SULAR TANIKTIR AŞKIMIZA – Adnan Yücel

En soluksuz sesleriyle anlamsız sözler
Özlem özlem dağılmış Avrupa kentlerine
Biraz gurbet olmuş tükenmişliğin adı
Cenk öykülerini rönesans yırtmış
Düşkırıklığı çökmüş coşkular üstüne
Biraz kötümserliğe çalmış yaşamın tadı
Koca bir efsane yalnızlığı kalmış geriye

Dilin yetmiyor şimdi geçen yüzyıllara
Türküleri dudaklarına kilitlemişsin
Defolu örnekler çıkmış ya hep karşına
Umutları kuşkunun potasında eritmişsin
Koyu bir eylül sarısıdır çıkmayan leke
Gözlerin buğulanırken birdenbire
Yeraltında bin kudüm ile coşan nehire
Sen de bir gün boğulursun demişsin

Karanlıkta yıldızlar kayarken avuçlarında
Bir rüzgarla hiç kol kola yaşadın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Birer birer kırılmış tutunduğun dallar
İnançsız öfkelermiş çabuk bitmişler
Kaçarak gelmişler bir tükenmişlikten
Başka bir tükenmişlik içinde yitmişler
Aşkı hiç tanımamışlar kartal yuvalarında
Kim bilir kaç mark uğruna
Kaç masada kaç devrim tüketmişler

Çıkarıp yüreğimi sürdüm bir çiçeğin özüne
Gece labirentlerinden ışığa koşuyordu
Dersim’den Sazlgitter’e metre metre
Kaç yürek kaç bin kez çarpar biliyordu
Bir şiire soruyordu yeraltı nehirlerini
Rüzgarların sesini yalnız şiirden dinliyordu
Koca bir Munzur boşalıyordu gözlerinden
Sular tanıktır aşkımıza
Sevdalar asla mevsimlik olmaz diyordu

Parmak uçlarında kayıp giderken Viyana
Berlin’de tutuşup hiç Sivas’ta yandın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Köln’de bir menekşe İstanbul açıyor bak
Renginde tomurcuklar barikatlaşıyor
Sınırlarötesi bir anlam çoğalıyor gözlerinde
Bakışlarında peş peşe mayınlar patlıyor
İzmir Dortmund kokuyor her akşamüstü
Yarınlara bir direnç ilayda fışkırıyor

Kimi kıvılcım telaşıdır yaban ağaçlarda
Nar dalında bademçiçeği patlaması her gün
Bir bahar bir yaz
Sessiz bir çığlık gibi sarar dostlukları
Coşkuları kendi yüreğine sığmaz

Kimi saz tutsağı tellerde senfoni düşçüsü
Bitimsiz konçertolar uğuldar kulaklarında
Hızla çözülür bütün yalnızlık bilmeceleri
Bir kızıl yıldız parlar morötesi tufanında
Denizler kabarır – dağlar bulutlaşır
Alplerde kaynayan pınarlar
Toroslarda coşan kar sularına karışır

Paris’te bir leylak Ankara’yı sarıyor bak
Mor salkımlarında komünarlar tanrılaşıyor
Güneşle temizliyor karanlık bulaşmış ellerini
Saine nehrine Kızılırmak’tan türkü taşıyor
Aragon Nazım Hikmet’le söyleşiyor sesinde
Yeryüzünde bütün devrimler şiirleşiyor

Londra’da gürültüleşen bir fesleğen
Her mevsim Çukurova püskürüyor sımsıcak
Bulutlar pamuklaşıyor gençlikevlerinde
Çınarlar filizleniyor yaprak yaprak
Biri şiir biri türkü besliyor dilden dile
Sular ki hep tanıktır aşkımıza
Ey nehirlere boğulur diyen eski toprak
Şiirin tadına hiç türkülerde vardın mı
Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı

Adnan Yücel
-Sular Tanıktır Aşkımıza-

©Atilay Ergüven.. Çat Vadisi /Rize..

Yarına Birlikte – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YARINA BİRLİKTE

Güneş kaçırılırken bunca yıl
Ay vurulurken önümüze
Bu omuz omuza ışıklar
Nereden ve nasıl süzülmüş içimize
Kanı kurutulmak istenen sevgilerden
Ve umudu kesilmek istenen
Sevinçlerden geliyoruz oysa
Sarayları deprem görmüş
O korkunç ayrılıklar yok sesimizde
Soframıza taht kuran bunalımlar yok

Yine gözlerimizin sonsuzluğunda
Dünyanın tüm çocuklarına yetecek kadar
Görüyorum ki nefret bahçelerinde
Sevgi açtıracak bahar var

Ah o aynı sesleri parça parça
Haykırdığımız günler
Camlarda yağmur tanelerince
Dağılıp savrulduğumuz günler
Ki sesler yarım
Renkler yarım
Akşamlara ertelediğimiz zaman
Yaşanmış tüm coşkuları
Yarıya inerdi hep birden
Yüreğin gönderindeki bayraklar
Tarihsel bir ölümün
Törenine dönüşürdü sanki herşey
Ta ki birlikteliğin ormanında
Her yaprağı aynı dilden
Ve birlikte sevinceye kadar

Yok artık tek tek sesleri yaşamın
Günün ayrı ayrı doğması yok
Yepyeni bir gök parçası büyüyor
Şimdi avuçlarımızda
Kanat kanada uçmalar adına
Ve yürek yüreğe
Çarpmalar adına tutuşuyor ufuklar

Duyun ey çocuklar
Ne deprem yarası
Bu gök parçasının kalabalığında
Ne yarıya indirilmiş bayraklar var
Adım adım yürüyen yarınlarda
Açılmakla bitmez artık
Sesimizde püsküren tomurcuklar.

Adnan Yücel
-rüzgârla bir-

YENİDEN SEVMEK – Adnan Yücel

YENİDEN SEVMEK - Adnan Yücel

Bugün hiç kimse sormasın beni
Hiç kimse aramasın
Rüzgârın kanatlarını kırabilirim
Şu anda
Dağlar salkımsaçak sokaklarda
Evler birer sığınak
Oysa başlarından tutup dağları
Birbirine çarpabilirim

Hayır
Hiç kimse söylemesin hiçbir şey
Yağmur yağıyor ağaçlara
Az sonra diner belki
Güneş yaldız döker damlalara
Öfkemi dindirebilirim
Hatta gözlerimi serperek dallara
Yapraklar gibi ağlayabilirim

İşte biz işte yaşam işte aşk
Hani nerde ellerim
Öptükçe kuş tüyü sıcaklığım
Dokundukça kelebek ürpertilerim
Bunca kanayan yara ile
Hani sevgilerim nerede
Aşkın gözleri neden yaşlı
Ağıtlar neden birikiyor kucaklarda
Oysa içime doldurup bu aşkları
Soluğumla fırtınalar koparabilirim
Hatta aradığım bu ellerimi
Bir uzatmasam her isteyene
Bütün zincirleri kırabilirim
Yeniden severim belki o zaman
Yaşamı yeniden kurabilirim

Bugün hiç kimse sormasın beni
Hiç kimse aramasın
Zamanımız kalmamış birbirimize
Hiç kimse başkasına yanmasın artık
Ağlamasın
Herkes eline bir nehir alsın
Bir de kalem
Sakın ola unutulmasın
Yeniden sevmek yüreklere yazılsın

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

 

DENİZ KÖPÜĞÜ VE MERMER – Adnan Yücel

—Side—

SAHİL

(sahil)

Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını
Tarihin arka yüzü bir liman
Gözlerinde yüzyılların ölümü
Köleler boşalıyor kadırgalardan
Zincirlerle çalarak şarkılarını
Yürüyorlar adım adım
Soylulara sunmak için kanlarını
Tarihin ön yüzü bir diskotek
Yakıp söndürürken loş ışıklarını
İçinde müzik ve şehvet
Birbirine çarpıyor kalçalarını
Kim dinler ki açlıkları
Ecelsiz ölümleri kim
…………………………………………………
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

SARAY gokhan_bice_gokhan_bice_side GÖKHAN BİCE

(saray)

Oturmuşum krallar tahtına
Arkamda deniz
Çevremde tanrılar
Karşı koyan yok buyruklarına
Dalgalar çarpıyor kıyılara
Kıyılar aşınıyor durmadan
Gün doğmamış daha
Kleopatra girmemiş sulara
Bir elimde şarap dolu kadeh
Kadehte kölelerin yaşlı gözleri
Bir elimde bembeyaz
Sımsıcak Afrodit memeleri

TAPINAK Tunay_Hasan_apollon emre uzun

(tapınak)

Tapınak kalıntılarında sütunlar
Ölü tanrılar gibi uzanan
Üstünde yaşarken gözlerimiz
Binlerce yıllık tarihi an be an
Yekpare mermer beyazlığında
Kan sızıyor baştan sona kan

TİYATRO

(tiyatro)

Girince sütünlu yollardan içeri
Karşımızda tiyatro değil sanki
Sanatsal görkemin bir kanlı şiiri
Tribün taşları dizilmiş sıra sıra
Tanrısal bir gözün kirpikleri
Gözbebeğinde arena ve ölüm
Kaşları üç katlı sahne duvarı
Ve gözkapaklarında dehlizler
Beş çağlık bir zamanı gizler
Yıl iki yüzden yıl iki bin’e
Direnmiş yağmura taşlar
Direnmiş zamana mermer
Mermerde kabartma yüzler
Bir depremin öfkesini söyler

side-müze-2-Kopya

(müze)

Neden böyle ağlıyor zaman
Böyle küskün böyle isyankâr
Krallara inat tanrılara inat
Bir asma dalı bir venüs
Lahit kapaklarında sanat
Kuşlar kanatsız
Meleklerde çifte kanat
…………………………………..
Dışarda deniz ve rüzgâr
Denizde dalgalar ve martılar
Yine akıp giden sonsuz yaşam
Yine çalınıp söylenen şarkılar
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

 

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

SOFRAMDA KAVAL SESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SOFRAMDA KAVAL SESİ

Radyoda bir kaval sesi bu sabah
Bağdaş kurup oturdu soframa
Ekmeğim tazelendi sanki
Dağlı çiçekler serpildi yalnızlığıma
Biliyorum çaresi yok bu çilenin
İşte gerçek
Çıplak bir kaya gibi karşımda
Çay kırmızı bakıyor zeytin kara
Yine de susmuyor içimdeki pınar
Yaslanıp çok uzaklardaki dağlara
Az da olsa
Mor bakmak istiyorum insanlara

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına saygı ve özlemle…

 

2018

AĞUSTOS VE RÜZGÂR

Anlamını yakalamıştım bir menekşenin
Tam da taşırken yüreğime
Soldu dediler
Bir anda çürüyüp döküldü dallarda pembeler
Ardında baharsız mevsimler
Ardında saçları buz tutan bekleyişler.

Artık imzalamıyorum hiçbir kitabımı
Yeter kanım döküldü kendi yapraklarıma
Yıllar boyu ne kızaran bir ufuk
Ne de yeşeren bir yaprak var ortada
Yalnıca bön bakışları mil çekilmiş gözlerin
Ve kulakların kurşun geçirmez sağırlığı.

Hangi menekşeydi anlamını yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı anlamı grevleyen işçiler
Ellerinde bayrak diye ayakkabıları
Yüzlerinde kesik saçlarıyla yürüdüler
Sığmaz oldular caddelere
Fabrikalar ve alanlar dolusu büyüdüler
O mor haykırışa soldu diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Sesini yakalamıştım bir güzel kuşun
Tam da taşırken şiirierime
Öldü dediler
Sustu bir anda bütün ezgiler
Ardında geleceksiz umutlar
Ardında peş peşe mühürlenen konutlar.

Artık çalmıyorum hiçbir dostun kapısını
Yeter sözcüklerim öksüz kaldı eşiklerde
Yıllar boyu ne tekleşip yükselen bir ses
Ne de bayraklaşan bir imge var ortada
Yalnızca ihaneti kalkmayan ellerin
Ve çıldırtan suskunluğu bağlanmış dillerin.

Hangi güzel kuştu sesini yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı sesi Ağustoslayan direnişçiler
Aydın’dan Eskişehir’e açlık sazıyla o sesi
Ölüm ezgisinde ölümsüz türkülediler
Sığmaz oldular zindanlara
Gazeteler ve dergiler dolusu büyüdüler
O güzel kuş için öldü diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Rüzgârını yakalamıştım bir soluğun
Tam da düğümlerken kendi soluğuma
Kesildi dediler
Durdu bir anda denizlerde dalgalar
Ardında boğulup kuruyan ırmaklar
Ardında kavrulup çölleşen topraklar

Artık aldırmıyorum söylenen hiçbir söze
Hatta binilen trenlerin
Hangi kente ve nasıl gideceğine bile
Yıllar boyu hep aynı yılgın sesler
Soldu dediler
Öldü dediler
Bitti dediler
Her şeyi dediler ya demesine
Yaşayan kimdi bütün bu yangınları
Söylemediler
Gözlerine düşmüş gözlerimi bile göremediler

Hangi soluktu rüzgârını yakaladığım
Hangi savruluştu saçlarımda
Tam da unutmak üzereyken demiyorum
Bir menekşenin anlamı gibi biliyorum
Ve o rüzgâr hiç mi hiç kesilmedi diyorum.

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-

ŞAKAYIK – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ŞAKAYIK

Bilinmez anlarda uzak uzak açma yeter
Yine mersin sürüyorsun yalnızlığına
Coşkusu aşılmamış şiirler kuşanıyorsun
Bir yağmur bir güneş oluyorsun denizde
Avuçlarımda dalgaların kırılıyor
Kıyıların kumdan kuma özlem tutuşması
Çam kokusu yudumluyorsun akşam akşam
Sabrın da bir sınırı var şakayık
Menekşe köküyle taş duvar delinmez ki

Giderken gözyaşımı arkada bırakmadım hiç
Gülerken kahkahamı unutmadım sesimde
Bir günde kaç güneş batar şiir evreninde
Kaç tufan kaç uygarlık yıkar
Ellerinde neden üşüyor balıkçı meyhanesi
Sen antik bir çığlığı dinledin mi hiç
Dilinde bir türkmenin uzak söylencesi
Önünde yedi bin yıllık Akdeniz güncesi
Aşkın da bir zamanı var şakayık
Aradığın ses hangi damlada bilinmez ki

Bak çocukların masal sıcaklığı tükeniyor
Sevgi bir oyuncak parası yuvalarda
Ninniler gün boyu çizgi film
Kan ve şiddet akıtılıyor taze düşlere
Okullarda mektupsuz dil kuraklığı var
Yağmurun gökte kirlenmesini bilir misin
Ya türkülerin beyinlerde çürümesini
Her biri bir hüzün olur çöker masana
Balık da susturamaz içindeki sesi rakı da
Yükseltip şiirin bayrağını yürürsün
Koşmanın da bir zamanı var şakayık
O görkeme geldim demekle gelinmez ki

As şimdi bulutu zülfünün bir teline
Koy desinler şiir dağında çınar olmuş

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-