YOKLUK – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ YOKLUK © Rostov Anton

—Ben vuslatın selâmını bile almadım
yüreğine dokunmadan bir kere

o yıldızın ışığını bilmekti evreni anlamak
karanlığına girmeden önce

ben yoktum.

Tarihini yazmalı her bakışın
farklıysa senin kadar
ben ney’dim senden gayri
daha fazla neydi
uzaklığın
benimle
bir oğulla babası kadar

ben tanımam
toprağında esen rüzgârı
tatmadım
uzak ellerde açan hüzünlerini
öğretirken kalbime
bir halayın mendili bile olamadım

ah sevgili kaç kez anlatsam
başka ağaçların kokusunda çocukluğunu hatırlayan
iki yaban
cı gibiydik
biri olgun

biri ham dalından kopardılar

gözlerinde aşkı hiç aldatmadım.

Yelda Karataş
-enel aşk (2001)-

© Rostovskiy Anton

Kalbimin Atlası – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ KALBİMİN ATLASI

—Cemal Süreya’ya saygımla—

İşte orada kalbimiz
Tam güneşin arkasında
Güneyde kutup yıldızı
Sürgün notları tutuyor nehirler adına

Ben ve öteki diye bölündü kalbimiz
Çürüdü ömrümüzün suya hasret mezarında
Ağır bir menekşe gibi beyazlaşarak

Kalbimiz yok işte
Gözyaşlarına döl diyoruz
İntikam gökyüzü
Ve yâr kara toprak

Bir umut belki

Kalbimin mavi atlasına bakarak
Avucuma çizdiğim bu son tramvay
Laleli’den güvercin taşıyor hâlâ

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Öte Çağın Gülü – Yelda Karataş

60351941_2429655763711204_2648282894912454656_o

— Turgut Uyar’a saygımla

Ah bir tek hançerle açılır
Aşkın yarası
Kanamaz gül solmayınca tarih

Kalbe çizili ne varsa artık mor
Suskunluk çağındayız ey ömrüm
Yalan seni seviyorum sözü
Dedim kaç kez ay vahşi evren arsız
Umudu vuruyorlar gözyaşlarını saymadan

Bizi de yazacaklar uyaksız bir şiir gibi
Bir gönlün içine girmeden solacak ömrümüz
Yok mu göğü savunacak
Kalbimin sarkacına gül bağlayacak gül ağlayacak

Unut vuslatın müjgânını hayat taş üstüne taş
Yârin bahçesi solgun yüzümüz tarumar
Yeter artık kanayan su akmasın
Gül çağına kurban olsun Aşk

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Bi Çare – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ Bİ ÇARE

Nereden baksam
ay kırık penceremde beyazlanıyorum
tenimde yaralar çocukluğumdan kalma
eski şarkıları ezbere söyleyemem unuturum
yeni bir gözyaşı düşmedikçe avuçlarıma
ben aşkı çok sensiz bulurum

zamanla ilgili nesi varsa tüm dokunuşların
masada elin yamuk duruşu bir ateşin yüzünde
ve arsız hüznü bütün suskun ay’ların
susmuyor tenim

bu eğik gecenin üstüne bir çizik atsam
yerçekimi hızlanır ve gül yakamdan düşer acıyorum
bir kalbimi görsen ah!

kime dokunsam bir aşka kanıyorum.

Yelda Karataş
-Şahdamar-

Gül – Ten – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ GÜL - TEN

“Gül, ey saf çelişki, nice gözkapağının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın
sevinci”
Rainer Maria Rilke

Başlangıcı yoktur gülün
Sonsuzdur çünkü

Gül uykusu uyanır
Aşk’ın sesine

Ve “gülü gül ile tartarlar”
Anadolu denen bu kentte

Gül derdine düşmüş nice sersem gördüm
Bülbülün kanıyla sulanmayı bilmediler

Gül rengi suya benzer
Zamansızdır ve akacaktır
Ölümüne ten yakan bu ölümsüz sevda
“aşina sevmenin” Aslıhan’ıdır.

Şeyh Galip’ten Fuzuli’nin göğsüne saplanan
Gül yaresi
“yârin yanağından gayri” paylaşılan
En güzel gazellerde gezinir

Gül derilmeden sevilir
Ve gül yaprağından akar
Deliren hayatın şafağı
“Sapı gül dalında bıçak” ki
Gayrisine yakışmaz ölüm şairse

En saf duruşudur varlığın
Kalbimize açılan o kızıl pencerede
Her çiçek bir biraz da gül’dür.

Yelda Karataş
-Ten Divane-

Çiçekler – Yelda Karataş

52637275_2301148499895265_3975097871463612416_o

çok acı çekeceksin
çok
tırnak içine kara terini bırakacak ihtiyarlayan zaman

sonra suda bir yaprak gidecek
döne döne

göz uzağında bir karaltı
hiç bir şarkının silemediği
hiç bir bakışın unutturamadığı
ağır bir karaltı
kalacak

kalanla yaşamak da kalacak

sonra bir ince ışık
ellerinin üstüne
kalbinde unutulmuş bekleyiş üstüne
adına yarın denen

o ışık bir ağacı dalından öpecek
şu bildiğimiz ağaç
nice acı sudan geçmiş
bir çiçek doğuracak
o suskun, o konuşkan çiçek
hüznün yüzü olacak.

ve daha sonra
yeni bir göz rengi edineceksin kendine
en sabırlı meyvesini veren çıplak dal gibi

hafifleyeceksin hatıraların ağırlığını taşıyan yüreğinle
şu bildiğimiz Elif olacaksın

Yelda Karataş
-Ten Divane-