AŞKA BENZESİN DİYE – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN  AŞKA BENZESİN DİYE

sevecen bir el dolaştı
sessiz bir düş gibi gece boyu
mutfaktan balkona ordan kapıya
bütün gün işle savaştı

şimdi gecenin içinde
sevimli bir yolcunun yüreği geziniyor
kitapların açılmamış sayfalarına
bilinmedik serüvenler gizliyor

yorgun gölgesi uzanıyor yanıma
unutulmuş bir ıslık gibi ağzında
sevinci yitirmiş kedere konuk
yarım kalan şarkılar birikiyor

ah erkenden iniyor erkenden
geceden armağan dalgın uykusu
gözkapaklarına dokunuyor çocuğun
karlar içinde bir düş getiriyor

sevgilinin sesi midir kar değince üşüyen
ya da bir düş inceliği dokununca eriyen
sesin düşün ve karların içinden
aşka benzer bir duygu yükseliyor

Haydar Ergülen
1979
-Tarih-Öncesi Şiirler/nar-

YOKLAMA – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN YOKLAMA

atlasa bakarak öğrendim alfabeyi
denizi görünce karadan korktum
subaşı kesildim odamın köprülerine

alçacık dağlara gölgem uzandı

devşirme güneşlerle yazdım doğayı
ruhuma uğramadı deli rüzgârlar
h / ece dağlarında dizeler kurdum

ünüm kötü bir şiir gibi yayıldı

kadınları çaldım, aşklarını sattım, şiire kattım
çerçi oldum taşrada okuttum sözlerimi
çarşıya varıp abdal donuna girdim

kalbim hiçbir sonbaharda geçmedi

şairlere özendim, kötü felsefe yaptım
fikrimi zehirledi şiirdeki esrâr-ı hikmet
ateş bahçesine düştü sözlerim, söndüm

ömrüm koyu sözcüklerden soruldu

deliler evinde ölümü gördüm
ıssızlar yurdunda tutuklu oldum
benzerlerimi saldım ipin ucuna

boynum yensiz gömleklere büründü

iyi dedim iyi be atıma bindim
bütün ölmüşlerimi terkime aldım
kızgın tarihimi serine koydum
soğudu arası büyük savaşların
ödevimi bitirdim bu şiiri yazdım

Haydar Ergülen
Ankara, Nisan 1980
-Eski Ankara Şiirleri/hafız ile semender-

ÇEKİLME – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN ÇEKİLME

büyük şenlik bitti ses dindi usulca
balkonda sardunyalar eşikte
boynundan vurulmuş bahar gülleri
ertelediğimiz sözcüklerle konuşabilirsek
dinginliğe benzer bu sessizliği
kim ne zaman anlatabilir
akdeniz’den erken çekilmeyi

kış uzun insan sesleri bir bir çekiliyor
yoksul sevinç dağıtır mı yüzümden
yüreğimden yol bulan güz kederini
yalnızım sen yoksun akdeniz uzak
akdeniz bir daha gidilmez gibi.

Haydar Ergülen
-nar-

BEHÇET! – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN BEHÇET

İşte “yağmur dindi”; iki yaz arasına
yokluğu bıraktılar, senin o ağustos
sesini gölgeye değil, külünü aramıza…
“Yağmur dindi”, unutulmaya hazırlanan ne
varsa temmuz gibi tutuşuyor aklımda;
yarısı o güneşli sesinin tozuyla hâlâ
ürpertili bir yaz hışırtısına takılmış
altmışsekizlik plakta, yarısı kül aklımda!
Ah, kül razı değil de kul razı, sesinin
dolaylarından alınma bu yanık havaya,
bir bulut kaynıyor temmuz göğünden
gözümüzde “yağmur dindi” yangınsa daha…
“Yağmur dindi” şairim, tabip değil misin
sen akıl ver bana: Bu acı hangi
arkadaşlığın gölgesine çekilir şimdi,
ve hangi şiire sığar külün kimsesizliği?
“Yağmur dindi” ve sen üstlendin yine
kardeşiyle kül olan bir ülkenin sessizliğini,
bir elem doktoru üstlenirdi bu acıyı elbet:
iyisiniz değil mi ruh verdiği şiirler?

Bir adın Safa’ymış meğer, güldün mü Behçet?

Haydar Ergülen
-40 Şiir ve Bir/nar-

 

KÜL-KARDEŞLERİM! – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN KÜL KARDEŞLERİM

…37 Sivas Şehidine

Bu mektubu senin kalbine yolluyorum
el yazısıyla değil külyazısıyla
yazıyorum ilk defa güzel adını
kardeşim benim külkardeşim
ancak bir rüzgâr postası taşır bu zarfı
bu uzun gecenin, yanık havalarında

Puldan hafiftin, kâğıttan ince, mektuptan tez
bu senin yazınmış meğer külünden ağır
temmuz yandı, şiir yandı, dil yandı
külün daha uzun sürecekmiş anılarından
mektup yanar, zarf yanar, pul yanar bundan
annem gibi kızıl gül yanar bundan

Haydar Ergülen
-zarf-

 

BUDALA – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN BUDALA

İyiliğin Kardeşlerine

– Kuzu, bu dünyada budalaydık ya bizi
gökyüzündeki bahçeye de habersiz indirdiler!
Otuz yıldır gökyüzünde saklıyoruz dedemi,
gözyaşını yük olur diye taşımayanların
bakışlarından uzak, ‘ kuzu ‘ sayıldığımız yıllar
kuş gibi uçtu, yanında masum bir hayret:
Hangi ‘ kuzu ‘yla yüz yüze kalsak, sessizlik,
aramızdaki o yeni kardeş! Kelimelerse başka
ağızlarda ağır ve kaba bir şöhret…
İşte sular yükseldi, dilimize vuruyor tuz
ayrılık adalarındayız ve sustukça kusursuz
bir sessizliğe terkediyor ‘kuzu’larını dünya,
ona yükümü bıraksam kuş sayılırdım ama,
gökyüzünü açık bıraktık ve bağlandık toprağa;
hâlâ gariplerin yurdunda işittiğim gözyaşı,
hâlâ iyiliğin gölgesine toplanacak ‘kuzu’ lar:
Çok çocuk kimsesiz bir çocuk tenha
gibiyiz yine garip yine budala şimdi
ağır bir kuşa benziyor omuzlarımda
ödünç kanatlı zaman, ödünç anıları da…

‘Kuzu’ymuşuz daha ‘ Gurbet Kuşları’na ağladığımızda!

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-

SIRLAR GAZELİ – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN SIRLAR GAZELİ

bir günlük ağacı gibi aşkın doğusundanım
çöl diye geçilen aşk doğudadır
geçseydim, geçilirdim, güler yanardım

Dünya denen dükkanâ neyim yoksa bıraktım
emaneti alan yok dil yarasıdır
sussaydım, sorulurdum, söyler yanardım

şarabın esrarı hani, ben bir han kaldım
köpürmek nafile, alem ruh viranıdır
açılsaydım, kapanırdım, kurur yanardım

dört kapıda bulut olup aynaya kandım
sır tutmayan ayna yüz karasıdır
baksaydım, kırılırdım, düşer yanardım

beni umurundan düşen seni dünyayaya saldım
sohbetinden düşeli daldığım çok ummandır
iptida ağlardım gözlen, şimdi içten yanarım

Haydar Ergülen
-yağmur cemi-