YENİK GÜL – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ YİTİK GÜL

Sen şimdi birkaç tabak daha korsun sofraya
yaklaşan ayak seslerine karşılık
Bilirim has huyundur annem, artık dur!
Nicedir tekeri kırık sevincin
vuslatın kervanıysa çok uzaklarda
Bir kent ki unutmakla başlıyor güne
yıvışık belleğiyle bezgin mi bezgin
her gün rastgele bir sokağını çiğniyor

Balkondu, bahçenin demlenmiş haliydi
Ordan inerdik kendimize hayli kalabalık
Ordan uçardı masalımıza kuşlar
Yazla mayalanmış sarmal bir sarışınlık
şen şatır ısıtırdı içimizi
Ordan gösterirdik kalbimizi sevdalar içinde
Yaz ki bize çok geniş gelirdi
Peşimizde gözü yaşlı sardunyalar
unutulmuş kapılara üçer beşer uğrardık

Söz bitti annem, sohbetimiz tarumar
Açıp okusak da geçmişimizi
albümlerin bile takati yok
Çekilen bir iç denizden söz ediyorlar buralarda
çok güz görmüş, çok ayrılık…
Çığlık çığlığa uyanınca kıyısızlığına
gözlerini kum bastırılıp susturulmuş
Bir yaşlanmış bir yaşlanmış ki sorma!..

Merheminden sürsen de boşuna
dizlerinden çürümüş zaman
Ölüme çeyrek var tüm saatlerde
Yenik gülleri arasında akşamın
sokulup en eski pencerene
oğul sıcaklığında, beklentili…
sarıp sarmalarken ıssız günleri
ürkek atlara kalmış meydan!

Sen şimdi iki yumurta kırsan da
iki sözcük çakımı yerine geçmez
bu yüzsüz astarsız karanlıkta
Bil ki vardiyalarda intiharlar gizleniyor
bil ki ekmeğinden vuruluyor çocuklar
Ağız dil vermeyen külrengi adamlar
iplerle tuzaklarla kol geziyor

Bil ki her yanımız kızılca kıyamet
Hevesi yok hayallerin göçü yok
kolkanat çakılmışlar tepetaklak
Sabah olur bir şeylere tutunuruz belki
kirpiğin batınca gerçeğine
Dilersen akşamın çıkmazına yazalım seni
dur duraksız coşkunu içerden kilitle

Kent biliyor ya susuyor bizi
Bozkıra çırak durduğumuz günlerden
ne kaldı elimizde? Yenilgiye bir bilet!..
Yenik bir gül olup çıktık sonunda
Katmer katmer kederle biçilen
kırk yamalı bir ceketten sorsunlar izimizi

Anne, babam dönmeyecek,
düşlerinle idare et!

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

FOÇAKARASI* – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ FOÇAKARASI

— Kimlerdenmiş?
— Foçakarasıgillerden bir damla!..

Çubuğu yurt edinmiş sürgünlüğü
Sularla teşne bir halk gizlenmiş teveğine
Salkımıyla gönüldeş
onulmaz yarasıyla…

Derler ki çile çıdam göçler
Siren Kayalıkları’nda düşürmüş ıslığını
Homeros liriyle emzirilmiş
kor ağıtlar boylanmış hüznünden
kanayan hasretiyle eşdeğer
yana yakıla…

Şarabını tanı, asla unutma!

Ah gidip foçalarda ölmeli!
Ölüm dirimine kavuşurmuş oralarda
tirşecik menevişli…
Sulardan süzülmüş gümüşi bir incelik
yitik güneşler taşırmış yelkeninde

Gidip Foçalarda sere serpe
zeytinli bir yamaca dayayıp başımı…
Mübadil bir rüzgâr saçlarımı okşar
taşıma komşu durur belki Kozbeyli

Aşksa aşk… sonuna kadar!..
Kırgın bir yaz imgesine gömün beni.

Ölümün de bir penceresi olmalı, öyle değil mi?
Baktığı yere değmeli
Issızlığımı bölüştürüp birkaç adaya
gidip Foçalarda ölmeli

Termik hançerini çekmeden Gencerli!…

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

* Foça’nın en ünlü şaraplık üzüm cinsidir.
Kökeni antik çağlara dayanır.

BAHAR ÇARPMASI – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ BAHAR ÇARPMASI

Neyine güveniyor bu kış artığı serçeler
Üç beş çırpı bacak sabahın essalatında
Arsız gagalarıyla camkafesimi tıklayarak 
Zıplayıp tozutuyor miskinliğimin üst katında

Bir dışarı çıkmayagör bayram yeri bahçeler
Asmalar suyundan veriyor balkon demirlerine
Fesleğen göz kırpıyor çapkınca nazlanarak
Sarmaşıklar konuk gitmiş hanımellerine
Karanfil sevdasından bir kemik bir deri
Şebboylarda yazdan kalma gizli bir fîrak
Yine de kırık kovalıyor gözlerinin feri
Güller dikenini batırıyor sitemlerine
Sardunyalarda bir merak fettan bir çene
Selamlar sarkıtıyor ıhlamurlu sokak

Her şey bu serçelerin haltı / Bu hinoğluhinler
Onlar çözmüş olmalı düşbağını sevincin
İşin yoksa aşık ol giderayak kim dinler

Bahar çarpmış sanmaz mı seni böyle görenler
Göğsüne bastırdığın rüzgâra aldanarak

Biraz dikkat n’olur incinmesin şiirler

Ahmet Günbaş
Dize Dergisi; Haziran 2001..

 

ÇİNGENE – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ ÇİNGENE

Rengini unutan bana koşsun
sesini solduran bana…

Kırların esenliğini
bellekçiçek
doldurdum sepetime

Bir selam sarkıtıp kentinize
geçerim hayaller içinde
Elimdedir hayatın kişneyen dizgini

Yaktığım ateşlerin külüyle
parlatırım tellerimi
can pahasına

Çökse de çadır ülkem
yekinip yeniden
aşk ile onarırım kalbimi

Bu yüzden esmerliğim
taşkındır geceden
ilk serüvende yorulursun

—Ah Djelem, Djelem!..
Ağıtım sırtımda

Birazdan dansa kaldıracağım dünyayı
haberiniz olsun!

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

AYVALIK – Ahmet Günbaş

Turkuazik_IMG_0057

Ayrılık, hep ayrılık!..

Ufkuna yapışık mübadil gemiler…

Ah, bakışını sevsinler senin!
Bakışını, kucaklar dolusu…
Sardunyanı, papalinanı, durgun çanlarını
hop hop zıplayan Cunda’nı
akşamla omzuma konan şiir kuşunu
Taşkahve’nin koynundaki zamanı
köşe bucak açan vicdan gülünü…

Sevsinler de
nereye koysunlar bunca hüznü?

Önümüz ardımız hıçkırık!..

Bir el geceyle yakamozlanır
bir el sabahın mavisini tazeler

Aralık kapılardan
firaki lâl şarkılar sızdırır Ayvalık!

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

Görsel : Ayvalık/Cunda Taş Kahve..

YAZAYAZ – Ahmet Günbaş

00

Yazdı,
unutmalar kılığında
uzağımda gezindi durdu

Evcil saçaklarından kalbimin
sesinin tüneğine doğru
kırgın kuşlar uçurdum karşılıksız

Sağır bir gök altında
inleyerek
tek başıma…

Hazzını yitirmişti haziran
avazına yutuldum temmuz ayazının
kindar bir ağustos arkamdan vurdu

Dağ eğilmiş bize bakıyordu
dağ eğilmiş yamru yumru…

Kanlı uykulara boyanmıştı sular
kanlı uykulara!..

Nobran bir ölüm tanrısı girince araya
papatyasız uğurladık son patikayı

Yazdı…

Sevdalar solar aşk kanarmış
Yolcum bilmesin bunu!

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-