AYNALAR PAZARI – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ AYNALAR PAZARI

Cehalet bitti şükür! Bilgiyle bilgisizlik arasındaki o anlamsız ayrım kalktı! Artık herkes her şeyi biliyor. Artık herkes kendini şehvetle seviyor. Kaldıysa bir huzursuzluk, o da bilmeyenlerin bilenleri küçümsemesinden başka bir şey değil! Herkes bilgi zehirlenmesinden ölecek! İki söz arasında kir-çapak, aksırık-tıksırık, toz-pas gibi sesler duyulsa da, herkesin siyasetten iklime, aşktan ölüme, hukuktan petrole, karıncalardan kutuplara… büyük düşünceleri var! Hatta şiir, müzik, resim… bilmek ne, hepsine kendi yüksek seviyelerinden sözler, sesler, renkler ekliyorlar. Öyle yüce gönüllü ki herkes, kimse dehasını esirgemiyor. Özel gazeteleri, televizyonları, sayfaları var! En az bir milyon fotoğrafını görmedikleri kimseyi önemsemiyorlar! Bazıları “bu bir pornografi” dese de, onlara göre bu içtenlik. Hatta eşitlik. Dürüstlük. Belki biraz yalnızlıktan söz edilebilir ama dünyanın kendilerinden yapıldığını hemen görüyorlar. Yedi milyar yalnızlık olur mu hiç?..

Şükür cehalet bitti! Kimse okumuyor, herkes yazıyor. Kimse öğrenmiyor, herkes biliyor. Kimse susmuyor, herkes konuşuyor. Kimse çekilmiyor, herkes ortada. Kimse kederlenmiyor, herkes şenlik. Kimse yere bakmıyor, herkes gökyüzü. Kimse sevmiyor, herkes arzu ediyor. Kimse gözyaşı değil, herkes küfür. Kimse eşik değil, herkes ufukların ötesi. Kimse gölge değil, herkes ışık.

Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti.

Bir aynalar pazarı ki, yaşıyoruz işte…

Şükrü Erbaş
2017
-kuş uçar kanat ağlar-

Yalnızlık Heceleri – Şükrü Erbaş

02 By Pretty

21.

Kendini seven insanların güzelliği ile konuşacağız. Kimsenin sevgisi kimseye bağış olmayacak. Dünyanın bütün dillerinden şarkılar okuyacağız. Bütün dillerin acısını, sevincini canımızda duyacağız. Şarkılarımıza toprak katılacak; taşlar dinginliğini verecek sesimize; gökyüzünü binlerce kanatla donatacak gözlerimiz. Irmaklar yalnız dışımızdan akmayacak. Doğadaki her varlık kendi mucizesine katacak bizi. Akşamlar ikinci güneş olacak sokaklarımıza. Ellerimiz kimseyi yalnız bırakmayacak. Çocuklarımız bir daha doğuracak bizi. Tek yalnızlığımız aşk olacak. Erkeklerimiz sabahtan dingin; çaresizlik kadınlarımızı terk edecek. Bütün bir ülke özür dilemeyi öğreneceğiz. Lunapark palyaçolarından başka üniforma kalmayacak dünyada. Güzel anılar kadar güzel olacak ölüm…

‘Arabasını yıldıza bağlamış’ birisinin yalnızlıklarımı bunlar? İyimserlik mi? Bir kalabalık reddiyesi? Uyumsuzluk kışkırtıcılığı? Bir devrim taslağı belki; bir eşitlik tasarımı. Bir hayal denemesi, güven duygusu için. Kolay ve küçük şeylerin rahatsızlığı. Bencilliği utanca çevirme girişimi. Gelecek zamanlar kalbinin acemi fotoğrafı. Başkalarına paylaştırılmış yüzlerce ‘ben’ sevinci. Bir ironi, gücün boyalı şiddetine. Sınırları küçümseme zenginliği. Ait olma duygusu ile aykırılığın birbirini sevmesi. Büyüklenmenin küçük düştüğü bir genişlik. Başarının hasat şenliği..

Yalnızlık… Seni bir gün biz seçeceğiz. O zaman güzel olacaksın.

Şükrü Erbaş
-yalnızlık heceleri-

Yalnızlık Heceleri – Şükrü Erbaş

Yvonne Butler..
35.

Bütün ayrılıklarımı alır gelirim. Ev bir tenha söz. Eşyalar ıslık çalar. Bir genişlik umarım. Hayalsiz olmuyor. Zaman büyük simyacı. Hatıralar bile hayal. Ağaçların ışıklarını toplayıp çekilir güneş. Ölüm değil müşkül, zaman acısı. Yaşamasam nereden bilecektim. İnsanlardan üzgün düşmenin uzağıyla bakarım. Henüz mağrurdur yalnızlık. Yüksek seslidir. Kalabalığa inanır. Gölgelerini okurum. Herkes aynasını ters yüz edip çıkmıştır. Oysa orada birikecektir yaşama tutkusu. Öğrenmek çoğa varır. Bir gamze göllenir, göllenir. İçinde topuklar döner, saçlar titrer, sesler köpürür. Ayaklanmış kuyudur ağızlar. Gövde, dünya kesilmiştir. Kimseler görmeden toplarım cesedimi. Bir merhamet duygusuyla iner akşam. Bütün incittiklerim kalbimdedir. Uzak yoktur. Ölüm de bir zamandır. Dönerim..

Şükrü Erbaş
-Yalnızlık Heceleri-

 Görsel : Yvonne Butler..

TANRIM, NASIL – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ TANRIM NASIL

Caddeler bu yükü nasıl kaldırır tanrım
Bu kalabalık fazla
Bu akşam fazla
Bu yağmur fazla

Odalar Tanrım nasıl dayanır bu boşluğa
Akşamlara kadar
Sabahlara kadar
Uzaklara kadar

İnsan sevgisiz tanrım nasıl yaşar
Bunca arzudan sonra
Bunca büyüden sonra
Bunca gözyaşından sonra

Zaman tanrım nasıl büyütür bizi
Güzellik olmasa
Yalnızlık olmasa
Unutmak olmasa

Ölümü insan nasıl kabul eder tanrım
Ağaçlar yaşarken
Bulutlar yaşarken
Çocuklar yaşarken

Şükrü Erbaş
2017
-kuş uçar kanat ağlar-

Görsel: Josh Adamski..

Çerçevesiz Fotoğraf – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ ÇERÇEVESİZ FOTOĞRAF

Kendine zehir cümlesiyim kalbin
Parmaklar, alın kırışıklığı, yere düşen yüz

Ben çok gider az gelirim kalabalığa
Korurum yalnızlıkta sözlerimi

Çekiyorum çerçevesiz fotoğrafımı
Ey gizimi mülk edinmek isteyen dünya

Ne payım var ömrünüzde bir şarkıdan fazla
Mezarını ağzında gezdirenler

Şimdi evlerin birinde eşyalar Leyla’sı
Demiştim o çocuğa, adil değil hiçbir yakınlık

Seni kim öğretti bize ey güvenlik duygusu
Herkes gövdesine borçlu ölüyor

Ben giderim denizlere ki bir dar zaman
Ne kadar genişlerse odalar ve asfalt

Binlerce eşik saçımızdan tırnağımıza
Kötü bir geçmiştir hayal diye tutunduğumuz

Geçtim pervasız mevsimini konuşmanın
Unutarak kuruyorum ömrümü

Bu kaçınce öğrenişim seni pişmanlık
Herkes nasıl bir seferde biliyor

Narhı yok saygımın
İç sesiyim bu pazar yerinin

Sussam ikrar söylesem kusur
O yanlışım kalbin cümlesine dokunan

Şükrü Erbaş
2001
-Üç Nokta Beş Harf-

 

AYRILIK NE KADAR UZAK – Şükrü Erbaş

AYRILIK NE KADAR UZAK - Şükrü Erbaş

Balkondasın
Hemen önünde tül perdenin
Denizin ve güneşin şölenini
Tamamlıyor yüzün.
Usul bir rüzgâr çoğaltıyor saçlarını
Ürperiyorsun;
Bir hazine avcısı dilim ensende
Göğüslerinden süzülen sular
Deltalar oluşturuyor iç denizlerine.

Teri kurudu çarşafların, diyorum
Mutluluk öyle gülümser ancak
Köpük köpük dönüyorsun
Sesin zamanın ötesini gösteriyor:
-En büyük hazinesi gövdedir aşkın.
Deniz, güneş ve rüzgârdan
Bir yataktayız
Yeniden…

Kalırsa bu yaz kalacak ömrümden
Ayrılık ne kadar uzak…

Şükrü Erbaş
1996
-Kül Uzun Sürer-

 

YAZIYORSUN YA… – Şükrü Erbaş

Parmakları bileklerinden uzamıyordu da omuzlarından dökülüyordu. Bir ay gölü, indiği yamaçları yanlız bırakarak unutulmuş bahçemize boncuklu zamanlar getiriyordu. Biz bir daha bakıyorduk uzaklara. Al yeşil bir şıvga, ormanı gamzelerine dolmurmuş güneşe uzanıyordu. Gözyaşı harfleriyle bakıyorduk. Çırpınıp döndüğümüz çöl de bakıyordu bizimle. Sessizlik usulca kirpikleniyordu. Börtü böcek dünyamıza yürüyordu. Sonra ardından saçları indi uykularımıza. Saçları boyundan uzundu. İncecik bir duaydı. Sonsuzluk çarpıntısıydı. Soluğumuza kırmızı düğümler atıyordu. Kâkülleri ırgalandıkça ağzımızdan topuklarımıza bütün sevda masalları yürüyordu. Tozlu bir beşikte bir çocuk, yüzünde bir gökkuşağı, yeniden doğuyordu. Gökkuşağı pembeydi, çekinikti, erkendi, gecikmişti. Bir salkım arzuydu. Bir yalnız uykuydu. Hazların lal oyuklarında* binlerce yıldız binlerce puhu, binlerce gözyaşı… çocuk birden yaşlanıyordu. Kâküller ana rahmine çekiliyordu. Kâküller çekilmiyordu da, güzellik gövdemizde taşa dönüyordu.

Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey anıların dalsız gölgesiz günbatımı… bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine.

İlk acı değilsin, dedim. Son acı da olmayacağım, dedi. Sevmenin ötesini görmek istemiştim, dedim. Oradan geliyorsun, dedi. Sözcüklerden duvar örülmezmiş** dedim. Kurduğu konaklarda insanlar kendini seviyor, dedi. Yalnızlık hiç geçmiyor, dedim. Yazıyorsun ya, dedi.

Şükrü Erbaş
2017
-kuş uçar kanat ağlar-
* Cemal Süreya
**Plutarkhos