GECELEYİN – Ülkü Tamer

Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizinden geçen gemi

Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden

Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde

Ülkü Tamer
-Antep Neresi-

Küheylana Ağıt – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER KÜHEYLANA AĞIT

Uç küheylanım, uç,
küsü mü tutarsın yıldızlarla ki
başını bile çevirip göğe bakmazsın,
pusarsın bağın orta yerinde,
alaca üzümlere dikersin gözlerini;
niye uçmazsın?

Senden ötürü ne derler bak Sakcagöz’de:
“Neresi küheylanmış onun;
kişnese karga kağladı bellersin.
Sağsız beygirin teki. Kırşak tarlası.”
Bunları derler, daha nicesini söylerler.
Ama küheylansın sen,
küheylanımsın;
uç küheylanım,uç
gecenin içine fışkır, yaldır yaldır yansın kuyruğun,
gelişini seyyareler birbirine fısıldasın;
bukağı mı geçirdim sana,
niye uçmazsın?

Gözlerim acıştı sana bakmaktan.
Nice geceler geçti,
ay değirmi oldu hüyüğün üstünde,
böcekler kemirdi çultarını,
o çultar ki, attın mıydı sırtına
kıştan ve alevden korurdu seni,
bütün büyülerden korurdu seni,
çifte benekli şehla gözlerden,
kantaşı altındaki akrep yuvalarından,
yıldırım vurmuş payam ağaçlarından,
her bir şeyden korurdu seni,
muskaydı sana
ağusunda karşı kara yüreklerin.

Kıpırdan biraz.

Sen bu dünyayı arayatı mı belledin?

Ülkü Tamer
-Arayatı-

Ülkü Tamer (20 Şubat 1937 – 01 Nisan 2018) Anısına saygı ve özlemle…

2017100306475793_6663dehhnr69r0n8l65g65nk861

YALNIZ AŞKI YAŞAMAYA

Aşkın o şanlı yalnızlığı
Hüznün arkasına saklı o ormanların,
Usulca kuşların, yakın ırmakların,
Gece dolaylarında uzayan güneş,
Bırakılmışlığı sevginin ve tanrının.

Çocuklar darağaçlarıdır aşka,
Çoğalmaya o ulu fısıltılara,
Gelip bozmaya çimenlerini avuçların.
Bir amaç yapmaya aşkı
Sevgiye ve tanrıya.

Duru göllerde sevişirler,
Ak tenleri belirir karanlıktan,
Görülür her zaman nasıl korkunç
Görülür ararlar aşkı uzaktan,
Uzanacakları yerde ılık boyunlarına
Çocuk kelimeleri erir dudaklarından.

Ülkü Tamer
-Soğuk Otların Altında(1959)-

ŞAHDAMAR – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER ŞAHDAMAR

——Ey sevgilim gülüm yârim
Can içinde şahdamarsın
Fermansın sen bu dünyaya
Neye baksam sen varsın

Yola düştüm ay batarken
Derelerde buldum seni
Ötelerde sanır iken
Berilerde buldum seni

Kanatları gümüş seyran
Sürülerde buldum seni
Çiçeklere gün taşıyan
Arlarda buldum seni

Ekmeğimi dörde böldüm
Yarılarda buldum seni
Ölülerden haber aldım
Dirilerde buldum seni

İçimdeki çıralarda
Dışımdaki törelerde
Bilemezsin nerelerde
Nerelerde buldum seni

Ülkü Tamer
-Antep Neresi-

NESLİ’YLE KONUŞMALAR – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER

Avlu. İkindinin anayurdu.
Önce avluya gelirdi ikindi,
Sonra çatıya çekilirdi
Gölgelerin sessizliğine takılarak.
Kumru kuşlarım akşama hazırlardı.

Denizi düşünürdüm zerdali ağacının altında,
Dergilerde resimlerini gördüğüm denizi.

İkindi nasıl sarmalardı o büyük suyu?

Ya okyanusu?

Sökün ederdi sorular
Okuduğum sözcüklerden süzülerek:

Denizin tuzu nereden gelir,
Gözyaşlarından mı denizkızlarının?

Yakamoz
Anıları mıdır balıkların?

Dere okyanusun ipekböceği midir?

Güneşin oğlu kime kılıç sallar gündüzleri,
Kızı geceleri kime gülümser?

Ayın ardında da uçar mı kartal?

Ağaçkakan kimin şiirini yazar ağacın defterine?

Neden toprağın altında arar
Yıldızları salkımsöğüt?

Cırcırböceği
Neden yaprağın sesine sarmaz uykusunu?

Bütün bu soruların yanıtlarını
Yıllar sonra sende buldum. Nesli.

Sende buldum
Dergilerde resimlerini gördüğüm denizi.

Ülkü Tamer
-bir adın yolculuktu-

TABİATIN BAHÇEDEN GÖRÜNÜŞÜ – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER TABİATIN BAHÇEDEN GÖRÜNÜ ŞÜ

Önce bir aslan girdi bahçeye,
gördüğü ilk kasımpatıyı yedi.

Büyük bir bando kurdu güneş,
serçelerle kırlangıçları barıştırmak için.

Bu bir kumrudur, çocuğum,
saçakların tarihi ondan sorulur.

Bu uzaktaki çaylak da olabilir,
atmaca kılığına girmiş bir çakal da.

Zerdalileri gören karıncalar
karafatmalara nasıl da imreniyor.

O gördüğün yüksek bir duvardır,
sen onun öyle eğildiğine bakma.

Evet, haritadaydı deniz,
ırmağın çizgisinden dokunmuştu.

Mekik yerine turna balıkları,
tezgah yerine büyü kullanılmıştı.

Kaplanlar, panterler girdi bahçeye,
kamlumbağa göğe çıktı.

Herkesin uyumasını bekler kamlumbağalar,
sonra teker teker uçarlar.

O uzaktaki kaplumbağa da olabilir,
uçmayı unutmuş bir kartal da.

Bütün ağaçları ezberle,
geceyi ezberlediğin gibi.

Yağmurun biçimini ezberlediğin,
Yaprakların tadını ezberlediğin gibi.

Bir nilgay* girdi bahçeye,
gözlerine göz akı arandı.

Sürüngenler bile zıplıyor şimdi
yüzlerce renge yakışarak.

Bak, o gelen bir horozdur,
havuza meydan okuyacak.

Havuz sana gölleri hatırlatsın,
göller sana ol yalnız parsı hatırlatsın.

Her ikindi dolaşmaya çıkardı,
kendi içinde gezinirdi.

Ders kitaplarında okuduğun
kangurular, lamalar giriyor bahçeye.

Birinin karnında cep,
öbürünün dudağında acı var.

Senin saçlarında toz,
alnında karanlık var.

Saç karanlığını kuytulara,
her yeri aydınlat, çocuğum.

Gökkuşağı kanat oldu,
seni korumaya söz veriyor.

Ülkü Tamer
-Sıragöller(1974)-

*nilgai : Nilgai veya mavi boğa, en büyük Asya antilopudur
ve Hindistan Yarımadası için endemiktir.

TÜRKÜ SÖYLEYEN ADAM – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER TÜRKÜ SÖYLEYEN ADAM

Suya atsaydım söylediğin türküyü
su yadırgamazdı.

Şahine verseydim söylediğin türküyü
uzun bir dağ çizgisi yaratırdı kendine.

Pamuğa yollasaydım söylediğin türküyü
sessizlik getirirdi ovadan.

Ocağa tutsaydım söylediğin türküyü
bütün damları ısınırdı köyün.

Tünellere saçsaydım söylediğin türküyü
gelincik tarlarına dönerdi karanlıklar.

Daya başını vagon camına
türkünle çek treni
yolcular sesine yabancı değil.

Bir uzun hava yarıştır telgraf telleriyle
rayların mekiğiyle bir ağıt doku.

Bizden önce ulaşsın sesin Narlı’ya
kuşun kanadından sırma çeksin
dağın üstünde tutsun akşam güneşini
ışık kılıcı yapsın sazlıkları
uyandırsın istasyon memurlarını
ve herkesin kasketine
bir balarısı iliştirsin.

Dilsiz cerenlere dil veren sesin.

Ülkü Tamer
-Antep Neresi (1986)-

DÜELLO – Ülkü Tamer 

Bald Hills, Redwoods National Park

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımla birleşmekte güneşin raylarından
Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtmeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

Ülkü Tamer
-Sıragöller-

YAZ – Ülkü Tamer

SAMSUNG DIGITAL CAMERA

Yazı deniz kıyısında geçirmek güzel şey,
Yeniden okunan bir kitabın dostluğunu taşır dalgalar,
yosunlar, tanıdık satırlar olur.
Rüzgârın yönünü çevirmek elindedir,
düğmesine basarsın, susar.
Güneşi başlatmak ise bütün gün elindedir.

Bir kayığı vardı adamın,
adını “Hanoi” koymuştu.
Özenerek kırmızı boyayla yazmıştı harfleri, kendi eliyle,
tam iki saatini vermişti bu iş için,
sabahleyin başlamıştı yazmaya, çaydan sonra,
biradan önce bitirmişti,
o kadar dalmıştı ki işine,
akşamleyin anlattığına bakılırsa
sabah denizini bile unutmuştu.

Sonra bütün hafta balığa çıktı,
izmaritler, istavritler yakaladı,
akşamları evinin bahçesinde pişirdi onları,
tanıdıklarını çağırıp buzlu rakılar içti,
işçi yürüyüşlerinin önemini belirmekten kaçınmadı,
toplatılan dergilerdeki yazıları savundu,
bazı kızları kendine hayran bıraktı,
ortaklarını kırar gibi oldu,
güzel fıkralar anlattı,
ay ışığında herkesi geçti yüzmede,
gece yarısına doğru midye topladı.

Evet, güzel şey yazı kıyılarda geçirmek,
deniz, batık kalyonların kokusunu getirir,
konuşacak konular verir insana
deniz kestanelerinin dikenleri.

Kayıklarımıza “Hanoi” adını koyup
balığa çıkmaktan başa ne yapıyoruz ki?

Ülkü Tamer
-Sıragöller-