HASRET – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET HASRET Dani Turnšek Photography

Yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

Nazım Hikmet
6 Temmuz 959
-Son Şiirleri-

 

(c) Dani Turnšek ..

TUNA ÜSTÜNE SÖYLENMİŞTİR – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET TUNA ÜSTÜNE SÖYLENMİŞTİR    TUNA NEHRİ

Gökte bulut yok,
söğütler yağmurlu,
Tuna’ya rastladım,
akıyor çamurlu çamurlu..
hey Hikmet’in oğlu, Hikmet’in oğlu!
Tuna’nın suyu olaydın,
Karaorman’dan geleydin,
Karadeniz’e döküleydin,
mavileşeydin, mavileşeydin, mavileşeydin
geçeydin Boğaziçi’nden,
başında İstanbul havası,
çarpaydın Kadıköy iskelesine,
çarpaydın, çırpınaydın,
vapura binerken Memet’le anası

Nazım Hikmet
1958
-Yeni Şiirler/Şiirler 6-

GÖZLERİMİZ – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET GÖZLERİMİZ

Gözlerimiz
şeffaf
temiz
damlalardır.
Her damlada
demire can veren dehamızın
bir küçücük
zerresi vardır..

Şeffaf
temiz
damlalarıyla gözlerimiz
bir umman içinde o kadar birleşti ki,
kaynıyan suda buzu
nasıl eritirsiniz,
işte biz de
birbirimizde
öyle kaybolduk.
Yükseldi gözlerimizin şaheseri
demire can veren dehayı bulduk.

Şeffaf
temiz
damlalarıyla gözlerimiz,
bir umman içinde birleşmeseydi eğer,
her zerre
dağılsaydı başka bir yere,
dinamolarla türbinleri çiftleştirerek,
çelik dağları suda kof bir kelek gibi döndüremezdik..
Ve gözlerimizi yakan
gecenin ateşini
şamasız kibrit gibi söndüremezdik..

Nazım Hikmet
1922
-835 Satır/Şiirler 1-

BİR ŞEHİRDE TIRAMVAYLARLA YAPILMIŞ GECE GEZİNTİLERİ ÜSTÜNE – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET

İhtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda dördümüz konuşmadan yan yana yürüyoruz
her birimiz tek başına yürüyor ama yan yanayız
neler vermezdik işitmeyelim diye birbirimizin ayak sesini
acıyoruz sövüyoruz birbirimize içimizden ama birbirimizi sevmiyoruz çünkü inanmıyoruz birbirimize
neler vermezdik bir dörtyol ağzına varıp sapabilelim diye bir anda dört ayrı sokağa ama içimizden biri ölse kalanlar sevinir mi bilmiyorum
ihtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda dördümüz konuşmadan yan yana yürüyoruz
geceleri tıramvaylara biniyoruz nerelere gittiklerini bilmediğimiz tıramvaylara
üçer vagonlu geniş temiz tıramvaylar bizi korkunç gıcırtılarla bir yerlere götürüyor geceleri
yanmış duvarlar çıkıyor karşımıza ansızın ve sokak fenerlerinin ışığında yürüyor üstümüze yüksek ve inatçı yürüyor
pencereler çıkıyor karşımıza ve geliyor bize doğru yığınla ve birbirini çiğneyerek camsız çerçevesiz ve odaların insanların değil boşlukların pencereleri
kanatsız kapıların hiçbir yere açılmayan kapıların önünden geçiyoruz
sarı pazubentleri üç noktalı adamlar tıramvay bekliyor kaldırımlarda
ucu lastik bastonlarına dayanmışlar
dilsizlerin çoğu sağır mı bilmem ama körlerin çoğu bakar kör ve tıramvayların ışıkları düşüyor açık gözlerinin içine ama onlar gözlerinin içine ışık düştüğünün farkında değil
yaşlı yorgun kadın biletçiler bindiriyor tıramvaylara körleri beni elimden tutup yumuşacık yerden kaldıran kadınlar
çoğunuza bir kaç şiirden başka bir şey veremedim
biraz da keder belki
hepinize minnetliyim
yangın yerlerinin karanlıklarını geçiyoruz
barok sarayları yıkılmış alanları geçiyor tıramvaylar ve yanmış yıkılmış taşlar birbirine benzediğinden başımız dönüyor hep aynı yerde dolanıyoruz
delik deşik olmuş bu şehir başka şehirleri yıkmağa yolladığından askerlerini
ben yerle bir edilmiş şehirler gördüm askerlerini başka şehirleri yıkmağa yollamışlardı başka şehirlerin askerleri yerle bir etmişti onları
ve şehirler gördüm hazırlıyor askerlerini başka şehirleri yıkmağa yollamak için ve kendileri yıkılmak için
kemancılar biniyor tıramvaylara keman kutuları koltuklarında ve kederli uzun saçları gizleyemiyor dazlaklıklarını
bu ağustos dünyanın son ağustosu mu diye sordu kemancılardan biri bilmediğim bir dille biletçi kadına
tramvayların sahanlıklarında öfkeli delikanlılar duruyor
öfkeleri neden kime kendileri de bilmiyor sanırım
güzelim havana’da şimdi saat kaçtır gece midir gündüz müdür
genç kızlar iniyor tramvaylardan
bacakları gayet biçimli
olduğum yerde oturup kımıldamadan arkalarından gidiyorum ve taş köprünün altında ağızlarının sıcaklığını duyuyorum yüzüme yakın ve başımı çeviriyorum nerde olduğunu bile bilmediğim genç bir kadın dokunuyor omuzuma
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
ak boynu uzundur yuvarlaktır
duraklarda kara hasır şapkalı korkunç kocakarılar birbirlerinin elinden tutup geçiyor tıramvay yolunu
sağımda oturan adam gömüldü kendi içinde yitirdi kendini
yine kederli dalgalara düştü sağımda oturan
ve ben biliyorum kocalmak bu işle başlar
ve lâkin elimde değil kederli dalgalara düşmemek
ve ben biliyorum kocalmak bu işle başlar
yine kederli dalgalara düştü sağımda oturan

deponun kapısında indik son tıramvaydan
yaya dönüyoruz
dördümüz
ihtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda

ortalık ağarıyordu otele vardığımızda
odamızda radyoyu açtık
kosmos gemilerini anlatıyor.

Nazım Hikmet
3 Eylül 1961
-Son Şiirleri-

Nazım Hikmet..

NAZIM HİKMET
***
Fasulya gibi yaşıyorum son zamanlarda
kuru fasulya gibi
kuru fasulyanın pilakisi yapılır
benden o da yapılmaz.

31 Mayıs 1962, Moskova

***
Yoruldun ağırlığımı taşımaktan
ellerimden yoruldun
gözlerimden gölgemden
sözlerim yangınlardı
kuyulardı sözlerim
bir gün gelecek ansızın gelecek bir gün
ayak izlerimin ağırlığını duyacaksın içinde
uzaklaşan ayak izlerimin
ve hepsinden dayanılmazı bu ağırlık olacak.

31 Mayıs 1962, Moskova

Nazım Hikmet
(1902-3 Haziran 1963)
-Son Şiirleri-

CEZAEVİNİN 56. AKŞAMINDA – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’in ilk kez yayınlanan bir yazısı.

“Cezaevinin 56. Akşamı”nda yazıldığı belirtilen metin, Nazım Hikmet’in 17 Ocak 1938 gecesi gözaltına alındığı düşünülürse, elli altı gün sonra, 14 Mart 1938 günü yazılmış olmalı. Ozan, o sırada Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevinde tutuklu olarak yargılanmayı bekliyordu.

-Sözcükler D. Mayıs-Haziran 2011-

nazım hikmet

nazım hikmet 3

nazım hikmet 2 (2)

 

 

 

1 Ekim 1945 – Nazım Hikmet

nazım hikmet 1 ekim 2945

Dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de
Birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı…

Nazım Hikmet
-Piraye için yazılmış
Saat 21-22 Şiirleri-