BUDALA – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN BUDALA

İyiliğin Kardeşlerine

– Kuzu, bu dünyada budalaydık ya bizi
gökyüzündeki bahçeye de habersiz indirdiler!
Otuz yıldır gökyüzünde saklıyoruz dedemi,
gözyaşını yük olur diye taşımayanların
bakışlarından uzak, ‘ kuzu ‘ sayıldığımız yıllar
kuş gibi uçtu, yanında masum bir hayret:
Hangi ‘ kuzu ‘yla yüz yüze kalsak, sessizlik,
aramızdaki o yeni kardeş! Kelimelerse başka
ağızlarda ağır ve kaba bir şöhret…
İşte sular yükseldi, dilimize vuruyor tuz
ayrılık adalarındayız ve sustukça kusursuz
bir sessizliğe terkediyor ‘kuzu’larını dünya,
ona yükümü bıraksam kuş sayılırdım ama,
gökyüzünü açık bıraktık ve bağlandık toprağa;
hâlâ gariplerin yurdunda işittiğim gözyaşı,
hâlâ iyiliğin gölgesine toplanacak ‘kuzu’ lar:
Çok çocuk kimsesiz bir çocuk tenha
gibiyiz yine garip yine budala şimdi
ağır bir kuşa benziyor omuzlarımda
ödünç kanatlı zaman, ödünç anıları da…

‘Kuzu’ymuşuz daha ‘ Gurbet Kuşları’na ağladığımızda!

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-

SIRLAR GAZELİ – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN SIRLAR GAZELİ

bir günlük ağacı gibi aşkın doğusundanım
çöl diye geçilen aşk doğudadır
geçseydim, geçilirdim, güler yanardım

Dünya denen dükkanâ neyim yoksa bıraktım
emaneti alan yok dil yarasıdır
sussaydım, sorulurdum, söyler yanardım

şarabın esrarı hani, ben bir han kaldım
köpürmek nafile, alem ruh viranıdır
açılsaydım, kapanırdım, kurur yanardım

dört kapıda bulut olup aynaya kandım
sır tutmayan ayna yüz karasıdır
baksaydım, kırılırdım, düşer yanardım

beni umurundan düşen seni dünyayaya saldım
sohbetinden düşeli daldığım çok ummandır
iptida ağlardım gözlen, şimdi içten yanarım

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-

Seni Sevdiğim Günler – Haydar Ergülen

ŞÜKRÜ ERBAŞ BAŞ DÖNMESİ 24

Bugün pazar ama cumartesi gibi
seviyorum seni
perşembe telaşıyla iki arada
dereler gibi öpüşmek de iyi
çarşamba mı benden ben mi çarşambadan
ikimiz de birbirimizden iyimseriz belli ki
istersen bulabilirsin başka bir sevgili
aşka önsöz mü arıyorsun
ne güne duruyor pazartesi
Tanrım ne iyi ettin de yarattın
şu cuma gününü
aşkın kutsallığına iman ediyor o gün
insanın ruhu, kalbi, aklı, bedeni
kaparken gözlerini salının sabahına
de ki: hangi yağmur attı seni yatağıma?

Haydar Ergülen
-öyle küçük şeyler-

Adı Güzel – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN ADI GÜZEL

Güzel bir kadın var
maviyle lacivert arasında
akşamla gece arasında
göksel, yıldızlı, yakamoz yaratan,
güzel bir yerin var aramızda
ve güzel boşluğun yanımızda
gök senin, ay senin, yıldız senin
sen onların bize bakışı gibisin
hepsi toplanmış gece olmuş sende
gece sende bir çift göz olmuş
bize bakıyor,
bizi yakıyor!

Haydar Ergülen
-öyle küçük şeyler-

NİCE – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN NİCE

~~17 Haziran’a

Evin gözü aşk üstüne sürmeli
nicedir hazirana çekilmeyi bekliyor;
bir göz ev bir göz aşka kapalı
gövde çatısında kapalı ruh kafesinde
gönül gözü çoktan küs uykusunda…
Evin gözü aşk üstüne bulutlu
sözlerse sanki kışın ağzından çıkma
dokunsan kırılacak anlam tuzla buz…
Ey ruh şu haziranı eve çağırsan
aşk gibi bir mevsim bulsak onda
aşk ile söz alsak da bir göz
aşkın kapısı bu cümleden açılsa!
Gül gibi haziran yetiştirirdik birbirimize
bir oda bir sofa bir hayat derdik
adına Haziran Aile Bahçesi derdik,
evler, sokaklar kadar iyidir haziranda
kalpler bahçeler gibi açılır ya, evin
kedisi de haziran olur efendisi de,
ve yalnızca aşkın borusu öter bu evde!
Evin hali aşk üstüne çatılı… Gel,

Hazirana kiralayalım aşkın bir odasını!

Haydar Ergülen
-40 Şiir/nar-

SUAD – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN SUAD

Bir bedende kaç yurt gizlenebilir
ele geçiyorsa ruhumuz takma ad gibi,
bende bir Suad var ruhu kimin yerine
hor görüldüyse acıyor bendeki teni..
Suad başkası değil, çoğu kere başkalık,
bir isimden fazlası olmayan kılık;
başkalarının adında hayli unuttumdu onu
kimse içindeki Suad’ı tanımıyordu da
kendi adını başkasının sanıyordu, buna
dayanamadım, benden çalınan adın
terkedilmesine de! Bir göç gibi Suad’ın
adını yurt tuttular, yoktu çünkü
kimsede yurtsuzluğa katlanacak göçebe
bir tenin merhameti, yoktu bende de
açığa çıkarabileceğim fazladan bir ruh!
Hem efendi gibi hem köle gibi
Suad’ın şiirine sığındım da yine
şimdi efendim gibi sanıyorum kendimi
Suad! Kölen gibi yazıyorum ya, şiir
sanıyorlar ruhuna yataklık edişimi

Ya bu tende vücut bul ya da kov beni!

Haydar Ergülen
-40 Şiir ve Bir/nar-

VÜCÛD KİTABI – Haydar Ergülen

Christine Ellger http:/www.tuttartpitturasculturapoesiamusica.com;

İşte vücûd diyor kitap gibi
açılarak, sen önce kelimelerini
yerleştir ki bakalım kelimeler
dolduracak mı her yerini?
Sırtına bakılırsa hayli kavi,
hayli okunmuş, elde tutulmuş,
el değiştirmiş fakat çok az
yıpranmış cildi, belli dikişi
sağlam, ipliği has ve ustası
bilinmiyor, çırakları sayısız
göz nuru dökmüş üstünde,
ersuyunda gezdirilmiş kaç gece
ince ince çalışılmış milim
milim gezilmiş tüm yüzeyi,
kıvrım yerleri bile özenli
okunması kolay gibi geliyor
ilk bakışta, lâkin içine
girdikçe çetrefil, boşluklarını
doldurmak gerekiyor önce!

Vücûd kitabı ara sıra
kapanır gibi olsa da
gözüm doymuyor, acıya
acıya her satırını, her
sayfasını yutarcasına okumaya,
okunacak başka kitap mı var
der gibi her gün yeni
bir sayfa açıyor önüme,
gözüm kaysa da bazen
gönlüm bu vücûd kitabının
açık ve kapalı sayfalarında
ömür biter göz biter de
gönül yeter mi bilmem şu
vücûd kitabını baştan sona
doya doya anlayıp okumaya!

Haydar Ergülen
-hafız ile semender-

Görsel: Christina Ellger

GEZGİNİM, BOYNUMDA İPİM – Haydar Ergülen

haydar-ergulen-gezginim-boynumda-ipim

I.
sözlüklerden çıkarıldım
ayakları ıslak gözleri bulutlu diye
bir uğurlama -her resmin altında bulunur-
‘güz güneşlerinin ardına takılıp gitti
sessiz albeniler taşıyan ince sesiyle’

kederliyim odasını sayıklayan bir gezgin gibi
alnım henüz hazır olmasa da kedere

güz bakar çatık kaşlı bir resmin ortasından
ovadaki atlıya yayalara dağınık odalara
usul usul kendine yazılan gezgin
üç şeyi geçer gider sessizce
adını unutur önemsiz küçük bir ayrıntı
aşkı yoktur ya yitirmiş
ya boğmuştur yasını tuta tuta
eğilip kenti sormuştur uzak mı
kendisine benzettiği bir yolcuya
denizden yüksek olsun dizlerim ağrıyor da

ister suya baksın ister yıldıza
yolunu sormaktır gezginin büyük suçu
eskiyince içinde yürek denen pusula

II.
gezgin miydim şaşkın mı vakitsizdi gidişim
göğsüm acıya acıya uzayan suskunluğumdan
orada her şey eski dantelalar gibi bir yandan
kentin sesini ördü göz göz tüketirken kendini
… bir kapı pencereler dört duvar
iç-devrimler: küçük evliliklerin nöbet değişimi
sandıklarda saklanan ölümün yanlış sesi
bir çocukluk yine bayraksız gömülüyor
kan dönüyor çıktığı karanlık bayraklardan
gördüm bir kum saatinde inceliyordu vakit
gün çoktan bitmiş taşla kapatılmış sular
kapı açık işte caddeler boş duraklar kalabalık
kötü şarkıları onurunu faize yatıran yazılı tarihin
inceliğin bedelini çoğaltan solmuş çiçekler
çiçekçiler yani ölü satan morgu bitkilerin
sinema koltuklarında binlerce cenin
gazetelerde leke şişelerde saydam sarı ve ölü
işte döner ve bira: aşkımızın ödülü
ve kara kimlikleri karada boğulan gemilerin…

durdum zamana baktım bir resme bakar gibi
gökyüzü çıplaktı ses çıplak ölüm ve hayat çıplak
gözlerim acıdı bir gözlük aldım
acılar kırılsın diye koyu bir gözlük aldım
yalancı bir yüz gibi gülümsedi cebimdeki fotoğraf
kimliğim ağır geldi kirli sulara attım
yüzümü gördüm kaçakların tozlu resimlerinde
şapkamı çıkardım kendimi uğurladım

III.
sabah uyanınca yollara bak ağaçlara
her dala bir gezgin iliştirilmiş yanlış iplerle
telaşlı bir kuşun boynu soluyor birinin üzerinde
dalı kırık ipi kısa kendi yok
son haberlerde yalnız sana bildirilecek
‘adı bilinmeyen bir gizli işsiz
yitiklere karıştı boynunda uzun ipiyle’

beni sen bağışla yaşıma ver
saçlarımı tut yine eksikliğimden
bir harf çıkar çengelini karala
muska gibi durmasın boynumda ölüm
ölümü bir ipin ucunda hiç düşünmedim

kırgın değilim dalları kırmaktan
sırayı bozdum iş çıkardım ölüme
kuçük sulara yazdım unutulan sesimi

soruyorum boynum sığmaz oluncaya ipime

ey sevgilim sen söyle vakti değil mi
bir fener olup yanmanın kimsesiz denizlerde

Haydar Ergülen
1982
-Karton Valiz(Dergilerde
Kalan Şiirler)