YAZYURDU – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER YAZYURDU

Diriliğini okşayarak geçer tabiat
Gündüzlerin haberleştiği mevsimden,
Söylediğin şiirlerin önüne bir bekçi diker,
Ayaklarının ucuna bir kılavuz yerleştirir,
Seni sever, seni beğenir,
Adını gülümseyerek anar.

Bir çınar senin sesinle konuşur,
Seninle beraber işitir rüzgâr
Yolları kaplayan kederi.

Evet, yapacak ne var ki
Asfaltın kederini dinlemekten başka,
Kamyon isimlerini ezberlemekten başka,
Çöl Ceylanı’nı, Fedai’yi, Hacı Leyland’ı,
Zevkli Rezaleti, Ekonomi’yi,
Yavru Kâzım’ın pembesini,
Gangaster Ford’un tabanca-egzosunu,
Bir Gün Geleceksin’in şarkıcısını,
Elveda Bedford’un hüzün yaratıcısını.

Bunları ezberleterek geçer tabiat,
Kalbine dikenlerle çakar bunları.

Diriliğini okşayarak geçer
Saçlarına göz kırpar kirpilerin
Şeytan tüylerine karışıp uçuştuğu mevsimden,
Seni hep sever.
Kazılarda dolaştırır seni,
Belinden tutup derelerde yüzdürür seni,
Bir ülkeden alır, bir ülkeye bırakır,
Sakindir, kadındır, öğretmendir,
Binlerce bıçak taşır göğsünde.

Doğru, yapacak ne var ki
Atışını dinlemekten başka onun,
İçiçe uçtuğun şahinlere bakmaktan başka,
Dağ yeline, dağ yelinin gölgesine,
Asmaların büyüsüne,
Ovadaki bir çocuğun boynundaki muskaya
Ve kendini akıttığın testiye.

Evet yapacak ne var ki
Otların uykusunu uyumaktan başka.

Ülkü Tamer
-Sıragöller-

21 Mart Dünya Şiir Günü…💕

ÜLKÜ TAMER ŞİİR 21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

ŞİİR – Ükü Tamer

Şiir her gün yeniden başlar.

Her sabah uyanır,
yıkar kelimelerini,
harflerini tarar.

Uzun uzun bakar akan suya,
dağları düşünmeden edemez.

Çayını içer,
sigarasını içer,
her sabah gazetesini okur.

Ninesinin dizlerine çektiği örtü
güneş yıllarını hatırlatır ona,
deniz gecelerini,
kar ovalarını.

Evden çıkar, komşularını görür,
iş yerlerini denetler sonra,
dosyalara girer,
hamalların sırtlarında taşınır,
dolmuş duraklarında kâhyalık eder,
atlar bir kuşun kanadına,
çiftlikleri inceler havadan,
maden damarlarında ısınır
her yeri, her insanın kıtasını dolaşır.

Her şeyi büyütür içinde.

Her şeyi küçültür.

Çünkü gariptir yüreği,
hiçbir yüreğe benzemez
şiir yüreğinden başka.

Her gün yeniden anlar
ufacık bir şey olduğunu.

Bir delikanlının kravatıdır,
genç bir kızın mendilidir,
bir izcinin kasketidir.
Kaybolursa dünya yıkılmaz gerçi
ama ondan boşalan yeri
hüzün doldurur.

Bilir bunu,
için için sevinir.

Su toprağa karışırsa
ekin olur, ekmek olur,
kan küle karışırsa ne olur?

Bu sorunun cevabını arar boyuna.

İkindi üstü yorulur artık,
karanlık basmadan yatar.

Uyurgezerlerin en çalışkanıdır.

Ülkü Tamer
-Sıragöller-

Mektup – Ülkü Tamer

ulku-tamer-mektup-not-olarakby-sandra-lund

Yıllar bana senin adını unutturmadı dostum
gözlerimin içinde duran ve herkese kendini söyleyen adını.
Senin adını mırıldanıyordum öğle üstü
hava o kadar sıcaktı ki, saçlarımın arası bile güneşlerle doluydu.
Dağ çiçeklerinin arasından geçtim, dereye ayaklarımı
soktum, durmadan senin adını mırıldandım.

Dostum,
kaygılar, yolculuk edecek köşe bırakmadı sana,
toprağın altında bir kulübeye kapattı;
o kulübenin duvarlarını sessizlikle örmüşler, bu yüzden ses
geçmiyor içeriye,
duvarcılar erimiş malalar kullanmışlar duvarları yaparken,
çekülleri küftenmiş, sık sık dağılırmış.
ama sessizliği üstüste koymayı başarmışlar.

Biliyorum, çıkman zor olacak aramıza,
ama yine de yazmak istedim,
geçenlerde gölgeni gördüm caddede, beni adım adım izledi,
oturduğum koltuk oldu sinemada,
benimle birlikte bir kitabın ilk sayfasını imzaladı,
denizde çabuk üşüdü, gülümseyerek kurulandı,
güzel bir gölgeydi, kendini benden esirgemedi,
içiçe yaşadığım için gölgenle
yazmak istedim sana.

Her şeyden önce şunu unutma:
korkuların da tadına varacaksın,
daha doğrusu, o korkular anlamsız gelmeye başlayacak sana,
korku bile olmayacak,
işte o zaman öfkeni kullanabilirsin dostum,
kayıtsızlıklardan geçerek edineceğin öfkeyi.
Bunun için genç olman gerekmez,
sana orta yaşlılardan birçok örnek verebilirim,
hem hiçbir şeyin vakti geçmemiştir ki,
daha 1970 yılındayız,
yılların en gencinde.

Duvarları sessizlikle örülmüş kulübe yapmak kolay değildir,
o duvarlı yıkmak belki daha zordur,
ama senin gibi bir insan için kulak kesilmek, bizim
fısıltılarımızı bile duymak kolaydır,
bana inan dostum,
şimdiye kadar hiç kandırmadım seni,
kolaydır diyorum onurlu bir insan olabilmek.

İki fotoğraf gönderiyorum sana.
Birini bir dergiden kestim,
1919’da Amerika’da çekilmiş, Nebraska’da
bir zenciyi linç edenlerin, yakanların yüzlerini göreceksin,
ama seni bilirim dostum,
o yüzlerin arkasında gizlenen filigranlı hışırtıyı hemen duyarsın
ve geceye nefretin beyaz karıncalarını dağıtan
kutsal alevi hemen hatırlarsın.

Bizim kelimemiz sevgidir,
ama sözlükte nefret daha önce gelir;
elinde çiçeklerle fotoğrafçıya poz verenlerden
bu eşsiz fırsatı kaçırmamak için başını uzatanlardan,
plajda resim çektirir gibi kasılanlardan nefret et,
bunlar zavallı kuklalardır diye düşünme,
zavallılar bir zenciyi yakabilir belki,
ama tarihin sayfalarına et kokularıyla burun buruna geçmez.
Bu alçakların köpekliği yüreklendiriyor ustalarını,
nefretimiz onların arasından süzülüp sevgiye dönüşecek.

İkinci fotoğraftaki katillerle biraz daha acıyarak bakabilirsin.
Vietnam. 1965. Bir Amerikan müzikalini seyreden askerler.
Akıtılmış kanları su diye kullanan pirinçlerin üstünde çektirmişler bu fotoğrafı
Kim bilir, belki başka bir müzikali seyrediyorlardır bugün Kamboçya’da
yarın bir başka ülkeye taşınacaklardır;
milyarlarını çoğaltmak uğruna Bob Hope
ulusal kıyafetler giyerek güldürmek için onları
arkalarından o ülkeye taşınacaktır.
Kulakları çığlıkları duymayacaktır artık,
kolları bağlı beş yaşındaki çocukların şakaklarına namlu dayarken
“Amerikan hayat tarzı”nı yansıtan espriler patlatacaklardır.
Asya ormanlarının yeşil yapraklarından dolar süzülmesine yardımcı
olacaklardır.

Sevgili dostum,
benim mektubum değil, bu fotoğraflar birer hançer olsun sana,
dünyanın acısından renk kapan birer hançer.
Tükür bu fotoğraflara, duvarlarını kazımaya başla,
taşa sürünen bıçağın sesi bir dinamit gürültüsüne dönecek,
göreceksin,
içindeki inilti bir haykırış olarak yükselecek dudaklarından.

Ülkü Tamer
-güneş topla benim için-

NEREDEN GELİYORSUN – Ülkü Tamer

ulku-tamer-nereden-geliyorsun

Nereden geliyorsun?

Sessizliğin başkentinden geliyorum
Durgun göller ülkesinden
Pınarın büyüsünden

Hışırtısından geliyorum yaylanın
Bir dağın bir ağaca söylediği şarkıdan
Ovadaki tek çiçekten

Bir tayın yelesinden geliyorum
Yeraltında koşuşan kökler arasından

Açılmamış bir kitaptan geliyorum
Yalın bir şiirin güzelliğinden

Güzellikten geliyorum, güzelliklerden
Yürekteki kuş tüyünden, balkondan
Camın buğusundan
Çarşafın ütüsünden
Tabağın beyazından
Bir ihtiyarın gülümseyişinden geliyorum
Bir annenin dalgınlığından

Kedilerin gözlerinde okunan
Tarihinden geliyorum kuyumculuğun

Karın arkasındaki maviliğe
Gökyüzüne boydan boya kazınmış
Bir mühürden geliyorum

Uzak bir yıldızdan geliyorum
Geceleri geliyorum, sabahları
Gündüzün ortasında, ikindinin içinde

Savrularak geliyorum, fırtınayla
Elinden tutup bir kasırganın, onu da getiriyorum

Ülkü Tamer
-güneş topla benim için-

KORUNUN ÖPÜŞLERİ – Ülkü Tamer

ulku-tamer-korunun-opusleri

Çıkrık başında oturup yaşayışlarını yünlerle ilgileyen genç kızlar. Tebeşirle büyü çemberleri çizen delikanlılar.
Korunun öpüşleri sizi uyandırsın.
Bakın, derenin devine karşı büyük bir hışırtıyla döğüşüyor ağaçkakan ordusu. Şehrin çatısındaki yapışkan yarasalar bile silkinip uçtu, sessizliğin eğri çizgisiyle iniyor ağaçlara.
Tül perdelere geçirin tırnaklarınızı, gecenin cibinlikleriyle savaşın.

Ölümün köpüklü kuyularından yapılma bir aşkla geliyorum.
Beni iyi karşılayın.
Bana oraları, diri otları gösterin.

Ülkü Tamer
-Gök Onları Yanıltmaz-

ARKASINDA – Ülkü Tamer

ulku-tamer

Şimdi bu ağacın arkasında sen mi varsın?
Senin orada olmanı bildim. Sarmaşıklardan, göçlerden, tuzaklardan geldim:
Seni orada gördüm.

Şimdi sığ suların arkasında sen mi varsın?
Benim küçük çadırlarım, bakır kuytulu otlarım senin dalgalarını bildi.
Senin orada olmanı bildim.
Senin orada büyümeni gözetledim.

Şimdi tozların, seslerin arkasında sen mi varsın?
Avucumdan öteki ülkelere inen, karıncaları, güneşi ürküten
bir aydınlıktı…
Senin o aydınlıkta olmanı bildim.

Şimdi çıplak saçlarının arkasında sen mi varsın
Bildim, bitmemizi bile kararlı kılan, kararsız kılan
dokungan omuzlarını.
Şimdi soluğumun arkasında…

Ülkü Tamer
-güneş topla benim için/
Toplu Şiirler-

ŞİLE – Ülkü Tamer

ulku-tamer-sile

Ne işi var yeşilin deme
Beyaz köpüklerin arasında

Biz bir orman olduk seninle
Beyaz köpüklerin arasında

Atlas Okyanusu’na bile uzanır
Buradan saldığım kök
Döner Antep’ten geçer
Hasan Tahsin’in tezgahlarından
Gelir Samanyolu’nu bile sarmalar sarar
Seni sarar beni sarar
Biz bir kökten yeşerdik seninle
Beyaz köpüklerin arasında

Suladık onu
Tenimizden değil
Yüreğimizden kopan terle

Ne işi var bu adamın deme
Beyaz köpüklerin arasında
Ben bir adam oldum seninle
Sevdayı, tutkuyu, duruluğu kazıdım
Her taşına gövdemin
Yuvamın her hücresine

Bağışla beni
Beyaz köpüklerin arasında

Sevdim seni, seviştim seninle
İçimde dışımda yücelttim seni
Koca bir deniz gibi aktım sana
O beyaz köpüklerin arasında

Ülkü Tamer
-bir adın yolculuktu-