ERGUVAN – Ayten Mutlu

89029434_3057936567549784_6507610408243691520_o

erguvanlardan koru anılarını
gecikmiş bir yağmur gibi çözülüyorsa akşam
sönmüş bir yıldızdan kalan ışıklar
ayın saklı yüzünde kırılıyorsa

yangınlardan artakalan teninde
soğuk bir ürperti gibi dolaşıyorsa
çırılçıplak bir kıvılcım
ırmakları koru göz yaşlarından

geveze bir ihtiyar olduysa zaman
düşlerinden koru yalnızlığını
balkonuna ansızın konuveren bir kuşun
balkonundan ansızın uçuveren bir kuşun
kostak kanatlarından
koru içindeki yorgun rüzgârı

ama eski bir romanın sarı sayfalarında
baharlardan kalmış yabani bir erguvan
açıverirse birden
unutulmuş bir aşkın ören yerinde
kalbinle buluşmayı sakın unutma.

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

TELEFONDA – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU TELEFONDA

beni hiç merak etmemiştin sen
şimdi ben merak ettim, sana ne oldu?
bu tınıyı bir yerden tanır gibiyim
gecenin bıçakları kalbime saplanırken
sözlerinden sesime dökülen yorgunluğu

hiç merak etmemiştin
kış güneşlerinin ağaçlarından
koparılmış bir yaprağın sarındığı uykuyu
ne zaman yağmurla insem ormanlarına
senin dallarında kuşlar uyurdu

ne oldu?
birdenbire anımsamış gibisin
bir yaz gecesi estiğin fırtınada
buzulun içine gömdüğün ruhu

II

beni hiç merak etmemiştin sen
küheylan bir rüzgâr gibi çekip giderken
hiç merak etmemiştin savurduğun külleri

demiştin ya, unut beni
su bile dönüp bakmaz geçtiği kıyılara
beni eksik bir çan gibi
gömmüştün sesimden uzak uğultulara

şimdi ne oldu?

anlıyorum, seni de terk etmiş sevdiğin biri
üzülme
ateş yakar ve söner
ve açmaya devam eder kır çiçekleri…

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

SUALİMDİR – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SUALLİMDİR

al şafağı alda alazlandıran
ala günde gülhatmiyi güldüren
güzellikle yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

rüzgârda salınan başaklarını
ak una adayan akça buğdayın
onuruyla yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

gökçe çeç üstünde alıcı kuşlar
gömütlerde selvilenirken açlar
kavga ile yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

ceren hayat ensiz kılıç üstünde
sınanırken direnç gönül destinde
sevda ile yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

Ayten Mutlu
-vaktolur-

KEDERLİYİM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU KEDERLİYİM

kederliyim
kederi al bir ibrişim gibi nakışlıyor yüreğim

şimdi
ne günboyu penceremde cıvıldaşan serçeler
ne martı çığlıkları
ne İstanbul var
sadece
gece
ve çırılçıplak aynasından zamanın
kaçamaksız bana bakan gözlerim

anlaşıldı ey keder, sende bu gece
elma çiçekleri, gülhatmiler
ihtiyar bir yolcu gibi belleğimin
kırk yamalı bohçasında biriktirdiği
acılar sevinçler

ey göçebe ömrüm benim
gel, varalım yeni baştan
her sancıda biraz daha azalan
o çocuğa

unutulmuş o köylerden biriydi
kavuran, esrik rüzgârlarda
değirmen taşları dönerdi, havada kuşlar
taşlıydı tarlalar
buğdaylar başaksız
çocuktuk, sarı bakışlarımız
aç ve arsız
özlemlerimiz vardı, gökyüzünü
acıtacak kadar günahsız
analarımız, çarık eskisi yüzlerinde kahırlar
başlangıçsız yarınsız

yürüdüm, çakır dikenleri ayaklarımda
ayrıkotları şebboylar
umut—belirsiz bir düştü—torbamda dürüm

yürüdüm benimleydi

sundurmasında evcilik oynadığım
beyaz sıvalı evin taşlığında başlayan
cinlerin perilerin cirit attığı avlu
sofada besmeleyle oturduğumuz sofra
siyah peçeli akşam
cennet dualarıyla mırıl mırıl başlayan
o evliya uykusu

gün aşarken kırlangıç kanadında çırpınan
alaca karanlığın ala kargaşasını
yürüdüm benimleydi
alda kabuklarını çatlatan nar telâşı
kahkaha çiçekleri büyülü krizantem
buruk duygulanmalar
o uzak kasabanın balıkçı tekneleri
sıcak öğle üstleri
iniveren bulutlar
ilk gurbetliğim

dalından koparılan bir yaprak
gibi savrularak
düştüm önüne zamanın

sakız beyazlığında patiskaların
kaneviçeler
iğneucu oyalar
gençliğim
göznurundan incilenmiş bir bahar
sararmış kokusunda çeyiz sandıklarının
kilitlenmiş ağlayan

bordasında upuzun kocaman bir geminin
başladı büyük şehir
başladı, kırlangıçsız çatıların yalnızlığında
kilitli kapılara tutsak akşamlar
devşirme yakınlıklar, tarhana çorbaları
ranzaların garipsi alışkanlığı
anfilerden aşırılmış kaçamaklarda
başladı duman boğuntusu kahvehaneler
Yenikapı, Küllük, Cennet Bahçesi

cami avlularında ne kadar çoktu
şaşkın kalabalıkların acımalarında
güvercin yemleri yirmibeş kuruş
inip kalkan değneklerde satılık merhamet
kör satıcılar yorgun

maviye bulaştım, mor salkımlarına hüznün
hep yeşile çalardı bakır kaplar
çok oldu uykularımı böldüğü belirsiz sanrıların
bir yer acırdı içimde, anlayamazdım
koşardım pencerelere, kuşlara
insanlara
çekingen, ürkek
anlatamazdım

zincirlerimdi gelenekler vesaire
sıkılırdı boğazım, haykıramazdım

derin kuyularda dönerdi çıkrıklar
kör sular gülüşürdü halka halka
gül tasında gün ışırdı usuldan
tenim alazlanırdı
erkeği tanıdım yangılaşan kasıklarımda
gerildi zincirlerim
sevdayı bildim, bilemedim sevmeyi
mecrası darmadağın
kocaman bir isyandım

ne kadar çok yürüdüm
tozlu yollar geçtim, taşlı dikenli yollar
sıcak yaz gecelerinde mor menevişli sulara
bırakıvermek istedim yorgun gövdemi
saçlarım karışsın istedim rüzgârlara
umutsuzluğu tanıdım, ihaneti, aldanışı
ama hiç eğilmedi başım
ve ağardı gün şakaklarımda

alanlar geçtim ayak seslerinin gümbürtüsünde
tuzu ekmeğe katık ediyordu teneke damlar
yürüdüm, tükürüp yüzüne yaldızlı özlemlerin
yollar geçtim, taş topaç, cop süngü
kelepçe küfür
bire birbuçuk hücrelere umut kazıdım
her taşın üstüne kavgayı yazdım
her ağacın altına bir ölü gömdüm
nasıl sıkışırmış kısacık zamanlara yaşamlar
çaresizlik neymiş
gördüm

beynimde bir bir kopuyordu zincirler
ben yürüdüm

hep kanadı içimde bir yer
dört yanım kaygıydı, dört yanım keder
dört yanım Vietnam, Afrika, Filistin
dört yanım uydu, yıldız savaşı, nötron
dört yanım duvar
ne kolaydı uzanıvermek toprağa
ah, bazı anlar nasıl da yalnızdım

ama ben hep yürüdüm
ve sevdayı taşıdım kollarımda, direnci
gün geldi bildim sevmek nedir
nedir tutuşması kanın alazlanan bir yelden
nasıldır yücelmesi iki terli gövdenin
ve koptu zincirlerin en kocamanı beynimde
ve bildim insan nedir

ve bildim o giderken, keder nedir
bir atlıydı keder uçsuz bucaksız bozkırlarda
dolu dizgin zamanı kovalayan
gittikçe uzaklarda, gittikçe uzaklarda

o atlı hasretim
geçip giden gençliğim
vurulmuş genç ölülerim
o atlı binlerce yıl mapusluğa hükümlü sevdiğim
o atlı bir ömür boyu arayışım
insanca, bireysel duygularım
o atlı kopkoyu gecede
kör kandillere yazgılı halkım

bu gece
kederliyim
kederi beynimin gergefine
al bir ibrişim gibi nakışlıyor yüreğim
ninnile beni kollarında ey keder
bu gece seninleyim
Ayten Mutlu
-vaktolur (1986)-

GÖK GÜRÜLTÜSÜ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÖK GÜRÜLTÜSÜ

dün gece kimsesizlik
gök gürültüsüyle indi odama
ansızın
vurulup yüreğinden
yere düştü bir geyik
söndü ateşleri dağ başlarının

dün gece bir yağmur yağmur
çakan şimşek öyle deli
sonra gök gürültüsü gelip
kuyu gibi oydu içiçi

kamçıladıkça sesler dalları
kafamın içinde kocaman bir arı
alıp götürdü fırtına
sığındığım kuytuları

dün gece gök gürültüsü
ta iliklerimi ıslattı
öylesine uzaktı bilincim yüreğimden

derken
bir türkü derinden
tutup çaresizliği
böldü orta yerinden

boşanırken gökyüzünden sağnak sağnak umutlar
yağmura saldım korkularımı

Ayten Mutlu
-Dayan Ey Sevdam-

NERGİS – Ayten Mutlu

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Çırılçıplak akıyordu güzellik, ŞİMDİ’nin ırmağında
Ben, bir adım ötede, yaşamın kıyısında öylece duruyordum
AN, ışıldıyan sesiyle beni çağırıyordu

—oysa benim geçmişten başka gözlerim yoktu.
geçmişin, o yitik zamanların
büyülü çağrısından başka ses duyamıyordum
boşlukta yüzen o eski şarkılardı sadece dinlediğim
ruhumla söylüyordum o kederli şarkılarını
yitip giden sevinçlerin…
adı hiç konulmadan terkedilmiş çocuk gibi
ardımda kimsesiz bıraktığım güzelliklerin
alaca aynasında “ben” den başka
hiçbir şey görmüyordu gözlerim.

ve girmeden ırmağa
kapılıp gittim geçmiş zamanın şarkılarına
giden gündeki beni arayarak
karışıp gittim
kurumuş bir denizin sularına
çoktan sönmüş köpüğüne zamanın…,

—bu beyhude arayıştan geriye döndüğümde
ŞİMDİ’nin akışı dinmiş,
BU AN çoktan tükenmişti
yeni hüzünler katarak dünün şarkılarına…

biraz önce gürül gürül çağıldayan ırmakta
zaman yüzlü nergisin dağılan yapraklarından
ne bir koku
ne bir iz
hiçbir şey,
ama hiçbir şey kalmamıştı hüzünden başka…

Ayten Mutlu
-Yitik Anlam Peşinde(2004)-

VE SÖYLEYECEK TÜRKÜMÜZÜ RÜZGÂRLAR – Ayten Mutlu

YILMAZ ODABAŞI ESMERLİĞİMİ SOYUNDUM

o duygulanmalar, o kaygılar
o içimize sığmayan sevdalarımız
o kahırlar, o umutlar
o tükendikçe çoğalmalarımız
karışacak toprağın sofrasına yolu yok
silinecek gökyüzünden bakışlarımız

ama bir şey var ki, bir gerçek
sürecek, fışkırdıkça yaşam evrenin gözesinden
taşıyarak güzelliği ayak izlerimizden
yürüyecek ötesine zamanın
türküsünü söyleyecek rüzgârlar
insanca yaşamaya olan inancımızın

Ayten Mutlu
-Dayan Ey Sevdam(1984)

bütün kıyılar uzak – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU BÜTÜN KIYILAR UZAK

ağaca sarın beni
kar altında uyuklayan gül ağacına
seke seke ip atlayan avluda

ışığa sarın beni, ninemin lambasında
cebimde o ergenlik çakısı
ve kuşlu ayna

karanlığa sarın, kör karanlığa
akrepsiz yelkovansız bir saat gibi
eski pişmanlıklar kalsın duvarda

sarın beni sulara
işlenmemiş günahlar gibi inleyip duran
başucumda hiç susmayan zamanın
o yaralı timsahın gözyaşlarına

hovarda bir deniz dibiyim şimdi
batırdığım gemiler dursun ruhumda
yosuna sarın beni

yitik titreşmlerin mirasyedisi
gibi savrulup dursun yüreğimin külleri
beni sarın rüzgâra

sarın beni dağlara, dağların köpüğüne
dalgalar sürüklesin bu kırık yelkenliyi
zamansız bir kedere

ah bütün tayfalar ölü
bütün kıyılar uzak

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam(1999)-

BAŞKASI GİBİ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU BAŞKASI GİBİ

bu gece bırak beni
kırılmış dal gibiyim
suskun güz birikimi

yorgunum
savrulmuş harman yeri
bitti
yitirdim birşeyleri

yitirdim evet
içimde parıldayan o ateş söndü
kirlendi ellerimin inci gergefi

aşklardı
yalnızlığın kendine varan sesi
aldanışlar
boşuna yatağını arayan nehir
sürükleyen dünleri

hiçbir şey avutamaz beni bu gece
yürüdüm o çizgiyi
ve bitti

kapat geceyi artık
birşeyler ört üstüme ve git
yarın yine gülümserim
başkası gibi

Ayten Mutlu
-Kül İzi-