yan yana iki ülke – Kemal Özer

KEMAL ÖZER YAN YANA İKİ ÜLKE

Yan yana iki ülke gibiyiz seninle,
ayın önünden geçen bulut
önce seni karanlıkta bırakır sonra beni
senden bana eser, yerine göre,
yerine göre benden sana
şakaklarımızı serinleten rüzgâr.

İki kıyı gibiyiz karşılıklı,
hem ayırır bizi hem bağlar birbirimize
aramızda akan ırmak.
İki tarih sayfası gibiyiz art arda
birinde başlayan cümlenin sonu
ötekinde düğümlenir ancak.

Geldiği vakit hasat günleri
iki ayrı ağızda aynı anda
beliren bir gülümseme gibiyiz seninle
ve iki ter damlası gibiyiz alnında
elbirliği ile üretilip
kardeşçe bölüşülen bir dünyanın.

Kemal Özer
-Sınırlamıyor Beni Sevda/
Tanımlar-

yetmişbeşinci doğum yılında brecht’i anarken – Kemal Özer

KEMAL ÖZER 75 İNCİ DOĞUM GÜNÜNDE BRECHTİ ANARKEN
10 Şubat 1973

Yetmişbeş yıldan beri
her sabah yenilenen sesi Brecht’in
diyor ki şiirini okuyana;
Düşündürsün dizelerim seni
ama gevşetmesin!
Ben ne kadar yazsam
yazdığım için değil güzelliği geleceğin,
ancak sahip çıkarsan verir
devşirecek bir şeyler yaşam!

Her sabah yenilenen sesi
diyor ki Brecht’in:
İnandırsın dizelerim seni
ama aldatmasın!
Ayırma gözlerini kavgadan, bırakma tetiği,
kof olduğunu söylüyorsam karşındaki düşmanın
sen güçlü olduğun vakit koftur o
ve alnına yazıldığı için değil
iyi savaştığın için kutlayacaksın zaferi!

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiirleri-

otağ – Kemal Özer

otağ - Kemal Özer

sen benim korkum musun uyuyup uyanmayan
sorulsa nerden nasıl günlerin yatağına
düzelmez kıvrımıyla bir daha kalkmamanın
kaşlarını getiren çizilmiş bir adama
bir tutup bir çekerek yüzünü yargıçların

yüzünü sana borçlu her akşam bir kadının
korkuma çıplaklığı beyazlığı yakışan
sen benim dargınımsın sevişme otağına
babası aşk bıkkını annesi buzlu camdan
kaç kereler diz çökmüş diz çökmüş yalvarmaya

ya da bu ilk ölüsü elimdeki bıçağın
havamda kelimeler onun kelimeleri
bana da silâhı var ona gelen düşmanın
sen beni suya iten incecik yaz öğlesi
yangınını öğrettin açtığım her yaranın

sen bana bir yakınlık bir ateş yakınlığı
kendi kendine yanmış kimseyi ısıtmayan
desinler ona kaçtı bırakıp yalnızlığı
daha hiçbir kaçağın işlemediği suçtan
alarak şapkasını sonsuzluğa asılı

Kemal Özer
-Gül Yordamı-

 

 

 

 

ölümünün onuncu yılında nazım’ın şiirini anış – Kemal Özer

KEMAL ÖZER ÖLÜMÜNÜN ONUNCU YILINDA NAZIMIN ŞİİRİ

3 Haziran 1973

Korkmadan yazdı şiirlerini, sokağa çıkar gibi rahat,
ancak yalan söylemeyenler korkmaz rahat yazmaktan.
Sokağa çıkarken bildi karıştığını kimlerin arasına,
kimlerin yanında yer alacağını, kimlere karşı.
bildi bir kavgaya raslayınca kaçmayacağını,
güçlüyse bir yanı kavganın, bir yanı haklı
bildi yerini alacağını haklının yanında,
savaşacağını yılmadan, boyun eğmeden güçlüye.

Apaçık yazdı şiirlerini, bir avuç su içer gibi yalın
ancak haklı olanlar korkmaz yalın konuşmaktan.
Irmağa bakarken, dedi su nasıl her şeyi gösterirse
hangi kaynaktan çıktığını döküleceğini hangi denize
ağaç nasıl sererse gözler önüne tohumu ve çiçeği
duru olmalı öyle konuşulan söz de, eylem de.
insana aykırıdır çünkü doğaya aykırı olan,
çünkü engelleyen yok bulanıklıktan başka gerçeği.

Umutla yazdı şiirlerini sabahı bekler gibi doluyürek
ancak emek verenler korkmaz yarını beklemekten.
İçeri girerken düşündü bir gün açılacağını kapıların
toprakta tohum neyse insan odur dört duvar arasında.
ne çaresizlik yaraşır ona, ne eli kolu bağlı oturmak
yeter ki bilsin terden varılacağını mutluluk harmanına
bilsin girdi mi savaşa dayanmak gerekeceğini
güneşin er geç buluttan çıkacağını ihanet etseler de.

Verimli bir şafak dölüdür Nazım’ın şiiri
inmiş yeryüzü tarlasına insan dilinden
eğitir bilinç ocağında kiminin yüreğini,
kiminin ateş yağmurudur ter dökmeyen alnına

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiiri-

deniz orakçısı – Kemal Özer 

kemal özer deniz orakçısı

sor kendi kendine bir sabah,
av hazırlığına başlarken;
sulara kim salar ilk güneşi
sen kayığına binmesen,
orağını almasan eline
ilk ürünü kim biçer denizden?

kent niye bir büyük gergeftir,
geçirmiş ilmiğini alınterine?
niye aç ağızlardan örülü
bir martı çığlığıdır gök;
iner kalkar başının üzerinde,
küçük dalışlarla yoklar tekneni?

bir başınasın yaşamı üretirken
zıpkın çizer, kürek acıtır, ağ yorar.
neden elleri bulunmaz elinin yanında,
yorgunluğu neden paylaşmazlar
sofrasına çökerken yeryüzünün,
sor kendi kendine bir sabah.

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği-

GÜL ÜSTÜNE ÇEŞİTLEMELER – Kemal Özer

KAZANLIK GÜL FESTİVALİ

I.
Gül konuşmaz bilirdim
tanışmadığı biriyle
sokağa çıkmaz
karışmaz arasına yayaların

Aradığı yolu sorsa
bir yolcu göstermez
döndürüp de boynunu

Öyle durur bilirdim
yalnız kendi rengiyle
ve kokusuyla
sapının üzerinde

Bulgaristan’ı görmeden önce

II.
Konakladık Sofya’ya giderken
yıkanıp da serinlemek için
bir çeşme başında
Baktık ki bir gül
Kaldırınca başımızı
Kabarma bir elin tuttuğu

Ne genzi saran kokusu var
ne gözü alan rengi
ama öylesine canlı ki taşta
üreten elin sevinci

Duysunlar da paylaşsınlar diye
Çeşmeye yolu düşenler
bir gül devşirmenin güzelliğini

III.
Evler gördük yol kıyısında
bahçeler gördük gül dolu
gül dolu pencere önleri

Evlerin bahçelerin dışında
güller gördük kentlerden geçerken
kamu yolunun iki yanında

Nöbet tutuyordu herkes gibi
yaşamı kurma ve yüceltme savaşında
mülkiyetsiz gül öbekleri

IV.
Karşıladı Sofya garında
trenden inince bizi,
yol gösterdi önümüze düşüp
kalacağımız otele kadar.
Yemekte, söyleşide, uykuda
bir an olsun ayrılmadı yanımızdan,
anladık gezi boyunca
yalnız Bulgarların değil
gülün de konuğuyuz.

V.
Devrim Müzesi’nin sessizliğinde
karanlığı eriten ateş günleri
tarihsel geziyi bitirip de
çıkınca bugünün sokaklarına
değiştirdi gördüğümüz herşeyi

Gördüğümüz insanlar
Dimitrov’un gömütü önünde
gördüğümüz yapılar
9 Eylül’e hazırlanan
gördüğümüz anıtlarla yontular
daha önce gördüklerimiz değildi

Taşa işleyen sıcaklık
yalınlığa bürünen görkem
sayılar büyük boy resimler duvarlarda
camların ardındaki insan yüzleri
ışıyıverdi bir anda

Bir gülle yan yana gelmiş gibi

VI.
Her yanda bir cümleden
karşımıza çıkıyor birkaç sözcük
yapıların parkların her yanında
her yanında caddelerin
içki masalarının geçitlerin
insanların yüzlerinde
çalışan alışveriş eden öpüşen

Upuzun bir cümleden birkaç sözcük
unutkanlığı silen birkaç sözcük
sevinci ışıtan
sabrı bileyen
bugünden yarına birkaç sözcük

Ucu güneşli alanlara açılan
bir yolu izler gibi
izliyoruz karşımıza çıktıkça,
bir cümleyi
sözcük sözcük

Eller kadar
türkülerin ve güllerin de kurduğu
upuzun bir cümleyi

VII.
9 Eylül 1976
Varna’da Karl Marx Bulvarı
ne bulutlar yırtılıyordu jetlerle
ne tanklar sarsıyordu toprağı
ne de silâhları omuzlarında
gergin adımlarıyla üniformalılar

Varna’da Karl Marx Bulvarı
sıra sıra emekçiler geçiyordu
adları okundukça fabrikaların
ellerinde bayraklar ve çocukları

Varna’da Eylülün dokuzu
birbirini kutluyordu sokaklarda
güllerle insanlar

VIII.
Kimini gördüm kimini düşündüm;

Bürokratın masasında gül
iş bitimine konan küçük bir nokta

Köylü kızın kulağında gül
sabah saatlerinin yeniden üretimi

Ozanın dizelerinde gül
Dünyaya bir sözcükle düşürülen ışık

İşçinin ellerinde gül
güneşi de eklemek çekicin yanına

XI.
Sorup durduk kendi kendimize
bu güller kimin andaçı
can verenlerin değilse
çarpışanların değilse faşizme karşı
böyle kendini esirgemeyen
bu kadar alçakgönüllü

X.
Ne demişti bir Nazım usta:
“Ekmek, gül ve hürriyet günleri”

Bildiğimiz gibi insan yaşamında
“ekmek” ve “hürriyet”in yerini
“gül”ün de biliyoruz artık

Bulgaristan’ı gördükten sonra

Kemal Özer
-Yaralı Karanfil/
Toplu Şiirleri-

Görsel: Bulgaristan Kazanlık Şehri Gül Festivali