Sudur, Yürür – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SUDUR YÜRÜR

ebruli bir nehre akar
güneş akşamları mahzun ülkemde
dağlarda kıpkızıl ateşler yakar
usuldan sırtlanırken heybesini gün
gece kurar çadırını gölgeliklerde

kurşun değmiş alıcı kuştur akşam
kanatları kızıl güne boyanır
ay çelik sustalıdır çıkar kınından
karanlığın boğazına dayanır

dağlar
yaslar başını ayın eteklerine

gece baskına çıkar esrimiş kentlerimde
lamba söner, pusar sokak
pencereler kapanır
kapılar giyinir korkularını

siner gölge, dal eğilir, taş susar
kuşanır karanlık silahlarını

sudur o
uçurumlar sesidir gecenin ensesinde
ateştir o, çağların buz tutmuş nefesinde
yürür, türküleriyle
en dipsiz denizlere kıvılcımlar götürür

umuttur o
gecenin döşünde yıldızlar yakar
eşkin taydır, rüzgâr kanatlarıyla
uykuya düş düşürür
alazlanır sevda yelelerinde

çağdır, basar karanlık
uyur kuş, uyur kuzu
fısıltılar çekilir kavaklardan

kanar güneş yurdumun dağlarından
ebruli bir nehre salıp ışıklarını
sudur yürür
türkülenip karanlığın bağrından
can bilenir
bilenir can
al şafağın doğuşuna kan—revan

Ayten Mutlu
-Denize Doğru-

 

GİDERKEN – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİDERKEN

gidiyorsun
kararan güneşinde yüzünün
dinliyorum solan zambakların şarkılarını
tırpanlar ekinlerde telaşlı
savrulurken uzaklarda bir yaprak
çürüyen bir ah! gibi
ağır ağır tükenen soluğunda
dinliyorum
yıllar ötesinden gelen yalnızlığını

yeni tutuşan bir alev gibi rüzgârlı
sesini senin
duyuyorum kuruyan bir dalın iç çekişinde
fırtınaya koşan göçmen kuş kanadından
uçan bir tüy kadar hafif ve ince
söyleyemediklerinin
çığlığın derin denizlerinde
dalgalarla boğuşan hecelerini

kararan bir gök şimdi zaman
indi inecek bulutların altında
hoş geldine teşne, elvedaya aşina
doğmamış çocuğuna ağlayan dilsiz bir ana
gibi içli, ıssız ovalarda parıldayan kar
gibi ak ve çıplak
sesin senin, şimdi uzak bir yağmur fısıltısı
yağmadı yağamayacak…

sesinde biriken o siyah suyun
yüreğine oyulmuş bir kuyunun
derininde döner durur bir çıkrık
kırık bir geçmişin yorgun evinde
anıların çardak kuşu
gagasında taşıyarak bir unutuşu
çoktan konmuş gözbebeklerine

güneş yürürken koşarken dünya
duruyor uzaklarda bir saat
yüzün eski uykulardan çıkıp gelmiş bir rüya
gibi sisler içinde yitip giderken
soluk bir elveda
alacakaranlık bir sızıyla
kederin atlasına çizip son bakışını
gömüyor o sağır karanlığa

Ayten Mutlu
-Kasaba Sanat Ekim 2015-

©Josh Adamski

 

KEDERLİYİM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU KEDERLİYİM

kederliyim
kederi al bir ibrişim gibi nakışlıyor yüreğim

şimdi
ne günboyu penceremde cıvıldaşan serçeler
ne martı çığlıkları
ne İstanbul var
sadece
gece
ve çırılçıplak aynasından zamanın
kaçamaksız bana bakan gözlerim

anlaşıldı ey keder, sende bu gece
elma çiçekleri, gülhatmiler
ihtiyar bir yolcu gibi belleğimin
kırk yamalı bohçasında biriktirdiği
acılar sevinçler

ey göçebe ömrüm benim
gel, varalım yeni baştan
her sancıda biraz daha azalan
o çocuğa

unutulmuş o köylerden biriydi
kavuran, esrik rüzgârlarda
değirmen taşları dönerdi, havada kuşlar
taşlıydı tarlalar
buğdaylar başaksız
çocuktuk, sarı bakışlarımız
aç ve arsız
özlemlerimiz vardı, gökyüzünü
acıtacak kadar günahsız
analarımız, çarık eskisi yüzlerinde kahırlar
başlangıçsız yarınsız

yürüdüm, çakır dikenleri ayaklarımda
ayrıkotları şebboylar
umut—belirsiz bir düştü—torbamda dürüm

yürüdüm benimleydi

sundurmasında evcilik oynadığım
beyaz sıvalı evin taşlığında başlayan
cinlerin perilerin cirit attığı avlu
sofada besmeleyle oturduğumuz sofra
siyah peçeli akşam
cennet dualarıyla mırıl mırıl başlayan
o evliya uykusu

gün aşarken kırlangıç kanadında çırpınan
alaca karanlığın ala kargaşasını
yürüdüm benimleydi
alda kabuklarını çatlatan nar telâşı
kahkaha çiçekleri büyülü krizantem
buruk duygulanmalar
o uzak kasabanın balıkçı tekneleri
sıcak öğle üstleri
iniveren bulutlar
ilk gurbetliğim

dalından koparılan bir yaprak
gibi savrularak
düştüm önüne zamanın
……..

Ayten Mutlu
-vaktolur (1986)-

DİLEK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU DİLEK

hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum
uçuşarak çiçek ölüleriyle

bu sessiz acılar bizim tohumlarımız
çığlıklı günlerin bağbozumunda
güz dökümü yemişler tadacaklar
o bildik rüzgârla yarışacaklar
ışık ve ses olacak gölgeleri
otlarla bulutlar arasında

taşlar çağıracak onları mavi
yamaçlara gizli patikalara
derinleri kazacak uçurum adımları
köpükten bir yankıyla buluşacaklar

uçuşarak çiçek ölüleriyle
yağmurun adını yeniden koyacaklar
ses ve ışık olacak yürekleri
karanlık, tenha yollar boyunca

sessizlik diliyorum kendim için sessizlik
acının ve tükenişin meyvesi olsun
eski yazlardan kalan bir avuç toprak
gibi koksun yağmurun köklerinde

hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum yalın düşlerle
acılarla büyüyen çocukları sessizce

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

Ve Gittikçe Irayan – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU VE GİTTİKÇE IRAYAN

buğulu bir camdan bakar gibisin
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan bu dargın bulut

yaban bir yağmur sonrası sesin
dallarına çekilmiş durgun bir çınar
gibi sakin
suskunluğu telâşsız sözlere sarıyorsun
yüreğim örselenmiş kırık kanatlarıyla
düşerken avucuna anlamıyorsun

böyle mi biter aşklar
gün batımına uçan göçmen bir kuşun
yitivermesi gibi
bir rüyanın ansızın bitivermesi gibi

nasıl unutursun?
nasıl unutursun beni sevdin
harlı ateşler yaktın karanlığıma
aşkların haraç mezat satıldığı dünyada
yıldızları birer birer indirdin saçlarıma

seni sevdim
kocaman bir dağ gibi genişledi yüreğim

ne çok şeyimiz vardı anlatacak
kimsenin bilmediği ne çok şeyimiz
ne çoktuk, ikimizdik, ne çoktuk
ne güzeldik, hiç olmadığımız kadar

sen alır gelirdin kendini
beni getirirdin yüreğindeki
öyle anlardı, aşardık insanın yazgısını
nasıl unutursun?

giderdin
masamda söylenmemiş şiirleri bırakıp
sen gelinceye kadar
nasıl da yalnızlıktı yastığımda unuttuğun
ve artık hep yokluğun……

bir rüzgârdı, kapandı pencereler
son sesleri bunlar ezgimizin
duyuyor musun?
gidiyorum
kal, demiyorsun

şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
kahır yüklü bir yabancı gibiyim
kimsesiz bir aşkın ayak izinden
uzak yıldızlara doğru yol alan
ve gittikçe ırayan
ve gittikçe ırayan

Ayten Mutlu
-Seni Özledim-

O TEMMUZ Kİ DÖKTÜ TAÇ YAPRAĞINI – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU

—Asım Bezirci’ye

temmuzun ikisinde
tesbihböceklerinin harlanmış nefesinde
çürüdü akşam

döküldü temmuzun taçyaprakları
suların gölgesine uzanırken
çırılçıplak
zambak kıyımı
göğsümün kafesine
indi gecenin örsü

(—ah bu mağma gülünü
saklayayım, nereye…?)

söyleyin! o solgun yarasıyla
yangısı düş uçuşun ateş kanatlarıyla
arıkuşum hangi ormana düştü…?

(—hangi sulara aktı
yüreciğinin izi…?)

dediler ki,
değdi kan
eylül ocaklarında asitle harmanlanan
kaldırım taşlarına

dediler ki, ölümün çan çiçeği
döktü gözyaşlarını arıkuşunun
çiyden kanatlarına

(—ben şimdi içimdeki
bu zakkum çiçeğini
sığdırayım, nereye…?)

sen, kuruyan sarnıçlarda yağmurun sesi
sen
ipekten açkısı ortaçağ kilidinin
söyle bana!

de ki, ateş
ateşle aklayamaz tarihçesini
de ki,
kör ateştir yakamaz
o en eski denizi

ama söyle,
hangi su yıkayacak
ülkemin
derin ırmaklarını
yakan
bu sessizliği…?

temmuzun ikisinde
ateşin kör sesinde
kanıyor yaram

ah, sen
delikanlı açkısı
ortaçağ kilidinin
çığlığımda kül izi
o, atlarla gidilen
yangın denizlerinde

(—bu acılar çağını
savurayım
nereye…?)

Ayten Mutlu
1993
-kül izi-