ZAMANLAR – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY ZAMANLAR

Hepsini gördüm ayrı ayrı,
Kuşların zamanı tunç rengindedir.
Tanrılardır taşın zamanı,
Denizin zamanı ölür dirilir.

Göğü tanıyamadım, yok ki,
Sahipsiz zamanlarla doldurmuşlar,
Ama ordan iner o eski
Ölümsüz sevdaların zamanı kar

Ve havlamayan dev köpekleriyle
İnsanın zamanı… Olmayan
Ama hayalet bir yasemin gibi kokan,
Toprağımız eşelendikçe.

Melih Cevdet Anday
-Yaşarken-

İSTASYON – Melih Cevdet Anday

M C ANDAY İSTASYON

Peronu kocamış bir istasyonun,
Bilmediğim akşam saati, hüzün
Yanımda, şaşırdım yönleri.

Yukarda bırakmıştım seni, gökte,
Karanlıktı ağaçlar ve yol,
Karanlıktı ak giysilerin.

Gece, o hazne, yabancı taş.
Ağaçların üstündeydi penceren,
Artık ses ve demir onamaz beni.

İşte burda saatlardayım,
Saatlar hiçbir yerde değil,
Ne bu yönde, ne de o yönde,

Yukarda bırakmıştım seni, gökte.

Melih Cevdet Anday
-Lirik Şiirler/Teknenin Ölümü-

SEVİNCİM – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY SEVİNCİM

Seni dün gördüm pencerende
Sevincim hiç yoktan sabah ki ağrır
Ya seni, ya dün, ya pencerede.

Aynı kentte yaşadığımızı biliyorum
Seni gördükçe pencerede
Hem seni, hem dün, hem pencerede.

Sevincim hiç yoktan pencerede
Bir kent ki ağrıdıkça ağrır
Hep seni, hep dün, hep pencerede.

Aynı kentte yaşadığımızı biliyorum
Sevincim ağrıdıkça pencerede

Melih Cevdet Anday
-Göçebe Denizin Üstünde-

© Karen Hollingsworth.

 

Karacaoğlanın Bir Şiiri Üzerine Çeşitlemeler – Melih Cevdet Anday

MELİH CEVDET ANDAY KARACAOĞLAN BİR ŞİİRİ ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER VIII
VIII

Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm,
Daracık daracık bir yerim de yok. 
Akşam geçiyor yabanarısını iterek,
Yüreğimin toprak yığını kuşlarla hafifliyor,
Acı, sıcak çorbasını arıyor tenceremde,
Ağlayayım diye bir cam,
Camın mendiline silinen yağmur,
Bu ılık yaz yağmuru yeşertir yüreği
Yapraktan önce kız memelerine değer.
Yüzümüzü yıkadığımız akşamın esintisinde
Rüzgârın kederli arabası oyalar bizi,
Pencerenin lambasını söndürmüştür batan güneş,
Sel gibi kurumuştur gün, geceye yürüyen dal,
Varırız atım, tokmağını çalarız
Ayışığında kuzulu kapının, sisle yanyana .
Selvi yuvarlayıp durur yıldızları tıngır mıngır,
Ayın kınalı elleri sevgilimin yüzüne değer.
Konuşan kuşlar götürürüz ona saydam gagalı,
Görülmedik yemekler, Fizan tarakları,
İpek mahreme, çift yanlı fildişi ayna…
Atım sende küheylanlık varsa
Gece yar koynunda yatarız atım.

Melih Cevdet Anday
-Karacaoğlanın Bir Şiiri
Üzerine Çeşitlemeler-

ÇÜRÜK – Melih Cevdet Anday

ÇÜRÜK

Akasya ağaçları akasya kokuyor
Bahçelerde güller, gübreler kokuyor
Geçen otomobil benzin kokuyor
Otomobilin içindeki kadın lavanta kokuyor
Kadının lavantası dehşet kokuyor
Bu lavanta kokusunu koklayan adam ne kokuyor
Rakı kokuyor
Kızlar, oğlanlar ter kokuyor
Hastaların kapanmamış yaraları kokuyor
Sağlamların açılacak yaraları kokuyor
İnsanların elleri, gözleri, kalpleri kokuyor
Açlıktan nefesleri kokuyor
Çürüyen dişleri, derileri, beyinleri kokuyor
Duyguları, düşünceleri, sesleri sözleri kokuyor
Yazdıkları, okudukları kokuyor
Çürüdükçe kokuyor
Kitaplar, dergiler, afişler, mektuplar kokuyor
Dostluklar, aşklar, arkadaşlıklar kokuyor
Havalandırılmamış odalar kokuyor
Havalandırılmış odalar kokuyor
Sofalar, evler, apartmanlar kokuyor
Mahalleler, şehirler, memleketler kıtalar kokuyor
Çürüdükçe kokuyor
Duymuyor musunuz kokuyor
Kokuyor kokuyor kokuyor kokuyor.

Melih Cevdet Anday
-Telgrafhane-