KAYBOLAN ZAMAN PEŞİNDE – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KAYBOLAN ZAMAN PEŞİNDE

—Ülkü Tamer’e

Peki sen nerdesin şimdi?
Sesin duyulmuyor uzaktan.
Hangi hurmanın altında Cemile,
demek bir Türk’e gönül verdin?

Eski açıkhava sinemalarında
—eskimeyen ne var ki?—
seni görür gibi oldum perdede
aşkın gözyaşları dökülürken.

Biraz Beşare Vakim, biraz da Yusuf Vehbi,
Türkçe sözlü, Arapça şarkılı,
her Cumartesi öğleden sonra
gittiğin sinemalar Alemdar, Milli.

Nasıl da geçiyor mu zaman?
Tahiye Karyoka ve Enver Vecdi,
Unutma Abdülvahap’la Ümmü Gülsüm’ü,
Ortadoğu’nun bülbülleri.

Şimdi kılkuyruk ekranlara kaldı
kenarın dilberleri, mahallenin gülleri.
Nerede bıldır açan o mis kokulu leylaklar,
Heybeli’de her gece mehtaba çıkanlar şimdi?

Cevat Çapan
-Sevda Yaratan-

YAZDAN KALAN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN YAZDAN KALAN

Denizin tuzlu suları karardığında,
“Fısılda bana adlarını,” diyor balıkçı
denizkızlarına,
“halayıkların olan o renkli balıkların.
Sanma ki bu ilk kaçışım
içinden çıkılmaz kargaşasından karaların.
Çarparak köpüklü dalgalarına gerçeğin
kayalarının.
Uyandır beni ve hatırlat heyecanını yeniden
orman yangınlarının.”

İnce bir yağmur soğutuyor şimdi
kararan çamların sıcak küllerini
ve külrengi bir bulut ufuk uzayıp giden.

Yalnız deniz görünüyor kıyıdaki evin
penceresinden,
duyulan yalnız dalgaların sesi martıların
eşlik ettiği.
Bir yosun kokusu mu meltemle gelen,
kuruyan zeytin dallarıyla yakılan ateşten?

Bir kadın kendi kendine konuşuyor mutfakta
balığın pullarını ayıklıyor bir yandan,
bir de bir çocuk atlasındaki dağlara bakan.

Cevat Çapan
-Uzaktan Yakına-

ÇEŞMİBÜLBÜLÜN İÇİNDEKİ CİN – Cevat Çapan

cevat Çapan ÇeŞmİbÜlbÜlÜn İÇİndekİ cİn

O uzun kış gecelerinde
neyi aydınlatıyorsa Alâaddin’in lambası,
biz onu ezberlerdik
bulutların arasından gülümseyen
aya bakarak.
Uluyan kurt sesleri duyulurdu
donuk, karla kaplı, uzayıp giden ovada.
Geceyi birlikte beklerken bu sesler miydi
bizi korkudan birbirimize daha da yaklaştıran?
Usulca açan bir gül gibi belirirdi sabah
sen o sıcak soluğunla üfleyip
lambayı söndürürken.

Sonra ilk vapur iskeleden uzaklaşır,
bu kıyıda da kuşlarla başlardı sabahlar,
uçan balıklarla yarışırdı son kuşlar.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Ocak-Şubat 2019-

Dönüş – Cevat Çapan

Dönüş – Cevat Çapan

Yıllar sonra
odanın kapısını açınca
senin yerine
arkası dönük iki kadın görüyorum
yaşları belirsiz
biri kollarını balkonun korkuluğuna dayamış
öbürü kapının pervazına yaslanmış
uzanıp giden ovaya bakıyorlar
akşam serinliğinde.
Bakışlarının ucunda
mor dağlar yükseliyor
ve inen davarın
çan sesleri duyuluyor uzaktan.
Kapıyı aralık bırakıp
alacakaranlıkta
dağın doruğuna tırmanıyorum
yorgun atımın yedeğinde.

Cevat Çapan
-dön güvercin dön-

Yalıoba Günlükleri – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN YALIOBA GÜNLÜKLERİ Darek Mitręga

Bir bir çatlıyordu kılcal damarlar.
“Mutluluktandır.” dedin.
Yeşil bir koku yayılıyordu havaya
biçilen otlardan.
Bilinmez bir yönden esiyordu meltem
bir düşten uyanmadan,
bana senden haber getirircesine.
Acemi gözlerle baktım eskimiş dünyaya:
sabahın ovada dağılan sisini gördüm,
sendin uzaklaşıp giden dağlardan dağlara.

——
“Güzel ” anlamını yitirdi diyordu derviş
akşamın geceye dönüştüğü bu saatlerde.
Ey dünya, koca dünya, uçsuz bucaksız çöl,
oysa kendini alışmış sanırdın sen gülüne
dikenine…
Şimdi yürürken Karasu boyunca
daha Murat’ karışıp Fırat olmadan,
atının yedeğinde, aklında bilmediğin
uzaklar ve daha kavuşmadığın gece.

——
Çıkar dağlara uzakları getirirdin bize kekiklerle
sabahları denizi sererdin önümüze olanca
maviliğiyle,
karşıda ıssız bir adanın çakıllı koyuna sığınan
korsanlar, geceleri lacivert sularda yansıyan
ateşler yakarlardı, sessizce beklerdik biz.
Kayaların ucunda yaşlı bir kadın, siyahlar içinde,
dip sulardaki yosunlara bakarak
bir zamanlar deniz kızlarından öğrendiği
şarkılar mırıldanırdı kendi kendine.

——
Lambanın titreyen ışığında seyrederdim seni
kış için bana eldiven örerken,
Uyuya kalırdım elimde mavi kalem
boyarken harita defterimdeki denizleri.
Göller yeşil olmalı diye sayıklardım düşümde,
kamışlar sarı,
ve bembeyaz durgun suda yüzen nilüferler.

——
Bir şarkı söylerdim içimden
seven herkesin bildiği,
geleceklerin gelmediği
bir ağustos sonu.

Uzak bir yel değirmeninde
bizimle vedalaşırken yaz.

——
Bir zeytin ağacının gölgesinde,
Ağustosböceğinin sesinde,
nasıl canlanıyor şimdi
zamanın göz kırpan ışıltısında
o deniz feneri gülümseyişin.

Çevat Çapan
– ara sıcak-

©Darek Mitręga

DİRİ DOĞA – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN DİRİ DOĞA

… Örneğin o ulu çınarın altında çektirdiğimiz resim:
hepimiz ordayız işte, bir gün, belki birkaç kişinin
okuyacağı o anılar kitabında 
adları anılacaklar.
Az ötede mezarlığı gezmişti kimimiz,
kimimiz çiçek toplamıştı mavi badanalı evin
çardaklı bahçesinden.

Sonra bir ney sesi ve Neyzen Tevfik’in görüntüsü,
havuzlu Beyazıt Meydanından aheste beste
Şehzadebaşı’na inerken:
“Aksırıyorum, tıksırıyorum, bir türlü geberemiyorum”
diye yakınıyor
kendi gibi derbeder bir arkadaşına.
Sağda, yanan Ferah’ın yıkıntısı ve üç film birden oynatan
Turan Sineması,
solda, Hilal’le Milli; afişte “Ali Baba ve Kırk Haramiler”.

Şimdi bir başka bahçedeyiz, uzak bir adada.
Karlı dağlara bakıyoruz
denizin sesini dinlerken
ve hicazkâr bir şarkı Lavtacı Ovrik’ten.

Cevat Çapan
-ne güzel yolculuktu
aklımdan çıkmaz-

Soluk Soluğa – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SOLUK SOLUĞA MOSTAR KÖPRÜSÜ

Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,
Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.
Bırakıp her şeyi döner —
Aşk bir buluşmadır çünkü,
Her zaman gecikmiş bir buluşma.

Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk —
Araya her zaman bir şeyler girer:
Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,
Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,
Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir —
Araya her zaman bir şeyler girer:
Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.
Nereden bilebilir insan
Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?

Çoğu kez aldatıcıdır da,
Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.
Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.
Bu yüzden yanılır hep
Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.
Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,
Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.
Bakarsın, ona da dadanmış
Gündelik hayatın sosyolojisi.

Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.
Çağıran o titrek yazı yeniden belirir —
Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.

Cevat Çapan
-dön güvercin dön-

Görsel: Mostar Köprüsü  Bosna-Hersek’in güzel şehri Mostar’daki Neretva Nehri üzerinde, hilal görünümündeki yekpare özelliğiyle dünyanın en zarif köprülerinden birisi duruyor. Kentin Boşnak ve Hırvat kesimlerini birbirine bağlamakla kalmamış, şehre ismini de vermiş olan köprü acılı yılların izlerini taşıyor…….