İKİ ESKİ ŞARKI – Tuğrul Asi Balkar

İKİ ESKİ ŞARKI - Tuğrul Asi Balkar

I. Dokunur Dokunmaz Bir Sevinç Depremi

içimde seni yitirme korkusu olmasa
yüzüm yüzüne değer mi bilmem
ellerim ellerine.
alnını ufka dayamaktan yorulursan
kırık bir omzum var
güneşe sorsan: bugün değil
belki yarın, der
dokunur dokunmaz bir sevinç depremi

beni böyle anımsa
küçük bir gülüş
sıyırıp geçerken dudaklarımı
boynumda sessiz öfkemin damarlanışıyla
yanağında ürkek soluğumun buğusu
karşıdan karşıya taşkın
bir şarkıyı yinelerken içimde

beni böyle anımsa
alnın ufka dayadığın yüzümde
ellerin
ellerime
dokunur dokunmaz bir sevinç depremi

ve unutma
sussak, sözlerimiz kısa kalıyor uzun adımlara
konuşsak, ömrümüz.

II. Susarsan Boşlukla Kalırım
-tahsin saraç’a-

susarsan, öfkem yitik bir vadide yankılanır
denizgülüm çiçeklenmez dinmeyen bir yağmurda
susarsan, yüzüm bir suçluya yakıştırılır
yorulur, sevdiğim, bir çocuğun sevinci öksüz kalır

susarsan, acıları kuruyan o ırmağı geçemem
sırtımda kabaran yenilgi kenti git gide büyür
sararan bir mevsim gençliğimi kanatır
çalarım kapını, açılmaz, boşlukla kalırım.

Tuğrul Asi Balkar
-Bir Sevinç Depremi (1994) –

©Peter Holme

ANLAT DERDİ ÇOCUK – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR BODRUM GELİNÇİÇEKLER

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Kıyıda ahşap iskelenin gıcırdayan tahtalarının üzerinde, denizi tanımaya başladığı
günleri anımsayarak. Denizi. Babasının dayısını geri vermeyen, koynuna alan gizemli
denizi. Elimi tut baba, bırakma.

Baba Bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Dedemle dostluğunu. İncelikli, yürekli, onurlu. Tükenmeyen, insanca.
Birlikte nasıl balığa çıktıklarını. Nasıl birlikte rakı içtiklerini. Denizi içer gibi
yudumladıklarını. Denizde buldukları bombayı. Elimi tut baba, bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Kayagölgelerini, mimozaları. Saçlarına, Balıkçı’nın yetiştirdiği mimozaları takan
Bodrumlu kızları. Onbiray çiçeğini, karanfilleri, yaseminleri göz nuruyla sevgiyle
büyüten kadınları. Balıktan dönen balıkçıları. Fil kulağı süngerleri sırtlamış
süngercileri. Ötelerin Çocukları’nda sancısı tutan kadını. Hani Ötegillerin Elif’i.
Okusana yeniden, işiteyim senin Giritli göçmen dilinden. Elimden tut baba, bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Mavi Sürgün’ün gözleri mavi değil de çakıra çalardı hani. Mahmut nerelerde? Aganta
Burina Burinata! Haydiyin engin denizlere! Aliş’im bekleyedursun. Kerimoğlu kıyı
boyu gelir mi, haggat tıp tıp eder mi zenginlerin üreği. Elimi tut baba, bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Çocuk düşlerinde, mandalina bahçeleri arasında Çakır Ayşe. Yoksa o da mı
Bodrum’un gök rengi bulutlarından bize bakmakta. Babası sefir, amcası vezirmiş,
doğru mu baba? Deli Davut, niçin giderdi Gülen Ada’ya? Pegas, Pegasus kıpkırmızı
kahkahalarla baba. Elimi tut baba, bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Kalenin içinde saraçlar, kavaflar, dükkanlar varmış eskiden. İp satıcıları. Balık ipi de
satarlar mı baba? Balıkçı’nın oturduğu apartımanın adı Merhaba imiş, gerçek mi?
Elimi tut baba, bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Kıracı misgillere, bozkırı şenliğe dönüştüren kimdi? O kıyıboyu ağaçlarını, o
palmiyeleri diken kimdi? Şimdi, niçin kesiyorlar? Korkuyorum. Elimi tut baba,
bırakma.

Baba bana Balıkçı’yı anlat, derdi çocuk.
Büyüdü. Babası yine de elinden tutuyor. İçinde bir türlü büyümeyen çocukluğunun
elinden. İçinde bir türlü dinmek bilmeyen deniz sevgisinin elinden. Doğa sevgisinin
elinden. Tarih sevgisinin elinden. İnsanlık sevgisinin elinden.
Şimdi, ikisi de, birbirlerinin ellerini daha bir sımsıkı tutuyorlar, betonla çoraklaşan,
bilisizlikle boğazlanan ağaçların gözyaşlarını yüreklerinde duyumsayarak. Daha bir
sımsıkı. Elimi tut, bırakma, demeden.
Tuğrul Asi Balkar
-Bir Sevinç Depremi (1994)

İLİNTİ – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR İLİNTİ

unutkanlık olsa adı, kimse istemez bilirim
anımsayış için herkes atılır sanma
yaşamı bir şölen sandığın da oldu
bak o mahzun çocuk emindir bundan
uzaktan bile olsa

nefret olsa adı kaç kişi ister ki
sevgi için koşaradım herkes değil mi
ömrünü bir gülün kokusunda yitiren!
gerçekten yitirdiğin ömür mü? sorsana
yakından bile olsa

söz olsa adı sofrasına konuk edecek
şairler bulunurdu elbet, yoksa bulunmaz mı
sözcükler için bir çeyiz sandığı
kimlerin düşünü süsler kimlerin
tam ortasında

dinginlikle barışmadı hiç
suskunlukla durmadan boğuştu
yanığı olmayan bir şiir için
ölçüye gelmez imgeler kurdu
ne ıraksak ne yakınsak

biliyor yine de insan
kokusu, kanla barışık değildir
kulağını dayadığın yüreğin atışı

nasıl denirdi
bir şeyle her şey arasındaki ilinti

Tuğrul Asi Balkar
-Buzdan Parantez-

Aganta Burina Burinata – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR AGANTA BURİNA BURİNATA

bir sessizlik oldu uzun ve oldukça sıkıntılı – –
her sabah yağmur yağacak düşüyle taşıdığım şemsiye usandı ıslanmamaktan
sıçrayan her damlayı durgun bir göle fırtınalar biriktirmeye harcadım
yine de yorgun bir günü tökezlenmeden geçirecek kadar hırçın yüreğim
– aganta,

şimdi gemiler var limanlara güvenli
gemileri yelkenli açık denizlerin
– burina,

son isteği deniz açılmaktı karada boğulan çocuğun
türküsüyle
-burinata.

Tuğrul Asi Balkar
-bir sevinç depremi-

 

YALNIZCA KIRLANGIÇLAR BİLMELİ GÖÇ ETTİĞİMİ – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR YALNIZCA KIRLANGIÇLAR BİLMELİ GÖÇ ETTİĞİMİ

I.
(dedem ben küçükken ölmüştü*
dedemin evi vardı eski bir rum evi iki katlı denizi kaleyi gören
şirin bir bahçesi umutsuzlar için dilek kuyusu çiçekleri iki mandalina ağacı
pencerelerini açarlardı yazın bunaltıcı sıcaklarında
saçakaltına yuva kuran mübadil kırlangıç yavruları doluşurdu odama
dedem “pedimu, mino paluko, bırak kuşlarla oynamayı” derdi
ama ben yalnızca bakardım oynamazdım doyamazdım
daha fazlasını anımsamamalıyım
dedem ben küçükken ölmüştü)

kırlangıçlar göç edermiş yaz sonu göremezdim

*ölüm seni benden ayırabilir ama
aramızdaki sevgiyi asla

 

II.
(erkenden uyanmalıyım sabah vardiyası işçileri yola düşmeden
doğrulmalıyım yatağımda geceden gördüğüm düşleri hayra yormalıyım
kalkmalıyım yüzüme bol bol su çırpmalıyım
çay suyunu koymalıyım ocağa kalanıyla traş olacağım
pencereleri açacağım geçen günkü doludan arta kalan
erik çiçeklerinin kokusu doluşsun odama
bir güzel kahvaltı yapmalıyım haberleri dinlemeliyim radyodan
en temiz giysilerimi giymeliyim sırt çantamı açmalıyım
içine bunca yıl yaptığım yanlışları doldurmalıyım
-alır mı acaba-
ve ağzını sıkıca düğümlemeliyim, dağ çiçeklerine, pınarlara, denizlere
özüme başlayacak sarp bir yolculuk olacak
fırtınaları boran olup karşılamaya yürümeliyim koşar adım)

yalnızca kırlangıçlar bilmeli göç ettiğimi
sevgilimden bile gizlemeliyim

kırlangıçları görürsem söyleyeceğim

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

BAŞTAN SONA – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR BAŞTAN SONA BİR

bir

yankılandım.
yankılanan dalgalar koşuyor kıyıya
iz bırakmadan
yankılanan unutulmuş ve uzak
bir şarkının son dizeleriydi anımsa
anımsa canlara vuran
yağan kardı bütün bir gece
gider mi gider gitme desen de

göçebe bir güvercin
o, kanatsız belki sevdalı
kim hayır diyecek
kim yadsıyacak
tek ışık gözlerimizdi
tek sıcaklık soluğumuz
sözlerimiz yorgun
düştü, kim kaldıracak
kim tanık bir an mı
kim tanık bir yaşam mı
bütün zamanları birden
bütün acıları birden
yaşamanın zorunluluğu
gider mi gider gitme desen de

Tuğrul Asi Balkar
-bir sevinç depremi-

Bir Kars Anısı – Tuğrul Asi Balkar

tugrul-asi-balkar-bir-kars-anisi

savrulan kuruyan yapraklar mıydı yoksa sesim mi?
ormanlarda
çıtırtısını duyumsamak için yüreğimi toprakla bütünleştiren
uçurumlara hamak gerip o bitimsiz boşluklarda korkuyla
kucaklaşan
bırakın beni gölgeme gizleyeyim kendimi toprakla haşır neşir
aklım! zaten burada on iki ay kış artanı yaz…

Tuğrul Asi Balkar
-vazgeçmeler ustası-