BİR İSYAN TÜRKÜSÜ – Ayten Mutlu

00

ben kadınım
hani şu bildiğiniz
ve de bilmediğiniz
kimi şeytan, kimi melek
kimi çiçek, kimi koyun
etinden, sütünden derisinden
al nakışlı gömlek edip giyindiğiniz

aklı kısa saçı uzun
sokakta mutfakta yatakta
elinizin altında
gönlünüzce ektiğiniz biçtiğiniz
tarla
tepesinde tepe tepe
tepindiğiniz
eksik etek
kiminizin anası
karısı kiminizin
ya da orospunun teki

çağlar boyu diri diri mezara gömdüğünüz
uğruna öldüğünüz
mülkünüz cariyeniz
taşa tuttuğunuz
aldığınız sattığınız
kanatmayı erkeklik saydığınız
kadın

söylenmemiş ilahi
okunmamış bir kitap
sayfaları lime lime, yaprakları sararmış
kapağında karanfil suretleri
kenar süsü boynunu eğmiş sümbül
hüznün rengini almış

cinselliği günahın öbür adı
sevinci ayıp
yasaklarla tabularla
peçelerin karasına boyanmış

ben kadınım
ıslah olmaz günahkârı bütün dinlerin
tanrım, babam, kocam
efendilerim

menekşeyim dikenli tarlalarda
saksılarda fesleğen
dalları kafesli camlara tutsak
dikenli tellerin ardına sürgün
bin yıllardır işgal edilmiş toprak

anayım ben
ak sütüyle eşkiyalar emziren
gecenin kovuğunda söylenmemiş türküyüm
bir ağıt çiçeğiyim hoyratça örselenmiş
sevdalarda yediveren gülüyüm

ak yazmada kara yazı
buyurmuşlar ele varmış
doğuramamış yarımsanmış
kız doğurmuş ele salmış
oğul demiş yele salmış
ağıtların tüneğinde
iki eli böğründe kalakalmış

deprem sessizliğinde yüreğimin
nakış nakış ilmek ilmek ördüğüm
o dilsiz isyan
bin yıllarda kördüğüm

ben kadınım
sabır taşı, öfkelerin çatlatamadığı
bütün günahlar benden sorulur
ben öderim diyetini bütün dinlerin
kına rengi kan içinde ellerim

erkeğim yılkı atı uzun kış çağlarında
bense bulgur aşı yoksul evlerde
sade suya tarhana
gül reçeli konaklarda
saraylarda gül kokulu cariye

yaşanacak yazgısıyım tarihin
zaman zindanlarına açılan tek pencere
kanayan serüveninde insanlığın
benim dışlanmışlığım
yoksulluğu hayatın

uzun uykularda yorulduk
uzun acıktık insan olmaya
sustuk, sustuk
sizin tanrılığınız yüzünden
insanlığımızı unuttuk

yorgunum
horlanmışım
cahilim
ağlamak biraz da savrulmaktır bilirim
gücüm kendime yeter
gökyüzü biliyor, taşsa da öfkem
döner namlu döner bıçak
beni vurur yüreğimden

gece iner
devriyeler kol gezer sokaklarımda
yaralarım dil vermez
erkeğim el vermez, kaygıları diz boyu
yalnızlık
paslı bir demir kapıdır duvarlarımda

ah, bu karanlık, saçlarıma dolanan
bu ceylan, dizleri kan içinde, kimsesiz
uzun uykularım, sanrılar, karabasanlar
aldatılmışlığım
vurun kahpeye vurun vurun
vurun zeytin dallarına
kurutun

selam olsun size yedi erenler
erenleri çağımın, okumuşları
insana gül yaraşır diye gülün yoluna
kalem kuşanmışları, baş koymuşları
duyun beni
yürünecek yollarım var, yollarınıza varan
hallerim var, hallerinizden yaman
gümbür gümbür yüreğim, ayaklarım acemi
önümü kapatmayın
yollarıma durmayın
uçmaya varıyorum, kanadım ürkek
kanadımı kırmayın

yeter
yeter artık, ödedim diyetini her gülüşümün
ertelenmiş aşklarım var yaşanacak
şarkılarım, söylenmeye beni bekleyen
sesim gür bir kaynak gibi çağıldayacak
ve ellerim
bir olup ellerinle
hayatı
yeni baştan kuracak

Ayten Mutlu
1991
-Seni Özledim-

YALNIZ BİR ÇOCUKMUŞ AŞK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YALNIZ BİR ÇOCUKMUŞ AŞK

dönüşmeden önce yitik bir yola
acıyla anlamıştım
yitirmekten başka hüner bilmediğimi

yağmura dokunmayı öğrenemedim
demiştim, ellerinde yağmurla geldiğinde
taşları dinle, dedin
düşen yaprakların sessizliğini
çırılçıplak kaldığında öğrenir insan
yağmurla sevişmeyi

çocuk kalmış bir tutkuyla uzandım
taşın çıplaklığına
dinledim yağmurun şarkılarını
tenin ürperen yapraklarında

her tarafı gezilmiş mutlu bir ülkeydi aşk
taşıyarak yeniden doğuşun gizlerini
dalına geri dönen bir yaprak
gibi öptü ruhumun seslerini

dönüşmeden önce yitik bir yola
yürüdüm geriye dönüş saatlerini
çünkü kalbindeki gizli ülkeyi
gezen bir yol sanıyordum kendimi

sonsuz bir doğuşu yitirdim işte
durdu saatleri yüzündeki evlerin
yalnız bir çocukmuş aşk, döktü taçyaprağını
zamanın hoyrat anneliğine

sen yağmurun külleriyle seviştin mi hiç
hayatı açıklayan bir ağacın kalbinde?

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

rüzgâra düşen gül yapraklarıyla – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU RÜZGARA DÜŞEN GÜL YAPRAKLARIYLA

unuttun suların ürperişini
incinmiş bir yaprak gibi seriliyorsun
taşların ağrıyan yoksulluğuna

sen, mevsimsiz çimenlerin öpüşlerinde
yalınlanan kıvılcım
gecede yalnız aylâ
bağbozumundan kalan buğulu salkım
nehre inen patika

sen ateşe tutkun söz
kocamış çömleklerde parıldayan yansıma
suskun ruh

bir ağacın örselenmiş gülüşü gibi
özsuyumdan yürüyen söz çığlığa
yak beni!
ölür gibi kumsalda bir martı soluğuyla

dinle bak, çağırıyor imlerin yerçekimi
yürür gibi boşluğa, balçık boşluğa
o lekesiz sonsuza devir yükünü şimdi
rüzgâra düşen gül yapraklarıyla

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam-

Ortadoğu’da Ay – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU ORDADOĞU DA AY

ay burada taştandır, ışıktan değil
eski bir değirmendir rüzgârın ülkesinde
değdiği sularda yaralı bir sessizlik
gibi kanar karayağın teninde

burada ay sonsuzluğun pıhtısı
dağılan yürek kumu aynasız bir gecede
bir hançerin sapında parıldayan
kan kokulu bilmece

ay burada kendini beyaz sanan bir zenci
zamanın elinden düşürdüğü bir ayna
sınırında sınırsız yenilginin
kırılmaz çembere hapsolan ritim
küf kokan sandıklardan
arada bir çıkarılıp bakılan rüya

ay, toza gömülü şimşek
asasız dervişi bitmeyen bir masalın
kılıcını kuşanmış bir çadırda
çürüyen kın, kararsız bir ihtilâl
bitmeyen bir gecenin rahminde yanan
acıya aç, mutluluğa intihar

çatırdayan toprağın ıssız iniltisi
canın köpüğünde titreyen anlam
umutsuz sevişmesi insanın ve kaosun
imbikten damıtılan suskunun ilk dizesi
son şenliği ruhta bağbozumunun
çıldıran dünyanın ilk gecesinde
atomun yırtılan masumiyeti

ay, ebedi kafdağı taşın kalbinde
deli ve uysal çocuğu tevekkül anaların
ansız yaşamaların acıya aç zamanı
ilk mağaranın duvarlarından
zincirini koparmış soylu şiir hayvanı

ay burada saflığın sırat köprüsü
kıyamet tellalının üflediği ney
karanlığın testisinden güne saçılan şarap
sırın ince yerinde sırsız gece kırığı
insan kanı çatlak topraktan sızan
sararmış kitaplardan fırlayan satrap

burada ay, çölde bekleyen vaha
sırtlan ayaklarında bir bedevi uykusu
yaldızlı kubbelerde cennet adlı cehennem
tanrılar katından geçmişe fırlatılan
bombalı paketlerde fıstık yağı kokusu

zaman burda ayın değişen yüzü
kerpiç mağaralarda sonsuz sabır tespihi
geleceği geçmişine düğümlü
yeraltına sürülmüş sözün ipek yolunda
bir depremdir yerüstünü bekleyen

çünkü ay ışığı yüreğinde taşıyan
yalnız bir şamandır Ortadoğu’da

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

kimsesiz – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU KİMSESİZ

ben böyle kimsesiz değildim önceleri
gizli bir bataklığın misafiriydim
uysal ellerim vardı su kandillerim

çürümüş bitkilerin hiç bilmediği
suskun aşklar yaşardım şiddetli aşklar
yüzlerce yol sürerdi unutmalarım

ben böyle hiçkimsesiz değildim
yer altı aşklarının gömü törenlerinde
şiir güzelliğinde intiharlarım vardı

ayın gövdeme indiği gecelerde
gidecek yeri kalmamış hayaletler
mücevher içlenişler beni arardı
kar yağardı kurumuş nehirlere
hüzünler okşardı hayvanlarını

öldürülmüş aşkların nefti yeşil evinde
soğumazdı ellerim yalnızlık sımsıcaktı
sevişirdi anılarla durmadan
utanmasız bir orospuydu acı

nerede özlemenin kadife dikenleri
acıtmıyor yüreğimi artık hiç kimse
gömdü perilerin su tılsımları
kış ağaçlarının buzdan öykülerine

ben kalbim olmadan hiç sevmemiştim
eskiden kendimsiz değildim böyle

Ayten Mutlu
-taş ayna-

 (c) Diane Paquin ..

GÜN BATIYOR – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÜN BATIYOR

kanın akışı dindi… zonklayan gövde
anlatsın şimdi acıyı belleksiz güne
dünden göğe yazılan eski bir hançer izi
yaralı bir gemidir denize vatan
çoktan kınına çekmiş yelkenlerini

gün batıyor, zaman anısız bir taş
sulara değdikçe kırılan asa
duyulur ince ince çırılçıplak anlarda
o eskil rüzgârın iç çekişleri

sesler darmadağın, çağrılar gizli
çöl çiziyor suyun resimlerini
gömülmüş davulların sesleri uzaklara
kanıyor toprakta gül dövmeleri

sır göç etmiş inleyen haritalara
örümcek ağlarında çırpınan mağarada
vuruyor başını yalnız bir liman
tarihin devrilen dalgalarına

artık ölüm bile ürküyor tırpanından
batıyor gün, hızlanıyor çığlığın saatleri
gün batıyor, gün batıyor, yutuyor çan sesini
avutsun kendini şimdi mucize
kanın akışı dindi, ama akıyor hayat
hançerin tozlarıyla yıkayıp yüreğini

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam-1999-

DOĞAYIM – Ayten Mutlu

Miland Millick

ben
dalda tomurcuk
patlamaya can atan
yeşermeye tutkun tohum
hep sana sevdalı
hep sana vurgun

sen
toprağımdan cansuyumla yoğurduğum
en sert çeliğimden
en yumuşak ipeğimden
oya gibi dokuduğum
karasabanda madende
ve bilcümle serüveninde emeğin
onurum
nasırlı ellerin
yüreğim tepeden tırnağa sevda
tepeden tırnağa yangın
oylum oylum göverdiğim
hep sana insan çocuğum

sen
ihanetlerden yorgun
adımlarken zamanı çıplak ayaklarınla
ve bölerken somunu ortasından
kocaman ellerin
vuruldu kelepçesine karanlığın

sen
şimdi zindanda
meydanda
alasında gün ışığının
bilenmiş öfkesiyle sabrın
yarını omuzlarında
bin yılların ötesinden taşıyan

sen
elleri avuçlarına sığmayan
sevdalım
durmaksızın
büyümede hasreti
tam ortasına karanlığın
ateşler yakılacak güne
o en güzel düğüne
kavuşmanın

Ayten Mutlu
-Dayan Ey Sevdam-

 (c) Miland Millick..