GÖZLERİM – Nazım Hikmet

GÖZLERİM

Mavi şimşekleriyle elektrikleşen
mavi gözlerime
iki lastik çizme geçirdim.
Yolladım
onları
Anadolu’ya.
Gittiler,
geldiler.
Geldiler fakat nasıl?
Lastik çizmeler
dizlerine kadar batmış çamura.
Mavi gözlerim
iki isli lamba gibi kapkara olmuş.
Ben hemen
batırdım diş fırçamı
sıcak kanlı beynime
gözlerimi
fırçaladım.
Onlar
iki kırmızı fener gibi
parladılar.
Şimdi benim
mavi gözlerim
kanlı.
Şimdi işte
kızıl bir perde önünden nasıl kaçarsa bir boğa
beni gören her burjuva
öyle kaçıyor.

Nazım Hikmet
1922
-İlk Şiirler-

OLMA MAĞLUP! – Nazım Hikmet

OLMA MAĞLUP

Galipleri herkes sever
Mağlûplardan nefret eder
Haklı haksız olsun mağlûp
Yine herkes nefret eder
Onun için ey vatandaş
Hiçbir zaman olma mağlûp
Yürü yürü dağ deniz aş
Hiçbir vakit dönme geri
Zira mağlûpların yolu geri
Anla bunu ey arkadaş
Mağlûplara ölmek iyi
Onun için ey vatandaş
Hiçbir zaman olma mağlûp

Nazım Hikmet
1914
-İlk Şiirler-

Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET

***
Şafaklar sarmadan dağları
Işıklarla sular tutuşmadan
Ağları çek, ağları.
Çarpsın karanlıklarla
Dolsun kayıklarımız
Pul pul yanan balıklarla.
Şafaklar sarmadan dağları
Çocuklar çekelim biz ağları.

Nazım Hikmet
1929, İstanbul

NASILSIN? – Nazım Hikmet

İRFAN EMİN Kösemihaloğlu NAZIMIN AVUKATINA YAZDIĞI AKROŞTİŞ

~İrfan Emin’e akrostiş~

İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar…
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni ne soran…

Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu…
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın.
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli
Nasılsın?..

Nazım Hikmet
Bursa Hapishanesi,
15.10.1933

~~ Nazım’ın Savunma Avukatlarından İrfan Emin Kösemihaloğlu ..

YÜRÜYEN ADAM – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET YÜRÜYEN ADAM
 
Alnı yukarda
kırmızı boyun atkısı rüzgârda,
yürüyor.
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
yürüyor…
 
Rüzgâr deniz gibi köpürüyor
esiyor deniz rüzgâr gibi.
Akıyor iki yandan ışıklar
düşen yıldızlar gibi.
 
Sesler geliyor derinden
kalbin uzak sahillerinden:
-Nereye gidiyorsun yavrum benim nereye?
Dön sevgilim,
dön kardeşim,
dön evimin erkeği, dön geriye..
 
Yürüyor o
ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.
Yürüyor o
gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak.
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
yürüyor…
 
Kimbilir
belki bir daha sokmıyacak parmaklarını
dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına,
ve belki bir daha altında yatıp
güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi bakmıyacak
gürgen ağaçlarına…
 
Yürüyor o, yürüyor.
Açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları.
Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları.
Kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık..
 
İşitmiyor artık
hep ayni tahta masanın başında akşamlıyan
hasta topal dostların
kalbe karanfil ruhu gibi damlıyan
sözlerini
 
Çıplak
iki bıçak
gibi çekmiş yüzünde gözlerini
yürüyor, düşmana doğru.
YÜRÜYOR ADIM ADIM
YÜRÜYOR AĞIR AĞIR
YÜRÜYOR…
 
Nazım Hikmet
1929
-835 Satır, Şiirler 1-

YAĞMUR – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET YAĞMUR

Yağmur serpeliyor… Yağmur değil bu,
Teselli yağıyor sanki göklerden.

Allahın kalplere baktığı yerden
Yağmur serpeliyor… Geceler serin,
Zulmeti şifalı şimdi göklerin…
Geceler kalbime daha çok yakın!
Geceler, bu yaşlar dinmesin sakın,
Gönülden muhtacım serinlemeğe,
İçimden silkinip bir “Oh!” demeğe…

Göklere çevrilen alnıma yer yer,
Batıyormuş gibi soğuk iğneler,
İnce damlalarla yağmur düşüyor,
Bir “Oh!” diyemeden kalbim üşüyor…

Yağmur serpeliyor… Yağmur değil bu,
Kalbe dert yağıyor sanki göklerden…

Nazım Hikmet
1921
-Sağlığında Yayınlamadığı
Eski Biçimli İlk Şiirleri-

BİR DAKİKA – Nazım Hikmet

nazim-hikmet-bir-dakika

~ Sevgili Yusuf Ziya’ya

Deniz durgun göl gibi, gitgide genişliyor
Sular kayalıklarda nurdan izler işliyor,
Engine sarkan gökler baştan başa yıldızlı..
Şimdi göğsümde kalbim çarpıyor hızlı hızlı.

Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya
Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya
Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor
Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor

Yakın olayım diye bu gökten gelen ize
Öyle eğilmişim ki kayalardan denize
Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi
Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi

Bilemem nasıl oldu geldi ki öyle bir an
Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan
Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim
Doğruldum atılırken bir dakika titredim

Bir dakika sonsuzluk doldu taştı gönlümden
Bir dakika bir ömrü kurtarmıştı ölümden.

Nazım Hikmet
1920
-İlk Şiirler-

YAŞAMAK KASİDELERİ I – Nazım Hikmet

nazim-hikmet-yasamak-kasideleri
 
Dağıldı birdenbire
alnına düşen saçlar.
Birdenbire toprakta bir şeyler kımıldadı.
Bir şeyler konuşuyor
karanlıkta ağaçlar.
Çıplak kolların üşüyecek
 
Uzaklarda
görmediğimiz bir yerde
ay doğuyor demek.
O daha yapraklardan inip
senin omzunu aydınlatarak
gelmedi bize kadar.
 
Rüzgâr çıkar ay doğarken.
Ağaçlar konuşuyor.
Kolların üşüyecek.
 
Yukardan
karanlıkta kaybolan dallardan
bir şey düştü ayağının dibine.
Sokuldun bana.
Çıplak etin tüylü bir yemiş kabuğu gibi elimin altında.
Ne bir yürek türküsü, ne “aklı selim “,
ağaçların, kuşların, böceklerin önünde,
karımın eti üstünde
düşünüyor elim.
Bu gece elimin
okuyup yazması yok.
 
Ne sevgisiz, ne sevgili…
Su başında bir parsın dili
bir asma yaprağı
bir kurt pençesi gibi o.
Kımıldamak, nefes almak, yemek, içmek.
Toprağın altında çatlıyan bir çekirdek
gibi elim.
Ne bir yürek türküsü, ne “aklı selim”,
ne sevgisiz, ne sevgili;
Karımın eti üstünde düşünen:
ilk insanın eli.
Toprakta suyu bulan bir kök gibi, o
diyor ki bana :
“Yemek, içmek, soğuk, sıcak, kavga, koku, renk,
ölmek için yaşamak değil,
yaşamak için ölmek…”
 
Ve şimdi ben
Yüzümde dolaşırken dişi kırmızı saçlar
toprakta bir şeyler kımıldanır,
bir şeyler konuşurken karanlıkta ağaçlar,
ve uzaklarda
görmediğimiz bir yerde ay doğarken,
elim, karımın eti üstünde
ağaçların, kuşların, böceklerin önünde,
yaşamak denen şeyin,
su başındaki parsın, çatlıyan çekirdeğin,
ilk insanın hakkını istiyorum…
 
Nazım Hikmet
Yedi Gün, 1937
-Şiirler 4-

KORKU – Nazım Hikmet

nazim-hikmet-korku

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
kartal kanatlı kanaryam
inci dişli zenci kardeşim
türkülerimizi söyletmiyorlar bize.

Korkuyorlar Robeson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar
yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad’ınız vardır, elbet Robeson, adı ne?)
tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine
ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten,
korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar Robeson.

Nazım Hikmet
1949
-Yatar Bursa Kalesinde-