Yolculuk Şiirleri – Melih Cevdet Anday

90714485_3074159342594173_1906218958273380352_n

I

Bir kere ben
Çok uzun bir tren yolculuğunda
Evimdeki yatağımı düşünüp
Uyuyamamıştım.
Bu gece neden uyuyamıyorum
Evimdeki yatağımda?

II
Meğer ne tuhaf şeymiş
kavuşmak!
Şimdi ben
Uzak ülkelerin birinde
Çocuk bahçelerinde oturmuş,
Ya da üçüncüsünde bir trenin
Limon, üzüm, portakal
Yerken yanımdakiler
Ya da
Yağmurlu bir gece yarısı
Bir garda
Tren beklediğim zaman
Kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum

Melih Cevdet Anday
– Rahatı Kaçan Ağaç-

KARDELENLER – Melih Cevdet Anday

89612601_3053493844660723_2895514337890271232_o

Ah ben olmadan görmek isterdim ağacı. Ben olmadan koparmak isterdim göğü. Ben olmadan öpmek denizi. Hiçbir nesne titremeden çıkan ses gibi. Çığlık aramaktır olmayanı.

Kanımızın aydınlığı bir gösterip yolumuzu, bir yitiyor. Rüzgârın uzattığı yönü güdüyorum sonra, gözlerim kapalı. Baş aşağı edici kokun yetiyor günahı sevmeye. Küçücük bir böcek destekliyor beni.

Geleceğin şarkıları ruhumu okşuyor; herkesin eşit olarak payını almadığı hiçbir şeye el süremem. Gözyaşlarının toprağı her gece yarısı bir sevinç sapı uzatıyor sabrın dudağına.

Yılanların sel baskınını sezmesi gibi, yanılgıların saksılarını yukarı çıkarıyorum, göğün tavanarasına. Yazık, hiç suçum yok, geleceği bilmekten başka. Kış yaklaşıyor böceksiz yaylayı suskunluğunda bırakmaya.

Taşların yerini değiştiriyorum ya da yağan karı öpüyorum diz çöküp. Ruhumu teslim ediyorum anlamayı aşan erince.

Melih Cevdet Anday
-GÜNEŞTE-

Boğaziçi’nde Ayın On Dördü – Melih Cevdet Anday

89049677_3057874327556008_5825376779082137600_o

Ben Boğaziçi’nde ayın on dördü
Nazlı nazlı, aheste beste… Derken zil zurna
Def keman dümbelek çiftenağra
Hey babam hey…
Yamandır Boğaziçi’nde ayın on dördü yaman
Çileden çıkarır adamı dinden imandan eder
Komaz zengin fakir farkı
Kör eder, sağır eder, dilsiz eder.

Kimi der ki, “Gel de inanma Allaha
İspatı işte ortada
Bu şehrayin, bu nur…
Yeter ki ruh olsun insanda.
Ruh ruh… Üst tarafı yalan
Para mal mülk han hamam yalan
Şu karşıki koru benimdir ya
Şu yalı, şu çayır, şu fabrika
Ama sonra
Sonunda fakir zengin bir arada.”

Bir yanda pırıl pırıl Göksu testileri
Ayışığında dipdiri, büyümekte kolları, elleri…
Bir yanda ağlar, alabanalar
Yavaş yavaş uyanan fakir balıkçı köyleri
Bir yanda yalılar, sahilsaraylar
Kimi yanmış, kimi çökmüş, kimi…
Kiminin Hürriyet’te beli bükülmüş
Kiminin Hürriyet’te atılmış temeli.
Bir yanda betonarme kübik yalılar
Betonarme kübik yalıların salonlarında
Mor kadife yastık üstüne çiğ beyaz
Yağlı boya hülyalı bir mehtap.
İki sahil boyunca yalılar
Eski yalılar, yeni yalılar
El ele diz dize sıralanırlar
Şevki Paşa yalısı, Zarifi Bey’in yalısı
Elmasyan’ın yalısı, Sabuncular’ın yalısı
Mısırlı’nın yalısı, Arnavut’un yalısı, Acem’in yalısı
Amcanın yalısı, dedenin yalısı, silsilenin yalısı
Ali Bey’in, Hasan Bey’in, Hüseyin Bey’in yalısı
Yezidin yalısı, hınzırın yalısı, domuzun yalısı
Kedinin köpeğin yılanın çıyanın yalısı
Yalısı da yalısı da yalısı da yalısı.

Melih Cevdet Anday
-Telgrafhane(1952)-

Tekleyen Gece – Melih Cevdet Anday

89677695_3057842180892556_4408147969241513984_o

İvedi bir dünya bu, her şey erken
Ve her şey geç, gün tutulacak biz uyurken

Uyku dardır, yetmez gecenin tahta parmaklığı
Kalbim dikaçı bir arpaydı

Yitecek bir görünüm saklanamaz
Ateş kardır biraz, sabır kan biraz

Saat yedeğe almış belleğimi
Belleğim nakarat bostanı gibi

Yetersiz bu dünya el ayak için
Varolmak için, varolmamak için

Ay doğarken kırmızıdır düşünce
Batarken de öyle, nar gibi bir söylence

Geçmiş zamanı tanımaz ölüler
Ölüm başka bir yoldan gider.

Melih Cevdet Anday
-Güneşte-

Melih Cevdet Anday (13 Mart 1915 – 28 Kasım 2002) Anısına saygıyla…

89550698_3057818067561634_1303394425396789248_o

DEFNE ORMANI – Melih Cevdet Anday

Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri
için felsefe yapıyorlardı, çünkü
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini
Köle sahipleri veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya.

Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini
Felsefe veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya.

Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.
Ekmeğin sahipsiz felsefesini
Felsefenin sahipsiz ekmeği.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Hâlâ yeşil bir defne ormanı altında.

Melih Cevdet Anday
-Göçebe Denizin Üstünde-

Bizden Sonra – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY BİZDEN SONRA

Haydi burda öl dediler bana
Ölmek istemiyorum demedim
Demedim ama
Şimdi bilmek istiyorum
Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek?
Tezgâh başında çalışırken
Gene denizde, güneşte mi kalacak adamın aklı?
Biz nasıl olsa öldük.
Artık ne çiçek koklamak.
Ne de ötekine berikine içerleyip
Rakıya sarılmak var bizim için?
Hiç hiçbir şey kalmadı.

Bari bizden sonra ne olacağını bilsek…

Melih Cevdet Anday
-Rahatı Kaçan Ağaç (1946)-

SENDEN UTANIYORUM – Melih Cevdet Anday

b110ce56bd602a88462de1911339f142

Senden utanıyorum deniz kenarı
Hep böyle işsiz olduğum
Böyle parasız kaldığım zamanlar mı
Ziyaretine geleceğim?
Bak yarın memuriyete başlıyorum,
Öbür gün evleneceğim galiba,
Artık seni bizim evde beklerim
Deniz kenarı.

Melih Cevdet Anday
-Rahatı Kaçan Ağaç-

ESKİ ŞEYLER – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY ESKİ ŞEYLER

Eski şeyler toplamıştı şurdan burdan
Toplayıp eve taşımıştı, oraya buraya koymuştu,
Sonra da unutmuştu,
Ne bilsin, ya da alışmıştı,
Birinden birini buluveriyordu arasıra,
Buldukça da bilinmedik bir zaman geçmiş gibi
Geliyordu ona.
Uçları püsküllü perde iplerini gördü bir gün
Kimi pirinç çerçeveli aynalara dolanmış,
Kimi merdiven başlarındaki yeni dünyalara.
Bir gün de oymalı bir tavandaki
Kuş resimlerini gördü,
Sanki hiç görmemişti, şaşılacak şey,
Yaldızlar için de böyle oldu bir ikindi vakti,
Eski kitapların meşin ciltlerindeki yaldızlar için.
Tanıyamıyordu artık hiçbirini.
Bir gün dolabın birinde mum makasları buldu
Unutulmuş, paslı, bir ikisi kırık,
Kışlık giysilere sinmiş naftalin kokusu çıktı
Bir dolaptan,
Oysa hiç giysi yoktu dolapta.
Kaba kâğıtlara sarılı teller, çiviler de buldu,
Buldukça üzülüyordu,
Belleğinde hiçbiri kalmamıştı,
Ne ecza dolaplarının çiçekli camları
Ne eski tespihler, çekecekler, boş kolonya şişeleri.
Tuzluk, çay kavanozu, şeker, un gibi şeyler,
Çorba tabakları, tencere sürahi, bardak.
Ne çok şey toplamıştı gereksiz yere…
Eski bir saat tıkır tıkır işliyordu.

Melih Cevdet Anday
– Güneşte-