Uzak Deniz – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN UZAK DENİZ

İşte sana sonunda
bu pembe deniz kabuğu içinde
o uzak denizin sesini getirdim.
Belki de köpükten vilaneldi
gizlice yazmak istediğim.
Ama fırtına çıktı birden,
alabora oldu teknem,
düşlerle yetiştirdiğim
cezayir menekşeleri,
hindistan cevizleri,
korsan artığı baharat,
türlü ipekli kumaş
taa Çin’den ve Maçin’den,
hepsi o ıssız adada kaldı.

O eski yaz akşamları
çardağın gölgesinde
babamın anlattıkları
ve anlatamadıkları
o ıssız adada kaldı.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Mayıs-Haziran 2008

GİRİT – Cevat Çapan

376088-svetik

Akşamları
kapı önünde oturur konuşurduk
bekleyen yaşlı kadınlarla.

Bir daha döner miyiz diye
sorar gibi bakardı gözleri
koparıp savrulduğumuz yerlerden
kök saldığımızı sandığımız
topraklara?

Bu esen yel
zaman denizinde
uzaklaşan adanın
tuzunu taşırdı çakıllı kıyılardan.

Turuncun rengi solardı
örtüleri havalandırmak için
çeyiz sandıklarını açtıklarında,
cibinlikler
denizin nemiyle
salınırdı balkonda…

Bir gemi belirir
kaybolurdu ufukta.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Mayıs-Haziran 2011-

SAYIKLAMALAR – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SAYIKLAMALAR

Otuz Yıl Savaşları, Büyük Veba Salgını
netameli bir sınava çalışırken
defterin bir ucuna yazmış olmalıyım
bu dokunaklı konu başlıklarını.
Bunu izleyen sayfalarda aristokrasinin
şehir meclislerine orta sınıfın girmesine
lütfen mi, metazori nedense izin vermesi
-hoca burayı açık seçik anlatmamış olmalı.-
O yıllar tarihçi olmayı düşlemiştim,
ama bir türlü öğrenemedim
Arapçayla Farçayı,
bir de çok elzem olan Venedik İtalyancasını:
bu yüzden yıllarca bir başka çadırında çalıştım
Akademik sirklerin sıradan cambazlarıyla.

Kaldırıma çıkarılan bir mermer kahve masasında
kendimle sonu gelmez bir nehir söyleşi yapıyorum
şimdi:
okuduğum bütün o akil insanlar, kanaat önderleri,
onların o alçak gönüllü övünmelerinden esinlenerek,
büyük bir titizlikle gereken dipnotları ve kaynakça
açıklamalarıyla.

Az sonra anlıyorum bu işin bana göre olmadığını,
hiçbir şey olması gerektiği gibi değil çünkü,
bir sahafa uğrayıp sessizce Melling’in gravürlerinde
önce Boğaz’ın yalılarını seyrediyorum hayranlıkla
oradan geçmişin İçerenköyü’ne yöneliyorum
kulağımda o eski baharların bülbül sesleri.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.69/Eylül-Ekim 2017-

 (c) MELLING, Antoine Ignace..

ESKİ TAKVİM – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN ESKİ ZAMAN

Aylardan Hazirandı hep bizi yaza taşıyan
yazın bereketli hasadına, kutsal buğdayına;
açlık yokmuş gibi geceleri damlarda yattığımız
yıldızlarla ışıyan lacivert göklerine.

O güzel devedikenini ödünç almıştım
bir pazartesi akşamı senin o bozkırı çağrıştıran
saman sarısı defterinden,
seni unutamadığın için kumsalı okşayan
o tenha Eylül akşamında.

Dağlar hep yaşlı görünürdü Eylül sonunda,
kışın uzun bir uykuya dalarlar, geçmişin karabasanları
geleceğin sönmeyen umutlarıyla koyun koyuna,
şaşırtıcı bir uyanışa hazırlanırlardı baharda.
Doruklarındaki eriyen karlarla çoşkulu ırmaklara
dönüşürdü yazın dirilen doğa.

Eski bahçedeki evin penceresinden bakıyorum bu sabah
kıpkızıl gün doğarken yıllar önce çıktığın yola.
Dolana dolana dağlara tırmanıyor yorgun bir kalabalık.
Ama nerede sevdiklerimiz? Dünya artık çok daha tenha.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.Temmuz-Ağustos 2017-

BİR ZAMANLAR AVRUPA’DA – Cevat Çapan

ÇEVAT ÇAPAN BİR ZAMANLAR AVRUPADA

~~John Berger’e

Dağların eteklerine akşam inerken
kapın çalınırsa, bil ki, bizizdir gelen.
İçerenköy’ün eski köşklerinden ney
ve tanbur sesleri yükselir ya
geçmişten geleceğe uzanan zamanda
çam kokulu yaz gecelerinde
birbirinden ayrılmayan iki uyurgezer
hâlâ o kayıp adreslerde dolaşan.

En son bir filmde gördük seni:
“Bana Bir Şey Çal”.
İşkoçya’da bir adada,
Mestre’de geçen bir öykü anlatıyordun
uçak bekleyen yolculara.
Otları biçme zamanı, diyorsun mektubunda,
kışın yazar, yazın ırgat!
Kitaplarında da biçilen otların,
bellenen toprağın kokusu: “Hınzır Toprak”,
“Bir zamanlar Europa’da”,
şimdi de “Leylak ve bayrak”.

Baharda
dağların eteklerinden kar kalktığında,
kapın çalınırsa, beklenmedik bir anda,
bizizdir gelen:
yedinci adam,
yedinci kadın–
leylaklar ve bayraklarla.

Cevat Çapan
-Sevda Yaratan-

GİRİT’TEN BİR MUBADİL – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN GİRİTTEM BİR MUBADİL

Denizin kıyısındaki
o ahşap ev yıkılmadan,
taşlığında acı suyunu
kova kova çekip
taracaya döken yorgun ihtiyar
Girit’ten getirdiği kitaplarını
kiloyla eskiciye satmadan,
teneke kutularda karanfil yetiştirir,
nargilesini fokurdatırdı denize karşı.
Deniz, yumuşak dalgalarla,
sallar, uyuturdu evi.
Evdeki öksüz kızlarını düşünürdü adam,
kim bilir kimlerle evlenip
nerelere gideceklerini.
Arada bir gemi geçip giderdi
uzaktan
uzaklara.

Cevat Çapan
-Bana Düşlerini Anlat-

KÜLLERİN İÇİNDEN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KÜLLERİN İÇİNDEN

Bütün o kalabalığa karıştığında
belki de bir dildi aradığın
hiç değilse içlerinden birinin anlayacağı;
duyduğun seslerin karşılığı olan
yankılar duyuyordun içinin boşluğunda.
Nereye uçup gitmişti bu ağaçların kuşları,
insan uğultusundan ürküp?
İşte yapayalnızsın şimdi
Yükselen sesiyle soluğunun,
uzak, çok uzakta yanıp sönen
yıldızlarıyla karanlığın.
Dünya almış başını gidiyor
adı bilinmez bir rüzgârın savurduğu
kurumuş yapraklarıyla güzün

İşte tam bu ölü saatte beliriyor yüzün,
açsam – baksam dursam dediğim.
Bir diriliş, bir silkiniş anı bu:
yeniden dönmeye başlıyor saatin çarkı;
yeniden şaşırtıyor bizi
içimizde küllenen o sonsuz ateş.
Yeniden kalabalığın içinde,
yeniden el ele.
Ve binlerce kuş göklerde.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.Mart-Nisan 2007-