PİETA III – Yelda Karataş

89152418_3051362178207223_2511825002165174272_n

—Yüzünü insanlığa çeviren Dostoyevski için

Tek bir engizisyoncu kalmasın diye dünyada
Kimselere kal diyemedik; gidebildik sadece duramadığımız yerde
Ekmeğin dar kapısından varılıyordu özgürlüğe
Geç kalınmış devletler zamanının deli çocukları
Babaların ah’ında büyüdü anneler sağır sultan
Öyle miydi Gruşenka’nın acısı altı üstü bir orospu
İsa’yı da çarmıhtan indiren
Kalbinden başka neyle ölçülür insan

Bir katilin vicdanıyla yüzleşmeden azap nasıl çevrilir gerçeğe

Sahi kimle büyümüştük biz;
Masallar ve şiirler
Aşklar ve ihanetler
Bütün kırık güvercinlerin kanadına bağladığımız barışçıl evren
Ve bizle hâlâ alay eden bir Tanrı
Evimizin penceresi kadardı oysa her şey
Her şey inkârında sevdanın bir büyük soru
Çok sorular ötesinde Selim-i Aşk’la yürüyen o büyük intiharı
Silemedik kaç kitaptan

Sırtımızda hâlâ acısı

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

PİETA II – Yelda Karataş

PİETA II - Yelda Karataş

—— Aşka diğer yanağını çeviren Turgut Uyar için

Bir gün en uzak ölülerimiz bile
Bir annenin şefkatiyle sarsın bizi
Aynı topraktan olduğumuzu
Aynı ışıkla sonsuza vardığımızı
Ve bu dilenci yoksulluğundaki hayatı bizim yarattığımızı
Anlasın ilk taşı atan
Yunus’un kalbinde ol ateşin
Diyar-ı gurbeti yakın kıldığını
Görsün tetiği çeken eller
Bu göçebe yalnızlık bitsin insanla insan arasında

Çocukların çığlığı yeryüzüne sığmıyor artık

Şimdi bize acının sesini hatırlat bir daha
Kucağımıza düşen İsa’nın başı da mavi gözlüydü Turgut
Senin aşka secde eden o büyük kent ıslığını
Şiirin kabrinden kalbimin göklerine çıkardım

Dinsin artık çarmıhın gözyaşları

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

PİETA I – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ PIETA I (2)

—Latin Halkları’na diğer yanağını uzatan Che için—

Bir annenin bile paylaşamadığı yalnızlığın var senin
Hayatı bağışlayan harelerinde
Kudüs, Kongo, Pencap ve Maveraünnehr
Ve hiç bilmediğimiz bir kerpiç evde

İnsan gözlerine umut çekilmiş barışı bekliyor kalbin

Bir annenin bile göremediği acın var senin
Batının mazgallarından yükselen pas kokusu
Doğunun masallarını kirleten vahşet
Ve dünyanın bütün bayraklarında çarmıha gerilen emeğe karşı

Mür damlası gibi büyüyor yürek ufkunda merhamet

Ey İsa, kaçıncı gelişin bu bilmiyorum
Her çiçeğe mucize inancıyla bakan Şems’in çocuğuyum ben
Evrenin göğsüne sığamayan dişi yürek
Avuç içlerimde utanç kivileri küflü

Sevgimi kucağına almıyor artık yeryüzü

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

Hayata Sığamayanlar – Yelda Karataş

76b8748da564ee92e3e6f85b4f91ea50

Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar.

Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir.

İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi.

Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin “yeter” dediği yerde, “yeni baştan” diyerek.

Kırılgan, ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. “Tek savunmaları, savunmasızlık”tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler.

Öğretilerinde, “karşı koyma” sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı herhangi bir nedenle erteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler.

Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ” Bir karadağ tabancası” gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.

İvan´ı anlar, Alyoşa´yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı “güzeltmeye” gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.

Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa.

Çünkü onlar, “an” lara inanırlar ve o “an ” için yaşarlar.

Yelda Karataş
-Ürperme(1996)-

KIRIK ZEYTİN DALI – Yelda Karataş

KIRIK ZEYTİN DALI - Yelda Karataş

Bir sestin sen tınısına bağlandığım
Tarifsiz bir akşamüstü bahçesi
İsimsiz dağlara bıraktığım ayrılık
Bugün günlerden dolunay desem
Herkesin söylediği gibi olmayacak
Kan girmiş iki kaşın arasına gül ıslak
Ah! Gönlümün kırık sandalyesi
Hangi zeytin dalı yaşar ölmüşse aşk

Şimdi beni unutsan ne olur
Unutmasan

Yelda Karataş
-Kitabe-

YOKLUK – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ YOKLUK © Rostov Anton

—Ben vuslatın selâmını bile almadım
yüreğine dokunmadan bir kere

o yıldızın ışığını bilmekti evreni anlamak
karanlığına girmeden önce

ben yoktum.

Tarihini yazmalı her bakışın
farklıysa senin kadar
ben ney’dim senden gayri
daha fazla neydi
uzaklığın
benimle
bir oğulla babası kadar

ben tanımam
toprağında esen rüzgârı
tatmadım
uzak ellerde açan hüzünlerini
öğretirken kalbime
bir halayın mendili bile olamadım

ah sevgili kaç kez anlatsam
başka ağaçların kokusunda çocukluğunu hatırlayan
iki yaban
cı gibiydik
biri olgun

biri ham dalından kopardılar

gözlerinde aşkı hiç aldatmadım.

Yelda Karataş
-enel aşk (2001)-

© Rostovskiy Anton

Kalbimin Atlası – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ KALBİMİN ATLASI

—Cemal Süreya’ya saygımla—

İşte orada kalbimiz
Tam güneşin arkasında
Güneyde kutup yıldızı
Sürgün notları tutuyor nehirler adına

Ben ve öteki diye bölündü kalbimiz
Çürüdü ömrümüzün suya hasret mezarında
Ağır bir menekşe gibi beyazlaşarak

Kalbimiz yok işte
Gözyaşlarına döl diyoruz
İntikam gökyüzü
Ve yâr kara toprak

Bir umut belki

Kalbimin mavi atlasına bakarak
Avucuma çizdiğim bu son tramvay
Laleli’den güvercin taşıyor hâlâ

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Öte Çağın Gülü – Yelda Karataş

60351941_2429655763711204_2648282894912454656_o

— Turgut Uyar’a saygımla

Ah bir tek hançerle açılır
Aşkın yarası
Kanamaz gül solmayınca tarih

Kalbe çizili ne varsa artık mor
Suskunluk çağındayız ey ömrüm
Yalan seni seviyorum sözü
Dedim kaç kez ay vahşi evren arsız
Umudu vuruyorlar gözyaşlarını saymadan

Bizi de yazacaklar uyaksız bir şiir gibi
Bir gönlün içine girmeden solacak ömrümüz
Yok mu göğü savunacak
Kalbimin sarkacına gül bağlayacak gül ağlayacak

Unut vuslatın müjgânını hayat taş üstüne taş
Yârin bahçesi solgun yüzümüz tarumar
Yeter artık kanayan su akmasın
Gül çağına kurban olsun Aşk

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Bi Çare – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ Bİ ÇARE

Nereden baksam
ay kırık penceremde beyazlanıyorum
tenimde yaralar çocukluğumdan kalma
eski şarkıları ezbere söyleyemem unuturum
yeni bir gözyaşı düşmedikçe avuçlarıma
ben aşkı çok sensiz bulurum

zamanla ilgili nesi varsa tüm dokunuşların
masada elin yamuk duruşu bir ateşin yüzünde
ve arsız hüznü bütün suskun ay’ların
susmuyor tenim

bu eğik gecenin üstüne bir çizik atsam
yerçekimi hızlanır ve gül yakamdan düşer acıyorum
bir kalbimi görsen ah!

kime dokunsam bir aşka kanıyorum.

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Gül – Ten – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ GÜL - TEN

“Gül, ey saf çelişki, nice gözkapağının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın
sevinci”
Rainer Maria Rilke

Başlangıcı yoktur gülün
Sonsuzdur çünkü

Gül uykusu uyanır
Aşk’ın sesine

Ve “gülü gül ile tartarlar”
Anadolu denen bu kentte

Gül derdine düşmüş nice sersem gördüm
Bülbülün kanıyla sulanmayı bilmediler

Gül rengi suya benzer
Zamansızdır ve akacaktır
Ölümüne ten yakan bu ölümsüz sevda
“aşina sevmenin” Aslıhan’ıdır.

Şeyh Galip’ten Fuzuli’nin göğsüne saplanan
Gül yaresi
“yârin yanağından gayri” paylaşılan
En güzel gazellerde gezinir

Gül derilmeden sevilir
Ve gül yaprağından akar
Deliren hayatın şafağı
“Sapı gül dalında bıçak” ki
Gayrisine yakışmaz ölüm şairse

En saf duruşudur varlığın
Kalbimize açılan o kızıl pencerede
Her çiçek bir biraz da gül’dür.

Yelda Karataş
-Ten Divane-