GÖÇKÜN – Ahmet Günbaş

Oborotov Alexey

Dilsiz bir temmuz neyi anlatır
sağır bir ağustos, savruk bir eylül
kavruk bir ekim neden kıvranır

Göçmek neyin adı hangi huzur ülkesi
Uzatan türküleri / daraltan ufkumuzu
Pörsümüş bir ömrün tekerleği nerede kalır

Nasıl kaçılırsa gemi azıya almış bir yangından
Öylesine uzak bir meçhule silkelenir bulutlar
Silinir çisil çisil kaygan yağmurun sesi
Örgüsü ellerimizden çözülen tül mutluluklar
Kızgın kayalarda yarılmış yüzümüzün aksi

Çığ düşer üstümüze lanetliler kervanı yürür

Kılcal bir ağrıdır toprağımızın sürüklenen kokusu
Sorgulanan bir bozkır utancıdır eğnine giydirilen
Dağlarımızın güneşe çevrili çiçekli bakışında
Kıyılmış şafağımızın özlemidir ansızın beliren

Bir sigara içiminde derin derin düşündürür

Göçmek neyin adı hangi huzur ülkesi
Yaftasında göçebe bir acının bağışlanmaz suçlusu
Yüklenir yolların çıkışına doğru sürgün geçmişini
Kulaklarda çocukların topaç gibi çevrilen avazı
Dönülür tüm kapılardan tersyüz edilmiş bir ceket gibi

Oyulunca altı göçkün bir sevdanın
Aşksız bir yürek nasıl dayanır

Ölüm gelir baş köşeye kurulur

Ahmet Günbaş
-Göçkün(1997)-

©Oborotov Alexey

ANNEM – Ahmet Günbaş

ANNEM AHMET GÜNBAŞ ©

Bakır paralar gibi hırpalandı
günlerin altın yolculuğu
Sarsak istasyonlarda dağıldı
gürbüz sevdalardaki buğu

Erken bir rüzgârdı annem
çoktan yitirmiş büyüsünü
Ara sokaklarda kalırdı soluğu
Sabahın saçlarını okşarken

Annemdi zoryaşamak’tı adı
Kurt indiren gecelerde
gergin ve sıcak dururdu kanadı
Tırnakları uzardı kendiliğinden

Sessiz bir güz ağıtıydı belki
dargın patikasının göçe vurduğu
Yakardı kül yoksulu ateşini
kış yabanıl postunu sermeden

Akıp gitti ne varsa köpürtülen
Toprak damarlı sabrıyla tutunduğu
aynası kırık bir sandıktı gençliği
Kıskanç kumaşlarını gizleyen

Katlayıp vuslatsız hasretini
sessizce sulardı yalnızlığını
Hayatın arka yüzüydü oturduğu
Kapısı örtük bir değirmen

Annemdi kent şaşkını kadın
Günde üç vardiya hıçkırık
Titrek dualarla saran yarasını
Vazgeçmeyen isli kandilinden

Bakır paralar gibi hırpalandı
günlerin altın yolculuğu
Nasıl yaşlandın sen annem
Kimselere görünmeden

Ahmet Günbaş
-Aşk Boyu Sürgün-

© Mihri Müşfik Hanım (1886-1954) ..

GÜZDİRİMİ GAZEL – Ahmet Günbaş

GÜZDİRİMİ GAZEL - Ahmet Günbaş

Neydim ki çölün kulağına üfledim gazeli
serabınla sözleşip ey sevgili

Kostak uyaklara düştüm türkülendim
dağları birbirine kattım celali

Özgürce eklendim suyun dansına
hep seni im’ledim üç şiir hali

Kaç günlük kelebektin ki kondun aynama
kıskandı düşbeneklerini cümle ahali

Harmanımda söz yanıkları savrulmalar
aymerheminden sürdüm yarama bir hayli

Öptüm gül zamanlı hayalin topuğundan
güzdirimi dillerim lâl beklentili

Kırgın bağın şarabıyım şimdi neylesem
kökleri elindedir inler vebali

Ahmet Günbaş
-İpek Yarası-

ÇÜRÜK MEVSİM – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ İPEK YARASI

“Yalnızlığa kuş konmaz”
Özcan Yalım

Elmalar da toparlandı
çürük mevsime kaldık

Bir yarım ısırık tadı anılarda

Üç-beş yaprak oyalıyor yalnızlık ağacını

Hele yaz gömleğini sıyırıp attıktan sonra
çöl bile uğramıyor yanıma
Ne de kumdaki savrulma…

Olmazıma yol veren dağlar
sımsıkı sarılıyor heybetine

Yeni bir serüven mi?
Kimin haddine?

Yarama kardeş bakıyorum artık
bunalttıkça can evimi…

Ahmet Günbaş
-İpek Yarası(2006)-

Sessiz Saat – Ahmet Günbaş

84921808_2980211821988926_1245878731629658112_o

Göç yollarında yanıldım hepsi bu
Gölgemle dalaştım biteviye
Kuşlarım topluca sonsuzu uçurdu
Bağışladım kanatlarımı dost diye diye

Dalgınlığımı çiğniyorum şu sıralar
Yenik askerlerle paylaşıyorum suyumu
Kelepir pazarlarda kırgın tezgâhtar
Top top hüzünler satmaktan yoruldu

Uykusuzum uykusuzum uykusuzum
Çanlarınızda uğuldayan bir kibir
İçimin çatlaklarına sızıyor tadım tuzum
Ölüyü ağlatma seanslarınız başlayabilir

Sünepe bir ressamın elinde şimdi
Üç günlük ömrümün son rötuşları
Bulutlar hışımla göğsüme indi
Soluğum ürkütmüyor yokuşları

Yenice sürüldüm bahar katından
Kazandı savaşı yel eğirmeni
Kirli galoşlarından sıyrıldığın an
Ölüm, ey sessiz saat, sobeledim seni

Ahmet Günbaş
-Çağlaçakır-

AKŞAMI ÇAĞIR BANA ÇOCUK – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ AKŞAMI ÇAĞIR BANA ÇOCUK

Geniş bahçeleri vardı ömrümün
Gülümü en uzağa fırlatırdım
Belki bir çakıl taşıydı mahzunluğum
Suların coşkusuna kapıldım
Aşk olup savruldum
şiir olup yağdım
Hep kendimi yaraladı uzaklığım

Akşamı çağır bana çocuk
epey seyreldim
Dalımdan düşen bin parça
Sana kalsın delidolu sevmelerim
Mavi bir düş büyüsü buruk
Gözlerimin saydam mürekkebi

Yorgunluğum şiirimden okunuyor
Güz burcuna çıkıyor bütün yollar
Kuşkuyla sevişmek bir hayli zor
Gayrı her seferimde isyan var
Kalbim son gemiyi terk ediyor

Bırak kızarıp bozarsın ufuk
Sen kal kıyıda ateşi çoğalt
Bir masal uydur gidişime
yalanı ve ihaneti kollayarak
Yak bütün ışıklarını salkımsaçak
yüzdür ıslığını alabildiğine

Akşamı çağır bana çocuk
epey geciktim
Şekere bandırdığım hüznümden al
Sen de köpürt o tadı bir süre oyalan
Benimse dumanım başımda
terim boncuk boncuk
Hayır yok bu gecenin sabahından

Ahmet Günbaş
-Çağlaçakır(2004)-

Lirik Serseri – Ahmet Günbaş

AHMET GÜ NBAŞ LİRİK SERSERİ

I.
Bütün eskilerim kaldı üzerimde
Melodikam
ve titrek soluğum
Akıp gitti son çağıltı

Çekip aldım çocukluğumu
mızıklanmış oyunlardan
Yoksun diye

Yanıtsız mektuplara söz yetiştiriyorum
Bir şiir kapımı çalıyor durmadan

Yoksulluk
o yitik gençlik
ömrümü dişlese de
beni aşk kanatırdı
çıktığım her seferde
Körfezine aşina karasevdalı sarhoşluğumu
s ı ğ d ı r a m a z d ı m
hiçbir limana

II.
Bütün eskilerim kaldı üzerimde
Arar oldum kalbime değen ilk kurşunu
Kırgın düş izleriyle o lirik serseri
Yol kesen karanfil / Gülümseyen eşkıya
Herkese bir fotoğraf çıkaran albümünden

Bütün eskiler kaldı üzerimde
Bir yandan yağmur bir yandan gece
İnceden inceye günlerden beri

Ahmet Günbaş
-Aşk Boyu Sürgün(2001)