SEVDA GÜNLERİ – Ahmet Ada

SEVDA GÜNLERİ - Ahmet Ada

Pırr diye uçuyorsa sakallarımdan birkaç kuş
Yaz penceresine konuyorsa
Pencereye uzanan kiraz çiçekleri uyanıyorsa
Sevda günleridir
Sen yine saçını ör, sonbahar giysilerini giyin
Eteklerinin zili içindeki sireni selamlasın
Rüzgârdan şapkan selamlamıyorsa

Kimler gidiyorsa dünyaya kırgın
Beyazlar giyin, gözlerinin hercai ışığını onlara ver
Gizlice öğrensinler diye gülümsemeyi
Sessizce öğrensinler diye yıkılmamayı
Birileri teneke kutularda çiçek yetiştirirken
daracık sokaklara bakan balkonlarda
Birileri küçük odalarda, belki de küçücük kızlar,
anısız kapatırken kitaplarını
Sen yine umuda çalış, sarpa sarıyorsa özgürlük koşusu
at yarışlarına koş
Koşunun yağmurlu sabahı ol.
Rüzgârda şapkan selamlasın gözaltındaki kayıpları
Birileri yok sayıp selamlamıyorsa

Pırr diye uçuyorsa başımın üstünden birkaç kuş
Yaşıyorum demektir bu kardeşim
Sonsuz yaz, aynalar takvimlere yazılıyorsa
Günlerce
Bir kuğunun ömrü kanıyorsa sokak ortasında
Sevdadandır diyor yaşlı çınar
Eski denizler onaylıyorsa sevda dizelerini
Sen yeni dizeler yaz, içindeki fırtınayı düzenle
Birileri hançerle dolaşırken, güle çalışırken
birileri
Güle çalışanları selamla kimseler selamlamıyorsa

Ahmet Ada
-Küçük Bir Anmalık-

izinli – Ahmet Ada

AHMET ADA İZİNLİ

Tökezleyen bir şey var hayatımda
Yavaşça dokunduğum yapraklar
Örter köz olmuş uçarı yüreğimi
Bir türkü de demdir ya
Beni asıl papatyaların duru güzelliği
Güneşli yaz gününün hüzünlü çıngırakları
Çeker eski bir anının koynuna

Taşrada herkesin tanıdığı bir yüzle
İzinli bir günde seyrederken kendimi
Birden kuşlar havalanır ya çatılardan
İşte öyle
Gelir aklıma bitmemiş bir dize gibi
Merakla kuşku arasında garip
İstasyon yolunda gurbetçilerin serüveni

İstasyon önünde hüzünlü faytonlar
Eskiden nasıl beklerse sabah postasını
Yollara bakıp da seni öyle
Bekler çiçekli bir pencerede
Gecesefaları hatmiler arasında
O sevgili buğulu genç kız düşleriyle

Görsem beni sınayan ümitli dünyayı
Tohumların çıtırtısını, kavakların soyunuşunu
İzin biter göremem, dal ayrılır gövdeden
Yağmur süpürür sokaklardan ayak izlerimi

Ahmet Ada
-Yitik Anka-

İyimser Bir Aşk Türküsü – Ahmet Ada

AHMET ADA İYİMSER BİR AŞK TÜRKÜSÜ

Bağlardan inen patikalardayım
Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları
Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü
Sokağınızda sararan yaprakların kokusu
Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı
Senden öncesi olmayan bir acı
Yalnız senin mecnunun olan bir acı

Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak
Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini
Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı
Bir yaprak da senin konuşkan elinde
Sevecen becerikli çalışkan elinde

Her zaman biraz olsun gecikirsin
Aşka yalnızlığa sevdaya
Yine de özlenirsin güzelim sevgilim
Bir çiçek de böyle özlenir
Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek
Desem öyle alaycı gülümser yürürsün
Sessizce yağan yağmur altında
Aşkı kendine anlata anlata

Yine akşam oldu sevgilim sensiz
Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman
Durakları buğulu otobüs camlarını
Yağmur çiseleyen kirli sokakları
Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan
Yağmurun sesini ne çok seviyorum
Seni ne kadar çok seviyorum

İpek bir mendil diye
Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama
Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini
Kendi anlamlarını aşıp giden
Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca

Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını
Katlayıp koyuyorum çiçekli masama
Seni ne kadar çok seviyorum
Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman

Ahmet Ada
-Aşk Her Yerde (1990)-

Işık – Ahmet Ada

AHMET ADA IŞIŞK

Yazması oyalı yaz. Kuşlar dizilmiş tellerin üstüne. Kentin sokaklarında, sıkışık saatlerde yitirdiğimiz özgürlüğümüzü doğa veriyor.. Güneşin neşeli türküsü suların seken parıltısı üstünde. Seviyoruz. Paragöz değil doğa. Yılın on iki ayı yemişlerini veriyor yalın toprak. Yaz, kiraz küpeli bir kız, ulaşılmaz güzellikte. Dolaşıyor kamışları ite ite dere boyunca, sarsılmaz bir güvenle. Ah, işte ışık o, yayılıyor dört bir yana. İsteklerimiz oluyor gözüpek ışıktan: “Kışın da gel kapımıza”.

Sonra geçiyoruz Naz’la bir çiçeğin içinden. Bahçe, deniz, gözcü kuşlar var yanımızda. Doludizgin sönen yıldızların türküsünü söylüyor.

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-

Çalgılı ırmaklar – Ahmet Ada

AHMET ADA ÇALGILI IRMAKLAR

Nisan’ın geldiğini söylüyor çayır, kuşlar kalkıp kayısı dalına konuyor. Çiçekler sulara düşüyor, sular alıp götürüyor başka çiçeklere. Bahçedeki kaplumbağanın yaşını soruyorlar, sular kadar vardır yaşı diyorum. Suların yaşı sınırları aşıyor. Tiranlar boş yere duvarlar örüyorlar. Yeryüzünün en dip kıyısına dek uzanıyor kalbim. Şarabî denizler, derin göller kalbimdir. Birbirine kişneyen atlar benim kibirsiz özgürlüğümdür dörtnal giden ve geçen çalgılı ırmakları.

Gene gündüz, gene zarif Nisan çözük saçlarıyla geliyor. Deniz kıyısında Naz’dan ayrılıp karşılayamaya gidiyorum. Kaçmış barbar tiranlardan, selamını getirmiş nilüferlerin.

Yağmur başlamadan eve dönelim.
Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-

YAKSANA BİR SİGARA – Ahmet Ada

AHMET ADA YAKSANA BİR SİGARA

Malta kahvesinde akşam oldu
İstanbul koktu çay, simit, mor menekşe
Yaksana bir sigara, aşksızlık öldürür adamı
Yaz nedir ki yoksa, yaralı bir aşk belki
Salınarak yürüyen öfkeli bir karanfil
Sevda belki yeşeren saksıdaki
Sokaklar gül yası, çocuklar ağlamaklı
Bir yağmur yağsa dağılır elbet bu sıkıntı
İşçi kahvesinde rüzgârsız akşam oldu

Yaksana bir sigara, işsizlik öldürür adamı
Çocuklar çiçekler vapur saatleri
Ayın kandili güzelim kardeşim
Ekmeğin buğusu suyun öyküsü
Aşka benziyordu aşka benziyordu

İşsiz umarsız birine akşam oldu
Aşklar bitti atlar denize indi
Deniz ki açıldık ay saatleriydi
Paylaşmak için balıkçıların mutsuzluğunu
Yaksana bir sigara, düzelirse aşkla düzelir dünya
Yalnız aşkla, paylaşılınca güzel olan

Ahmet Ada
-Aşk Her Yerde (1990)-

Varoluşun çarıkları – Ahmet Ada

88336023_3051163891560385_1187597657510510592_o

Gece zeytin topladık, ay karaydı, yıldızlar yoktu, deniz zeytinliğe bıraktı dağılmış ruhumu. Uzakta mezar yazıtlarından esiyordu kırmızı yel. Bana ölümü ve dirimi düşündürüyordu. Çok sevdiğim gelincik tarlalarında uyumak, bir daha uyanmamak geçiyordu içimden. Buluttan seleler zeytinlerle dolduğunda acı çeken yel gibi geçiyordum dünyadan. Bir ağaçla konuşmak, bir kuşla uçmak hafifletmiyordu acımı, varoluşun ezik çarıklarıydım.

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-

Yaşlılık – Ahmet Ada

89011268_3055950671081707_2016358300748087296_o

Kapıyı açık bırak, ağustos girsin içeri

Masaya koy elmaları, sesini duyayım
Sedir ağaçları olur, orman olur Toroslar’da
Bir başlangıçtır suyun eli
Elmalar yokuş aşağı yuvarlanır
Bu benim çocukluğumdur

Kapıyı açık bırak, çocukluğum girsin içeri

Yaşlandım, bir köknar ağacı gibi
elmaları masaya koy, kokusunu duyayım
Yabanıl kuşlar olur, geyikler olur
Geyiğindir gökyüzü, gidemem

Kapıyı açık bırak, kuşlar girsin içeri

Öyle kırmızı kırmızı bulutlar olur
Tepelerden gök çağırır gidemem
Yaşlandım hem de sayrı
Parmaklarım uzanır elmanın sesine

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-

BAŞKA PENCERE – Ahmet Ada

AHMET ADA BAŞKA PENCERE

Bu kez trenle girdin şehre kar altındaydı
Buzdan şapkasını giymişti saat kulesi
İstayon tenha yalnızlığındaydı
Saçaklarda buzların uzayan gölgeleri
Benziyordu ayaza kesen ağaç gövdelerine

Onların yeşime dönüşen hallerini de gördün sen
Yaz ortası Hisarcık yolunda
Yürüdüklerini bir de bağlar arasında şarkı söyleyerek
Basit yalın sade
Nasıl söylenirse bir aşk şarkısı, öyle

Onlardan birisin sen de
Bu kış gününde yürüyorsun şehrin alanına doğru
Omuzunda yazdan kalma elmacık kuşları
Alnında solgun patikaların rüzgârı
Şehre yeni girdin bu kez trenle
Bir fıskiye sevinciyle, sessizce

Ah, kimseler yok sevincini anlayan
Rüzgârda uçuşan bir eşarbın
Ne kadınlar ne ihtiyarlar ne çocuklar
Kimseler kalmamış çın çın bir sessizlik
Perdeler örtük sokaklar tenha
Heykeller kar altında
Başka pencereler arıyorsun göz ucuyla
İçinde mekiğini işleten bir türkü
Rumelili

Kuşlu bir ağaç arıyorsun eski mahallede
Annen öleliberi.

Ahmet Ada
-Küçük Bir Anmalık-

HAYALLERİM – Ahmet Ada

AHMET ADA HAYALLERİM

Anlaşılır bir şeydir yağmurun yağması
İstasyona, kale burçlarına, varoşlara
Bir uçumluk sevinç gibi duran merkez postanesine
Anılara, anısız mektuplara, posta kutularına
Rüzgârla konuşan çatı katlarına
Anlaşılır bir şeydir yağmururn yağması
Unutup bir başka şehirde yalnızlığı

Hallerim olmasa bize ne kalır ki
Bu şehirde ah hiçbir şey
Ne şiirlerin yalanı ne eski sevda
Yine de anlaşılır bir şeydir
Bu şehrin üstüne hayallerin yağması
Kuşlar çatılardan inerken

Püskürtme bir çiçek olmasa ne kalır ki
Bu şehrin surlarından geriye

Anlaşılır bir şeydir küskün saat kulesi
Bir kış daha yaşar düşler içinde
Sonra ondan yaz boyu uçurtmalar yaparlar
Hayallerim uçar gider rüzgârında

Kuşlar bırakıp gider bu şehri
Son kuşlardır onlar

Ahmet Ada
-Küçük Bir Anmalık-