KORKU KALABALIĞI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL KORKU KALABALIĞI

Gözlerin korku kalabalığı yine
Paramparça düşler çarpışıyor aynalarda
Her sabah geç kalmış gibi ufukta
Uykularında çoğalmış pişmanlıklar
Güneşi çabuk serpin ağaçlara kuşlar
Korkuyu karanlıkta silme zamanıdır

Gurbetçi dönüşleri yanıyor zamanda
Saçlarında uyumsuz bir kavuşma
Kim bilir
Hangi acılar ağıtlaşıyor anılarında
Acı yitirilmiş bir baba mıdır
Ağıt yenik düşmüş bir sevinç mi
Coşkuyu sulara sorma zamanıdır

Ellerin dolunay dolduruyor koynuna
Bir gölün derinliği kanıyor
Çılgın bir yağış başlıyor içimde
Ne çiy ne yağmur ne kar
Dudaklarında hiç tanımadık bulutlar var
Duyguları zincirden koparma zamanıdır

Gözlerin korku kalabalığı yine
Ağzımın kıyısında bir yara gibisin
Azıcık gülsem kan
Gülmesem koca bir hüzün
Genç bir ömür çürüyor yasaklarında
Bir dağın saçlarına ak düşüyor
Azıcık üşüsem çığ tufanı
Üşümesem koca bir yangın
Şifresiz bir gökyüzü sunuyorum sana
Varsın kırılmış olsun kanatların
Uçmak yürek işidir şiir atlasında
Gülmek mavi
Sevgiyi yürekten haykırma zamanıdır

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

SESSİZLİK SANCISI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SESSİZLİK SANCISI
Susmak gül açmaz bu yarada
Sıcak bulutlara sevinmez toprak
Açar bağrını gerdek yamurlarına
Döllenir tohum
Kabarır su
Çoğalır ırmak
Güneşle sevişen bu toprak
Sanki hep yas mı doğuracak

Donmuş gözlerde konuşuyor yaşam
Sevmek yük mü oldu yüreklere
Kim getirecek bu geciken sabahı
Bu türküler dolu şafağı kim
Kime sorarım bu giz vakti bunları
Kime anlatırım kime
Kapkara bir ölüm sinsiliği
Kuşatmak isterken bunca güzelliği
Şehvetle yürüyen bir karınca
Yırtmaya yeter mi bu sessizliği

Bütün yüzler bir mezarlık akşamı
Ağaçlar sessiz
Sokaklar sessizlik sancısı
Susmak gül açmaz bu sancıda
Yaşam bazen ağıt
Bazen türküdür derler
Bin soru şimşeği çakarken beynine
Bir ünlem kuşkusu bile
Sakın ha düşmesin yüreğine

Sıcak zamanlara uçan kuşlar
Sessizliğin damarlarını koparıyorlar
Kan bağırıyor kanatlarında
Susmak gül açmıyor bu kanda
Açlık var gülüm açlık var ortada

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

ÖLÜMÜM BAHAR OLSA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ÖLÜMÜM BAHAR OLSA BADEM ÇİÇEĞİ

Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı
Düşlerim kadar büyük
Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam
Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara
Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam
Baharı muştulamak adına kapılar çalsam
Hangi ana böler ki uykularını
Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam

Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları
Ne kırları çıldırtıyor ne dağları
Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur
Seller coşturup barajlar taşırmalı
Bir yudum su demekten aciz yürekler
Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı

Ey ateşe sürülmüş ölümler ülkesi
Ufuk çizgilerinde silikleşen anılar
Kutsal soygunlar yasal vurgunlar
Çöplük kumbaralarda biriken çocuklar
Hiçbir dilden
Hiçbir sözcük yetmiyor anlatmaya bu akşam

Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık
Belirsiz bir hüzün çiseliyor yine
Düş yorgunu kirpiklerden akşam üstüne

Kaya çatlağında köknar çılgınlığı benimki
Kıraçlara kahreden tohum dargınlığı
Yağmursuz gülmeyi bilmiyor ki kuraklık
Beynimi yüreğime nasıl haykırsam bu akşam
Bu akşam hiç yaşamamış olsam
Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya
Beynime sıksam
Ölümüm bahar olsa nasıl anlaşılsam

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına özlemle…

GÜNEŞİN KAPILARI 27 MART 2018

GÜNEŞİN KAPILARI – Adnan Yücel

Zamanın kıraçlığında bir gün
Gelişin var ya hani yağmur yağmur
Ne çok çocuksu
Ne çok umutsu
Ne çok tepeden tırnağa hüzün
Güneşin kapıları açıldı açılacak gibi
Yediden yetmişe bütün renkler
Çılgın bir tonda çıldıracak gibi

Anıların neyzen dudağında bir neydi
Yolları hep umuda çıkıyordu hüznün
Islıklı rüzgârlar koşuyordu saçlarında
Sesinde turnalar geçiyordu bölük bölük
Demir attığın umut adaları
Yüzündeki denizlerde vardı yalnızca

Kaç yıldız kaydı gözlerimden bilemezsin
Bin kez ölürüm belki o günün adına
Hiçbir ölümümü söyleyemem
Gözpınarlarımda iki tomurcuksun artık
Sil desen de silemem
Gözlerinde yanan ışıkları söndüremem

Bak turnalar mola veriyor sesimizde
Ellerimiz neden bu denli sazlık
Ayvalar nereye götürüyor bu yaz ölüsünü
Böyle yapayalnız
Böyle çığlık çığlık
Bırak yüzünde çiçekler yorgun açmasın
Bu şiir tufanında hiçbir sözcük kaçmasın

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

 

 

SUÇ OLUR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SUÇ OLUR

Durmuş sanki zamanın rüzgârları
İnceden türkülerdir akıp giden
Her ezgisinde bir deprem
Bir de yangın seslenir
Türküler ki damla damla
Süzülüp anaların gözlerinden
Acı makamında çalgısız bestelenir
Sular su olalı böyledir bu yasa
Gecikince sabahlar
Son türküler hep kanlı söylenir

Boşuna değil yaşamın yorgunluğu
Her şafak vakti
Gecenin yüreği patlarken denizlere
Sarmaşıklar gibi bin yaprak
Bin dal ile uzanırız güzelliklere

Ey zamanın çile yorgunu sular
Suç olur güzelliklere aşık olmalar
Kimse bilmez sancımızı
Kitaplar yanar
Şiirler kanağlar
Gidişimiz korkutur sevdiklerimizi
Yalnızca güneş gelir peşimizden
Bir de dağların soluğu rüzgâr

Bütün mendillerde sabır nakışları
Sevgi kokar işlendikleri zaman
Sonra solar acılarda güller
Kan tükürülür aşklara kan
Direncin sularında boylanırken umut
Değil mi ki damla damla
Öfke süzülür de şakaklardan
İnancın o yürekli şarkıları
Düşmez yine dudaklardan

İşte yine sabahın elleri
Dolaşıp duruyor gecenin saçlarında
Parmaklarında şahlanan rüzgâr
Şenlik ateşleri serpiyor dağlara
Ey yasaklara inat yüreğim
Diyorlar ki sana
Gel katılma bu rüzgârlara
Sen fırtına değil misin

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

TARSUS ŞELALESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL TARSUS ŞELALESİ

Bir nehir tanrısıydın Kitnos
Kral saçlarını tarayarak akardın
Bin yıllık zamana karşın
Krallık taçlarını birbirine çarpardın
Ne Büyük İskender’i taktın
Ne de Kleopatra’nın yüzüne baktın
Kopup geldin
Toros denilen o boğalar yüreğinden
Hep aynı denizin sıcaklığına aktın
Turaçlar saz çalar
Keklikler halay tutardı kıyılarında
Bir yerde nergis
Bir yerde sümbül
Bir yerde kekik kokusu sinerdi sularına
Tam da karlar erirken
Ve kar suları karışırken koynuna
Nal sesleri ve kılıçlar girdi kanına
Bir el dokundu
Soğuk anlamında “Berdan” dedi adına
“Kar yağar berdan berdan
Yollar kapandı kardan”

Şimdi yine akıyorsun Kitnos
Yine tarıyorsun kral saçlarnı
Bin yıllık zamana inat
Yine birbirine çarpıyorsun krallık taçlarını
Ama kurban yok artık sana – adak yok
Karacaoğlan söyledi duyduk
Biz sana Tarsus Çayı diyoruz
Ve bütün tanrıları
İnsanlık adına kurban ediyoruz

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-

GÖNÜLLÜ ŞİİR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL GÖNÜLLÜ ŞİİR II

II

Kurusunda baygın düşüp taşlaşan toprağın yüreciği
İlkin dudağımda sızlanır,
Bilsem ki kanayıp aktığımda
Ayılıp nabzıyla buluşacak
Yatarım en keskin bıçağın kucağına,
Varsın süsende tüten
Çavdarı seçen acı beni alsın
Yeter ki yoncanın canı yoncada
Ketenin teni ketende kalsın

(Bakınırken çorağında direnen
Asmanın kıvırcığına
Tut beni dedi, damlaya sar, göğün buluttan gömleği kadar,
Fulya dile geldi uzaktan, kelebek güle geldi
Dertlerim çaresiz çöle geldi,
Bilsem ki derelenip saracak
Oracıkta, dibinde yaseminin
Al derdim kuraklığa buysa istediğin
Canım çorağın haracı olsun,
Yeter ki koruk yeşiline, erik gülüşüne
Sudaki rengini bulsun)

Adnan Yücel
-çıkmak için bu karanlıktan-