DENİZ KÖPÜĞÜ VE MERMER – Adnan Yücel

—Side—

SAHİL

(sahil)

Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını
Tarihin arka yüzü bir liman
Gözlerinde yüzyılların ölümü
Köleler boşalıyor kadırgalardan
Zincirlerle çalarak şarkılarını
Yürüyorlar adım adım
Soylulara sunmak için kanlarını
Tarihin ön yüzü bir diskotek
Yakıp söndürürken loş ışıklarını
İçinde müzik ve şehvet
Birbirine çarpıyor kalçalarını
Kim dinler ki açlıkları
Ecelsiz ölümleri kim
…………………………………………………
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

SARAY gokhan_bice_gokhan_bice_side GÖKHAN BİCE

(saray)

Oturmuşum krallar tahtına
Arkamda deniz
Çevremde tanrılar
Karşı koyan yok buyruklarına
Dalgalar çarpıyor kıyılara
Kıyılar aşınıyor durmadan
Gün doğmamış daha
Kleopatra girmemiş sulara
Bir elimde şarap dolu kadeh
Kadehte kölelerin yaşlı gözleri
Bir elimde bembeyaz
Sımsıcak Afrodit memeleri

TAPINAK Tunay_Hasan_apollon emre uzun

(tapınak)

Tapınak kalıntılarında sütunlar
Ölü tanrılar gibi uzanan
Üstünde yaşarken gözlerimiz
Binlerce yıllık tarihi an be an
Yekpare mermer beyazlığında
Kan sızıyor baştan sona kan

TİYATRO

(tiyatro)

Girince sütünlu yollardan içeri
Karşımızda tiyatro değil sanki
Sanatsal görkemin bir kanlı şiiri
Tribün taşları dizilmiş sıra sıra
Tanrısal bir gözün kirpikleri
Gözbebeğinde arena ve ölüm
Kaşları üç katlı sahne duvarı
Ve gözkapaklarında dehlizler
Beş çağlık bir zamanı gizler
Yıl iki yüzden yıl iki bin’e
Direnmiş yağmura taşlar
Direnmiş zamana mermer
Mermerde kabartma yüzler
Bir depremin öfkesini söyler

side-müze-2-Kopya

(müze)

Neden böyle ağlıyor zaman
Böyle küskün böyle isyankâr
Krallara inat tanrılara inat
Bir asma dalı bir venüs
Lahit kapaklarında sanat
Kuşlar kanatsız
Meleklerde çifte kanat
…………………………………..
Dışarda deniz ve rüzgâr
Denizde dalgalar ve martılar
Yine akıp giden sonsuz yaşam
Yine çalınıp söylenen şarkılar
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

 

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

SOFRAMDA KAVAL SESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SOFRAMDA KAVAL SESİ

Radyoda bir kaval sesi bu sabah
Bağdaş kurup oturdu soframa
Ekmeğim tazelendi sanki
Dağlı çiçekler serpildi yalnızlığıma
Biliyorum çaresi yok bu çilenin
İşte gerçek
Çıplak bir kaya gibi karşımda
Çay kırmızı bakıyor zeytin kara
Yine de susmuyor içimdeki pınar
Yaslanıp çok uzaklardaki dağlara
Az da olsa
Mor bakmak istiyorum insanlara

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına saygı ve özlemle…

 

2018

AĞUSTOS VE RÜZGÂR

Anlamını yakalamıştım bir menekşenin
Tam da taşırken yüreğime
Soldu dediler
Bir anda çürüyüp döküldü dallarda pembeler
Ardında baharsız mevsimler
Ardında saçları buz tutan bekleyişler.

Artık imzalamıyorum hiçbir kitabımı
Yeter kanım döküldü kendi yapraklarıma
Yıllar boyu ne kızaran bir ufuk
Ne de yeşeren bir yaprak var ortada
Yalnıca bön bakışları mil çekilmiş gözlerin
Ve kulakların kurşun geçirmez sağırlığı.

Hangi menekşeydi anlamını yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı anlamı grevleyen işçiler
Ellerinde bayrak diye ayakkabıları
Yüzlerinde kesik saçlarıyla yürüdüler
Sığmaz oldular caddelere
Fabrikalar ve alanlar dolusu büyüdüler
O mor haykırışa soldu diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Sesini yakalamıştım bir güzel kuşun
Tam da taşırken şiirierime
Öldü dediler
Sustu bir anda bütün ezgiler
Ardında geleceksiz umutlar
Ardında peş peşe mühürlenen konutlar.

Artık çalmıyorum hiçbir dostun kapısını
Yeter sözcüklerim öksüz kaldı eşiklerde
Yıllar boyu ne tekleşip yükselen bir ses
Ne de bayraklaşan bir imge var ortada
Yalnızca ihaneti kalkmayan ellerin
Ve çıldırtan suskunluğu bağlanmış dillerin.

Hangi güzel kuştu sesini yakaladığım
Tam da unutmak üzereyken
Aynı sesi Ağustoslayan direnişçiler
Aydın’dan Eskişehir’e açlık sazıyla o sesi
Ölüm ezgisinde ölümsüz türkülediler
Sığmaz oldular zindanlara
Gazeteler ve dergiler dolusu büyüdüler
O güzel kuş için öldü diyenler
Görmediler—bilmediler—söylemediler.

Rüzgârını yakalamıştım bir soluğun
Tam da düğümlerken kendi soluğuma
Kesildi dediler
Durdu bir anda denizlerde dalgalar
Ardında boğulup kuruyan ırmaklar
Ardında kavrulup çölleşen topraklar

Artık aldırmıyorum söylenen hiçbir söze
Hatta binilen trenlerin
Hangi kente ve nasıl gideceğine bile
Yıllar boyu hep aynı yılgın sesler
Soldu dediler
Öldü dediler
Bitti dediler
Her şeyi dediler ya demesine
Yaşayan kimdi bütün bu yangınları
Söylemediler
Gözlerine düşmüş gözlerimi bile göremediler

Hangi soluktu rüzgârını yakaladığım
Hangi savruluştu saçlarımda
Tam da unutmak üzereyken demiyorum
Bir menekşenin anlamı gibi biliyorum
Ve o rüzgâr hiç mi hiç kesilmedi diyorum.

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-

ŞAKAYIK – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ŞAKAYIK

Bilinmez anlarda uzak uzak açma yeter
Yine mersin sürüyorsun yalnızlığına
Coşkusu aşılmamış şiirler kuşanıyorsun
Bir yağmur bir güneş oluyorsun denizde
Avuçlarımda dalgaların kırılıyor
Kıyıların kumdan kuma özlem tutuşması
Çam kokusu yudumluyorsun akşam akşam
Sabrın da bir sınırı var şakayık
Menekşe köküyle taş duvar delinmez ki

Giderken gözyaşımı arkada bırakmadım hiç
Gülerken kahkahamı unutmadım sesimde
Bir günde kaç güneş batar şiir evreninde
Kaç tufan kaç uygarlık yıkar
Ellerinde neden üşüyor balıkçı meyhanesi
Sen antik bir çığlığı dinledin mi hiç
Dilinde bir türkmenin uzak söylencesi
Önünde yedi bin yıllık Akdeniz güncesi
Aşkın da bir zamanı var şakayık
Aradığın ses hangi damlada bilinmez ki

Bak çocukların masal sıcaklığı tükeniyor
Sevgi bir oyuncak parası yuvalarda
Ninniler gün boyu çizgi film
Kan ve şiddet akıtılıyor taze düşlere
Okullarda mektupsuz dil kuraklığı var
Yağmurun gökte kirlenmesini bilir misin
Ya türkülerin beyinlerde çürümesini
Her biri bir hüzün olur çöker masana
Balık da susturamaz içindeki sesi rakı da
Yükseltip şiirin bayrağını yürürsün
Koşmanın da bir zamanı var şakayık
O görkeme geldim demekle gelinmez ki

As şimdi bulutu zülfünün bir teline
Koy desinler şiir dağında çınar olmuş

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

ACILARA GÜLMEK ZAMANIDIR – Adnan Yücel

ACILARA GÜLMEK ZAMANIDIR - Adnan Yücel

İstesem şimdi geçmiş baharları
Kim getirip koyabilir ellerime
Göçmen kuşları kim çağırabilir
Uçup dağılan ışıkları kim
Bırakın zaman çalsın bu sazları
İster kırsın tellerini yüreğimizin
İsterse ağıtlar yaksın üstümüze
Yeter ki
Tanığımız olsun yağmur ve güneş
Sabahlar konuşsun bizim yerimize

Aysız akşamlarda kimse ağlamasın
Kimse yanmasın
Gülmek
Yitirilmiş bir türküdür bazen
İnce bir sızı gibi dolaşır dudaklarda
Bir ihanet gibi geçer üstümüzden
Ağlayacaksa aşktan ağlasın yürek
Sevgiden ve coşkudan ağlasın

Doludizgin bir çavlan olup
Yangınlardan geçmek zamanıdır şimdi
Acılara gülmek zamanıdır
Biliyorum yorgun koşuyor sabahlar
Bakışlar cansız
Ve sevinç parlaklığından uzak
Masalara bağlı bir zincir uğruna
Gün doğarken kaçıyor sanki yaşam
Karanlıklara koşuyor kaldırımlarda

Güneşi yeşilde tüketen yapraklar adına
Kokusunu yağmurlardan kaçırıp
Rüzgârlara salan leylaklar aşkına
Başları dik tutan boyunlar
Bir daha bükülmesin zulmün yasasına

Bu yaralı öfke günlerinde
Selam olsun acılar içinde gülene
Kurda kuşça söyleyip
Çiçeğe kelebekçe konmayı bilene

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

KORKU KALABALIĞI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL KORKU KALABALIĞI

Gözlerin korku kalabalığı yine
Paramparça düşler çarpışıyor aynalarda
Her sabah geç kalmış gibi ufukta
Uykularında çoğalmış pişmanlıklar
Güneşi çabuk serpin ağaçlara kuşlar
Korkuyu karanlıkta silme zamanıdır

Gurbetçi dönüşleri yanıyor zamanda
Saçlarında uyumsuz bir kavuşma
Kim bilir
Hangi acılar ağıtlaşıyor anılarında
Acı yitirilmiş bir baba mıdır
Ağıt yenik düşmüş bir sevinç mi
Coşkuyu sulara sorma zamanıdır

Ellerin dolunay dolduruyor koynuna
Bir gölün derinliği kanıyor
Çılgın bir yağış başlıyor içimde
Ne çiy ne yağmur ne kar
Dudaklarında hiç tanımadık bulutlar var
Duyguları zincirden koparma zamanıdır

Gözlerin korku kalabalığı yine
Ağzımın kıyısında bir yara gibisin
Azıcık gülsem kan
Gülmesem koca bir hüzün
Genç bir ömür çürüyor yasaklarında
Bir dağın saçlarına ak düşüyor
Azıcık üşüsem çığ tufanı
Üşümesem koca bir yangın
Şifresiz bir gökyüzü sunuyorum sana
Varsın kırılmış olsun kanatların
Uçmak yürek işidir şiir atlasında
Gülmek mavi
Sevgiyi yürekten haykırma zamanıdır

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

SESSİZLİK SANCISI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SESSİZLİK SANCISI
Susmak gül açmaz bu yarada
Sıcak bulutlara sevinmez toprak
Açar bağrını gerdek yamurlarına
Döllenir tohum
Kabarır su
Çoğalır ırmak
Güneşle sevişen bu toprak
Sanki hep yas mı doğuracak

Donmuş gözlerde konuşuyor yaşam
Sevmek yük mü oldu yüreklere
Kim getirecek bu geciken sabahı
Bu türküler dolu şafağı kim
Kime sorarım bu giz vakti bunları
Kime anlatırım kime
Kapkara bir ölüm sinsiliği
Kuşatmak isterken bunca güzelliği
Şehvetle yürüyen bir karınca
Yırtmaya yeter mi bu sessizliği

Bütün yüzler bir mezarlık akşamı
Ağaçlar sessiz
Sokaklar sessizlik sancısı
Susmak gül açmaz bu sancıda
Yaşam bazen ağıt
Bazen türküdür derler
Bin soru şimşeği çakarken beynine
Bir ünlem kuşkusu bile
Sakın ha düşmesin yüreğine

Sıcak zamanlara uçan kuşlar
Sessizliğin damarlarını koparıyorlar
Kan bağırıyor kanatlarında
Susmak gül açmıyor bu kanda
Açlık var gülüm açlık var ortada

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-