Ne oldu – Aziz Nesin

AZİZ NESİN NE OLDU Carlos Gotay

Gecenin sessizliği uyandırdı yalnızlığımı
Çıktım kadife serinliğine
Bir ilkyaz gecesini dinliyorum
Bir kuş deliyor sesiyle
Uzakta bir köpek yırtıyor uluyarak suskunluğu
Ve böcekler kemiriyor geceyi
Sağaltmak için okşuyorum acılarını gecenin
Yıldız tozları serpiyorum yaralarına
Ay ışığıyla sarıp sarmalıyorum

Neden durup dururken ağrıyorsun yüreğim
Neden sarılıp sarılıp öpüyor beni gece
Kavuşmasız ayrılık mı bu acılar
Dönüşsüz yolculuk mu var
İşte şuramda yine o sancılar
Dayanamadı bak yağmur yağıyor
Ama gözyaşı bunlar
Peki ne oldu da ben şimdi ağlıyorum

Aziz Nesin
1983
-Bütün Şiirleri 2-

Görsel: (c) Carlos Gotay..

FESLEĞEN – Engin Turgut

ENGİN TURGUT FESLEĞEN

Ballı kadın çiçeği olmalısın sende şiir çoktur,
Akdeniz tadın var senin, yaz seni terk etmez,
gece yarısı şarkıların dudaklarında, gönlü ziyade
hayatlardan geçmişsin, dağlardan, nehirlerden
akmışsın, nice yalnızlıklardan uykusuz gelmişsin,
sarışın, göçebe bir hançeri ne zaman çıkarttın
göğsünden, sendeki başkalık ve rüya devrilmesin,
sende yaşayan ne varsa, bana aşkla gelsin isterim.

Sen istiyorum
Fesleğen yanını…

Engin Turgut
-Rengârengin-

Ağustos Sıcağında, Mart Ayazında – Egemen Berköz

EGEMEN BERKÖZ AĞUSTOL SICAĞINDA MART AYASINDA 00 b ılgaz

I.
…Ve o kaba duru sabah
Anadolu köylerinin belli başlı süsü, selviler
esmerlik, parmak uçlarımdan
İstanbul’a akmış, sokaklar
kalabalık, arabalar yürümüyor, insanlarda
bir coşku
çocuklar
ilkyazlar
pencereler
ben…

II.
Nasıl dayanmalı saat vuruncuya kadar
gün gelinceye kadar
rüzgâr esinceye kadar
su içilinceye kadar
dağ aşılıncaya kadar

sesim türküler içinde.

Egemen Berköz
-Unutma-

Görsel: Orhan Köse

 

 

BAHÇEDEKİ RÜYA – Engin Turgut

ENGİN TURGUT BAHÇEDEKİ RÜYA

Farzet ki ben senin kuğu kuşunum
Rüyalarım kabuk bağladı
Seni beklemekten.

Allah biliyor ya; kendimden başka
bir incelik kullanmıyorum
Seni özlemekten.

Tenimin içinde taşıdığım sokak
Ruhuma doğru indiğim bahçe
Çıkamıyorum içimden
Tutar mısın ellerimden.

Onarılmaz beyazsın, hiç kullanılmamış
Hiç doyamadığım kedicil rüyalarımsın
Fal bakıyorum yüzünün esmer
Gurbetinden.

Biricik, hakikatli insan kokumsun
Nefessiz bırakıyorsun nefesimi
Ağzından gün güneş yıldızlar damlıyor
Git git bitmiyorsun
Deliriyorum hasretinden…

Engin Turgut
-Rengârengin-

ÜŞÜYORUM – Engin Turgut

ENGİN TURGUT ÜŞÜYORUM

Bir bilgeye sormuşlar: “Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?” “Terzimi severim” diye cevap vermiş. Soruyu soranlar şaşırmışlar. “Aman efendim,dünyada o kadar sevecek kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?” Bilge bu soruya şöyle cevap vermiş: ” Evet dostlarım, ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar beni hep aynı gözle görürler.”

İnsan üretmediği zaman sıkılmanın doruklarında bir hayal gibi dolaşır ve bir üşümek gelir saplanır şuranıza. Hiç âşık olamayanlar, aşkına karşılık bulamayanlar, aşktan hemen vazgeçenler, aşkı ıssız olanlar çabuk sıkılırlar. Her zaman sıkılırlar. Uçamayn bir kuş gibi sıkılıyorum ben de bu gittikçe çürüyen yeryüzünde. Gönderilemiş bir mektup gibi sıkılıyorum, adresini kaybetmiş,
yırtılmış bir mektup gibi kanıyor içimdeki lirik yağmur. Nereye akacağını bilmeyen kendine susamış bir dua, bir su gibi sıkılıyorum.

Rüyalarında hüzünlenen çiçeksiz bir dağ gibi sıkılıyor şu benim bile olmayan hayallerim. Loş bir şarkı dökülüyor üzerime, kendisini şair zanneden bir adam gibi sıkılıyorum. Rutubet kokan bomboş odalar gibi, cumbalı evlerden dar sokaklara dökülen sıska bir yalnızlık gibi sıkılıyorum. Gemilerin uğramadığı, balıkların çirit atmadığı bir liman gibi sessizce üşüyor ve çok sıkılıyorum.

Kendini şiir zanneden kötü bir öykü gibi fena sıkılıyorum. Dalgın bir uçurum, ateş almayan bir çalı gibi, yatağından kalkıp mutfağa gidemeyen felçli bir adam gibi sıkılıyor ve çok üşüyorum. Masalsız ve bahçesiz büyütmüşler bizi. Çabuk eskiyen kırık bir aşk gibi üşüyorum. Işıksız ve solgun bir şehir gibi kalbim. Üşüyorum bir balıkçı teknesinin üzerinde uçuşan martılar gibi. “Ben sıkıntıyım” diyen İlhan Berk kadar sıkılıyorum.

Susan ve birbirine dokunamayan hayatlar gibi, yalan söyleyen şarkılar ve şiirler gibi sıkılıyorum. Yalan söyleyen devletler ve çürüyen, gitgide eriyen, çölleşen bir dünya gibi sıkılıyorum. İşgal edilmiş ve yırtılan bir ada gibi çok üşüyorum. İçimi kemiren bir böcek gibi. Kafka gibi sıkılıyorum. Ayaklanmış bir ruh neye yarar ki içinde hayat yoksa? Bir teli kopmuş gitar gibi, bir köşede durmanın sancısıyım sanki. Kişiliğini, kimliğini, ve ruhunu kaybetmiş, kendine yabancılaşmış bir halkın içinde bir kuru gürültü gibi, sahte bir gülümseme gibi üşüyorum durmadan. Her şeyin alınır ve satılır olduğu, yokluğun ve yoksulluğun yangın kokusunu duyduğum, çocukların açlıktan ve sevgisizlikten patır patır öldüğü bu zalim çağda hep canım sıkılıyor ve çok üşüyorum.

Hiç umut kalmamış, kimse sahici değil ve yalan tarih alay ediyor bizimle yüzyıllardır. İnsanlık trajedisine dokundukça üşüyor her yanım. Gönlüm, çocuk yanım, insan yanım, isyan yanım üşüyor. Bir tek hainler ve zalimler üşümüyor. Katillerin ne canı sıkılır ne de üşürler onlar. İçimdeki mevsimler, koynumda sakladığım yaprak, içimeki serçe, içimde hüzünle sakladığım, hiç öpülmemiş, koklanmamış günahlarım üşüyor.

Cevapsız kalmış sorular gibi sıkılıyorum. Üşüyorum kendine kapaklanan mahcup bir aşk gibi. İçinden hayalleri çıkartılmış külden bir masal gibiyim. Bahar gelsin artık. Ve ben kelebeklerle birlikte uçsam… Mutlu olmak değil derdim. Dünyanın aşkla değişmesinden, hayatın bir lunapark neşesine dönüşmesinden başka ne isterim ki. Kış bir tokat gibi patlıyor yoksul çocukların alnında. Ne çok keder ve korku birikmiş uçurum yarası kalplerimizde. Üşüyor açılmayan kapılar. Üşüyor içimizdeki iç kanama. Yazmaya kıyamadığım cümleler, kelimeler üşüyor. Canım sıkılıyor bir ırmak gibi kendime akmaktan. ” Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar” diyor ya Edip Cansever, işte ben öyleyim: Bir boşluk neye yarar ki içine kendinizi katmayınca? Denizin kıyıya püşkürttüğü bir çakıl taşı kadar canım sıkılıyor ve çok üşüyorum.

Elimi tutar mısınız? Elimi tutar mısınız? Elimi tutar mısınız?

Engin Turgut
-hiçbir zamana sığmayan/denemeler-

 

YAZKURUSU – Ahmet Günbaş

AHMET GÜNBAŞ YAZKURUSU

Anladım yazkurusuyum ben
zeytinine kadar yağmalanmış…
Sararıp solmada üstüme yok
Güzün işi kolay, çıplağım hazır
Al beni taşlara vur, kışlara vur, kim karışır?

Al beni rüzgârın önüne at, diline düşür, gıkım çıkmaz!
Uyandır en azgın suları başıma dola
Kanatlarım sürüklenmek için yaratılmış
Göğsümde çığlıklar düğümlenir art arda
gölgemse takılır kalır çalılıklara

Anladım yazkurusuyum ben
kuyusu delik deşik, ağlamaklı…
Kıyımda kalan son maviyi
yaraya dönüştürmüş yoktan bir sıyrık…
Aşk damla damla çekilmiş kanımdan

Kalbimse yanıtsız bir soru imidir artık!..

Ahmet Günbaş
-Yırtık Yol-

(C) Victor Habchy