EVLER VE SOKAKLAR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL EVLER VE SOKAKLAR

İşte sokaklara seriyorum evleri
Dertler saçılıyor kaldırımlara
Bunalımlar bağırıyor
Korkarak yürüyen şu kadın
Boşuna gizlemiyor ellerini
Bir tutam özlem koparmış vitrinlerden
Usulca koynuna dolduruyor
Öfkesini anlatamıyor bir çocuk
Yüreğini topluyor asfalttan
Yaşamın yüzüne savuruyor
Bir silah patlıyor ardından
Yaşamın göğsüne hançer sokuluyor
Türkülere bile varamazken dilimiz
De bana dostum
Evlerde bunca ağıt nasıl yakılıyor

İstersen iş dönüşü bir akşam
Evlere çağıralım sokakları
Otobüs kuyruklarında mecalsiz
Göreceksin zamanın tutsaklığını
Sabır destan yazacak duvarlara
Hiç fırçasız ve kalemsiz
Süpermarketlerde memurlar
Yaşamı dolduracaklar kağıt torbalara
Ellerinde koskoca bir günü taşıyacaklar
Hiç umutsuz ve geleceksiz
Kaldırım kıyılarında lüks arabalar
Şımarıklığı kusacaklar işçi kızlara
Hiç dertsiz ve düşüncesiz
Bir ırmaktır akıp gidecek evlerde
Hem nehirsiz hem denizsiz

İstersen tam öfke saatinde bir gün
Salonlara dolduralım sokakları
Göreceksin
Hiçbir şey sığmayacak hiçbir yere
Ne açlıklar mutfaklara yerleşecek
Ne umutlar saksılarda yeşerecek
Uzayıp giden kuyruklar
Balkonlardan geri sarkacak sokaklara
Evler sokaklara
Sokaklar evlere dönüşecek

Kentleri yerinden oynatan bir öfke
Volkanca patlayacak sonunda camlarda
Ne ağaçlarda kuş kalacak
Ne yapraklarda rüzgâr
O en güzel şarkılar
Kuşlar ve rüzgâr
Çekip gidecekler lekeli bir utançtan
Yalnızca ölüm kalacak yalnızca inkâr

De ki sokaklar yetmez bu sevdaya
Evler alanlar yetmez
Varsın kentlerde söylensin bu türküler
Aynı türküler kırlarda söylenmez
Deniz dalgasını vururken kıyılara
Dağlar soluğunu savurur dalgalara
Yaşam bir sevgiliyse baştan sona
Yalnızca saçlarından öpülmez
De ki bu yar böyle sevilmez
De ki bu kavga böyle verilmez

Adnan Yücel
-soframda kaval sesleri-

©Ömer Muz..

SEN YÜRÜRSÜN RÜZGÂR YÜRÜR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCAL SEN ÜRÜRSÜN RÜZGÂR YÜRÜRÜ

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Sabahlar sığmaz olur gözlerine
Her adımda çözülür bir karanlık
Şafaklar çiçek sunar ellerine
Gün tutuşur
Dağlar aydınlanır
Yeniden canlanan bu yaşam
Türküler dizer saçının tellerine

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Alıp savurur beni saçların
En kalabalık alanlara götürür
Bir cellat çıkar apansız
Bir fidan yeşermeden çürür
Ve kana bulanan ırmaklar
Baştan başa geçer kentleri
Kan temizlenir cellat ölür

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Mahpuslar soluğunla umutlanır
Toprak çatlar
Gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir
Görkemli bir yürüyüş başlar içimde
Ve bir tan vakti
Kırılır bütün güzellik yasakları
Ağaçlar aşk açar bahçelerimde

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Dallar eğilir
Yapraklar secde eder yürüyüşüne
Sular kabarıp dalgalanır
Köpüklü başlarıyla selamlar seni
Ne tanrılar kalır önünde
Ne beyler ne krallar
Seninle yazılır en büyük destan
En güzel tarih seninle başlar

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Bir sevinç boylanır dünyada
Çocuklar korkusuz büyür
Kan boğulur susar
Dokunup geçtiğin her kuraklık
Yemyeşil bir vadiye dönüşür

Sen yürürsün rüzgâr yürür
Bizi bu deprem günlerinde
İnan ki bir şiirsiz yaşamak
Bir de sensiz savaşmak öldürür

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez(1985)-

ANILAR ÇEŞİTLEMESİ – Adnan Yücel

ANILAR ÇEŞİTLEMESİ - Adnan Yücel

Anılar vardır acı bir şarap gibi
Her damlası bir yere dökülmüş
Ne bir ses verirler geçmişten
Ne de geleceğin kollarına uzanırlar
Yanlışlar karanlığında birbaşlarına
Anılmazlık batağına batmış anılar

Anılar vardır ecelsiz ölümler gibi
Her saniyesi bir acıya karışmış
Anıldıkça denizler durur
Ufuklar susar
Gökyüzünde yıldızlar sızlar
Yorgun gülüşlere yatmış anılar

Anılar vardır baharda leylak gibi
Her çiçeği çoğalmayı kuşanmış
Önünde çılgın bir ateş
Ellerinde yağmur ve rüzgâr
Korkuları güzellikten atmış anılar

Anılar vardır sonsuz yaşanan
Öz be öz kardeşleridir doğumların
Acılar da içindedir
Çoğalmalar da
Yüreğin doruğunda dururlar her zaman
Dağlar onlarla şiirleşir dillerde
Onlarla çiçeklenir kırlar
Yaşamı sonsuzluğa katmış anılar

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

MAVİ DİN MAVİ TARiH – Adnan Yücel

83444978_2955930381083737_4139212102306889728_o

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sevinçli tarihimiz
En tarihi sevincimiz oldu
Tanrıların ölü tapınaklarında
Sularla birlikte inandık
Yeminler ettik aşka ve doğaya
Yüreğin yıkılmazlığına tapındık
Yasaklar kestikçe yollarımızı
Irmaklar gibi döndük dolandık
Hep o mavinin kucağına sığındık

Yarım bir rüya ile bölünen o gece
Yaşanan neydi söyler misin
Çılgın bir ay ışığı ile birlikte
Sularda ışıl ışıl gülmek miydi
Yoksa gözlerinin sonsuzluğunda
Soluk soluğa yüzmek miydi

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sarsılmaz aşkımız
En doğurgan sancımız oldu
Ne gökten inmişti
Ne de gökyüzündeydi tanrımız
Dalgalar söylüyordu kıyılarda
Köpük köpük
Yaldız yaldız
Suskun bir pembe içinde
Bin kudüm bin zil ile
Kıyılardan yükseliyordu inancımız

Ay ışığı ile sulanan o kumsalda
Neydi çırpınarak göğsüme yayılan
Rüzgarı kıyılarda kıran
Çığlıkçığlığa dalgalar mıydı
Yoksa çiçek ve mutluluk kokan
Şelale görültüsü saçların mıydı

O deniz ki dinimiz oldu bizim
En sonsuz güzelliğimiz
En güzel geleceğimiz oldu
İşte aynı kumsal aynı gece
Yine mavi bir din
Mavi bir tarih yüceliğinde

Yudum yudum aynı güzellikten
Bir sen bir de ben
İçtiğimiz neydi söyler misin
Bir şişe ay ışığı mıydı
Bir parça bulut mu
Yoksa dudaklarımızda tutuşan
Birer damla köpük müydü
Bırak sular yanıtlasın
Sen omuzuma koy başını
Beni suların göğsüne yasla

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

ANLAYAMAZSIN -Adnan Yücel

83058071_2953637664646342_5651819886544945152_o

Bilirsin ki en büyük acılar
Hep ayrılıkla başlar
Bir serüven olur her ayrılık
Nasıl anlatsam
Anlayamazsın

Önce hüzün tutar ufukları
Yüreğin başına keder yağar
Sonra çağlayarak geçer zaman
Nasıl koştursam
Yakalayamazsın

Bakarsın ki yaralar kapanmış
Dinmeye başlamış bile sancılar
Bir acılı şiir kalmış geriye
Bir de sesini yitirmiş anılar
Nasıl açıklasam
Kavrayamazsın

Biz ki birlikte çıkmıştık yola
El ele
Kol kala
Ve çocukca
Daha ilk sabaha varmadan
Bıraktın beni
Dalıp gittin karanlıklara
Nasıl uyandırsam
Uyanamazsın

Artık ne yırtılmış bir resim
Ne kırılmış bir çerçeve
Çekip giden bir yolcuyu
Bir daha döndüremez geriye
Her şiir bir dünyadır çünkü
Kaybolursun kaybettikçe
Ağlayamazsın

Aşka yumruk sıkan bir intihar
Ya da gözü yaşlı bir mektup
Hiç dönüşebilir mi sevgiye
Sevmek ki bir yürek işidir
Nasıl tanıtsam
Tanıyamazsın

Bir kez yazıldı bu acının şiiri
Yazılıp geçti suların tarihini
Gücünüz yetmez artık
Nehirleri durduramazsın

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

Sen ki Anlarsın – Adnan Yücel

AYTEN MUTLU AMFORA ADNAN YÜCEL SEN Kİ ANLARSIN

Kendini bir suyun akışında
Ve suları kendi bakışlarında
Bulabilenler bilir bu türküyü.
Sen ki anlarsın
Bir türkü uğruna
Çileler çekerdin yıllar boyu.
Soluğunda
Yaban menekşelerinin kokusu.
Gözlerinde
Serin pınarların uğultusu.
Dağlar seni yaşardı her gün
Ormanlar sıcak dostluğunu.

Ne zaman çatlasa bir kaya
Bir çığlık düşse sulara
Irmaklar
Adını çizer toprağa.
Değil mi ki
Hep o yangınların adına
Adına, belasına
Özlemi duyulunca özgürlüğün
Öfkesini göklere çalan
Bir şimşek gibi dalardın yaşama.

Sen ki anlarsın bu yaşamı
Aşklar şimdi hücrelerde tutsak
Düğünler kelepçeli
Doğumlar
Ve çocuklar zindanlarda.
Bunları nasıl anlatayım sana
Bu türküleri nasıl çağırayım
Bu ninnileri nasıl.
Ölüme
Kapkara bir kaygı değil artık
Bembeyaz
Bir kitap diyoruz koltuğumuzda.
Kitapların göğüslerinde kan
Bu kanı nasıl okuyayım sana.
Şimdi devleşen bir öfkenin
Ve sınırlar ötesi bir özlemin
Bildirisi okunurken her gün
Her saat, her dakika,
Can çekişen
Bir çağı yaşıyoruz dünyada.

Sen ki anlarsın bu yaşamı
Okul yolunda telaşlı bir öğrenci
Bir grev sözcüsü işyerinde
Okunan kitap
Yazılan defter
Yükselen bilinç
Ve eriyen cevher
Şimdi sabahın ala şafağında
Doludizgin
Bir at gibi giriyor sulara.

Adnan Yücel
-Kavgalara Sözlenen Sevda (1979)-

BEYAZ SAYFALAR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL BEYAZ SAYFALAR

Kanatları özgürlük kokan kuşlar mıydı
Balyozlara çelikleşen taşlar mı
Kimi yağmur ezgisiyle söyler geleceği
Kimi rüzgâr diliyle besteler
Suskunluk senfonileşirken dudaklarında
Eğilmeyi hiç tanımamış başlar mıydı
Gözpınarlarında sevinçleşen yaşlar mı

Varsın karanlık saçlarda taransın düşler
Her düş teline bir ışık serilir
Ve öfkeleri
Sabrın keskin yanlarına çarparak bilenir
Denenir geceler boyu
Denenir ihanetin bütün çıkmaz sokakları
Kanlı sabahlar adına imzalar istenir
Ellerinde patlayan bir volkan olur yaşam
Sustukça yüreklerinde lavlar çiçeklenir

Bütün baharlar rengini onlardan alır
O korkunç gecelerden geriye
Tutanaklarda bembeyaz sayfalar kalır

Ey karanlıkları güneşleyen ışıkperestler
Boşuna çalınmadı doruklardaki yasak ateşler
Yılgınlık çoktan silinmişken bakışlarınızda
Bir papaz
Bir de cellat vardı yine karşınızda
İlkbaharlardan sürgün iki karakış
Buzlar biriktirdiler yürek atışlarınızda
Eridi parmakları dokunamadılar
Bir papaz bir cellat
Batmak üzere bir gemideydiler okyanus ortasında
Biri kaptan bir tayfa
Ellerinde pürköpük bir nice beyaz sayfa

Dağlar mı bilir en çok ağlayan karın dilini
Kardelen mi yoksa
Hangi dağda hangi karın en kolay delindiğini
Beyaz sayfaların her biri
Diğerlerinden habersiz çözdü yaşanan tarihte
Karakışta direnmenin kardelen geleneğini

Ey aşkı sonsuzlaştıran dirençperestler
Sabırdan söz ederken kanlı gölgeler
Sabırsızlık Zamanı’nı yudum yudum içenler
Gökyüzü çoktan kucakladı yeryüzünü
Düşlerin barikatları aşma zamanı şimdi
Bayrakların dallarda açma zamanı şimdi
Bütün ışıkları toplayıp gözlerinizden
Yeryüzünün her noktasına saçma zamanı

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

 

BİR YANIM UZUNHAVA – Adnan Yücel

 

Big (2)

Başkentin kollarında sancılı bir akşam
Bir yanımız bulvar gürültüsü
Bir yanımız dilsiz kaval
Gözyaşıyla sulanan toprakların türküsü
Yüzümüz sanki bembeyaz bir inanç
Ellerimizde kapkara bir yabancılaşma
Gençliğimize saplandıkça anıların süngüsü
Gri yıldırımlar düşüyor camlara
Yanıyor bir hüznün çırpınan öyküsü

Bir fidana mı döndük yaban illerde
Suyumuz iğreti toprağımız yabancı
Rüzgârlara vermişiz dallarımızı
Bir sesi bekler gibiyiz uzaklardan
Ne bir çayda çıra ne bir gelin alayı
Yağmur yağıyor durmadan
Yaşamın yasalarına isyan eden köklerimiz
Özlemi çekiyor yağmur yerine topraktan

Bir türküde başlar mahşerin kopması
Bir tek uzunhavada
Yüreğin kendini duvarlara çarpması
“Yeşil kurbağalar öter göllerde
Anasız babasız gurbet illerde”
Gerisini sormayın bana

Acılar türkülerde uzanır gider
Özlemler gözlerde süzülür gider
Bu gönül böyle susuz yürümez
Yel olur gider sel olur gider
Tanımaz gündüzü geceyi
Gün doğar gider ay çıkar gider
Yerleşir yüreğin tanrısal tahtına
Umutlar sonsuza çağlayıp gider

Söyleyin bana ozanlar yazarlar ey
Besteciler ressamlar yanıt verin
Hiç böyle gördünüz mü coşkuları
Böyle durgun
Böyle içten içe fırtınalar kopartan
Hiç böyle duydunuz mu haykırmayı
Böyle suskun
Böyle sessizlik içinde deprem yaratan

Gerçekten kırılmış mı kanatlarımız
Bir başımıza kalmış mıyız çöllerde
Oysa soluğumuz
Rüzgârlardan uzak olsa bile
Suların diliyle birikiyoruz bentlerde
Bilinç kendi yerinde kalsın şimdi
Sevinçse kendi yerinde
Saçları yangın olsun akşamların
Kırların sevdası dolaşsın kentlerde

Bir geceyarısı örneğin tarla başında
Sular pancarları dürterken uykuda
Ay ışığı süzülür yapraklardan
Düşer yüreğin tam ortasına
Ve bir çığlık bir patlama bir fırtına
Gecenin sessizliğini yırtan bir ağıt
Bir uzunhava
“Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde”
Gerisini sormayın bana

Karanlıklar yangında kül olur gider
Dağlar bir ince sese yol olur gider
Bu dikenler diken kalmaz her zaman
Dal olur gider gül olur gider
Rengini şafaklardan alır
Kokusunu acılardan toplar
Tanımaz dereyi tepeyi
Süzülür gider yayılır gider
Uyuyanları uyandırır uykularından
Selamını yüreklere doldurur gider

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

SULARIN IŞITILI DOSTUNA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SULARIN IŞITILI DOSTUNA

Bakarken bakışlarım dağılıyor yüzüne
Yüzün yeryüzü
Gözlerin bitimsiz bir evren
Hangi ülkeye koşsam yüzünde
Birdenbire nehir şenlikleri ve sen
Türküler ışık ışık süzülürken dilinden
Upuzun özlemlerle yankılanıyor yüreğim
Hep kendimi dinliyorum sesinden
Sesinden
Ve susmak bilmeyen gözlerinden

Çok çok anılardasın şimdi yanımda
Kızılırmakla kol kola bir yanın
Sırılsıklam halaylardasın
Bir yanın seyhan kıyılarında
Ürpertilerle kurulmuş saraylardasın
Ve iki nehir arasında
Rüzgâr yelesinde bir köpük diliyle
Hiç bitmeyen yolculuklardasın

Bir an türküler bulutluyor gözlerini
Şarkışla’da bir ölüm akıyor şakaklarına
İnce ince-damla damla
“Şarkışla’ya düşürmesin oy oy”
Bir an öpücükler güneşliyor gözlerini
Banaz’dan bir ses düşüyor dudaklarına
“Çıkarım bakarım kale başına”
Sesinde bir saz
Ölümsüzlüğe gömülüyor Sivas topraklarında

Ey suların ışıltılı dostu
Türkü türkü süzülüp mü geldin
Şiir şiir yazılıp mı geldin
Yeter artık çıldırt bu çılgınlığı
Ya gecikmiş bir nehir ol kuraklığıma
Ya da kıştan yaza bir cemre ol
Önce havama düş
Sonra suyuma ve yangın yeri toprağıma

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-