ANLAM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU ANLAM-rebecca-vincent

Toprağı kazıyorum.
Avucumda milyonlarca yaşam. Başlıyor, sürüyor, bitiyor…
Zaman, her yaşamın kendi sınırlarında doğan ve ölen bir şey.
Sadece o varlığa özgü ve onunla sınırlı.
Kafamızı karıştıran belki de, evrenin yaşam süresi yanında
böylesine kısa olan ömrümüz.
Oysa zamanı ve sonsuzluğu biz yaratmadık mı
insan zihni değil mi bunca masum ve suçlu olan.

İşte avucumda, göremediğim, bilemediğim ama hissettiğim kıvıltı.
Kendi düzeninde akan devinim.
Canlı cansız her şey; şaşılası uyumlu,
şaşmaz bir saatin kadranında izlerini sürüyor genlerinde çizili
patikaların…

— Toprakta -benim algımın ölçüleriyle- saniyenin
milyonda biri kadar sürede, devrini tamamlayan
bir ömürlük zamanı, bir minicik canlının…
ona göre benim varlık sürem sonsuz değil mi?
Öyleyse benim ruhum neden bunca doyumsuz?
Sonsuzluk benim olsa, başka bir sonsuzluğun daha ardına
düşmeyecek mi hırsım?

ANLAM burada mı yoksa,
insan ruhunun mirası olan
HIRS’ın çelik kanatlarıyla uçan
varoluşun bir avuç toprağında mı?

Ayten Mutlu
-Yitik Anlam Peşinde-

Görsel : Rebecca Vincent..

ne zaman – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU NE ZAMAN

ne zaman geceye koysam başımı
sana akar yastığımdaki nehir
şehir yıkar bütün köprülerini
anılar kilitlenir

ne zaman soluğunu getirse rüzgâr
ay kendini derin göllere atar
titreyerek söner bir yıldız daha
öksüz kalır çocuklar

ne zaman sesine karışsa yağmur
çayır kuşlarının şarkısı biter
sürer atlarını uçurumlara
bütün göçmen kavimler

ne zaman saçların gelse aklıma
ellerimi koyacak yer bulamam
yanar zaman, çıplak kalır içimde
vahşi orman

ne zaman bir serap seni getirse
kervanların yolu ıssıza düşer
çölde yalnız kalır kumral bir kadın
kuma resmini çizer

ne zaman sana benzer bir yolcu görse
ardına takılır gider trenler
yollara çığ düşer kaybolur izin
üstüme yıkılır bütün tüneller

Ayten Mutlu
-Çocuk ve Akşam-

çağırmamıştın – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU ÇAĞIRMAMIŞTIN

I

çağırmamıştın, geldim
bir kucak yıldız ışıltısıyla
ağaçlardan kovulmuş bir rüzgârla

yüzümde aynı saklı bakışı
nice yangınlardan yığılmış küller
kalbimde parçalanmış heykel kırıklarıyla
gövdemi suretimden ayırıp geldim

binlerce yıl okunmamış bir kil tablet sabrıyla
uzun bir yol yürüyüp ıssızlığın sırında
sesi sessizlikten çağırıp geldim

II
yağmurun ürperen yapraklarını
tenimde birikmiş yalnız kadını
yaraları çınlayan bir hayatı
avuçlarıma doldurup geldim

zamanın sırrını anlatan öyküleri
taşlardan dinlediğim efsaneleri
mağaraların suya çizdiği ellerimi
kendimden gizlediğim kendimi alıp geldim

silip geldim adımı anımsayan harfleri
beklemesin dönüşümü anılar
kayaları arayan dalga intiharları
bensiz gömsün kumlara denizyıldızlarını

bilmediğim şarkılar söylemek için
bilmediğin şarkılar söylemek için
kayan bir yıldızdan ödünç aldığım
gecenin sesini getirdim sana

açacak mısın bana kapını?

Ayten Mutlu
-Taş Ayna-

 

Güz Kuşları Uçmadan – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÜZ KUŞLARI UÇMADAN (C)Adem Karaduman

şimdi gidip yağmurları bulayım
ıslanayım güz kuşları uçmadan
ben bu şehirlerde duramam artık
usandım yabancı yaşamalardan

herkes kendine gitti, çürüdü hüzün bile
aşk belki de hiç yoktu, bir düştü anımsanan
yarım kaldı şiirlerim evrak masalarında
yoruldu sesim dönüp kendini aramaktan

kimseye bir şey olmaz, bırakın beni
saatler yine çalar kırılır uykuların elması
yine kusar minibüsler şarkılarını
sekiz vapuru bensiz de ayrılır sabahlardan

yapmayın, çocukları salmayın eteğime
bezginim çalan zillerden, telefonlardan
ben bu masaları koyar giderim işte
“iyi günler”iniz bile hüzünlenmez ardımdan

gitmeliyim o yağmurlar dinmeden
çekip gitmeden rüzgâr o düş sağanaklarından
bırakın yüreğimi aşklar böyle yaşanmaz
yaşanmaz keder bile sırılsıklam olmadan

Ayten Mutlu
-Kül İzi-

(C) Adem Karaduman..

BİR İSYAN TÜRKÜSÜ – Ayten Mutlu

26229875_1751407921535995_7043944300468080568_n

ben kadınım
hani şu bildiğiniz
ve de bilmediğiniz
kimi şeytan, kimi melek
kimi çiçek, kimi koyun
etinden, sütünden derisinden
al nakışlı gömlek edip giyindiğiniz

aklı kısa saçı uzun
sokakta mutfakta yatakta
elinizin altında
gönlünüzce ektiğiniz biçtiğiniz
tarla
tepesinde tepe tepe
tepindiğiniz
eksik etek
kiminizin anası
karısı kiminizin
ya da orospunun teki

çağlar boyu diri diri mezara gömdüğünüz
uğruna öldüğünüz
mülkünüz cariyeniz
taşa tuttuğunuz
aldığınız sattığınız
kanatmayı erkeklik saydığınız
kadın

söylenmemiş ilahi
okunmamış bir kitap
sayfaları lime lime, yaprakları sararmış
kapağında karanfil suretleri
kenar süsü boynunu eğmiş sümbül
hüznün rengini almış

cinselliği günahın öbür adı
sevinci ayıp
yasaklarla tabularla
peçelerin karasına boyanmış

ben kadınım
ıslah olmaz günahkârı bütün dinlerin
tanrım, babam, kocam
efendilerim

menekşeyim dikenli tarlalarda
saksılarda fesleğen
dalları kafesli camlara tutsak
dikenli tellerin ardına sürgün
bin yıllardır işgal edilmiş toprak

anayım ben
ak sütüyle eşkiyalar emziren
gecenin kovuğunda söylenmemiş türküyüm
bir ağıt çiçeğiyim hoyratça örselenmiş
sevdalarda yediveren gülüyüm

ak yazmada kara yazı
buyurmuşlar ele varmış
doğuramamış yarımsanmış
kız doğurmuş ele salmış
oğul demiş yele salmış
ağıtların tüneğinde
iki eli böğründe kalakalmış

deprem sessizliğinde yüreğimin
nakış nakış ilmek ilmek ördüğüm
o dilsiz isyan
bin yıllarda kördüğüm

ben kadınım
sabır taşı, öfkelerin çatlatamadığı
bütün günahlar benden sorulur
ben öderim diyetini bütün dinlerin
kına rengi kan içinde ellerim

erkeğim yılkı atı uzun kış çağlarında
bense bulgur aşı yoksul evlerde
sade suya tarhana
gül reçeli konaklarda
saraylarda gül kokulu cariye

yaşanacak yazgısıyım tarihin
zaman zindanlarına açılan tek pencere
kanayan serüveninde insanlığın
benim dışlanmışlığım
yoksulluğu hayatın

uzun uykularda yorulduk
uzun acıktık insan olmaya
sustuk, sustuk
sizin tanrılığınız yüzünden
insanlığımızı unuttuk

yorgunum
horlanmışım
cahilim
ağlamak biraz da savrulmaktır bilirim
gücüm kendime yeter
gökyüzü biliyor, taşsa da öfkem
döner namlu döner bıçak
beni vurur yüreğimden

gece iner
devriyeler kol gezer sokaklarımda
yaralarım dil vermez
erkeğim el vermez, kaygıları diz boyu
yalnızlık
paslı bir demir kapıdır duvarlarımda

ah, bu karanlık, saçlarıma dolanan
bu ceylan, dizleri kan içinde, kimsesiz
uzun uykularım, sanrılar, karabasanlar
aldatılmışlığım
vurun kahpeye vurun vurun
vurun zeytin dallarına
kurutun

selam olsun size yedi erenler
erenleri çağımın, okumuşları
insana gül yaraşır diye gülün yoluna
kalem kuşanmışları, baş koymuşları
duyun beni
yürünecek yollarım var, yollarınıza varan
hallerim var, hallerinizden yaman
gümbür gümbür yüreğim, ayaklarım acemi
önümü kapatmayın
yollarıma durmayın
uçmaya varıyorum, kanadım ürkek
kanadımı kırmayın

yeter
yeter artık, ödedim diyetini her gülüşümün
ertelenmiş aşklarım var yaşanacak
şarkılarım, söylenmeye beni bekleyen
sesim gür bir kaynak gibi çağıldayacak
ve ellerim
bir olup ellerinle
hayatı
yeni baştan kuracak

Ayten Mutlu
1991
-Seni Özledim-

 

SEVDİĞİNİ DÜŞÜNMEK – Ayten Mutlu

26112464_1750572891619498_6214301234820120167_n

havuzlu bir bahçede
rakı içmek gibi bir şey sevdiğini düşünmek
hapisten yeni çıkmış bir dostun
yanındaki iskemlede gülümseyen solgun yüzüne
dokunuvermek

düşünmek sevdiğini
çakıllara söylediğin o eskimeyen şarkı
yüreğinin en sıcak vuruşuyla
tutuşturmak sönen bir kıvılcımı

kaybolmuşken karanlığın içinde
çamurlarda bulduğun o yaralı kuş
yanıveren ışıklar uzak bir pencerede
yorgun ayaklarında düzlüğe varan yokuş

kalabalık sofralarda yerinin ayrılması
yalnız sana söylenmiş günahların
ağırbaşlı suskusu
akbardaklar kar altında uyurken
saçaktaki rüzgârın uğultusu

sevdiğini düşünmek
çekivermek denizden balıklı bir oltayı
çocukluğun gökkuşağı uçurtmasıyla
yakalamak en uzak yıldızları

tek başına bile kalsan yorgun kalabalıkta
bilmek haklı olduğunu
upuzun bir kavgada

ve anlamak ki sevmek
ilk ılık esintiye çiçeklerini açan
erik ağacı gibi
kuşkusuz ve kaygısız
yüreğini serivermek
hayata

Ayten Mutlu
-Kül İzi-