KAYBOLAN ZAMAN PEŞİNDE – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN KAYBOLAN ZAMAN PEŞİNDE

—Ülkü Tamer’e

Peki sen nerdesin şimdi?
Sesin duyulmuyor uzaktan.
Hangi hurmanın altında Cemile,
demek bir Türk’e gönül verdin?

Eski açıkhava sinemalarında
—eskimeyen ne var ki?—
seni görür gibi oldum perdede
aşkın gözyaşları dökülürken.

Biraz Beşare Vakim, biraz da Yusuf Vehbi,
Türkçe sözlü, Arapça şarkılı,
her Cumartesi öğleden sonra
gittiğin sinemalar Alemdar, Milli.

Nasıl da geçiyor mu zaman?
Tahiye Karyoka ve Enver Vecdi,
Unutma Abdülvahap’la Ümmü Gülsüm’ü,
Ortadoğu’nun bülbülleri.

Şimdi kılkuyruk ekranlara kaldı
kenarın dilberleri, mahallenin gülleri.
Nerede bıldır açan o mis kokulu leylaklar,
Heybeli’de her gece mehtaba çıkanlar şimdi?

Cevat Çapan
-Sevda Yaratan-

ÖKKEŞ’İN TÜRKÜSÜ- Ülkü Tamer

52771861_2297856970224418_8808036338415697920_o

Ağa oğlu paşa oğlu
Önünde evinin yolu
Dilinde güneşin balı
Döşünde çiçeğin gülü

Ağaç sende kurt bendedir
Temmuz sende Mart bendedir
Yetmiş iki sırt bendedir
Her bir sırtta gurbet çulu

Senin elin para tutmuş
Benim elim kara tutmuş
Var içinde dara tutmuş
Ocağımı Tanrı kulu

Boyna urgan oldu kuşak
Küle kesti yorgan döşek
Yoksa dövüş mü dövüşek
N’olacak Ökkeş’in hali

Ülkü Tamer
-Antep Neresi-

BİR ADIN YOLCULUKTU – Ülkü Tamer

BİR ADIN YOLCULUKTU 20 ŞUBAT 2019

1
Kavaklık neresiydi, İthaka neresi
Belki Kırkayak bahçesinden başlamıştı yolculuğun senin
Belki Nurgana’dan
Başpınar’da konaklar mıydı Odysseus
Penelope kurar mıydı tezgâhını Kayacık’ta
Troya neresiydi
Agamemnon
Bir dağ-yüreğinin sesiydi

Meyan şerbetçileri dolduruyor sokakları
Sebil sarıp sarmalıyor ikindiyi
Alçalan güneşin altında Kyklops
Birecik yolunu gösteriyor tek gözüyle
Dağ yeli, dağın yüreği, söyle
Kimdi Odysseus
Antep’e gelenlerin delisi miydi

2
Berberlerin artık yorulma saatinde
Düşlerin bitip bitip başladığı bu saatte
Eşekleriyle yola koyuluyor pazarcılar
Bu adam Mazmahor’a yakın oturur
Bir adı İbrahim’dir, bir adı başka
Turuncu güvercinler yetiştirmeyi koymuş aklına
Güneş doğdu muydu üzülür
Olmayan kılıcını takıp beline
Hüyüklerde bir Aias aranmaya başlar hemen
O gelen kim
Sorma bana
Adını hiç söylemez
Sirenlerin diliyle konuşur sadece

Şu gelen Humanızlıdır
Güvercin değil, evler büyütür içinde
Boş vakitlerinde taş yontar
Öyle bir sur yapacak
Öyle bir kale kuracak ki günün birinde
Tahta atlar değil, uçan atlar bile giremeyecek
Gümbür gümbür yalnızlığına Hektor’un

Berideki ise leblebi satar
Akhilleus’n düşlerine mi özenir kalburu başında
Yoksa Patroklos’un ölümüne mi
Kendisi bile bilmez bunu
Kafası karıştı mıydı
Alır bir avuç leblebisinden
Alleben’de rakı içmeye gider

3
Neresiydi İthaka
Ne işi vardı burada Odysseus’un
Yılanların uykusunda ne işi vardı
Sığırcıkların akşamında
Kanatlı kısrakların uçuştukları gecede
Sabahın sessiz patlayışında ne işi vardı

Hep bunu soruyor, bunu konuşuyordun

4
Yolculuğun nereden başlamıştı senin Antepli
Bir yolculuğun Davut’un demirci dükkânından
Bir yolculuğun Şükrü’nün götürdüğü bayram yerinden
Bir yolculuğun Mehmet Efendi’nin Camlı Kahve’sinden
Bir yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasından
Bir çok yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasından
Bir yolculuğun Arasa’daki isimsiz kebapçıdan
Bir yolculuğun Uzunçarşı’daki buzlanmış tuluklardan
Bir yolculuğun Kalealtı’ndaki boya kokularından
Bir yolculuğun Dunlop Garajı’ndaki dokuma tezgâhlarından
Bir başka yolculuğun
Narlı’daki sivrisinek uykularından başlamıştı senin

Narlı neresiydi, İthaka neresi
İthaka neresiydi, Troya neresiydi
İstanbul neresiydi Ulukışla’dan sonra

Kayacık’ta mekik atarken Penelope
Düşünüyordu:
İstanbul
Uslu bir çocuğun sesiydi

5
Günlerden, güneşlerden, karanlıklardan geçtin

Dehlizlerden, akrep sırtlarından geçtin

Karpuzatan’dan, Dülük Baba’dan ve her gün Saburcu’ndan

Hacivat oynatanların şarkısından

Kaçakçıların saatinden, Çukurbostan’da bekçi düdüklerinden

Her gün en az bir kere geceden geçtin

Bir adın yolculuktu, bir adın başka

Şafak sökerken Zeus
Hemingway’in öykülerini bırakıyordu senin sunağına

Tarancı, Necatigil, Ziya Osman Saba
Kitapçı dükkânını taşıyordu Arif Güzel’in
Yılanın su içtiği pınar başına

Lady Macbeth’i savuruyordu düşlerine uyku

Kimbilir nereden başlatmıştın yolculuğunu
Sait Faik’den mi, O’Henry’den mi, Çehov’dan mı
Su almak için indiğin istasyon
Bozkırında mıydı Gorki’nin, Konya ovasında mı

Vagon penceresinden arılar giriyordu
Gümüş örümceklerle savaşarak

Günlerden geçiyordun, gecelerden
Troya’da arıyordun Antep’te yitirdiğin dizeleri
Eliot koşuyordu yardımına, Pound, Jacob, Frost,
Dıranas, Nâzım, Dağlarca,
Caldwell, Steinbeck, Istrati, Poe, Kafka, Silone,
Bruegel, Dufy, Picasso, Degas, Vlaminck,
Alberti,
Andrade,
Lorca.

Bu arada adını soruyordu koridordaki saraç.

Bir adın yolculuktu, bir adın sevda.

6
Çocukların artık yorulma saatinde
Güneşin batıp batıp doğdurğu bu saatte
Yola koyulan pazarcılar oldun
Tahta bir iskemleye oturup kahveleri dolaştın
Hermes’in sandalları bile gerekmiyordu sana
Haritalarını çizmek için Olympos’un, Gâvur Dağı’nın

Surlar yaptın
Leblebi sattın kendine

Narlı, Haydarpaşa, Waterloo, Gare du Nord, Termini
Bütün istasyonlarına uğradın dünyanın
Her yere biletini her yerden aldın

7
Kavaklık neresiydi, İthaka neresi
Kimdi Odysseus
Antep’ten gidenlerin delisi miydi

Ülkü Tamer
-bir adın yolculuktu-

KOŞMA – Faruk Nafiz Çamlıbel

Kirpiğine sürme çek,
Kına yak parmağına:
Bu yıl yaşın girecek,
Kız, gelinlik çağına…

Anlatıyor duruşum
Ben sana vurulmuşum;
Ko, düşsün gönül kuşum
Saçlarının ağına.

Yaş olsam gözden akmam,
Göz olsam gayre bakmam,
Vatanımsın, bırakmam
Ellerin kucağına!

Faruk Nafiz Çamlıbel
-Han Duvarları-

GECENİN SÖYLEDİKLERİ – Oktay Rifat

OKTAY RİFAT GECENİN SÖYLEDİKLERİ Alexander Khoroshilov

__Hepsi var. Sevgilim yok.

Yüzüme kadife bir kumaş gibi değdi gece sonra uzattı siyah ellerini, aydan yere
dökülen gümüş tellere doğru. Gümüş teller inliyen bir erganun oldu. Kıvrıldı siyah parmaklar, çaldı gece.. inledi, erganun rüzgârda inledi, rüzgâra ses verdi. Esti
rüzgâr ayın saçlarını taramak için ayın kafası bir bilârdo yuvarlağından farksız.
Saç nerde? Nevmit olmadı rüzgâr, göklere, uzandı, oynadı yapraklarla sevgilinin
buklelerile oynar gibi.
Bu gece bana sevdiğim bu gece aşkı hatırlatıyor. Erganun var, âşık var, maşuk
var. Uzat parmaklarını öpeyim. Dinle! İnliyor erganun.. Erganun, inle……
• • •
Gözlerimi oğuşturuyorum. Etrafıma bakıyorum. Erganun var, âşık var, maşuk
var. Sevgilim yok. Kandırdı beni gece, beni gece değil hislerin kandırdı… Uzat
parmaklarını öpeyim… Erganun sus! İnleme. Başın yanıyor, gibi. Yüzüme kadife
bir kumaş gibi değdi gece…

Oktay Rifat
1932
-bu dünya herkese güzel
(dışarıda kalan şiirler)-

 

©Alexander Khoroshilov