İyimser Bir Aşk Türküsü – Ahmet Ada

AHMET ADA İYİMSER BİR AŞK TÜRKÜSÜ

Bağlardan inen patikalardayım
Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları
Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü
Sokağınızda sararan yaprakların kokusu
Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı
Senden öncesi olmayan bir acı
Yalnız senin mecnunun olan bir acı

Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak
Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini
Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı
Bir yaprak da senin konuşkan elinde
Sevecen becerikli çalışkan elinde

Her zaman biraz olsun gecikirsin
Aşka yalnızlığa sevdaya
Yine de özlenirsin güzelim sevgilim
Bir çiçek de böyle özlenir
Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek
Desem öyle alaycı gülümser yürürsün
Sessizce yağan yağmur altında
Aşkı kendine anlata anlata

Yine akşam oldu sevgilim sensiz
Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman
Durakları buğulu otobüs camlarını
Yağmur çiseleyen kirli sokakları
Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan
Yağmurun sesini ne çok seviyorum
Seni ne kadar çok seviyorum

İpek bir mendil diye
Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama
Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini
Kendi anlamlarını aşıp giden
Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca

Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını
Katlayıp koyuyorum çiçekli masama
Seni ne kadar çok seviyorum
Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman

Ahmet Ada
-Aşk Her Yerde (1990)-

Hapisten Çıktıktan Sonra 2 – Nazım Hikmet

NAZIMIN EŞİ MÜNEVVER HN MEMETİN ANNESİ

2 —Akşam Gezintisi

Hapisten çıkmışın,
çıkar çıkmaz da
gebe koymuşun karını,
takmışın koluna
geziyorsun akşamüstü mahallede.
Karnı burnunda hatunun.
Nazlı nazlı taşıyor mukaddes yükünü.
Sen saygılı ve kibirlisin.

Hava serin.
Üşümüş bebek elleri gibi
bir serinlik.
Avuçlarına alıp onu ısıtasın gelir.
Mahallenin kedileri kasabın kapısında
ve üst katta kıvırcık karısı
yerleştirmiş pencerenin pervazına memelerini akşamı seyrediyor.
Alaca aydınlık, tertemiz gökyüzü,
duruyor ortada çoban yıldızı
bir bardak su gibi pırıl pırıl.
Bu yıl uzunca sürdü pastırma yazı,
dut ağaçları sarardıysa da,
incirler hâlâ yeşil.
Mürettip Refik’le sütçü Yorgi’nin
ortanca kızı
çıkmışlar akşam piyasasına,
parmakları birbirine dolanmış.
Bakkal Karabet’in ışıkları yanmış.
Affetmedi bu Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini.
Fakat seviyor seni,
çünkü sen de affetmedin
bu karayı sürenleri Türk halkının alnına.
Mahallenin veremlileri, yataklara düşenler,
bakıyor camların arkasından.
Çamaşırcı Huriye’nin işsiz oğlu,
omuzlarında keder,
kahveye gidiyor.
Ajans haberlerini okuyor radyosu Rahmi beylerin:
Uzak Asya da bir memleket,
sarı ay yüzlü insanlar
beyaz bir ejderha ile dövüşmekteler.
Oraya gönderildi seninkilerden
dört bin beş yüz tane Memet,
kardeşlerini katletmeye.
Kızarıyor yüzün öfkeden ve utançtan
ve umumiyetle filân değil
sırf sana ait
ve eli kolu bağlı bir hüzün.
Karını arkadan itip yere yuvarlamışlarda
düşürmüş gibi çocuğunu,
yahut yine hapisteymişin de
karakolda yine dövdürülüyormuş gibi
köylü jandarmalara köylüler.
Ansızın bastırdı gece.
Bitti akşam gezintisi.
Bir polis jipi saptı sizin sokağa,
karın fısıldadı:
——Bizim eve mi ?

Nazım Hikmet
-1937-1951
Kitaplarına Almadığı Şiirler-

DAÜSSILA – Sabahattin Ali

DAÜSSILA 2020 Potsdam_Stadtschloss_12Mart1929
—–Pertev ve şürekâsına

Bugün de Potsdam’dan süzerken Potsdam’ı,
Yaktı yine içimi kimsesizliğin gamı.
Gözlerim inhinâsız uzayan caddelerde,
Dedim: Bu soğuk şehir nerde, İstanbul nerde?..
Ve istedim birazcık size de dert yanmayı,
Hayâlen memlekete doğru bir uzanmayı…

Burda her şey: Şehirler ve insanlar nursuzdur;
Alamanlar, âdeta besili bir domuzdur.
Sokaklar saatlerce uzanır bükülmeden
Alamanlar dolaşır üzerinde gülmeden…

Burda tebessümün de günü, saati vardır;
Dükkânlar hep bir çeşit, evler hep bir karardır…
Gerçi bizim evlerden temizse de sokaklar,
Süslese de muhteşem meydanlarını taklar;
Ne yıkık surlar gibi bu şehrin bir süsü var
Ne de – ah sormayınız – ne de bir köprüsü var…
Köprü- bende bulmuştu serserinin hâsını;
Şimdi hatırlamaz mı eski âşinâsını?..
İlk ışık belirmeden karşıki tepelerde,
Az mı gözümü açtım ıslak kanepelerde?..
Yorgundum, uykusuzdum, paraca tamtakırdım…
Ben orda bir simide bir ceket bırakırdım…*
Bazı geceler Köprü’yü pek canım istemez de,
Gezerdim Samatya’da, Langa’da, Etyemez’de…
Çoktu tel örgüleri tırmanarak girdiğim,
Uykuyu kimsesiz bir bahçede kestirdiğim…
Fakat yine herkese neşeli görünürdüm,
Çünkü hürdüm, uçan kuşlardan daha hürdüm…
Köprü gerçi soğuktur, yattığım duba katı…
Bana bunlar hoş gelir… Size verdim rahatı…
Ey Langa bostanında gecelediğim demler…
Ve, ey şimdi gâvurca hecelediğim demler…

İçim büsbütün sızlar hatırlarsam Yozgat’ı:
Damağımdadır içki âlemlerinin tadı…
Soğuk yüzümü yakar, kar dizboyu olurdu;
Yine gözümde tüten imamsuyu olurdu…
Sürüklerdim yampiri sokaklarda mesleri; **
Meyhanede okurdum yazdığım nefesleri…
İstemezdim odamda oturup sıkılmağı,
Âdet ettim her gece sokakta yıkılmağı
– Bu cesareti yalnız insana rakı verir. –
Kendimi sıcak kara şöyle bırakıverir,
Kar üstümü örterken ben orda gecelerdim,
Ne de ılık bu akşam yattığım yatak derdim.

Bu hatıralar artık benden uzaklaşıyor,
Deli gönül, muntazam bir vücudu taşıyor…
Bir zamanlar bir pula satarken kâinatı,
Kendi elimle ittim bu kaygısız hayâtı…
Gitmeğe alışmışken ben herkesin dikine,
Enayi gibi geldim Frenk memâlikine,

Taşıyın şimdi benim gibi avanakları
Ey birbirinden nursuz Potsdam sokakları…

Sabahattin Ali
Potsdam, 22.12.1928
-Öteki Şiirler-

* Nâzım-ı tahrir bu vak’adan sonra on beş gün kadar yelek üzerine palto giyerek dolaşmıştı.

** Fakir, Yozgat’ta iken şiddet-i şita dolayısıyla mest ve lastik giyer, fakat arasıra lastikleri çamurda terkedip sadece mest ile dolaşırdı.

Görsel : Potsdam, Şehir Sarayı, 12 Mart 1929

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 – 2 Nisan 1948) Anısına saygıyla…

2282611_a2983a7e67aed439cf2cf91200f562ff

RÜZGÂR

Esme rüzgâr, esme rüzgâr
Alnımı yalayıp gitme
Kafamda gene yangın var,
Alevlerimi dağıtma.

Boşa harcama hızını,
Çalma dalların sazını,
Işıklı ayın yüzünü
Kara bulutla kapatma.

Toprağa değdikçe yanıp,
Düz ovalarda fır dönüp,
Yüce dağlarda şahlanıp
Çukur derelerde yatma.

Dağdan düşen sel gibiyim,
Karla yüklü dal gibiyim
Kurumuş gazal gibiyim
Beni dört bir yana atma.

Sen deli, efkârım deli,
İkimiz şaşırdık yolu,
Viranda baykuş misali
Ötme deli rüzgâr, ötme.

Sabahattin Ali
11.2.1946
-Öteki Şiirler-

GÜNBATIMI – Ahmet Oktay

AHMET OKTAY GÜNBATIMI

Günbatımı. Afyonsu vakit;
her yanda düş lekeleri,
gördün ama kurtulamadın
peşindeler ilk gençliğinden beri.
Yüzünde ve titrek
el yazında gölgelikler kadar
karabasanların da izi.
Onlardan doğdun. Ey özürlü çocuk!
Övünç kaynağın oldu hep
göğsündeki karanlık yara.

Günbatımı. Çifte saat:
hem avlunun kapısını kitliyor
pansiyoncu kadın,
hem taşlığı suluyor şafakta.

Ah! Bütün zamanları yaşamak istedin
bütün aşklarda boşalmak istedin
bütün ölümleri ölmek istedin.

Sonunda elinde kalan
sadece bir yankı:

Böyle bir günbatımında
okumuştu sana şiirlerini;
hâlâ kulağında Ahmet Muhip’in
siyahlaşmış davudi sesi:

“Ey unutuş kurtar bu gamlardan beni”.

Ahmet Oktay
-Gözüm Seyirdi Vakitten-

GECELEYİN – Ülkü Tamer

Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizinden geçen gemi

Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden

Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde

Ülkü Tamer
-Antep Neresi-

Küheylana Ağıt – Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER KÜHEYLANA AĞIT

Uç küheylanım, uç,
küsü mü tutarsın yıldızlarla ki
başını bile çevirip göğe bakmazsın,
pusarsın bağın orta yerinde,
alaca üzümlere dikersin gözlerini;
niye uçmazsın?

Senden ötürü ne derler bak Sakcagöz’de:
“Neresi küheylanmış onun;
kişnese karga kağladı bellersin.
Sağsız beygirin teki. Kırşak tarlası.”
Bunları derler, daha nicesini söylerler.
Ama küheylansın sen,
küheylanımsın;
uç küheylanım,uç
gecenin içine fışkır, yaldır yaldır yansın kuyruğun,
gelişini seyyareler birbirine fısıldasın;
bukağı mı geçirdim sana,
niye uçmazsın?

Gözlerim acıştı sana bakmaktan.
Nice geceler geçti,
ay değirmi oldu hüyüğün üstünde,
böcekler kemirdi çultarını,
o çultar ki, attın mıydı sırtına
kıştan ve alevden korurdu seni,
bütün büyülerden korurdu seni,
çifte benekli şehla gözlerden,
kantaşı altındaki akrep yuvalarından,
yıldırım vurmuş payam ağaçlarından,
her bir şeyden korurdu seni,
muskaydı sana
ağusunda karşı kara yüreklerin.

Kıpırdan biraz.

Sen bu dünyayı arayatı mı belledin?

Ülkü Tamer
-Arayatı-