adım metin olsun – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ADIM METİN OLSUN

Hadi gel birlikte yazalım bu şiiri
adım metin olsun bu kez benim de
hadi benim sesimle ama senin hüznünden
hadi benim acımdan ama senin sesinle birlikte
söz edilsin bu şiirde

Birlikte yazalım hadi ölüme karşı
konuşalım bir yürekten hadi bir ağızla
kimse ayırt etmesin kimin söylediğini
nereye kadarı benim nerden sonrası senin
kıvrıla kıvrıla yanan bir kağıtta

Değdirir değdirmez kanatlarını yüzüme
senin kaşlarında yuva kurmuş sorular
hadi gel bir yangın öksüzlüğünün ardından
kalan külü bile tanımayan çocuklara
nasıl anlatırızı konuşalım susmak yerine

Nasıl direnirizi elimize bir gül almadan
bir sözün içinden geçen kıvılcımları
nasıl taşırızı konuşalım herkes sussa bile
bir külden nasıl dirilirizi bir şiirle
ne kadarını kimin söylediği belli olmadan

Her dizeyle biraz daha ilerlesin bu çerçeve
her sözcük bütünlesin içine konan resmi
hadi benim yüzümle ama senin kanatılmış yazgın
hadi benim bitimsiz özlemim ama senin yüzünle
birlikte dile gelsin bu resimde

Kemal Özer
-Temmuz İçin Yaralı Semah-

sözcü – Kemal Özer

sözcü - Kemal Özer (2)

Soruyorsunuz değil mi?

Bir yanda
kılıç gibi keskin bir acı,
bir yanda
her şeyi kemiren bir dünya.
Öyle keskin bir acı ki
sizi yaraladığı gibi
neden yaralamasın dünyayı,
durdurmasın zamanı bir vuruşla!

Soruyorsunuz değil mi?

Kemal Özer
-Oğulları Öldürülen Analar/
sahne şiirleri (1995)-

bir mayıs günü – Kemal Özer

1989

İçimizdeki bu utanç,
avuçlarımızdan birinde tuttuğumuz para,
kulaklarımıza çarpan sözcükler,
bu kaygan dünya, her şeyin eridiği bu Mayıs günü,
öfkeyle umutsuzluk, acıyla ölüm
kuşkuyla döneklik yan yana,
satıyorlar günün bütün seslerini,
sermişler kaldırımlara.

İçimizdeki bu uğultu
bakarken çocuklarımızn yüzüne,
titreyişi, uzatırken, ellerimizin,
bu kimseyi bağışlamayan duygu;
ardımızdan geliyor nereye yönelsek,
giriyor otobüslerden içeri,
yapıların tırmanıyor üst katlarına,
bu vakitsiz şafak, gece yarısı,
yürekleri dağlayan bu aydınlık.

Dolarken damarlarınıza bir anda
birlikte yürümenin coşkusu,
yaşamı bilinçle kavramanın
parlaklığı vururken alnınıza,
ne kadar biçerlerse biçsinler
umut daha gür sürecektir.
Hiçbir şeye yenilmediğini inancın
kim daha güzel anlatabilir
onurla söylenen bir türküden?

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği(1989)-

Yarına Selâm – Kemal Özer

KEMAL ÖZER SEVDALI BULUŞMA

Bir gün – oradaydık diyelim bu dünya konuşulursa
ışığını bizden de aldı, bizim birbirimize uyanan bakışımızdan

Bir soluk – diriltti diyelim solgun bir yazgıya dokununca
bizden de geçti, bizi tanımayan o alev titreşimli hızdan

Bir mektup – yazılmış diyelim prangalar eskitmenin soğuğunda
bizden de bir damla, her satırında bir damla direnen sabrımızdan

El ele tutuştuk sevgilim, bizi de sınadı bilenmiş orağıyla
emek kardeşliğinin rüzgârı bir daha eskimedi alnımızdan

El ele yükseltilen bir doruk – tekili taşırmak için çoğula
yeryüzü kalabalığına varmak için kabuğunu kıran yalnızdan

yeni bir renk katmak için her yağmur sonrası gökkuşağına
kıvılcımlar saçan çeliğe su vermek için gözyaşımızdan

yaşamı düğüne dönüştürmek, hak edilmiş mutluluğa
bir gelin ışıltısı devşirmek için yüreği aşılı kızdan

Hepsini bizde bir araya getirdi bu sevdalı buluşma
yarına bir selâm, kızıllığı yıllar sonra da ışıyacak yıldızdan

Kemal Özer
-Sevdalı Buluşma (2005)-

yıl biterken bir soru -Kemal Özer

83236207_2956126091064166_7767396583280214016_o

31 Aralık 1973

Bir soru kanırtıyor dudaklarımı
sabahtan akşama sormayı düşündüğüm.
Duruşmada değil miyiz kaç yıldır?
Ağaçlar, günışığı, gökyüzü, deniz
duruşmada değil mi sabahtan akşama?

Duruşmada değil mi sofrası, tezgâhı, harmanı
beslediği umut, devşirdiği sevinç insanın
inanmak güzel günlerin geleceğine ve istemek
akıtılan ter, dökülen kan, duruşmada değil mi
düşünen beyin, oluşan bilinç, çarpan yürek?

Bütün sokaklar kentlerde, kaç yıldır
sokaklarda bütün evler, evlerde bütün çocuklar
çocuklarda bütün yarınlar çağrılı değil mi
yeniden başlamıyor mu hepimiz için
her sabah bu duruşma?

Bir tepeden kente baktığımda
nasıl görüyorum yaşadığımız günleri de öyle –
atılan imza, basılan mühür, yapılan işlem
o kadar okunaklı ki bu Türkiye sabahında

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin
Şiirleri (1974)-

bakıştan bakışa – Kemal Özer

81891350_2892200014123441_1086793705626533888_o

Vapurdayım. Yılın son günü.

Gecikmiş bir kışa haberci
ilk kuzey rüzgârı denizin üzerinde.
Giriyor bir uçtan, elinde orak,
—buğday tarlasına girer gibi—
çıkıp gidiyor ardında bırakarak
suskun yolcuların ne düşündüğünü.

Titreşiyoruz. Eli kulağında ilk karın.
Ve konup kalkıyor
bakıştan bakışa bir soru.
Yalnız karın mı?

Kemal Özer
-Araya Giren Görüntüler (1983)

zonguldak – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ZONGULDAK

Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.

Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.

Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda

ve adını değiştirdiler ülkenin.
Kemal Özer
-Onların Sesleriyle Bir Kez Daha
(1999)-

ikiye bölünmüştür dünya – Kemal Özer

 

stena-tekstura-fon-4350

Hemen tanıyorum nerede karşılaşsam,
bizim gibi takılıp kalmıyorlar dükkân camlarına,
durup da karşılıklı, yolun üstünde
arkadaşlarıyla konuşmuyorlar bizim gibi,
su içmiyorlar kırık bir sokak çeşmesinden
ya da gezgin suculardan bardağı on kuruşa.

Peynir ekmeğin yanına katıp yeşil soğanı
çökmüyorlar duvar gölgesine, ağaç altına.
Hele zamanı gelince, bizim gibi
dişlerinde deneyip dövüştürmüyorlar kırmızı yumurtaları.
Sıcaklar bastı mı, konu komşu bir olup
ne Gülhane Parkı’na koşuyorlar, ne Ahırkapı kıyılarına.

Hemen anlıyorum işitince seslerini,
zamanıdır deyip yollara düşmek gerekse
güvenleri yok iple sıkılmış tahta bavula,
gün ışığından korunmak için kaskete,
yemekleri götürüp getirsin diye sefertasına
iş tulumuna, şile bezinden gömleğe
güvenleri yok.

Bir tuhaf bakıyorlar nerede görseler
tavşanlara niyet çektiren birini,
bir parmağı ezilmiş, bir parmağı kıvrık kalmış birini,
iki polis arasında saçı kesik yürüyenlerden
camın kırık yerine kağıt yapıştırılmış evlerden
yazlık bahçelerdeki düğünlerden birini.

Duvar olsa yıkılırdı, diyorum, ara yerde
su olsa geçilirdi şimdiye kadar,
barışırdık bayramlardan birinde dargın olsak;
her şeyiyle ikiye bölünmüş demek ki dünya
bir yanında onlar yaşıyor günlük güneşlik
biz didiniyoruz öbür yanında, eli avucu boş.

Kemal Özer
-Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975)-