ESKİ BAHÇELERDE – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN ESKİ BAHÇELER

Haziran gelincikleriyle gelirdin her yaz,
pencerenin pervazına yaslanır beklerdim seni,
gelincikler arasından uçarak gelişini
kelebeklerle yarışırcasına.

Oysa bütün kış yağan karı serettim aynı pencereden,
kar altında göğün mavisini unutan suskun denizi.
Kıyıdan uzak evlerin ışıklarını gördüm gecede,
dağlardan inen aç kurtların parlayan gözlerini.

Sen gelmeden annemin topladığı otların
adlarını yazacağım bu deftere sana öğretmek için,
salkımsöğütlere neden ağlayan söğüt dediklerini
yaban ellerde, narın ağladığını, ayvanın güldüğünü
bile bilmediklerini.

Sen gelince, deniz kıyısından tepelere yükselen
zeytinlikleri göstereceğim sana ve güneşleri
zeytin tanelerinin içine gizlenen. Akşamları
denize karşı oturduğumuzda, Sappho’nun
şarkılar söylediği o eski bahçeleri anlatacağız birbirimize.

Ve herkes unutmaya başlamışken
biz canlandırmaya çalışacağız renklerini o eski bahçelerin.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Mart/Nisan 2014-

YARIM KALMIŞ BİR MEKTUP – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN YARIM KALMIŞ BİR MEKTUP

Nisan. Ayların en zalimi diye
adın çıksa da
biz seni hasretle düşlerdik hep
uzun kış gecelerinde.
Bilirdik geleceğini salkımlar
erguvanlarla
külrengi bulutların ardından.

Masallar anlatırdık o uzun kış gecelerinde
zamanla yarışırken,
gözümüz çölleri çağrıştıran kum saatinde.
Gizlice sorardık kendimize:
“Susuzluktan,
ve susuzluk korkusundan
yakınan
bir bezirgân mıydı o kızgın çöllerde
dolaşan yolunu şaşırmış adam?”
Bilirsin, bir yerlerde anemon diyorlar
Manisa lâlesine,
ama sen gene de Cezayir menekşelerinden
şaşma.
Rüzgârların adlarını öğretmeyi de unutma
çocuklarına.
rüzgârların adlarını ve şifalı otları
ve yeryüzünde ne varsa yararlı olan.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Mayıs/Haziran 2017-

AY IŞIĞINDA – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN AY IŞIĞINDA

Yıllarca birlikte yaşadıklarından
koparıp bir deliğe tıkmışlarsa seni,
yalnızca belleğinin özgürlüğüyle
kalakalmışsan birden,
kimseler bilemez hangi seslerin
çınlayacağını kulaklarında,
hangi güneşin doğarak
gözlerini kamaştıracağını
gökkuşağının ışıyan şavkıyla.

Nereden başlamalı diye düşünme artık,
nerede kalmıştık belki yerinde bir soru.
Elbette harikalar ülkesindesindir Alis’in,
ve Cuma’yı arıyorsundur,
Robenson’un adasında;
“Mahsun yüzlü şövalye” de seni bekliyordur
kurumuş bir çeşme başında
saldırmak için yel değirmenlerinin kanatlarına.
Her yere gidebilirsin şimdi
uçarak bir serçe gibi geceleri
demir parmaklıklar arasından
ay da çıkıp dolanmışsa orta yeri,
soluklanıp bulanık Fırat’ın bir kıyısında
varırsın belki de Buhara’ya, Semerkant’a
Hayyam’la Hasan Sabbah’ın buluşmasına.

Döndüğünde, seni bekliyor olacaktır
zaman denen Şehrazat ve bin bir geceden
uzun sürecektir gerçek makamındaki masallar.
Yeniden gün doğacak, uzayacak öğle saatleri,
bir karabasan gibi çökecek bekleyiş
ve gene başlayacak düşlerde sorumluluklar.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.Mayıs/Haziran’13-

RASGELE – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN RASGELE

Şimdi bir yaz gününü düşlüyordur martılar
mendirekten yangının alevlerine bakarak,
Salaş kahvenin duvarında silik bir manzara
durgun bir gölün sularına dalıp giden sevgililer,
sanki o bildik sonsuz iri güllere bakıyorlar.
Denizler durulmaz dalgalanmadan’ı mırıldanıyor
yaşlı balıkçı, gümüş oltasında çırpınan bir şiirin
ilk dizesi, “Ah kitapsız, ” diye inliyor,”arkası
gelmez ki bu meretin!” Aklında hep o yaz günü,
gülleri solmayan o bahçe, dinlemekten bıkmadığı
o şarkı, durmadan perende atan bir cambazdı o,
şapkasından üç tavşan çıkaran bir hokkabaz,
içinde büyümek istemeyen bir çocuk.
Oysa yaşlı bir balıkçıydı şimdi kıyıdaki yangının
alevleriyle ısınan, elindeki oltası yosunlara takılan.

Bu akşam bambaşka renklerle batacak
denizde güneş.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2011-  Görsel: Hans Heyerdahl ..

 

ESKİ YAZ – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN ESKİ YAZ   © Ayhan Uzel BURSA CUMALIKIZIK

Eski bahçede, paslı sapını tutarken tulumbanın
küllenen ateşe sürdüğün cezve,
tozlu yaprakların gölgesinde çürüyen iskemlede
– bir yandan seni seyrediyorum –
gençliğin canlanıyor belli belirsiz:
Birlikte türküler söylerdik kısık bir sesle.
Gerçekten öyle güzel miydi dokunduğumuz her şey?
Bize mi öyle gelirdi soluduğumuz gece
bir baharatçı dükkânının binbir çeşidiyle?
İster izinle dönelim gurbetten
tahta bavullarımızda Malatyalı Fahri’nin plakları,
ister sıla bildiğimiz dağ köyü,
toprak damında loğuyla, çırasıyla
ve gökyüzü donatsın yaz gecelerimizi,
kekik kokusu bağışlayan bir yel eserdi
ve bilirdik, dağların ardındaydı her şey.
Çerkez eyerini ne zaman vursak kara kısrağa,
işte biz hep o dağları aşmak isterdik.

Sonra ne oldu bize? Nereye savruldu herkes?
Ve ben şimdi seni seyrederken
canlanan gençliğinle eski bahçede,
eprimiş çerkez eyeri, külrengi iskemle,
belli belirsiz bir türkü kısık bir sesle
yansırken tozlu yaprakları sılanın
acı sularında unutulmuş kuyunun

Cevat Çapan
-Uzak Sesler-

© Ayhan Uzel

“Bilirim Deppoyları” – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN BİLİRİM DEPPOYLARI

Güz-geceye yönelmiş bir saati güzün.
Gözleri bulutlara takılı.
İskele nerdeyse uzaklaştı vapurdan,
Bir martı bakışların içinden süzülüp
Bir başka martıya değiyor.

Sular mı, hava mı ormandan boşalan?
Dokunsan, gözleri çiçekdürbünü;
Yürüsen, bitmeyen bir mağara karanlık.
Yosun basamaklı uzak kuleden
Belirsiz adımlarla iniyor gece.

Sözleri çalgısız bir şölenin artığı.
Bir yerde bir tavşan, ürkek –
Bir avcının duyulmayan türküsü.
Sevinse, üç el silah atsa havaya…
Susuyor – paslı bir tabanca öfkesi.

Şimdi yollar toz çamur arada
Taraçanın altında at kestaneleri.
Güz – mektupsuz, habersiz günleri güzün,
Barış askerleri talimden yorgun.
Nerde bu köhne gecenin kundakçıları?

Cevat Çapan
-Dön Güvercin Dön-

Güzel Yaz – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN GÜZEL YAZ

Bir şenlik oduydun sen
baktıkça ışıtan ve ısıtan,
ben küflü kitaplarda
sözcükler, anlamlar
ve tanımlarla boğuşurken,
bir şenlik odu ya da bir sağanak
sevdanın kızgın çeliğine
su veren.

El ele nasıl koşardık denize,
köpüklere Temmuz’da ?
Saçlarında ağustosböceklerinin sevinci,
kollarımda zincir sesi
zeytinlik yamaçlardan,
avlular, duvarlar, telörgüler
üstünden?

Bir şenlik odu — alevlerinde
isteğin kıvılcımları savrulurken
karanlık kış rüzgârlarını
denizin mağaralarına hapseden.

Cevat Çapan
-Yaz Gelir/ Bana Düşlerini Anlat-

Görsel: Josh Adamski

KARABASAN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KARABASAN

Eskiden, kırık değilken kanadın,
süzülür uçardın o dağın yamacında.
Çınarların gölgesine karışırdı
dökülen tüylerin.
Adlarını bilmediğin eşkıyalar
at koşturur, tozu dumana katardı
aşağıda ovada.
Bir eski zaman kuşuydun sen,
onlar bir masalın sonuna koşanlar.

Bir düşten yarı silik suretler bunlar,
yıkık bir duvara titrek bir elin çizdiği.
Kulağında hâlâ nal sesleri
uyanınca uzaklaşan –

Şimdi bir su başında oturmuş
cıgarasını sarıyor bir çoban,
uzakta yükselen dağlar,
üzeri kumlarla örtülü ören yerleri
ve sular altında kalan
sunaksız tapınaklar.

Cevat Çapan
-su sesi-

SONU – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SONU

Buğulu camda bir kar masalı
giderken ince parmaklarınla yazdığın :
“Dağın dibindeki ininde…”
Okumaya çalışıyorum
süzülüp akan alttaki satırları.
Anlaşılmıyor kimlerin murada erdiği.
Çıkıp büzülüyorum ben de o bildik
kerevete;
hohlayıp ısıtmayı deniyorum
parmaklarımı
yarı uyanık gördüğüm düşte.

Cevat Çapan
-sevda yaratan-

NEREDE BİZİ SEVEN KIZLAR – Cevat Çapan

 

Solitary man watching sunrise over the lake

Neyle boğuşur insan
koşup yorulduktan sonra
geçmiş zamanın ardından
silik, karanlık anılarından başka
yapayalnız kalmışsa o yalancı pehlivan?
Temennalar, naralar
elenseler, şikeler, tuş olmalar bir yana-
nerede can yoldaşları
doruklara tırmanan
o korkusuz dağcılar
pişmanlık denizinde
vurgun yiyen dalgıçlar?

Mutluluk bir gülmüş eskiden
adı üç kez anılan.

Cevat Çapan
-Sessizliğin İçinden-