size bıraktığım – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL SİZE BIRAKTIĞIM

o gece troya’da
ırmağın sesini
bıraktım size
kır zambaklarının
zarif düşlerini
mavi hayıtların
çiçeğini bıraktım.

çok şey öğrendim
söylencelerden
uzun saplı gelincikler
öptüm örenlerde
siz bana fırlatılan
bir kozalaktınız.

bir önemi olmalıydı
arınmaların
ida sunaklarında
buluşmanın yalnızlıkla,
bir defne dalıyla
örtüşmenin

budanmış gül
kokusuna büründüm
troya önlerinde
sizi beklediğim gün,
aklım balkanlardan
gelen yağmurla
sürüklenip gitti

hangi maviydi
aldığınız benden,
hangi rüyaydı,
hangi yenilmiş haziran,
o gece işte
son hayallerimi de
bıraktım size!

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-

ida’ya sitem – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL İDA YA SİTEM.jpg

bunca güvendiğim troya rüzgârı
neylersin bir gecede kırıştırdı yüzümü
aynı yaşa geldik bahçemdeki
homeros’tan kalma zeytin ağacıyla

ben ki, aşka güvenirdim doğrusu
kalbime büyülü sözler pompalayan:
her sabah yeni bir şiirle uyanırdım
içimde ılık kumsallar uzanırdı

yaz ırmağına güvenirdim dahası
onun harika mavi çakıllarına
her gün kırk şiir yazardım tutkulu
hayıtların arasında hayallerimle

gerçeği söylersem ey sevgili ida
en çok otlarına güvenirdim senin
sendin ömrümün söylenceler sunağı
tanrımdın, kuşların olurdu benimle

hadi be ida, sen de beni korumadın!

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-

akşam rüzgârını bekliyorum – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-aksam-ruzgarini-bekliyorum

sözcüklerin tükendiği yerde
akşam rüzgârını bekliyorum.

onun, yalnızca benim için ebruli
zamanlara değdiğine inanarak!

taşlara yazılmış şiirlerin dilimde
bıraktığı kekre tortuyla bekliyorum.

yosunlu kayaların altında upzuzun
salınan gelinciklerin arasında:

rüzgârını, o büyük sonsuzluğun!

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-

Bursa’dan sonra – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-bursa-dan-sonra

bursa’dan sonra böyle
daha kaç şehir
görecek bendeki
bu yalnızlığı

şimdi orada
o leylâk rengi
şehirde olasaydım
bir güle sığınırdım

ay ışığı sürerdim
yaşlanan yanlarıma
küllenen aşkımı
kükürtle ovardım

yağmurla onarırdım
yırtılan gömleğimi
ağzımda bir şiirin
dili gezinirdi

şimdi burada
şehir yarası almış
bir ankara gecesi
geçiyor sokaktan

Ahmet Uysal
dikmen/nisan 2000
-Bursa Şiirleri-

GÜZ SONU ŞİİRLERİ – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-guz-sonu-siirleri

Her şey hazır belki
yarın giderim
Yağmurun sesini de
alırım yanıma
Gömleğimin cebindedir
kuruyan otlar
Eski yerinde kalır gene
bozkır kokusu

Herşey hazır kesin
yarın giderim
Kırgın güz sokağı
uğurlar beni
Benim için rüzgâra
bürünür evler
Kapısını açık bırakırım
ıssız avlumun

Her şey hazır olamaz
hayal bunlar
Şehrini bulamaz bulanık
akan nehir
Savrulur derin vadilerden
düşer köpüğü
Kırık bir dal ucuna döner
kırgın şiirler

Ahmet Uysal
-Uzak Yazlarda-

umut iyi bir şeydir – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-umut-iyi-bir-seydir

hadi
tut ellerimi
saçlarımda dalga dalga
buğday sarısı
avuçlarımda salkım saçak
tuzlu kehribar kokusu
hadi tut,
umutlardan uçurtma yapalım
belki
deli rüzgâr
başaklardan buğdayı
koyaklardan alıp
tuzlu kehribarı
ortası hüzün
bir sabah simidi yapar
bir uçurtmaya
bir hazirana
bir de rüzgâra
tuzlu bir sözümüz var
hadi,
avuçlarım gözlerimden ıslak
kirpiklerimizi
üveyik kanatlarına bağlayalım
hadi
bir sabah ezanı da
güneşin doğuşuna ağlayalım

Ahmet Uysal
-Devâ-

SÖĞÜTLERİN KIRILAN SESİNDE – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-sogutlerin-kirilan-sesinde

Sessiz sularıma düşen
Kurutulmuş vişne kokusuydu
Ve ben hep o suları izlerdim
Yalnızlık gibi yosunlu

Çok var ki unutmuşum
İçimde ağlayan çocuğu
Her gece bir yol bulurdum
Gene de önümde kalırdı doğu

İpek atlası şiirin
Henüz sarmamıştı örtüsünü
Bu acı, bu onulmaz yara
Nasıl da örselerdi o gülü

Hüznün gizleriydi aşk
Derin, ulaşılmaz yüzüyle
Yeni bir tanım daha arardım
Söğütlerin kırılan sesinde

Ahmet Uysal
-Sularla-

YENİ BİR GÜZ DAHA – Ahmet Uysal

ahmet-uysal-yeni-bir-guz-daha

Yeni bir güz daha
Eğiriyor ipeğini
Bana bir koza örerek
Gireyim diye içine

Yeni bir güz daha
Yanında taşıyor gene
Küllenmiş bir aşkı da
Tutunayım diye
Bedenimde kalan dikenlerine

Yeni bir güz daha
Bir gül uzatıyor uzaktan
Elimi uzatsam usulca
Metin’le Uğur’un
Yüzleri değiyor yüzüme

Yeni bir güz daha
Düşüyor kırık aynalara
Yanıyor yazılar
Aysan Aysan Aysan
Ay düşüyor sulara

Ahmet Uysal
-sularla-

GÜZ GELMİŞ NE GÜZEL – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL GÜZ GELMİŞ NE GÜZEL

güz gelmiş ne güzel
sınırında yürüdüğüm
tarla kokusunu
taşıyor parmak uçların

dilinden incir sütü damlıyor
eylül toprağına

çok iyi bildiğim
dağ yolu sanıyorum
yanımda olmanı
kaya dibinde saklı çiçek
nasıl da sana benziyor

koruyalım onları çocuk,
başka neyimiz kaldı savunacak,
yeni gizler ekleyelim güle
yeni sözlerle
üveyikler havalansın dilimizden

Ahmet Uysal
-Eylül Ebruları-

 

suya… yeşile… ve gözlerine – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL SUYA YEŞİLE VE GÖZLERİNE

yorgun bir akşamın ardından
sıyrılan büyülü aya,
düştüm bir yıldız gibi.
ey saçlarında rüzgârın pervane olduğu!
ey gözlerinde çakmak çakmak nurların doğduğu!…
ey öte yanım
ey değdikçe sızlayan,
sızladıkça büyüyen gizli yaram…
ateşinde kül değil dağ oluyorum.
ürkek bir ceylanın bakışlarında;
denizin mavisi,
suyun yeşili,
ve hayatın en ince yanı…
sevdiceğim…

tatlı sızım, akan kanım
bu gece de düştün hayalime;
aldığım nefes sen,
yanağımda ateş sen,
ellerimi açıyorum dünyaya benim;
yağmur benim,
yaprak benim,
toprak ben, aşk benim…

sarı bir yağmur yağıyor saçlarıma
üşüyorum
kaydı mı geceden bir yıldız
koşuyorum
gelmek için sana
avuçlarımda yıldız kümesi

gözlerin kadar büyülü
kirpiklerin kadar sınırsız,
ve bakışların kadar korkak yürürken bahara,
gülşen oluverdi yüreğimde gelincik.
kanatırken bir anne tırnaklarıyla ellerimi
her doğan bebenin avuçlarındadır adın.

hayat sensin, yarın sen;
çocukken topladığım papatyalar,
düşlerimde açan mavi güller,
annemin sakladığı gözyaşları,
göç bilmez serçe kuşu
buğday tanesisin sen…

yürürken yalınayak, ürkek, katıksız
yerden göğe suya ve yeşile dönmüş seraba
çöküyor gece ıslanan gözlerime ağır ağır
düşüyor avuçlarıma bir kar tanesi gibi kaderim
hayat…

hayat sana teşekkür ederim…

Ahmet Uysal
-Revâ-