Penceresiz – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ PENCERESİZ

Pencere kenarına oturmuyorum artık
içimde buzul bir koridor

Aşkaçarım da kırık / Hangi durakta insem
hayat beni karşılamıyor

Geçip gidiyoruz sevda boylarını sessiz
Kaptan rotasından saklanıyor

Gece seferlerine kayıtlıyım bundan böyle
gündüze değdikçe biletim yanıyor

Ah, ipek molasından tanıdığım şarkıların
kılı bile kıpırdamıyor

Düşeceğimi söyledim ya uçuruma
kül ve huzur birbirini yiyor

Ahmet Günbaş
-Islık Burcu-

YIRTIK YOL – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ YIRTIK YOL

Yok, ayrılığın bile tadı yok
özlediğiyle kalıyor insan
Kavuşmalar uzak mı uzak
gölgeler yetişmiyor erimine
Dünyanın şangırtısına can dayanmıyor
Karton hayatlar meselinde
herkes bildiğini okuyor ölümüne
Sussak mı hevesimizi n’apsak
Üstüne üstlük kan damlatıyor
Bu yırtık yol bizi hiçbir yere çıkarmayacak

Bir çiğnenmişlik var aramızda
Hızlageçiyoruzzz kalbimizi
Dağın yankısını da geçtik giderayak
ormanını kuytusunu da..
Aşkla tırmandığımız yokuşlardan
hiç rüzgâr esmiyor anılara
Ah, kimse gül kurutmuyor güvercin uçurtmuyor kimse
Bir tundra ikliminde yapayalnız
kimseler tanımıyor bizi
Sarsak ve tenha!

Eskidendi…
Evcimen gülüşlü bir çocuk
oturur taşlarını sayardı hiç olmazsa
Yar ile yare
ne güzel yakışırdı birbirine
Telleri dolaşık mı dolaşık
sevdası ağır mı ağır
el yazısıyla uğurlardık son yolcuyu
Seyranı da belliydi gurbeti de
dönmeye yatkındı huyu suyu
Yaşayıp giderdik düşbuçuk

Ah, şimdi hangi kapıyı yoklasan
elinde kalır açarı
İçi geçmiş oflarla kıvranır zaman
Kimselere diyemezsin içindeki bıçağı
Desen de keser demesen de
Gölgesi zindan mı zindan
üç beş bulut başucunda oturur
Terk edilmiş okşanma durakları
kent dediğin adım başı küller savurur
Firarı yüzüne gözüne bulaşmış
kasaba eskisi bir umutla oyalan dur!

Hem ne kalır gözlerinden geriye?..
Aşınır şiir uçlarım, fincanımdaki kuşlar ölür
Kimsenin gıkı çıkmazken bu kıyıma
kalbim gürültüyle bir daha bölünür
Keskin dönemeçler de yutulur gecede…

Ahını çatlatan çatlatana!..

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

YEŞİLYURT – Ahmet Günbaş

AHMET GÜBAŞ YEŞİLYURT

Bir adı da sevdayeşili
olsun mu?
Olsun!..

Kuytusu gizemiyle sevişedursun…

Dereye inmiş sokağın biri
öteki yağmur sağıyor bulutundan
taştelaş haliyle ürpertili

-Bu aşkın nesi mi var?

-Ocağı çıtırtılı
üç beş kap kacak
Zeytini ekmeğine katık
sızma masallar
Yetmez mi?..

Meramı dilindeymiş rüzgârın
hışırdarken çınarlaştık

Ah, bir de
süzgün bakışıyla kalsaydı yerinde
yazgısı mübadil pencere!

Yurt dediğin
anlamına kavuşurdu artık!

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

Dolaşık – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ DOLAŞIK

Akşama erken gelirim nasılsa sevgilim yok
korsan bir keder kesmezse yolumu
Nasılsa kedi yumağı bir yalnızlık bu
çözmeye kalktıkça düğümlenirim

Kısa günün karanfili olur mu olur
-bencileyin sevinci bodur, gözü tok-
Gayrı bütün çiçekleri tek adla çağırmalı
balkonlara danışmalı, unutmabeni nasıl durur

Hah hah ha! Unutmak için bir şemsiye bellek çıkmazında
Sıkıştım mı Yağmurla aldattım seni! der kurtulurum
Kendime yazdığım mektuplar da yorulur sonunda

Akşama erken gelirim aşk diye bir bahane
olmaz artık / Kentin dudağına kıstırdığı izmaritten
yakarım müzmin öfkemi külüyle savrulurum

Haydi bakalım çenebaz gece, dooooğru evine!

Ahmet Günbaş
-Islık Borcu-

TIĞTEBER! – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ TIĞTEBER

Benim adım Yalnızlık’mış, ıssızlıkmış soyu sopu
Odalarda deliayaz zindan soğukluğu…

Kentin orta yerinde bağıra çağıra
soyunup geçtiysem de ruhumu, kim duydu

Akşamın kuşlarıyla azala azala
güvendiğim dağlar da sararıp soldu

Ah, Yalnızlık’mış benim adım, kırık dökük kaldım buralarda!
Keskin dişleriyle sırıtır dipsiz bir kuyu

Tığteber her şeyi şiire çeviriyorum;
yağmuru, rüzgârı, karmaşık uykuyu…

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

Mübadil – Ahmet Günbaş

Islik-Borcu (1)

I.
Taşıma komşu durmuş

Bilmez miyim?

Hışırdar merhabası
alnımdaki rüzgârda

Çıngıl sesinden tanırım onu
giderayak
iki yürek arası

Kervanı şuramda…

Üzümden öksüz
zeytinden yetim
yürür mübadil mübadil
dilden taşkın acıyla…

Tanrı kapatmış gözlerini
göçünü yazdıktan sonra
pürüzsüz bir tarihin yollarında

Ötesi körfener –
miş
Fitiliyle buruşmuş…

II.
Suyun ki vicdanı geçirgendir
koluna girer şanlı yitiğimin

Ha! desen uyandırır şiirini
şıradan şaraba süzülen gemiler

Gülün ıslığıdır duyulur
sardunyalara doğru

Avluyu uyandır
uyandır avluyu
Sürsün cezvesini korzamana

Ezberine bir aşla çıkagelir

Ahmet Günbaş
-Islık Burcu-

BAHAR ÇARPMASI – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ BAHAR ÇARPMASI

Neyine güveniyor bu kış artığı serçeler
Üç beş çırpı bacak sabahın essalatında
Arsız gagalarıyla camkafesimi tıklayarak
Zıplayıp tozutuyor miskinliğimin üst katında

Bir dışarı çıkmayagör bayram yeri bahçeler
Asmalar suyundan veriyor balkon demirlerine
Fesleğen göz kırpıyor çapkınca nazlanarak
Sarmaşıklar konuk gitmiş hanımellerine
Karanfil sevdasından bir kemik bir deri
Şebboylarda yazdan kalma gizli bir fırak
Yine de kırık kovalıyor gözlerinin feri
Güller dikenini batırıyor sitemlerine
Sardunyalarda bir merak fettan bir çene
Selamlar sarkıtıyor ıhlamurlu sokak

Her şey bu serçelerin haltı / Bu hinoğluhinler
Onlar çözmüş olmalı düşbağını sevincin
İşin yoksa aşık ol giderayak kim dinler

Bahar çarpmış sanmaz mı seni böyle görenler
Göğsüne bastırdığın rüzgâra aldanarak

Biraz dikkat n’olur incinmesin şiirler

Ahmet Günbaş
Dize Dergisi Haziran 2001

Resmindir – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ RESMİNDİR

Resmindir,
çatılmış kaşlarınla yalınkılıç bir öfke
sevdamızın engelinde at koşturan
umarsızlığın bozkırında birdenbire
nisan yağmurları güzelliğinde çatırdayan

Resmindir,
ağzı durup kır saçlarıyla konuşan bilge
boynu bükük bir türküsün ilk yazdan
mor kakûllü dağlı rüzgârların konuğusun
yaralı bir şahansın konduğun yerde

Resmindir,
gülüşün kimleri ısıtmaz, kimleri sevindirmez
yüzün esmer toprağındır, boynun buğday sapı gibi ince
kavruksun, bitkinsin aslanım, halkın oğlusun
karşımda karanlık, kurnaz bir gece

Resmindir,
ödünsüz sevmelerin sancılı öyküsü
sakınırsın gülünü, ölümün önüne geçersin
ayrılık biner dalına, belanın türlüsü
yalnızsın, hırçınsın, acemisin

Resmindir,
canevinden soluyan acıların çizgisi
uğultulu bir kent, umutların harmanı bir ülke
hüzünle törpülenmiş bakışlardan elde kalan
kan tüküren delikanlı ezgisi

Resmindir,
yok artık, çarpılandı boydan boya
yaşamın yüzüne vurulan kara gibi
resmindi duvarlar boyu ışık, aşina bir ses
şiirimin cansuyuna usulca katıldın
kentin orta yerinde yalnız değilim
çokluğun bana geçti, tüm sesleri yüklendim
al bir karanfil takıp geçmekteyim önünden.

Ahmet Günbaş
-Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi-

Adatepe – Ahmet Günbaş

04 BAŞ DEĞİRMEN

Zeytinin sızdığı yerden
yalbırdayan dili geçmiş bir zaman
döne döne el eder
uzağından…

Biraz dikse de şiirin yokuşu
Cevat Çapan’ın sakalına tutunur tırmanan
çekip çıkarsın diye erimine

Gölgesi vurur patikalara
Troya hüznüyle Homeros’un
derinliğini bilene

Zeus Altarı’nda kalmıştır yakarışı
güzeller güzeli Helena’nın
kirpiği ıslak bir yenilgiyle

Lâl bir şarap lekesi
Refika*türküsüyle iner
çift çınarlı meydanına kostak

Ah Adatepe,
çıtkırıldımçiçeğim benim!
Midilli’yle göz göze
içlenir dururmuş her gün…

Taşının kiriyle
dokunsan, ağlayacak!

Ahmet Günbaş
-Sözcükler D. 40/Aralık 2012-

*Refika’nın Öyküsü-
Adatepe Köyünde 19 yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başında ‘Refika’ takma adıyla bir Rum güzeli yaşarmış. Köyün Rum ve Türk cemaati arasında çok sevilen Refika hem güzel hem de çok neş’eli bir kızmış. Düğünlerde şarkılar söyler, çok da güzel dans edermiş. Refika’nın güzelliği ve iyilikseverliği Adatepe köyünün yanısıra çevre köylerde de dillere destan olmuş. Özellikle zeytin zamanı Refika’nın çalıştığı tarlalarda köylüler hem zeytin toplar hem de Refika’nın şarkılarını dinlermiş. Düğünlerde mutlaka Refika baş misafir olarak çağrılır ve kendisine şarkı söyletilip, dans ettirilirmiş…

Birinci Dünya savaşına kadar iki cemaat Adatepe köyünde barış içinde birlikte yaşarmış. Ancak Savaş Tüm Anadolu’da olduğu gibi Adatepe köyüne de felaketler getirmiş. Savaşla birlikte Köyün Rum ve Türk cemaatleri arasında önceleri soğukluk daha sonra karşılıklı çatışmalar baş göstermiş. Tüm bu kargaşaya rağmen Refika yine de Türkler arasında sevilmeye devam etmiş ancak ne var ki savaş sonunda Türk ve Yunan hükümetleri arasındaki anlaşma sonucunda Refika da diğer Rumlarla birlikte köyü terk edip, Yunanistan’a yerleşmek zorunda kalmış…

Adatepe Zeytinyağı Web Sayfasından Alıntıdır….