Dönüş – Cevat Çapan

Dönüş – Cevat Çapan

Yıllar sonra
odanın kapısını açınca
senin yerine
arkası dönük iki kadın görüyorum
yaşları belirsiz
biri kollarını balkonun korkuluğuna dayamış
öbürü kapının pervazına yaslanmış
uzanıp giden ovaya bakıyorlar
akşam serinliğinde.
Bakışlarının ucunda
mor dağlar yükseliyor
ve inen davarın
çan sesleri duyuluyor uzaktan.
Kapıyı aralık bırakıp
alacakaranlıkta
dağın doruğuna tırmanıyorum
yorgun atımın yedeğinde.

Cevat Çapan
-dön güvercin dön-

Yalıoba Günlükleri – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN YALIOBA GÜNLÜKLERİ Darek Mitręga

Bir bir çatlıyordu kılcal damarlar.
“Mutluluktandır.” dedin.
Yeşil bir koku yayılıyordu havaya
biçilen otlardan.
Bilinmez bir yönden esiyordu meltem
bir düşten uyanmadan,
bana senden haber getirircesine.
Acemi gözlerle baktım eskimiş dünyaya:
sabahın ovada dağılan sisini gördüm,
sendin uzaklaşıp giden dağlardan dağlara.

——
“Güzel ” anlamını yitirdi diyordu derviş
akşamın geceye dönüştüğü bu saatlerde.
Ey dünya, koca dünya, uçsuz bucaksız çöl,
oysa kendini alışmış sanırdın sen gülüne
dikenine…
Şimdi yürürken Karasu boyunca
daha Murat’ karışıp Fırat olmadan,
atının yedeğinde, aklında bilmediğin
uzaklar ve daha kavuşmadığın gece.

——
Çıkar dağlara uzakları getirirdin bize kekiklerle
sabahları denizi sererdin önümüze olanca
maviliğiyle,
karşıda ıssız bir adanın çakıllı koyuna sığınan
korsanlar, geceleri lacivert sularda yansıyan
ateşler yakarlardı, sessizce beklerdik biz.
Kayaların ucunda yaşlı bir kadın, siyahlar içinde,
dip sulardaki yosunlara bakarak
bir zamanlar deniz kızlarından öğrendiği
şarkılar mırıldanırdı kendi kendine.

——
Lambanın titreyen ışığında seyrederdim seni
kış için bana eldiven örerken,
Uyuya kalırdım elimde mavi kalem
boyarken harita defterimdeki denizleri.
Göller yeşil olmalı diye sayıklardım düşümde,
kamışlar sarı,
ve bembeyaz durgun suda yüzen nilüferler.

——
Bir şarkı söylerdim içimden
seven herkesin bildiği,
geleceklerin gelmediği
bir ağustos sonu.

Uzak bir yel değirmeninde
bizimle vedalaşırken yaz.

——
Bir zeytin ağacının gölgesinde,
Ağustosböceğinin sesinde,
nasıl canlanıyor şimdi
zamanın göz kırpan ışıltısında
o deniz feneri gülümseyişin.

Çevat Çapan
– ara sıcak-

©Darek Mitręga

DİRİ DOĞA – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN DİRİ DOĞA

… Örneğin o ulu çınarın altında çektirdiğimiz resim:
hepimiz ordayız işte, bir gün, belki birkaç kişinin
okuyacağı o anılar kitabında 
adları anılacaklar.
Az ötede mezarlığı gezmişti kimimiz,
kimimiz çiçek toplamıştı mavi badanalı evin
çardaklı bahçesinden.

Sonra bir ney sesi ve Neyzen Tevfik’in görüntüsü,
havuzlu Beyazıt Meydanından aheste beste
Şehzadebaşı’na inerken:
“Aksırıyorum, tıksırıyorum, bir türlü geberemiyorum”
diye yakınıyor
kendi gibi derbeder bir arkadaşına.
Sağda, yanan Ferah’ın yıkıntısı ve üç film birden oynatan
Turan Sineması,
solda, Hilal’le Milli; afişte “Ali Baba ve Kırk Haramiler”.

Şimdi bir başka bahçedeyiz, uzak bir adada.
Karlı dağlara bakıyoruz
denizin sesini dinlerken
ve hicazkâr bir şarkı Lavtacı Ovrik’ten.

Cevat Çapan
-ne güzel yolculuktu
aklımdan çıkmaz-

Soluk Soluğa – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SOLUK SOLUĞA MOSTAR KÖPRÜSÜ

Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,
Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.
Bırakıp her şeyi döner —
Aşk bir buluşmadır çünkü,
Her zaman gecikmiş bir buluşma.

Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk —
Araya her zaman bir şeyler girer:
Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,
Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,
Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir —
Araya her zaman bir şeyler girer:
Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.
Nereden bilebilir insan
Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?

Çoğu kez aldatıcıdır da,
Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.
Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.
Bu yüzden yanılır hep
Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.
Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,
Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.
Bakarsın, ona da dadanmış
Gündelik hayatın sosyolojisi.

Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.
Çağıran o titrek yazı yeniden belirir —
Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.

Cevat Çapan
-dön güvercin dön-

Görsel: Mostar Köprüsü  Bosna-Hersek’in güzel şehri Mostar’daki Neretva Nehri üzerinde, hilal görünümündeki yekpare özelliğiyle dünyanın en zarif köprülerinden birisi duruyor. Kentin Boşnak ve Hırvat kesimlerini birbirine bağlamakla kalmamış, şehre ismini de vermiş olan köprü acılı yılların izlerini taşıyor…….

 SEVDA YARATAN – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SEVDA YARATAN GİRİT CRETE

Bu şehrin adları durmadan değiştirilen,
sokaklarında dolaşırken,
eski bir şarkıyı çağrıştırır bazen
aklına takılır olmadık adlar.
Örneğin, Konstantin Nikoleyeviç Batyuşkov
Puşkin’in bir çağdaşı –
hani şu ölen Tasso’ya ağıtlar yazan –
evet, senin Tasso’na,
Kutsal Kudüs’ü özgürlüğe kavuşturan.

Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.
Bir İsveç filminde miydi
o küçük madenci çocuğu
Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?

Her şey ne kadar kül rengi ve dağınık
gökle denizin maviliği ötesinde.
Bir kadın “Gecenin matemi”ni söylüyor öğle üzeri
ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda
kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken
belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.
Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,
denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.

Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,
rüzgârları, fırtınaları yararlı kılan.
Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:
Nigâr, Leylâ, Alişan.

Cevat Çapan
-sevda yaratan-

KIRLARDA GELİNCİKLER – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KIRLARDA ÇİÇEKLERLE ENGİN TOPAL RESİM

O yıllar, “Beni seven arkamdan gelir!” derdin,
koşarak kendini dalgalara atarak.
Geçen yaz, bir gölün kıyısında,
yavaşça yitip giden bir ateş bırakmıştık arkamızda.
Sonra başka dalgalar, başka kıyılar,
başka ateşler girdi aramıza küllerin altında.
Şimdi kırlardan uzaklaşarak
yeniden denize iniyoruz birlikte, ince bir yoldan
ve deniz ne zaman yükselse,
“Lodostandır,” diyor yaşlı kaptan,
“Bakın, karşı dağlar da yaklaşıyor rüzgârda.”

Senden başka her şeyi nerdeyse unutmuşken
birden atıyla konuşan cengaverler geliyor aklıma
çocukken dinlediğim masallardan
hele o atta küheylanlık varsa
ve simya dedikleri nasıl bir sanatsa,
birden değişiyor manzara, rüzgâr diniyor;
sanki Edip, Turgut ve Memet Baydur’la
Bebek’te Şadırvan’dayız,
yük gemileri geçiyor açıktan,
bu masal uzarsa, gece ay aydınlığında,
Varna’ya yolcu taşıyan
Vasil Kolarov’u da göreceğiz evlere dağılmadan
şu simya dedikleri nasıl bir sanatsa.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Tem.-Ağ. 2018-

© Engin Topal, Bebek İstanbul..

İŞTE BULUŞTUĞUMUZ YER – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN İŞTE BULUŞTUĞUMUZ YER

İşte buluştuğumuz yer
ölülerimizle, eski sevgililerimizle,
yaprakları savrulan çınarın altında.
Şimdi daha solgun
karşı kıyıdaki mor dağlar,
sıvası dökülmüş saat kulesi bile
vazgeçmiş zamanla yarışmaktan.

Oysa biz yeniden anlatmak için
burdayız
ezberimizdeki masalları,
yeniden yeşertmek için yangının yakıp
kararttığı ormanı. Aşırı bir iyimserlikle,
kar, bora, fırtına ve bu kara kış gününde bile,
hatırlamak için o yaz sabahlarımızı
mavisini ipek böceklerinin dokuduğu
ve kuşların, çiçeklerin dilini konuşan.

Bizi şaşırtacak yollara çıkmak için
işte buluştuğumuz yer. Ama sen
yitirmek istemiyorsun yolunu,
eskilerin dediği gibi,
yum gözlerini ve yürü, karanlıkta
yürüyebildiğin kadar.

Cevat Çapan
-ara sıcak-

  © Rich Lasinski