YÜREK ÇAĞRISI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YÜREK ÇAĞRISI

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
Tatlı su göllerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum

Şarkılarla süsleniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
Yüreğim
Sancımı duyar mısın yaralarında
Kuş seslerinde yas ezgileri
Şarkılar sabır ve çile makamında

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları aşarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma

İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın

Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar mısın soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

İsterim ki senden
İnancıma aşık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın

İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarda yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir çağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara

Baharda gâzel dökme bahçelerime
Ben yaşamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında ölüm sarısı
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim

Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kış saçlarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma

İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karşı direnç olasın
Gömülesin aşkımın sularına
Göresin beni göresin

Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kırasın

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK 3
3.

Ölmeden önce güneşteydi gözleri
İşte bu yüzden
Ölürken ışıl ışıldı son sözleri

Yıllar okyanusta yorgun bir gemi
Ve yaşam
Karada ağlayan bir sevgiliydi

Aşkı sordular her yolcuya
Dostluğu ve içtenliği sordular
En büyük engeller önünde bile
Dağlara karşı hep yürekle konuştular
Ağrı oldular
Kafkas oldular
Toros oldular
Araya giren her yüce dağın ardında
Ayrılıklara karşı inançla durdular

Kapkara bir çığlıktı her umut
Ağlamakla gülmek arasında yaşanan
Çiğneyip yutulan mektuplar kimeydi
Demir kapılara yazılan şiirler
Ve telörgülere çizilen resimler kime

Yaşamak denilen bu yüce şiir
Bir yaz yağmuru değildir insanda
Öyle etkisiz
Öyle selamsız geçer mi sanıldı
Mutluluk denilen o büyük özlem
Bir bülbül şarkısı değildir
Öyle sessiz
Öyle soluksuz biter mi sanıldı

Varsın yeşermemiş olsundu bahçeler
Karlar erimemiş olsundu dağlarda
Hatta çığ başmış yollar ağzında
Hüzün kuşatmış olsundu yürekleri
Tutuşurdu yine bir dal parçası
Kıvılcımlanırdı içten içe
Oyulurdu derin derin
Yanardı bir kuşun ecelsiz ölmesine

Sevdalıydılar suyun ve toprağın aşkına
Tepeden tırnağa inançlıydılar
Düğüm düğüm bağlanan öfkeleri
Yüreği sarsan türküler gibi
Gönüllerde şahlanacaktı bir gün
Ve ilmik ilmik atılan sevinçler,
Toplayıp sonsuz maviliklerden
Özgürlüğü ağzında öpeceklerdi bir gün

Günler boyu çiçekler kırıldı belki
Susmadı tomurcuklar
Haberler salındı dört bir yana
Kimlerdi yanıtsız ölümlerde kalan
Ne sevgi susuzu korkusuzluğadır sözümüz
Ne bilinç yolsulu kahramanlığa
Ey her soruda bin şimşek çakışlı
Her yüzde bin kelebek kalkışı doğa
Bu seslenişimiz yalnızca sana
Yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
Söylenecek sözümüz bitmedi daha

Kıraç topraklara sulak mı denildi
Ateş böcekleri yıldız mı bilindi
Yüründü nakış nakış umutlar diye
Sonsuz ve güzel ufuklar diye
İhbarlar ve ihanetler içinde
Yüründü korkusuz ve yarınsız
Yağmur kalabalığı kurşun üstüne

Hayır
Hiçbir zamanı göstermiyordu saatler
Yavruydu
Çoşkuluydu
Gökyüzüne karşı uçurumlar tutkunuydu
Kirli bir kentin alnında ilk kurban
Okulllardan kırlara bir ezgi
Kırlardan dağlara bir destan
Ve o günkü durum
Her şey ölüm kadar acı
Hangi özgürlüğün açlığıydı bu
Hangi tarihin yarım kalmış inancı

Bütün sesler ihanet tonunda sanki
Bütün gözler ihbar kuşkusunda
Aranıyor ışık-aranıyor su
Yoksul bir kör dövüşü müydü bu
Ceylansız bir av partisi mi yoksa
Işık gün ortasında
Su nehir yatağında
Ey gül kokan zamanın irin yarası
Kuduzluğun bütün salyaları boşuna

Her solukta bir aşkın doru rüzgârı
Her gelincikte bir rengin
Çoğul anlamı koşuyor içimizde
Bir filizlik fidan değil
Bir umutsuz güman değil
Bir doğuştur bu şafak diliyle
Bir ırmak olup sonsuz yürüme
Bir çığ olup yürüdükçe büyüme
Serüven değil-çıkar değil
Baharın sancısıyla düşmüş yüreğe

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
Ne tan atışı doğumların sevincine
Ey bir elinde mezarcılar yaratan,
Bir elinde ebeler koşturan doğa
Bu seslenişimiz yalnızca sana
Yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

Ben Yürüdükçe – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL BEN YÜRÜDÜKÇE

Binlerce kıvılcım yanıyor ağaçlarda
Dağları göğsüme dolduran rüzgâr
Akşamın sislerini dağıtıyor saçlarımda
Gelinlikler içinde uyanan sabahı
Tül dudaklarından öperek kalkıyorum
Şu anda zaman
Çatlamış bir nar çiçeği avuçlarımda
Bir elim vardiyalarda koşuyor
Bir elim saraylara çarpıyor durmadan
Saltanatlar savruluyor yamaçlarımda

Ben yürüdükçe zaman yürüyor
Kentlerde kondular koşuyor izimden
Kırlarda tarlalar sıçrıyor güneşe
Kalemler aşktan söz ediyor
Okullar koşarak dağılıyor caddelere
Şaha kalkıyor fırçalar
Sevginin savunmasını çiziyor tuvallere

Ben yürüdükçe zaman yürüyor
Yer altında yanan kömür
Tornada ağlayan demir gülüyor
Kapıları zorlayan ölüm sesleri
Korkuyu salamıyor yüreğin sularına
Her damlada pınarlar diriliyor
Bir çocuğun billur bakışlarında
Yaşamı değiştirecek dünyalar birikiyor

Adnan Yücel
-Soframda Kaval Sesi-

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – Adnan Yücel

adnan-yucel-yeryuzu-askin-yuzu-oluncaya-dek-2

2.

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.

Yağmura susamış sabahlarla çoğalırdık
Törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
Türküler söylerdik hep aynı telden
Aynı sesten, aynı yürekten
Dağlara biz verirdik morluğunu,
Henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…

Tarihin her ânı tanıktır bize
İlk kez bu topraktan dinlemiştik
Toprak bölünüp parçalandığı zaman
Çitlerle çevrilip sınırlandığı zaman
Ve topraklar köleleştiği zaman
Acının ilk yangını
O zaman tutuşmuştu içimizde
Sevginin ilk yaprağı o zaman solmuş
O zaman kurumuştu ellerimizde

Hangi zulümlerin bıçağıydı yaşanan
Hangi isyanların elmas şafağı
Yine yaralı bir kuştu kimliğimiz
Bakardı bulutların taa üstünden
Yerin taa derinliklerine
Toprak bile usanırken kanla sulanmaktan
Yine de basıla basıla canlara
Bir sürü bayraklar dikilirdi burçlara

İlk sancısıydı sanki toprağın
Yanarak geçmişti bütün mevsimler
Şatolar yükselmişti etlerimizden
Kemiklerimizden kaleler
Kimler basmamıştı o dağ yüreğe
Basıp da yükselmemişti kimler
Nice krallar nice prensler
Nice sultanlar nice beyler
Surlar saraylar katedraller
Çan kuleleri ve minareler
Ve daha niceler daha niceler

Siz ki anlardınız o aşkın dilinden
Uzak olsa da bir umut adına
Ölümüne çileler çekerdiniz yıllar boyu
Şiirlerde türkülerde tanımıştım
Soluğunuzda yaban menekşelerinin kokusu
Gözlerinizde yıldızlar
Ve serin pınarların sonsuz uğultusu
Dağlar size yaşardı her haksızlıkta
Ormanlar sımsıcak dostluğunuzu

Ne zaman başlasa bir zulüm tufanı
Bir çığlık düşse sulara
Sığmazdınız kabınıza taşardınız
Irmaklar adınızı çizerdi toprağa
Değil mi ki hep o aşkların uğruna
Özlemi duyulunca özgürlüklerin
Öfkesini gökyüzüne çalan
Bir şimşek gibi dalardınız yaşama

Şimdi nedir sanki yaşadığımız
Hangi tutsaklığın gecesidir bu
Hangi bağımsızlığın yarım sabahı
Ne tanrılar değişmiş ne tarih
Putlar kırılmış ve rüzgâr esiyor belki
Dağlar aşınıyor kendi keyfince
Bir türlü kurumuyor o kan pınarı
Beylerden krallara kalıyor
Krallardan saraysız yeni beylere

Dev bacalar yükseliyor üstümüzden
Kemiklerimizden gökdelenler
Kimler basmıyor bu dağ yüreğe
Basıp da devleşmiyor kimler
Nice şirketler nice bankerler
Nice petrolcüler nice armatörler
Kasalar bankalar holdingler
Silah fabrikatörleri ve işbirlikçiler
Ve daha niceler daha niceler

Boşuna değil bu telaşlı sessizlik
Bu gök çatlaması gece vakti
Ve haykırışlarımız
Biliyorum yine sizlerden uzak
Yine yaralı bir kuştur kimliğimiz
Bakarız bulutların taa üstünden
Yerin taa derinliklerine
Ve gerilip sonsuzluğun zincirsiz aşkına
Güneşe doğru her yükselişimizde
Kana bulanır kınalı göğsümüz
Güller açılır kan bahçemizde

Bu diken tarlalarının ötesi
Biliyoruz ki baharda bir nar bahçesi
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek –

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – Adnan Yücel

adnan-yucel-yeryuzunun-yuzu-askin-yuzu-oluncaya-dek-i

1.

Aşksız ve paramparçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Ne dudaklarda yarım şiirler
Ne solmuş aşk ve deniz
Uçurumlarda direnen güller
Törenlerle yakılmıyordu henüz
Dimdik ayaktaydı bitimsiz coşkular
Bazen aşılmış
Bazen aşılmak üzere
O sendengeçti yaralı tutkular

Bir deprem çağının birdenbiresinde
Önce görevler silahlandı önümüzde
Sonra kurallar ve kapkara baskılar
Kesildi sanki sözlerin soluğu
Türküler yetişmez oldu ahlara
İşte içlenmenin o en içli anında
Yalnızca sen kaldın kollarımda
Yalnızca sen
Dağlı çiçeklere döndü gözlerin
Hep mutluluk açtı kırlarımda

Su ve ateş çağındaydı soluğumuz
En umutsuz geceyarılarında
En ıssız yollarda bırakıldık hep
Yıkılmadık
Günün bir yüzünde avuçlarken güneşi
Bir yüzünde yeniden düştük toprağa
Korkmadık
Yüreğimizle parçaladık en sert kayaları
Filizlenip uzandık dostluğun gökyüzüne
En bereketli yağmurları
Hep kendi soluğumuzla yarattık

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
Aşk ile sevmek bir güzelliği
Ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
İşte yüzünde badem çiçekleri
Saçlarında gülen toprak ve ilkbahar
Sen misin seni sevdiğim o kavga
sen o kavganın güzelliği misin yoksa

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim.
Bin kez budadılar körpe dallarımızı
Bin kez kırdılar
Yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
Bin kez korkuya boğdular zamanı
Bin kez ölümlediler
Yine doğumdayız işte yine sevinçteyiz

Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel
-Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek-

NAR ÜLKESİNE SON ŞİİRLER – Adnan Yücel

adnan-yucel-nar-ulkesine-son-siirler

-1-

Ölen sen değilsin
Ey tanrıları yaratan nar ülkesi
Şiir değil
Aşk değil ölen
Sahte sevgilerdir yalnızca
Dalgalarına karışıp giden
Denizler dolusu zamanın
Bir damlacık anında
Sahte sevinçlerdir
Ölüp de anılar çukuruna gömülen
Nice yıllar geçti aradan
Nice yasak çırpınışlar
Gözlerimi çoğaltan
Nice nar şenlikleri sende
Yasak bir yürüyüşe
Kortej olduğumuz yerlerde
Ve yepyeni bir dünyanın
Kıyısına sürgün gidişlerde
Hep yaprak yaprak açılan günler
Karışmış rüzgârlara
Savruluyor şimdi birer birer
Mezarlar üstünde açılan güllerde
Telörgü ve zincir kıskacında
Renklenip açılan karanfillerde
Hani tuallere sığmayıp da
Denizlere taşan renkler
Ve geceleri sabahlaştıran
O çılgın ay ışıkları
O büyülü sözcükler
Nice yıllar geçti aradan
Nice ölüp de yeniden dirilişler

-2-

Ölen sen değilsin biliyorum
Ey alevi koynunda koruyan kor ülkesi
Özlem değil
Kavuşmak değil ölen
Sen yine buyrukları köpükten
Mavi dinler yaratıyorsun tapınaklarında
Yine tarih dokuyorsun an be an
Ve damla damla
Aşk adına
Mor çiçekler büyütüyorsun kıyılarında
İşte gemilerin koruyucusu Athena
Paramparça sütunlu gözlerle bakıyor
Şimdi gemisiz ufuklara
İşte aysız gecelerin ölümsüz ışığı Apollon
Gözleri
Bir tutam ışığa hasret gömülmüş toprağa
Her şey bir sonu söylüyor sanki
Bir de sonsuzluğu gösteriyor
Ne sondadır oysa bu yürek
Ne sonsuzlukta
Açıkla şimdi bana
Ey coşkulara zincir kırdıran nar ülkesi
Açıkla
Sevgiyle öfkenin bıçak sırtı arasında
Nedir yolumu bekleyen
Bu kıran kırana boşlukta

-3-

Kırılan dalgalara söylenen şarkılar
Gözlerde türkülerle süzülen çığlıklar
Yok artık hiç biri yok
Düşleri kurulan ak bulutlar çoktan dağıldı
Bitti
Anılarda sallanan ve gittikçe silinen
Bir nakarat kaldı o büyük sevgiden
Birde sonsuzluğun ezgileriyle beslenen
Ve yaşlandıkça güzelleşen sen

O deniz ki
Hiçbir kıyıya köpük köpük sunulmamıştı
Uğrunda göller kurumuş
Ama nehirler boğulmamıştı
Toprak çatlamıştı belki sevgisizlikten
Çiçekler susamıştı
Ama yağmur yılmamış
Gökyüzü yorulmamıştı
O sevgi ki hiçbir şiire
Böyle sözcük sözcük konulmamıştı

Ölen sen değilsin biliyorum
Yalnızca içimdeki sende
Kıyılarına sığmayan o büyük sevgiden
Bir şeyler var kopup giden
Ve hiç geri gelmeyen
Duyulup sezilen
Ama bir türlü söylenemeyen
Bir şeyler
Ki durmadan kanıyor
Şu anda yaşamı yeniden güzellerken bile
Kuruyan pınarlarımın
İçten içe ve sessizce tükenişlerinde

-4-

Hani tarihin bitkinliğini gizleyen
O mavi dudaklı kız
Biliyorum sende doğurmuştu tanrısını
Senin
Hanımeli ve yosun kokan kollarında
Daha soğuk
Bir başka sende öldürdü damla damla
Sonra denizsiz
Ve nehirsiz bir kentte gömdü toprağa
O mavi dudaklı kız
Daha üç yaşında
Bir hiç uğruna kül ve yalnız

İşte yine iki tapınak arasında
Bir kaya başında
Hiç kimse yok gecenin sancısında
Yüzyılların uğultusundan başka
Bekliyorum
Bekliyorum da o çılgın ay ışığını
Bir türlü tutuşup yanmıyor sularda

Bir yıldız yağmurunda saçlarım
Tel tel ıpışık sarhoş
Yüreğimse hırçın mavi bir rüzgârda
Dalgalı bir parçan olmuş senin
Patlıyor kayalıklarda
Patlıyor dağılıyor
Sanki hiç yaşanmamış aşklarda

-5-

Ey gökyüzü ve deniz dibi çığlıklarını
Susturan gün
Her sonun koynunda bir sonsuzluğu
Deli taylar gibi koşturan gün
Bir fırtına daha bitiyor sabahın ağzında
Bir fırtına daha
Ölen bir aşkın hüznüyle geçip üstünden
Kayboluyor ufuklarda

Varsın ölüm olsun bu boşluğun adı
Sen aldırma
İşte ölü saray duvarlarında gelincikler
Sevinci çoktan çalmışlar ölümün koynundan
Ve köklerini çoktan salmışlar
Binlerce yıllık hüznün ıslak bağrına

Ölen sen değilsin
Ey renkleri çıldırtan mor ülkesi
Şiir değil
Aşk değil ölen
Gözlerimdeki güneşin önünde bir bulut
Ve içimdeki denizde
Bir dalgadır yalnızca geçip giden

Adnan Yücel
-rüzgârla bir-

DALGALAR SENLEŞİRKEN – Adnan Yücel

adnan-yucel-dalgalar-senlesirken

Dalgalar senleşirken denizde
Sular ateşle kucaklaşır içimde
Yeşil bir mendil düşürür kirpiklerin
Koca bir orman türküleşir
Yanaklarından süzülen her damla
Köpük diliyle yeniden şiirleşir

Ah bu sırılsıklam ay ışığı yok mu
Radar sistemli bir füze gibi
Kilitlenmiyor mu yüreğime
Ay ışığı ve sen
Denizi taşırmak işten bile değil
Sarıl bana çıldıracağım
Bir gün sen de çekilirsen kıyılarımdan
Sensizliği inat
Bütün çılgınlıkları susturacağım

Az önce bir saz ezgisiydik yörük çadırında
Denizden dağlara doğru mihriban
Şimdi bir yakamoz olduk ay ışığında
Boydan boya yıldız tufanı bedenlerimiz
Kelebek kanadında kadife mutluluk
Her şey sessiz ve soluk soluğa

Alevi titreyen bir mum
Gittikçe tükeniyor iki tomurcuk arasında
Bir kıyı dalgaya vuruyor kendini
Bir dalga kıyıya
Terin tutuşturduğu bir köpük
Hem kıyıya vuruyor kendini hem dalgaya
Gerisini sorma
Sözcükler yetmiyor ay ışığında sulara

Saçların dağlara koşuyor-gözlerin denize
Bir salıncak nasıl güneşleşir böyle
Sallanır durur
Bir saçlarına doğru-bir gözlerine
İçinde bitmeyen yalnızlık hüznü
Hep böyle mi tükenir sessizlik içinde

Güneş gitti-ay çıldırdı yüzünde
Zamansızlığın diğer adı
Mutlaka geri dönüş olmalı sensizliğe
Ak kumlar üstünde
Son bakışlarımızı da silmeden dalgalar
Hoşça kal yörük çadırı
Söylenen türküler-çalınan sazlar
Hoşça kal
Güneşe asılı bütün salıncaklar

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – Adnan Yücel

adnan-yucel-yeryuzu-askin-yuzu-oluncaya-dek-1

1.

Aşksız ve paramparçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Ne dudaklarda yarım şiirler
Ne solmuş aşk ve deniz
Uçurumlarda direnen güller
Törenlerle yakılmıyordu henüz
Dimdik ayaktaydı bitimsiz coşkular
Bazen aşılmış
Bazen aşılmak üzere
O sendengeçti yaralı tutkular

Bir deprem çağının birdenbiresinde
Önce görevler silahlandı önümüzde
Sonra kurallar ve kapkara baskılar
Kesildi sanki sözlerin soluğu
Türküler yetişmez oldu ahlara
İşte içlenmenin o en içli anında
Yalnızca sen kaldın kollarımda
Yalnızca sen
Dağlı çiçeklere döndü gözlerin
Hep mutluluk açtı kırlarımda

Su ve ateş çağındaydı soluğumuz
En umutsuz geceyarılarında
En ıssız yollarda bırakıldık hep
Yıkılmadık
Günün bir yüzünde avuçlarken güneşi
Bir yüzünde yeniden düştük toprağa
Korkmadık
Yüreğimizle parçaladık en sert kayaları
Filizlenip uzandık dostluğun gökyüzüne
En bereketli yağmurları
Hep kendi soluğumuzla yarattık

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
Aşk ile sevmek bir güzelliği
Ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
İşte yüzünde badem çiçekleri
Saçlarında gülen toprak ve ilkbahar
Sen misin seni sevdiğim o kavga
sen o kavganın güzelliği misin yoksa

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim.
Bin kez budadılar körpe dallarımızı
Bin kez kırdılar
Yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
Bin kez korkuya boğdular zamanı
Bin kez ölümlediler
Yine doğumdayız işte yine sevinçteyiz

Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel
-Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek-

Görsel: Hüseyin Sartaş..

NEDEN – Adnan Yücel

adnan-yucel-neden-c-omer-faruk-gulsen

Bağrımızda sevda çiçekleri
Açılmış tarlalar boyu
Koklamaya varmaz yüreğim
Neden

Ölümü sevmek mi engel bize
Gelecek uğrun görevler mi
Ya bu sevgi susuzluğu
Neden

Kurtuluşumuzun sonsuz sularına
Dalar gibi dalıyorum bakışlarına
Sana dokunmaya elsiz kalıyorum
Neden

İçimde bütün dünya dilleri
Konuşur şiirler dolusu
Seni anlatırken dilsiz oluyorum
Neden

Neden birtanem neden
Haykırmak isterken susmak neden
Irmaklar boşalıyor içime
Çağlayanlar dökülüyor
Bu çöl kuraklığı neden

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

(c) Ömer Faruk Gülşen

ONLAR – Adnan Yücel

adnan-yucel-onlar

Gel yüzünü buruşturma bu akşamın
Bu güzel dostlar sofrasında
Acıyı doldurma tabaklara
Ölümden söz etmenin sırası değil
Dışarda yağmur yağıyor
Gözyaşını dökme bardaklara

Onlar ki güneşten fışkırdılar
Cemreyi yakalayıp zamandan
Suların kucağına bıraktılar
Toprak gibi düşündüler uzun uzun
Çatlamış tohumlarca gülüştüler
Bir tek yumruk indirdiler bulutlara
Oy civan ömrüm
Yağmur adına doluyla dövüştüler

Gel yüzünü buruşturma bu akşamın
Geçmişi geleceğin kollarına bırak
Doğanın bağrına koy bakışlarını
Yüreğini rüzgârla tazele
Ölmüş bir kavganın çoğaldığını
Bir başağın tanelerinden izle
De ki yeni başladı bu aşk
Bütün geçmişi bir kitapta gizle

Onlar ki yer altına gönüllü girdiler
Kömüre sevdirip kazmayı
Yeryüzüne aydınlık gönderdiler
Yürekleriyle ısıttılar evleri
Çocuklar üşümesin dediler
Yalnızca ekmek istediler kendilerine
Oy civan ömrüm
Tokluk adına açlığı bölüştüler

Gel yüzünü buruşturma bu akşam
Umuda batır çatalını
Ölenleri geri getirmez ki konuşmalar
Sabrı kaşıkla
Acıları yudumlamaya bak
Ölmekten daha zordur çünkü
Ölümleri yeniden yaşamak

Onlar ki gülü dalında sevdiler
Acıları barındırıp gönüllerinde
Sevmeyi sevilmeyi türkülediler
Mutsuzluk nedendir bilinsin
Mutluluk nedir görülsün istediler
Bir tek kibrit yaktılar karanlıkta
Oy civan ömrüm
Işık adına yangınla seviştiler

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-