 

Doğa içimde – Ahmet Ada

Doğa içimde - Ahmet Ada

Her şey uçuyor, kuşlar, parıldayan nesneler,
Gövdeme sarılmış denizci düğümleri,
Ağacın sevinci, rüzgârın uzun ipi
Sığmıyorum koya denize

Gölgemde kaybolmuşum, altında koca gövdeli ağacın
Tekneler uzaklaşıyor göz eriminden, hava açık
Rüzgâr eskiyen ayakkabımın üzerinden
Yere bıraktığım kitabın sayfalarını çeviriyor

Kendimde yitmişim denizi ite ite
Ayaklarımın dibinden, kıyı bahçeleri kuşlar
Bırakıyor koyun bu yakasını birden.
Yakamı bırakmıyor Akdeniz güneşi

Ahmet Ada
-Uçurum Otu-

Dönüş Yeri – Ahmet Ada

Dönüş Yeri - Ahmet Ada

Düşen iğne, kırılan buzlu cam, çiçeklerin teni kadar incindim. Alıştım artık kentin bağrı delik deşik acılarına. Kardeş yüreklerin derinliklerinden fışkıran acılarına. Kör aydınlıkta sustum. Yürüyüşe çıktım avutmak için içimdeki bozkırı. Eski ve yabanıl bozkırı.

Koyu gölgelerden yürüdüm, dün, bugün. —Biliyor musun gölgeler yazı anımsatır. Yazsa ve akşam sularıyla başlayabilir aşkın tarihi. Yüzünü eşiğe gömersin saçında çobançiçeği.

Yaz mutlu gezer çobançiçeğiyle
Yüzün durulanır begonya gölgeleriyle
Yüzün buğday tarlalarındadır
Yüzün yüreğimin derinliklerindedir
Dönerse oradan döner yıkıp anıtları
Nedensiz anıtları gürültülü anıtları
Delikanlı duruşların sularını gönderir
Çakılların özündeki sesi
Yeni bir güce ulaşır dörtnala

Soluğunu duyarım yanımda
Şölene dönerken başımın üstünde yeni bir gök.

Ahmet Ada
-Begonyalı Pencere-

 

Sevda Göçebesi – Ahmet Ada

AHMET ADA SEVDA GÖÇEBESİ

Bir sevda göçebeliği benimkisi. Çiçekli yollardan geçiyorsun. Deniz üstü yolculuklardan. Kalbimde martısı, bulutu, kedisiyle koca bir dünya. Gün usulca kundurasını bağlıyor. Gökyüzü mavi şemsiyesini açmış. Bir fiskede döküyor çiçeklerini badem dalı. Fesleğen saksıları dizili pencere. Kuş konmuş gök.— İşte çayımız da geliyor ince belli bardaklarda.

Sevda göçebesiyim ben paçalı bir güvercin kılığında.

Ahmet Ada
-Begonyalı Pencere-

 

NAZIM’A GAZEL – Ahmet Ada

AHMET ADA NAZIMA GAZELVIII nazmi-ziya-nazim-portresi

VIII
—Yağmuru çağırdım
keşke yağmuru değil kuşları çağırsaydım

geyiklerin yok senin oturursun dünyada
hiç düello etmeden de yakınsın acıya

hep bir yerlere gidecek gibisin: bolu, bakü, tiflis
zamana akan vakitsin, birikirsin o hızla

yağmurun iyiliği gibisin. kuşlar gibi uçan
salıverirsin kuşları kafesten gök çatıya

domates, çilek, kiraz getirmek isterdim sana
memleket havası bir kuşun kanadında

rüzgâr çiçeklenir. sular durulur ya
seni görmeye gelir çocuklar gelecek yaza

mutlu değilsin biliyorum mutlu gibisin

Ahmet Ada
-Agora 26, Temmuz-Ağustos 2002-

©Nazmi Ziya (4.1.36)