NOTLAR (II) – Ataol Behramoğlu

NOTLAR (II) - Ataol Behramoğlu

Yurdum orada, karanlıkta duruyor
Onun insanlarını tanımıyorum bile
Oysa yıllarca onları tanıdığımı düşündüm
Onlar da değişmekteler
Kasket takıyor adamın biri günün birinde ve aslında bunu
hiçbir zaman düşünmemişti
Birisi kendini kaatil sanıyor, çünkü öyle söylüyorlar ve
maddesi filan da var
Ve ben bir terzi çırağının kendini nasıl bir kabadayı olarak
değiştirdiğini gördüm

Yurdumun insanları çocuklara benziyor
Çocukça bir şey var hepsinde
Lazları Ali Faik Cihan nasıl saşırtıcı bir kavrayışla anlatırdı
Ölürken sanki ölmüyormuş gibi, ya da sanki bir filmde gibi
ölen ve yürüsün diye kan davası silahlarını son nefeslerinde
arkadaşlarına emanet eden;
Kürtler kurnazdı. Malazgirt’tekiler. Kendilerini hep
ayrı tutuyorlardı.
Yıllarca buna zorlanmışlar.
Orta Anadolu’nun topraksal gösterişsizliği, bozkırsal
kıraçlığı ve bunun altındaki umulmaz mizah
Soyutluğun daniskası.
Egelileri iyice tanıyor muyum?
Epeyce uygarlaşmış oldukları söylenebilir; hayatlarında
incirler, asmalar, Ege’ye ait başka bir şeyler var
Ege’nin sıcak uygarlığı
Cıva koyuluğundaki denizi
Koyu mavilikteki.

Yurduma ait bir sesi geliştirmek
Bir yurdum olduğunu düşünmek
Bir yurdum var benim, Türkiye, alçakgönüllü, irice bir toprak
Çalışan bir adamın kalın, alçakgönüllü ellerine benziyor
İnsanlarımız hem iyi, hem kurnaz hem tuhaf
Hepsi gizli birtakım dünyalar taşıyor.
Yıllanmış bir sevdalı çıkıyor zayıf bir ustabaşı, üstelik de şaşı.
Köylülerin ne kadar nazlı olduklarını çok kişi bilmez aslında
Şehirdekilerden çok daha kadınca bir şey vardır köy delikanlılarında
İnce bir şey. Başını bir ananın dizlerine koymak gibi.
“Of anam, yandım” demek gibi bir incelik.
Ölümden, hastalıktan nasıl da korkarlar.
Yurdumda bir şey hep zedelenmektedir. Kanamakta olduğu da
söylenebilir.
Bir haykırışı geliştirmek.
Bir sessizliği çıldırtıcı kılmak
Bir umutsuzluğu sıkıştıra sıkıştıra bir hançere doğru bilemek
Bir kedere katılmak ve bir silahın bir parçası haline gelmek

Ataol Behramoğlu
1972
-Yolculuk, Özlem, Cesaret
ve Kavga Şiirleri-

Kirazlı Mescit Sokağı – Ataol Behramoğlu

ATAOL BEHRAMOĞLU ASMALIMESCİT SOKAĞI

Kirazlı Mescit sokağı
Haliçe doğru iner
Yoksul ahşap evler
Cumbalı pencereler

Yol üstünde kadınlar
Oturmuş örgü örer
Asmalı kahve önünde
Çatık yüzlü erkekler

Fabrika dönüşü, yorgun bir kırıtmayla
Geçer solgun giysili kızlar
Kürtçe bir şeyler konuşur
Köşe başlarında delikanlılar

Yüz yaşında bir hamal
Yüz kiloya didişir
Minnacık oğlanlar
Çöplükte küfürleşir

Konuşsam bu bebelerle
Söyleyebileceğim ne var
Naylon talaşı topluyor
Kışın yakmak için bir ihtiyar

Kirazlı Mescit sokağı
Bir sokak, yoksul İstanbuldan
Aklımda bu dizeler
Geçtim bir ikindiüstü ordan

Ataol Behramoğlu
1977
-Seçme Şiirler-

Görsel :Süleymaniye Kirazlı Mescit Sokağı

Bir Arka Odada – Ataol Behramoğlu

ATAOL BEHRAMOĞLU BİR ARKA ODADA

Kendi ruhum için, kendi rüzgârım için, kendi kederlerim için
Herkesi bekleyen geceden payıma düşen için
Bir arka odada müzik dinlerken, akşamın ruhunu dinlerken
Usul akşamı, balkonda askerler gibi dizilmiş minderler
Ölümün hareketsizliği, ölü doğa, yıldızların hareketsizliği
Ama yıldızların ölü olmadığını biliyorum
Bir arka odada müzik dinlerken, yeniden kendimi ararken

Bir gençlik şiiri, bir hüzün şiiri, her şeyi her şeyle ilşkilendiren
Bir göğü anlatan, bir aşkın yitip gitmesini
Her şeyin her şeyle ilşkili olduğunu biliyorum, bir dolabın açık
kapısı, koridorda bir arya söyleyen kızım, radyonun cızırdaması, akşamın usulca inişi, bu defter, bugün hasta oluşum
Rüzgârda usulca kıpırdayan ırmaklar, hayatın usulca kıpırdanışı gibi, hayatın usulca kıpırdayan gülü
Bir musluğun açılması, kalemin defter üstünde hareketleri,
radyoda okunan ajansın ilerleyişi
Bir kaplumbağanın ya da bir aşkın ilerleyişi, gecenin ya da bir
trenin, rüzgârın ya da yalnızlığın
Bir umudun ilerleyişi, bir düşüncenin, tahta içinde bir kurdun,
kumaş içinde bir güvenin, aşkın içinde kuşkunun, çocuğun içinde geleceğin
Her şeyin ölüme doğru ilerleyişi, toza, boşluğa, başkalaşıma

Sözcükler içinde bir sözcük var beni bekleyen
Zamanın hem devindiği hem durduğu bir noktada var olmak
Kederi altedip sonsuz devinimi yakalamak
Sonsuz ve durağan devinimi, hayat denilen şeyi…
Telaşsız ve duygusuz, derin ve kendisi
Belki bir volkan ağzı kadar duyarsız, unutulmuş bir dağ gölü
kadar durağan
Bir genç kızın kalbi kadar kırılgan ve onarılabilir
Çocuk kadar duyarlı ve unutkan
Kadın kadar bağışlayıcı, bilge
Şiir kadar doğurgan
Aşk kadar tanımsız
Ölüm kadar ölümsüz
Akşamüstü
(Hayatın içinde ve dışında)
Bir arka odada…

Ataol Behramoğlu
1991
-Sevgilimsin-

Sağanak – Ataol Behramoğlu 

ATAOL BEHRAMOĞLU SAĞANAK

Önce birkaç yağmur damlasıydı ancak
Ve bir serinlik hafifçe hissedilen
Görünmez ellerce sağılan gökyüzünden
Ansızın boşandı sağanak

Ağaçlar secdeye varıyormuş gibi
Eğildiler önünde fırtınanın
Sadece üstünde komşu damın
Bir martı sabırla bekledi

Doğa kendi yazgısıyla uyumlu
Sanki bir şeyler anımsıyordu
Evrenin doğum gününce uzak

Sağanak ansızın başladı ve bitti
Tıpkı aşk gibi yaşam gibi
Yerini ıssızlığa bırakarak

Ataol Behramoğlu
-Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar-

DAĞLAR – Ataol Behramoğlu

ataol behramoĞlu daĞlar tahsin_kara_simsek_antalya40

Dağlar yeraltının kulaklarıdır
Yerüstünü dinleyen,
Sessizliğinde gecenin
Daha bir kulak kesilen

Bu büyük, duygusuz gövdeler
Taştan, kireçten, kalkerden
İzlerler yaşamlarımızı
Kıpırtısız, belli etmeden

Geveze denizin kıyılarında
Ağırbaşlı yükselirler
Gökyüzüyle onun arasında

Paylaştıkları belki de
Hüzünlü öyküsüdür var oluşumuzun
Söyleşirken rüzgârla

Ataol Behramoğlu
-okyanusla ilk karşılaşma-

© Tahsin Kara

TEK BAŞINALIK – Ataol Behramoğlu

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbirşey yapmamaya 
Karar verdi

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının 
Kuytuluğuna çekildi

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına 
Düşünmeyi sürdürdü

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüzbinler
Ve tek başınalıklarını 
Sürdürdüler

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar

Bu arada 
Birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi

Tek başına 
Olduklarını sananlar
Topluca ortadan 
Kaldırıldılar….

Ataol Behramoğlu
1988
-Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar-

Geçmiş Yaz – Ataol Behramoğlu

ATAOL BEHRAMOĞLU GEÇEN YAZ

Gövdemden sızan sular gibi
Akıp gitti bir yaz daha
Sevişmelerle gündüz vakti
Ve beyaz öğle uykularıyla

Bir yazdı artık geçmiş olan
Oysa hâlâ tenimde tuz tadı
Aynı ağlardan çıkardığımız
Bir akşam güneşiyle balıkları

Bir yazdı uzak Gürcistan’da
Kıyısında kartal dağların
Mavi gözlü bir göl bırakan
Düşlerine çocukların

Bir yazdı yaşanan her saniyesi
Ve şimdi kumsaldan eserken rüzgâr
Üşür bir deniz kabuğu belki
Ve küçük bir kızı anımsar

Ataol Behramoğlu
-Beyaz,  İpek Gibi Yağdı Kar-