UYANDIRMAK İÇİN SENİ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU UYANDIRMAK İÇİN SENİ

I
uyandırmak için seni
ayışığı sonatından geceyi çaldım
ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin
sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım

rüzgârların dindiği kıyılarda
öykünü dinledim ıslak kumlardan
deniz uyuyordu ayak ucunda
aramızda tüy gibi uçarken zaman

aralık perdelerden yüzüne düşen
ayın tenha seslerini okşadım
açıklarda yitmiş bir yelkenliden
eğilip yıldızlara gölgeni öptüm

II
kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla
dokundum düşlerinin kırılmış aynasına
eski resimlerin soluk çizgilerinden
ellerini seyrettim mağaralarda

uyandırmak için seni
bütün geçmişini yeniden yazdım
bir gülü iliştirip yalnızlığına
unuttum ne varsa unutmadığın

uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını
bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin
soluğundan soluğuma uzanan
uzun bir yol diledim

uyandırmak için seni
alnına solgun düşen saçlarını seyrettim
sonsuzluğu çağırdım avuçlarından
kayan bir yıldız gibi ölürken kalbim

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

TAŞ DA SUSTU – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU TAŞ DA SUSTU

taş da sustu sevgilim
gittiğimiz hiçbir yerde değiliz şimdi
fırtınada göğe çarpan gözyaşı yaprakları
örtmüyor artık
bu ebedi kış evindeki
çocuk mezarlarını

taş da sustu sevgilim
akşamın kuleleri otlara indi
yoruldu ayakta durmaya çalışan ağaç
kimseye hiçbir şey anlatamıyor
içimi acıtan ağrı

çürüdü gök
kaldırıma düşmüş bir çiçek gibi
denizi ıslatmıyor artık yağmurlar
yaşıyoruz kanımızda yarı ölü hayvanlar
kararıyor kemiklerimizin içi

her şeyi bilirdik, anımsıyorum
bizden sorulurdu dünyanın hali
ah, gel gör ki taş bile sustu
sözün bittiği yerde hâlâ inliyor
demirden bir gecenin yalnızlık vakti

taş da sustu sevgilim
ay ışığı ölü yengeç vadisi
işaretli kentlere gömüldü dağlar
bugün ne zaman dün oldu söyle
ne zaman unuttuk yağmura şarkılar söylemeyi

sessiz bir ölüm dansı zamanın gözlerinde
bizi bize anımsatan kimse kalmadı
yanıyor şimdi bir yeraltı nehrinde
tutuşan bir çağın çığlıkları
böyle mi yürürdü önceden de
çimenlerde sürünen böcek
biz mi göremezdik, her bulut yağmaz
her hatıra saklanmaz çeyiz sandıklarında
uyusam, ah uyusam
kuşları susmayan bir karanlıkta

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

Gün Bitecek – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÜN BİTECEK

gün bitecek paramparça döneceksin kendine
silmeye çalışarak geceden suretini
aynaya bakacaksın içindeki deliye

kim bilir hangi aşkta bıraktığın gülüşün
kırıkları olacak yaralı bakışında
aynalarda gördüğün
son cesettir kendine öldürdüğün
diyecek gözlerinde kırılan ayna

sen geceden gizleyip suretini
gövdendeki hayalete sarılacaksın
tanıdık kokular kesecek bileklerini
yırtık fotoğrafları yeniden yırtacaksın

geceyi örtse de geçtiği mevsimlere
hâlâ yalanların en güzelidir aşk
sarışın acılar gizlenir gölgesine

böyle diyecek ayna, yine inanacaksın
ilk kez inanır gibi huzura ve lanete
paramparça bir yüzün son gülüşünden kalan
cam kırıkları hâlâ kanarken yüreğinde

geçtiğin sokaklara yeniden dönmek için
içindeki delinin ardından koşacaksın

sustuğun aşklar gibi konuşkan
yalnızlığın gibi bin parça
yeni bir gün çizerek yüzündeki aynaya
kendine yeniden başlayacaksın

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

VE BAŞLIYOR GÜZELLİĞİM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU VE BAŞLIYOR GÜZELLİĞİM

bu gece
yatağıma oturup saatlerce şiir okudum
Aynur on yıl öncemin kaygılarıyla
sıcak ve tedirgin uyuyordu
ben yağmuru çınar ağaçlarını
ve hayatımı düşünüyordum

hep acemisi kaldım hayatın ve kadınlığımın
gelenekler utançlar aile bağları
salı pazarı hafta sonu komşulukları
bayramlar, musluktan biteviye damlayan su
bir yanıt gibi tükenmelerime
mutfağın içime sinmiş buğusu

uzun kış gecelerinde dalgın uyuyan
donmuş bir nehrin durmayan akışından
içten içe eriyip
sonra birden ansızın nasıl çatlarsa buzlar
hayatımın kalıpları öyle kocaman
ve sessiz bir çatırtıyla kırıldılar

şimdi penceremde gökyüzü alabildiğine geniş
çatıda çırpıntısı yağmurun
iliklerim titriyor bazen
bazen dehşetli korkuyorum

ama içim sıcacık yeni bir şeylere başlıyorum galiba
benim olan, utançsız ve gerekli bir şeylere
ilk sevgilime yeniden aşık olmuş gibiyim
o çınar ağacının altında ellerimi ısıtıyor ellerinde
şiire
ve hayata başlıyorum

Ayten Mutlu
-Dayan Ey Sevdam, 1984-

 Görsel: Christian Schloe

GÖÇ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÖÇ

I
acı
çağırır beni
bir yaprağın uyanışı eylüle
kımıldar
içimde

bir yolculuk
hevesi
el değmemiş
yaralara
taşır sesimi

dokunmak için
uzak bir kalbe
ararım
ellerimi

yeraltında
olgunlaşan
ölümün tarihinde

II
bir kırlangıç
göçü
altın tozu
yüklü
gölgeler

soluk lekeler
bırakarak
beynimde

alır savurur beni
bir yaprağın
rüzgâra yazılmış
hikayesine

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

GİTTİN – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİTTİN

bir yanlışlık gibi kaldım
anlamsız bir tümce ortasında
zehirli bir ırmak yatağında
su oldum
acımış gün kaç kez gitti
kaç kez geldi bilmeden
dönüp durdum hiçbir yere varamayan
bir akışın koynunda

tuza yatırdım geceyi, şekerle ovdum
bütün mezarlıklarda
göğü duydum
derisini atamayan bir yılan gibi
sıkıştı sesim içimdeki ıslığa

intihardım
bilekleri kanayan bu hayatta
ruhunu ısıran akrep
çiftleşti son soluğunu alırmış gibi
kahkahanın içindeki acıyla

yeni kentler kurup durdum boşluğa
savaş görmemiş kentler, incitilmemiş evler
otellerde yakılmamış çocuklar
trenlerin gitmeyişi beklediği garlara
gitmeyi unutmuş yolcular çizdim

su kurudu
söndü ateş
ama sormadı kimse
nasıldır sevişmek hayaletiyle bir aşkın
ölümü kutsayan zamanın gövdesinde

gittin
tuzla buz bir ben bıraktın bana

Ayten Mutlu
-İstanbul’un Gözleri-

ÇOCUK VE AKŞAM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU ÇOCUK VE AKŞAM

işte akşam, tül, bakır ve yas
havada kuş tüyleri, ıssızlık

ay şimdi sularda gizli bir veda
kumdan kalelerine ağlarken çocuk
ruhta köpüklenen o kızıl yara

doğunun akşam faslı bu eprimiş gün
isli lamba, misk kokusu, hüzün
ve siyanür tanrıya diz çöken vaha

çocuk rüyalarında denize benzer kuşlar
kanatsız düşler gibi halkbilgisi hep kırık
çocuk-kuşlar yansıtan buğulu aynalarda

dans bu, fonda garip bir arya
sözcükleri yitiren sesin boğuk tınısı
tül, ıssızlık ve daracık odalarda
anka uçuran ruhun gizemli dansı

akşam işte, araftaki âmâ kuş
halkbilgisi hep zayıf çocuk düşleri
gibi masum ve suçlu darağacında

ah akşam, lirik bir bağbozumu şimdi
yakutun alacada rengini yitirdiği

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam-

GİTMEK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİTMEK

I
gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgârın gövdesinde açtığı yaralara

sonbaharda şaşarak öğrenirsin
yaprakların rengine inanmamayı
ve zamanın o müthiş yalanını
o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın
anların, anıların,
çılgın bir nehir gibi kör koşularda
yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının

dağlarda, odalarda, avunmalarda
çoğaldın sandığın azalmalarda
kalbin ışıklarını yutan o ölü yıldızlarda
düşen bir yaprağın son gülüşünde açan
yankısız çığlıklarda
şaşarak öğrenirsin
zamanın ve hayatın büyük sırrını

II
gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu

unutmaktan başka güz yokmuş gibi
ve hayattan daha gerçek bir yalan

toprağa ne söyler yağmurun sesi
bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi
yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç
ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgâra?

“beni terk et
içimde sonbahardan başka bahar kalmadı”

belki de gitmektir aşk, sadece gitmek
avare bir kederi sarıp yaralarına
rüzgârın devirdiği bir ağaç gibi
köklerini sessizce bırakarak toprağa

Ayten Mutlu
-Ateşin Köklerinde-

Yüzün ve Çan Sesleri – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YÜZÜN VE ÇAN SESLERİ

nasıl da ilkyazdı seninle gülmek
ve dokunmak yüzünün çan seslerine
çıplak bir nar gibi kösnül ve dingin

imleriydi yüzün kuşluk vaktinin

uğrak yerinde güzün
yüzünün kapanan denizlerinde
uçtu kuşlar zehirli oklar gibi
yaz gözleri bağlı duvar dibinde

ne kaldı yüzünden, paslı bir gölge
uzaklaşan orman, yas tutan çiçek
kırık cam parçaları ilkyazın renklerinde

nasıl alışır kuşlar bir göğü yitirmeye?

ah, geç kaldım yağmuru öğrenmeye
çıplak bir nar gibiyim yenik ve küskün
çürüyen güz gibi eski yüzünün
çan sesleriyle yitip gittiği yerde

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

AMFORA – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU AMFORA

zamanın adını sordun
bir okyanus ölüsü yatıyordu sesinde
zamanla ben, öylesine benziyoruz ki, dedim
soğuk taşlar taşıyoruz bıkmadan
hayatı sürükleyen bir nehre

başka gözlerime, dedim
adını utumuş bir yolcunun sesiyle
başla, o eski yolculuğun alfabesine
çünkü her öyküye bir yolcu gerek
göz yaşını da okuyan biri olmalı
sessiz bir amforanın kırık kalbinde

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-