perçem – Kemal Özer

KEMAL ÖZER PERÇEM

açılmış bir uykudur gözleri masada
çocuğun böyle baktığı harita
kusacak gibi olduğu korkudan
en yakın elini tutmasa annesinin

ölmüşler çizgileri çizilmiş ne bilsin
ölmüşler ölüme arkalarını dönerek
çizgileri çizilmiş kızların ardahan’ın
gözleri görünmez olunca uykudan ağlamaktan

kan mı geçmiş artık bu kadar beyaz
taşlar örtüler bu kadar beyaz
kan mı geçmiş aydınlığından sokakların
çocukların bulaşmış bu kadar ellerine

her çocuk bir şehrin saat kulesi
içinde cambazlar sallanıyor ölüme
ölüm saatlerinin korkunç kulesi
bir ayağı annesine bir ayağı ölüme

Kemal Özer
-Gül Yordamı-

BİR KURTULUŞ SAVAŞI İÇİN AÇIKLAMALAR – Kemal Özer

28234892_1550264175042013_7484148736293675806_o

“şehitler, kuvayı milliye şehitleri,
toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırtılar,
satıldık, uyanın!”
Nazım Hikmet

***
sözcükler, tanıklığın
yenilmez savaşçıları – Kemal Özer

Önce sözcükleri övelim,
konuşurken kullandığımız sözcükleri –
olur olmaz bir yerde, ayaküstü,
biri çıkınca karşımıza kullanırız ya,
önemini aklımıza getirmeden.

Önce sözcükleri övelim,
heyecanla seçtiğimiz sözcükleri,
bir olayı anlatırken bir topluluğa –
dururuz ya, daha uygunu var mı diye,
tam ucuna geldiği anda dilimizin.

Önce sözcükleri övelim,
okurken takıldığımız sözcükleri
olmadık bir yerinde bir kitabın –
bir kalem alırız ya elimize
altlarını çizmek için, takıldıkça.

Yan yana geldiler bu şiirlerde
acıyla ve özlemle yazılan –
yerde bırakmamak için dökülen kanı
ve yıkamak için bilinci durmadan
adaklarıyla yeni savaşçıların.

Kemal Özer
-Sen De Katılmalısın Yaşamı Savunmaya-

göç – Kemal Özer

KEMAL ÖZER GÖÇ

Bıraktın dağ köylerini arkanda,
askere inerken bıraktığın gibi.
Yeni çözülüyordu ırmaklar,
yeni uyanıyordu toprak
geçitsiz bir kışın ardından,
yeni ısıtıyordu ilkyaz güneşi
donmuş hayvan ölülerini.
Çoğalan kaygılara karşılık
içinde dağların yetmezliği,

Bıraktın rüzgârda davar gütmeyi,
iki kaşının arasını donduran;
kaval çıkarmayı söğüt dalından,
azık torbasını, kış kepeneği,
kışlarken altına döşediğin
kırmızısı yol yol acımış kilimi,
taş baskılarından hecelediğin
Kerem ile Aslı’yı, Ferhat ile Şirin’i,
bozkır günlerini bıraktın arkanda.

Bıraktın ırgatlığı, düştün yollara,
savrulan tozlarını harman yerinin,
ayran beyazını, kerpiç gölgesini,
İçinde, bir türlü çözemediğin,
bunca alınterine karşılık
yıldan yıla çoğalan yenilgi;
iki göz gibi açılan her öğünde,
her çocuğunda iki göz gibi.
Bıraktın utancı, düştün yollara.

Düştün büyük kapılarına kentlerin,
çamur kardın, taş taşıdın omuzlarında,
yolları süpürdün sabahtan akşama.
Aynı huzursuz yorgunlık, geceleyin,
aynı yoksul avuntu, değişen ne?
Değiştirmek değilse göç dediğin
kırgın ve horlanmış bakışlarını,
neye yarar yollara düşmek
değiştirmek değilse alınyazını?

Kemal Özer
-Kavganın Yüreği-

kesik kesik – Kemal Özer

KEMAL ÖZER KESİK KESİK Thomas Hufer

19 Ağustos 1973

Sık sık kesiliyorsa başlattığımız konuşma, 
susuveriyorsak birden
bir sözcüğün yarısında,
tükendiği için değil
konuşacağımız şeyler.
Araya giren bu sessizlik,
söylememek için hiçbir şeyi
nereye varacağını bilmeden.
Çünkü bir tek sözcüğün değeri
satmaya da yetiyor bir insanı, kurtarmaya da;
öyle uzun ve karanlık bir sorgudayız ki
atmışlar yaşamın bütün köprülerini
girmişler dünya ile aramıza,
ve günışığı görmemiz yeniden
ya direnirsek mümkün, ya konuşursak!

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiiri-

 ©Thomas Hufer .

değişti anımsamanın birimi – Kemal Özer

KEMAL ÖZER DEĞİŞTİ ANIMSAMANIN

12 Mart 1973

Kapı çalındığında, zil sesi
o kadar beklediğim seni değil de
kitapları getiriyor aklıma —
yerlere saçtıkları raflardan
darmadağın edilmiş bir odada.

Biri, kimbilir kaç kez okumuştum,
savrulmuş döşemenin bir ucuna.
Yanından ayırmazdın, bir başkası,
duruyor düştüğü gibi, yarı kıvrık
ilgilerini çekmemiş nasılsa.

Çöplerin yakıldığı iğrenç ateşler
ne vakit önüme çıksa bir köşede
anımsıyorum geldikleri saati.
Bir kağıt uzatsalar ne vakit
anımsıyorum imzalamadan önce.

Bomboş bırakılmış bir kentin
sokakları kımıldıyor belleğimde
duyunca vapur düdüklerini —
yalnız güvercinlere açık, anımsıyorum,
ve tedirgin, ikinci bir emre kadar.

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiirleri-

 

bir doğum yıldönümünde söyleşi – Kemal Özer

KEMAL ÖZER BİR DOĞUMGÜNÜNDE SÖYLEŞİ

9 Mart 1973

Karşısına oturup konuştuğun biri
sormuş gibi usulca sana
anlat nerden kalkıp nereye geldiğini
ne yaptığını otuz sekiz yıldır —
oturup karşısına bir park sırasında
üç yanı denizlere açılan bu kentin

Anlat annenin kimsesiz yüzünü
direnci tanımamış hiçbir zaman
bilmemiş dayanmayı, yenilmemeyi
kavrulup ufalmış acının karşısında.
Ayır birbirinden onu sevmekle
içe kapanıklığı küçümsemeyi.

Baban bir gurbet hazırlığıdır
eşiğinde bozkır kapısının.
Yüreğinin içinde hep aynı duyarlık —
sanırsın yeni çıkacak yola
yoksul bir köyünden Sivas’ın
yaşı erdiğinde erlik yaşına.

Anlat nasılsa buluştuklarını
toprağına dönmeyen bu ırmakla
kökünden ayrı düşmüş ağacın.
Anlat taşıdığın göçebe kanı —
bunca yıl bir tutarak sılayı yaşamla
gurbetle aynı düşünerek dünyayı.

Bunca yıl bilmedin açmayı ama
bir güneş gibi karların üstüne.
Öğrendin küçücük bir sözcükle
koskoca bir duyarlığa varmayı,
ardına takılıp çağrışımların
bir hüzünden bir şiir çıkarmayı.

Nasıl açıksa şu Mart göğü
şiir de öyle okunaklı şimdi —
mekik vuruyor cesaret kumaşına
yarını kuracak aydınlık için,
yalandan ayırmak için gerçeği
sürüyor kavga terimlerini namluya.

Şimdi biliyorsun bir türkü
ulaşmıyorsa herkesin diline,
çoğaltmıyorsa direnme gücünü
karanlığa karşı insanın,
suçludur görüp de susmak kadar
insandan esirgendiğini yaşamın.

Seni değişmeye zorlayan neyse
bilinç isçisine bozkır tohumundan
tarihe yön veren de o —
başından geçenleri andığın vakit
görsünler değişmek olduğunu
evrende en değişmez yasanın.

Kemal Özer
-Yaşadığımız Günlerin Şiirleri-