BARİ SEN – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU BARİ SEN

pimi çekilmiş bir hayatla
kardelen
ansızın
acının şarkısından göğe

kutsanmış
ve de lanetlenmiş sokakların birinde
öfke
“şimdi bir makineli olsa elimde…”
ah çocuk
neyin kaldı verecek
canından başka…
dur!
sen
bari sen
anla

iyidir ışığa bakmak
karanlığı vurmaktan
ve bağışlamak
kendinden başka her şeyi
çünkü gölge
düşebilir önüne
gecenin ardından yürüdüğünde

yanlış sokaklara
gömülmek şimdi
ve gömmek
ne kaldıysa eskimiş denilen
suçluluk kuyularına
ah!

unutma
kanatsız korku
ve masumiyet
gecenin bekleyeni
o yarasa
kanatlandığında yüreğinde
dışarda kalır gövden
hangi kapı kilitlense

pişmanlık
kırık oyuncak
yanlış cesaret
tuzla buz ayna
kendini bile gösteremeyen
kendine

ve aşk
aşk belki savaşmak sadece
ruhu örten gövdeyle
öğretilmiş gündüzle
gecenin gölgesiyle
sen olmayanla
seninle

durma
orda bayraksız
ve yanlış çığlıklarla

gömüldü ses
yanlışlıklar yurduna
mezar derin
derinden daha derin
zihne kazılan mezar
olsun!
göksel bir alışkanlıktır yanılmak
ve tanır yaprağı gün gelir ağaç
ama yaprağı işte

yaprak olmak da bir şeydir kış ağacında

olsun
gök aynı yerde
zulüm de
ve bayrak, bayraktır yine de
göğü delen bir mızrak
karı delen bir çiçek kış ortasında

şimdi sen
ansızın bir kardelen
gibi sen
bir tek sen
üstelik sen
bari sen!

Ayten Mutlu
-(Akköy Dergisi-2006)

SESSİZLİKTE – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SESSİZLİKTE

“sihir asla sona ermez
o altın vadisinde ışığın”

yenik düşmüş bir kalbin sessizliğini
acıdan başka duyan yok şimdi

bir gülü büyüyordu boşluğun yüzü
yaprağın şarkısını söylerken dünya
“sihir asla sona ermez” diyordu bir büyücü

çizerek vadiye bitmemiş resimleri
yaralı bir geçmiş oldu macera
sustu erken yazın bütün renkleri
bir gülü soldu boşluğun yüzü
ışığın şarkısını söyleyen rüya
eski bir fotoğraf gibi hüzünlü

cehenneme çiçekler taşıyor bak gün
masumiyet çağını yitirdi dünya
kırıldı kanatları acemi göğün

yalnızım sokakta bırakılmış bir çığlık gibi
işte silahsızım ey mevsimin kaynağı
çekildi hayatımın bütün seyircileri

“dinle dalgın deniz kabuklarını”
diyor hâlâ acının o eskil büyücüsü
“derin dünya içinde büyüyen haykırışı”

“acıyla sulanır boşluğun gülü
ışık, o asi kuş, kendi kanında
ateşle yıkayarak külünü”

oysa büyücü bile bilmiyor hâlâ
acının da sessizlikte çürüdüğünü

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

 

BU SENİN BAKTIĞINDIR – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU BU SANA BAKTIĞIMDIR

ben ve zaman ve evet sen
aynı suça akıyoruz, aynı kara uykuya
belki dipsiz bir kuyuya, o korkusuz korkuya
o belleksiz anaya
üstüne kar yağmayan unutuş ormanına

gittikçe daha yakın, geldikçe daha uzak
köklerin içindeki dalları
gün ışığına çıkartan tuzak
usul bir gülüş, bir derin ses, yumuşak inen akşam
buğusu, sonuna dek açılan kapılardan
baktığın mı yüzüme?

an’ın med-cezirinde kumları delen bıçak
gibi parlak ve sıcak bu duygu ne?
duyduğum ne?
bir sesin terkisinde
karlı ovalarda yol alan tren
gergin dallarında
erkenci kuşları barındıran bir meşe
yitik ülkeye giden bir yolun türküsü mü
sesinden içime akan bu ırmak?

hayır, bir aldanış, bir ceza
ya da derin bir kuyunun
Pandora’ya fısıldadığı ecza
diyor ki, belki çok geç, ama ipek yırtılıken de güler
ve hayat, bekleyeni hiçliğin,
hiçliği bedeninde bir tabut gibi
taşıyabilene verir sesini
zaman yoksa, yol da yoktur sonsuza

şu kurumuş bataklık, şu sırsız ayna
şu, kaderi ateşle sınayan akrep,
dostum benim, bedenim, nedensizliğim
ne kadar yükselsem
o kadar hızla düşüp çarptığım
dağıldığım, paramparça sevdiğim
sevgili yerçekimim
söyle bana:
nedir seni kardeş kılan bir sesin
balçıktan sızan yalnızlığına?

sahici bir hayattı beklediğim sadece
aldatarak kendimi ve sözcüklerimi
perilerin dans ettiği ormanda
tesadüfi bir kaktüsün çölünü özlemesi
gibi nafile bir hevesle

yanıtı bilinen bir soruyum, kendime
günahların sildiği bir lekeyim belki de
cehennem ışığında görünür olur yüzüm
dönerim pervane gibi hiç usanmadan
beni bana anlatan ateşin gövdesinde

bu senin baktığındır işte yüzüme
susar ateş, acı diner
yitirdiğim ne varsa şimdi senin yüzünde

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

 

UYANDIRMAK İÇİN SENİ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU UYANDIRMAK İÇİN SENİ

I
uyandırmak için seni
ayışığı sonatından geceyi çaldım
ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin
sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım

rüzgârların dindiği kıyılarda
öykünü dinledim ıslak kumlardan
deniz uyuyordu ayak ucunda
aramızda tüy gibi uçarken zaman

aralık perdelerden yüzüne düşen
ayın tenha seslerini okşadım
açıklarda yitmiş bir yelkenliden
eğilip yıldızlara gölgeni öptüm

II
kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla
dokundum düşlerinin kırılmış aynasına
eski resimlerin soluk çizgilerinden
ellerini seyrettim mağaralarda

uyandırmak için seni
bütün geçmişini yeniden yazdım
bir gülü iliştirip yalnızlığına
unuttum ne varsa unutmadığın

uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını
bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin
soluğundan soluğuma uzanan
uzun bir yol diledim

uyandırmak için seni
alnına solgun düşen saçlarını seyrettim
sonsuzluğu çağırdım avuçlarından
kayan bir yıldız gibi ölürken kalbim

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

TAŞ DA SUSTU – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU TAŞ DA SUSTU

taş da sustu sevgilim
gittiğimiz hiçbir yerde değiliz şimdi
fırtınada göğe çarpan gözyaşı yaprakları
örtmüyor artık
bu ebedi kış evindeki
çocuk mezarlarını

taş da sustu sevgilim
akşamın kuleleri otlara indi
yoruldu ayakta durmaya çalışan ağaç
kimseye hiçbir şey anlatamıyor
içimi acıtan ağrı

çürüdü gök
kaldırıma düşmüş bir çiçek gibi
denizi ıslatmıyor artık yağmurlar
yaşıyoruz kanımızda yarı ölü hayvanlar
kararıyor kemiklerimizin içi

her şeyi bilirdik, anımsıyorum
bizden sorulurdu dünyanın hali
ah, gel gör ki taş bile sustu
sözün bittiği yerde hâlâ inliyor
demirden bir gecenin yalnızlık vakti

taş da sustu sevgilim
ay ışığı ölü yengeç vadisi
işaretli kentlere gömüldü dağlar
bugün ne zaman dün oldu söyle
ne zaman unuttuk yağmura şarkılar söylemeyi

sessiz bir ölüm dansı zamanın gözlerinde
bizi bize anımsatan kimse kalmadı
yanıyor şimdi bir yeraltı nehrinde
tutuşan bir çağın çığlıkları
böyle mi yürürdü önceden de
çimenlerde sürünen böcek
biz mi göremezdik, her bulut yağmaz
her hatıra saklanmaz çeyiz sandıklarında
uyusam, ah uyusam
kuşları susmayan bir karanlıkta

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

Gün Bitecek – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÜN BİTECEK

gün bitecek paramparça döneceksin kendine
silmeye çalışarak geceden suretini
aynaya bakacaksın içindeki deliye

kim bilir hangi aşkta bıraktığın gülüşün
kırıkları olacak yaralı bakışında
aynalarda gördüğün
son cesettir kendine öldürdüğün
diyecek gözlerinde kırılan ayna

sen geceden gizleyip suretini
gövdendeki hayalete sarılacaksın
tanıdık kokular kesecek bileklerini
yırtık fotoğrafları yeniden yırtacaksın

geceyi örtse de geçtiği mevsimlere
hâlâ yalanların en güzelidir aşk
sarışın acılar gizlenir gölgesine

böyle diyecek ayna, yine inanacaksın
ilk kez inanır gibi huzura ve lanete
paramparça bir yüzün son gülüşünden kalan
cam kırıkları hâlâ kanarken yüreğinde

geçtiğin sokaklara yeniden dönmek için
içindeki delinin ardından koşacaksın

sustuğun aşklar gibi konuşkan
yalnızlığın gibi bin parça
yeni bir gün çizerek yüzündeki aynaya
kendine yeniden başlayacaksın

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

VE BAŞLIYOR GÜZELLİĞİM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU VE BAŞLIYOR GÜZELLİĞİM

bu gece
yatağıma oturup saatlerce şiir okudum
Aynur on yıl öncemin kaygılarıyla
sıcak ve tedirgin uyuyordu
ben yağmuru çınar ağaçlarını
ve hayatımı düşünüyordum

hep acemisi kaldım hayatın ve kadınlığımın
gelenekler utançlar aile bağları
salı pazarı hafta sonu komşulukları
bayramlar, musluktan biteviye damlayan su
bir yanıt gibi tükenmelerime
mutfağın içime sinmiş buğusu

uzun kış gecelerinde dalgın uyuyan
donmuş bir nehrin durmayan akışından
içten içe eriyip
sonra birden ansızın nasıl çatlarsa buzlar
hayatımın kalıpları öyle kocaman
ve sessiz bir çatırtıyla kırıldılar

şimdi penceremde gökyüzü alabildiğine geniş
çatıda çırpıntısı yağmurun
iliklerim titriyor bazen
bazen dehşetli korkuyorum

ama içim sıcacık yeni bir şeylere başlıyorum galiba
benim olan, utançsız ve gerekli bir şeylere
ilk sevgilime yeniden aşık olmuş gibiyim
o çınar ağacının altında ellerimi ısıtıyor ellerinde
şiire
ve hayata başlıyorum

Ayten Mutlu
-Dayan Ey Sevdam, 1984-

 Görsel: Christian Schloe

GÖÇ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÖÇ

I
acı
çağırır beni
bir yaprağın uyanışı eylüle
kımıldar
içimde

bir yolculuk
hevesi
el değmemiş
yaralara
taşır sesimi

dokunmak için
uzak bir kalbe
ararım
ellerimi

yeraltında
olgunlaşan
ölümün tarihinde

II
bir kırlangıç
göçü
altın tozu
yüklü
gölgeler

soluk lekeler
bırakarak
beynimde

alır savurur beni
bir yaprağın
rüzgâra yazılmış
hikayesine

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-