ŞAKAYIK – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ŞAKAYIK

Bilinmez anlarda uzak uzak açma yeter
Yine mersin sürüyorsun yalnızlığına
Coşkusu aşılmamış şiirler kuşanıyorsun
Bir yağmur bir güneş oluyorsun denizde
Avuçlarımda dalgaların kırılıyor
Kıyıların kumdan kuma özlem tutuşması
Çam kokusu yudumluyorsun akşam akşam
Sabrın da bir sınırı var şakayık
Menekşe köküyle taş duvar delinmez ki

Giderken gözyaşımı arkada bırakmadım hiç
Gülerken kahkahamı unutmadım sesimde
Bir günde kaç güneş batar şiir evreninde
Kaç tufan kaç uygarlık yıkar
Ellerinde neden üşüyor balıkçı meyhanesi
Sen antik bir çığlığı dinledin mi hiç
Dilinde bir türkmenin uzak söylencesi
Önünde yedi bin yıllık Akdeniz güncesi
Aşkın da bir zamanı var şakayık
Aradığın ses hangi damlada bilinmez ki

Bak çocukların masal sıcaklığı tükeniyor
Sevgi bir oyuncak parası yuvalarda
Ninniler gün boyu çizgi film
Kan ve şiddet akıtılıyor taze düşlere
Okullarda mektupsuz dil kuraklığı var
Yağmurun gökte kirlenmesini bilir misin
Ya türkülerin beyinlerde çürümesini
Her biri bir hüzün olur çöker masana
Balık da susturamaz içindeki sesi rakı da
Yükseltip şiirin bayrağını yürürsün
Koşmanın da bir zamanı var şakayık
O görkeme geldim demekle gelinmez ki

As şimdi bulutu zülfünün bir teline
Koy desinler şiir dağında çınar olmuş

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

ACILARA GÜLMEK ZAMANIDIR – Adnan Yücel

ACILARA GÜLMEK ZAMANIDIR - Adnan Yücel

İstesem şimdi geçmiş baharları
Kim getirip koyabilir ellerime
Göçmen kuşları kim çağırabilir
Uçup dağılan ışıkları kim
Bırakın zaman çalsın bu sazları
İster kırsın tellerini yüreğimizin
İsterse ağıtlar yaksın üstümüze
Yeter ki
Tanığımız olsun yağmur ve güneş
Sabahlar konuşsun bizim yerimize

Aysız akşamlarda kimse ağlamasın
Kimse yanmasın
Gülmek
Yitirilmiş bir türküdür bazen
İnce bir sızı gibi dolaşır dudaklarda
Bir ihanet gibi geçer üstümüzden
Ağlayacaksa aşktan ağlasın yürek
Sevgiden ve coşkudan ağlasın

Doludizgin bir çavlan olup
Yangınlardan geçmek zamanıdır şimdi
Acılara gülmek zamanıdır
Biliyorum yorgun koşuyor sabahlar
Bakışlar cansız
Ve sevinç parlaklığından uzak
Masalara bağlı bir zincir uğruna
Gün doğarken kaçıyor sanki yaşam
Karanlıklara koşuyor kaldırımlarda

Güneşi yeşilde tüketen yapraklar adına
Kokusunu yağmurlardan kaçırıp
Rüzgârlara salan leylaklar aşkına
Başları dik tutan boyunlar
Bir daha bükülmesin zulmün yasasına

Bu yaralı öfke günlerinde
Selam olsun acılar içinde gülene
Kurda kuşça söyleyip
Çiçeğe kelebekçe konmayı bilene

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

KORKU KALABALIĞI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL KORKU KALABALIĞI

Gözlerin korku kalabalığı yine
Paramparça düşler çarpışıyor aynalarda
Her sabah geç kalmış gibi ufukta
Uykularında çoğalmış pişmanlıklar
Güneşi çabuk serpin ağaçlara kuşlar
Korkuyu karanlıkta silme zamanıdır

Gurbetçi dönüşleri yanıyor zamanda
Saçlarında uyumsuz bir kavuşma
Kim bilir
Hangi acılar ağıtlaşıyor anılarında
Acı yitirilmiş bir baba mıdır
Ağıt yenik düşmüş bir sevinç mi
Coşkuyu sulara sorma zamanıdır

Ellerin dolunay dolduruyor koynuna
Bir gölün derinliği kanıyor
Çılgın bir yağış başlıyor içimde
Ne çiy ne yağmur ne kar
Dudaklarında hiç tanımadık bulutlar var
Duyguları zincirden koparma zamanıdır

Gözlerin korku kalabalığı yine
Ağzımın kıyısında bir yara gibisin
Azıcık gülsem kan
Gülmesem koca bir hüzün
Genç bir ömür çürüyor yasaklarında
Bir dağın saçlarına ak düşüyor
Azıcık üşüsem çığ tufanı
Üşümesem koca bir yangın
Şifresiz bir gökyüzü sunuyorum sana
Varsın kırılmış olsun kanatların
Uçmak yürek işidir şiir atlasında
Gülmek mavi
Sevgiyi yürekten haykırma zamanıdır

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

SESSİZLİK SANCISI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SESSİZLİK SANCISI
Susmak gül açmaz bu yarada
Sıcak bulutlara sevinmez toprak
Açar bağrını gerdek yamurlarına
Döllenir tohum
Kabarır su
Çoğalır ırmak
Güneşle sevişen bu toprak
Sanki hep yas mı doğuracak

Donmuş gözlerde konuşuyor yaşam
Sevmek yük mü oldu yüreklere
Kim getirecek bu geciken sabahı
Bu türküler dolu şafağı kim
Kime sorarım bu giz vakti bunları
Kime anlatırım kime
Kapkara bir ölüm sinsiliği
Kuşatmak isterken bunca güzelliği
Şehvetle yürüyen bir karınca
Yırtmaya yeter mi bu sessizliği

Bütün yüzler bir mezarlık akşamı
Ağaçlar sessiz
Sokaklar sessizlik sancısı
Susmak gül açmaz bu sancıda
Yaşam bazen ağıt
Bazen türküdür derler
Bin soru şimşeği çakarken beynine
Bir ünlem kuşkusu bile
Sakın ha düşmesin yüreğine

Sıcak zamanlara uçan kuşlar
Sessizliğin damarlarını koparıyorlar
Kan bağırıyor kanatlarında
Susmak gül açmıyor bu kanda
Açlık var gülüm açlık var ortada

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

ÖLÜMÜM BAHAR OLSA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ÖLÜMÜM BAHAR OLSA BADEM ÇİÇEĞİ

Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı
Düşlerim kadar büyük
Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam
Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara
Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam
Baharı muştulamak adına kapılar çalsam
Hangi ana böler ki uykularını
Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam

Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları
Ne kırları çıldırtıyor ne dağları
Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur
Seller coşturup barajlar taşırmalı
Bir yudum su demekten aciz yürekler
Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı

Ey ateşe sürülmüş ölümler ülkesi
Ufuk çizgilerinde silikleşen anılar
Kutsal soygunlar yasal vurgunlar
Çöplük kumbaralarda biriken çocuklar
Hiçbir dilden
Hiçbir sözcük yetmiyor anlatmaya bu akşam

Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık
Belirsiz bir hüzün çiseliyor yine
Düş yorgunu kirpiklerden akşam üstüne

Kaya çatlağında köknar çılgınlığı benimki
Kıraçlara kahreden tohum dargınlığı
Yağmursuz gülmeyi bilmiyor ki kuraklık
Beynimi yüreğime nasıl haykırsam bu akşam
Bu akşam hiç yaşamamış olsam
Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya
Beynime sıksam
Ölümüm bahar olsa nasıl anlaşılsam

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına özlemle…

GÜNEŞİN KAPILARI 27 MART 2018

GÜNEŞİN KAPILARI – Adnan Yücel

Zamanın kıraçlığında bir gün
Gelişin var ya hani yağmur yağmur
Ne çok çocuksu
Ne çok umutsu
Ne çok tepeden tırnağa hüzün
Güneşin kapıları açıldı açılacak gibi
Yediden yetmişe bütün renkler
Çılgın bir tonda çıldıracak gibi

Anıların neyzen dudağında bir neydi
Yolları hep umuda çıkıyordu hüznün
Islıklı rüzgârlar koşuyordu saçlarında
Sesinde turnalar geçiyordu bölük bölük
Demir attığın umut adaları
Yüzündeki denizlerde vardı yalnızca

Kaç yıldız kaydı gözlerimden bilemezsin
Bin kez ölürüm belki o günün adına
Hiçbir ölümümü söyleyemem
Gözpınarlarımda iki tomurcuksun artık
Sil desen de silemem
Gözlerinde yanan ışıkları söndüremem

Bak turnalar mola veriyor sesimizde
Ellerimiz neden bu denli sazlık
Ayvalar nereye götürüyor bu yaz ölüsünü
Böyle yapayalnız
Böyle çığlık çığlık
Bırak yüzünde çiçekler yorgun açmasın
Bu şiir tufanında hiçbir sözcük kaçmasın

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

 

 

SUÇ OLUR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SUÇ OLUR

Durmuş sanki zamanın rüzgârları
İnceden türkülerdir akıp giden
Her ezgisinde bir deprem
Bir de yangın seslenir
Türküler ki damla damla
Süzülüp anaların gözlerinden
Acı makamında çalgısız bestelenir
Sular su olalı böyledir bu yasa
Gecikince sabahlar
Son türküler hep kanlı söylenir

Boşuna değil yaşamın yorgunluğu
Her şafak vakti
Gecenin yüreği patlarken denizlere
Sarmaşıklar gibi bin yaprak
Bin dal ile uzanırız güzelliklere

Ey zamanın çile yorgunu sular
Suç olur güzelliklere aşık olmalar
Kimse bilmez sancımızı
Kitaplar yanar
Şiirler kanağlar
Gidişimiz korkutur sevdiklerimizi
Yalnızca güneş gelir peşimizden
Bir de dağların soluğu rüzgâr

Bütün mendillerde sabır nakışları
Sevgi kokar işlendikleri zaman
Sonra solar acılarda güller
Kan tükürülür aşklara kan
Direncin sularında boylanırken umut
Değil mi ki damla damla
Öfke süzülür de şakaklardan
İnancın o yürekli şarkıları
Düşmez yine dudaklardan

İşte yine sabahın elleri
Dolaşıp duruyor gecenin saçlarında
Parmaklarında şahlanan rüzgâr
Şenlik ateşleri serpiyor dağlara
Ey yasaklara inat yüreğim
Diyorlar ki sana
Gel katılma bu rüzgârlara
Sen fırtına değil misin

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-