yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

253572

6
Yıldızlar metal metal düşmüş yere
Her yerde sessizlik kaynaşıyor
Kafalar susmuş omuzlar konuşuyor

Son ışıklar da söndü gecenizde
Artık çıkabilirsiniz
Umutlarda sallanan düşler
Ve bütün özlemler dağıldı
Yeniden kendinizi avutabilirsiniz
O korkunç avuçlarınızda
Yemyeşil ormanlar yanıyor şimdi
Pürköpük nehirler kuruyor

Aman sevdiğim aman
Türkülere durmak zamanıdır şu an

Siz ki bilirdiniz sevmesini
Gelecek uğrunda ölürcesine
Kızgın bir demiri dövercesine
Ve tarihin en güzel yaprağını
Güneşin parmağıyla çevirircesine
Siz ki bilirdiniz
Şimdi bir yarasa şenliğinde
Kanla besleniyor sessizliğiniz

Bir kez kırıldı rüzgârın kanatları
Her ölüm bir düş kırıklığı şimdi
Bir güvensizlik belgesi gözlerinizde
Ve ihanetler
Savaşsız çekilen teslim bayrakları
Verilen adresler
Listeler dolusu arkadaş adları
Ve uğrunuzda yıllar boyu ölenler
Ölürken bile durmadan yürüyenler
Az önce yine ölmeye gittiler
Hâlâ sessizliğinizde kanıyor sesleri
Bir daha dönüp de bakmayın geriye
Adını bile sormayın hiç kimsenin
Acı ve ihanet kokuyor her yeriniz
Çekilin şimdi uykularınıza-çekilin
Bir başka mevsimde bekleyin sabahı
Belki yeniden dirilebilirsiniz

Siz değil misiniz önce öldüren
Sonra tapan bizlere
Ve yolumuzda bayraksız yürüyen
İşte taşladığınız Pir Sultan
Derisini yüzdüğünüz Mansur
Başını kestiğiniz Hazerifen
Ve siz
Biliyoruz ki bir gün
Bizi de öylesine seveceksiniz
İşte gecemizde yanan ışıklar
İşte yarın diyeceksiniz
Yüzünüze dökülen ışıkları
Tül dudaklarından bizimle öpeceksiniz
Kan kalır belki yerde
Alınteri kalmaz ama
Bir gün mutlaka göreceksiniz

Sizi gidi ozan soylu yiğit çoşkular
Pınarları gürül gürül
Bahçeleri şen baharlı tutkular
İşte yürüdükçe yeşil yeşil çoğalan
Ve güneşi göğsünde oynatan kırlar
Aşka mühür vurulur mu hiç
Kavgaların en korlusunda bile
Pencereden dışarıya bağıran bir menekşe
Alıp götürüyorsa hâlâ
Yüreğimizi o sonsuzluk ülkesine
Bir cam engelinde durulur mu hiç

Nasıl vurulursa vurulsun mühürler
Bir selamımız var bugünün yarınına
Bir selamımız
Belki yenik-belki ihanet yorgunu
Ama soluklu
Belki adım adım-belki dura dura
Ama umutlu
Başka nasıl çıkılır
Nasıl tarihin karşısına

Ey gözlerinin şiir okyanusuna
Masmavi düşlerle dalıp gittiğim
Şiirlerde türkülerde tanıyıp
Soluğunu sesimde rüzgâr ettiğim
Şimdi gün bitti
Yerler mühürlendi diyorlar
Düştü yine bir yaprak
Bir ağıt daha yeşerdi dallarda
Tomurcuklar sustu
Bahar mühürlendi diyorlar

Aman sevdiğim aman
Kapıların kapanma sesidir şu an

Dışarda kral taçlı tanrılar
Her gülüşü bir isyan biliyorlar
Sevinmeyelim demiyorum sana
Yalnızca şu kervankıranlara
Sevincimizi zamansız duyurma
Güzellikler korkutur karanlıkları
Sabahımız yasa bürünür sonra

Gün bitti
Yerler mühürlendi diyorlar
Tam ortasındayız okyanusun
Maviliklerin bıçaklanmış yüreğinde
Ve maviliklerden uzak
Işık bitti
Renkler mühürlendi diyorlar

Dört yanımız ölüm tuzağı ve yangın
Kan içinde sevgilerdir taşıdığımız
Kurşun dökülmüş yükümüze
Sevgiler mühürlenmiş diyorlar
Saçlarını savurma demiyorum
Yeter ki suların sonsuzluğuna
Yürekli bir tanık olsun o rüzgâr
Sil gözlerini ay tutulmasın
Can pahasına yükselen sesler
Ve gülen yürekler susturulmasın

Bir ihanet vaktindeyiz seninle
Bir öfke günündeyiz
Oysa yüzün yine koca bir güneştir
Ve karanlığa inat gözlerin
Şafak tadında ışıklarla titreşir
Kırılan dal
Çürüyen tohum
Her şey yeniden yeşerir ellerinde
Çöller yeniden bahçeleşir
Bir kuş bile yokken ağaçlarda
Bütün ağaçlar kuş diliyle söyleşir

Varsın şarkılar sustu bilinsin
Hatta demiri çürüten bilekler
Zora direnen yürekler
Gün ve güneş mühürlendi denilsin
Yeter ki bu yılgınlık çıkmazında
Şiirsiz ve sensiz
Bir saniye bile düşünülmesin

Her şey bitti
Yaşamak mühürlendi diyorlar
Ve bunalımın alkol pençelerinde
Yılgınlık bir yaşam oldu diyorlar

Aman sevdiğim aman
Yaşamı savunma cephesindeyiz şu an

Gün bile bitse gökyüzünde
Günler daha mühürlenmedi
Çünkü dilde söz
Çiçekte renk
Ve zamanda gelecek bitmedi

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

 

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK 5

5
Ey aç memelerin dirençli çocukları
İşte sütü bol bir şafak
Girdi yine koynumuza çırılçıplak

İşte tarih
İşte şiddetin iğrenç yüzü
Biz başlatmamışız hiçbir savaşı
Bizimle başlatılmış bütün savaşlar
Bizimle bitirilmiş yine
Kölelik çoğaltan zaferler adına
Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde
Gidenimiz bir daha dönmemiş geri
Yemen olmuşuz
Balkan olmuşuz
Seferberlik olmuşuz
Ve her büyük savaşın sonunda
Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz
Hangi inancın sesidir bu
Hangi körlüğün koyun kurbanlığı
Ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda
Canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa
Akan suyu yoldaş bilirdik
Mutluluğa koştururduk atlarımızı
Sınırsız özlemler içinde ve suskun
Yine yollarda sessiz kalırdık
Bizi bizsiz delen Ferhad’ı alkışlar
Bizi bizsiz seven Kerem’i tanırdık
Kül olurduk aynı yangınlarda
Yine bir başımıza kimsesiz ağlardık
Öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi
Cehennem bile imdat dilerdi bizden
Cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize
Ne söylediysek yetmedi
Karlarla silelendi nice dağlar
Kalburlarla elendi
Ey bağrımıza bastığımız deli sevda
İşte yine doğayı doldurup yüreğimize
Yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında
Şimşeklerle gelen o kıştan sonra
Her şey yeniden başlıyordu yine
Senki kimliğimiz
Yaralı bir kuş değilmiş gibi
Ve bakıyormuşuz gibi
Bulutların taa üstünden
Yerin taa derinliklerine
Yeniden yükseliyordu aynı sesler
Süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçti aradan
Her yanı bir başka deprem
Bir başka kırım içinde
Dört bir yana haberler salınarak
Öldü denildiği halde inanılmayarak
Ve gittikçe silahlaşan türkülerde
Dağlara güneş doğdurulmayarak
Nice yıllar
Her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl
Kardeşlik dedik-sevgi dedik
Yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
Düştük peşlerine korkusuz
Aç-susuz
Ve en dikenli yollarda yalınayak
Gelecekleri kapkara
Dilleri yumuşak
Yalanları güzel ve ak
Girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlar da barış dediler bizim gibi
Kardeşlik dediler-sevgi dediler
Hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı
Yalnızca gül ve güvercin dediler
Sonra sığındıkları gizli beyler
Defne dallarıyla tutuşturup ateşleri
Güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti
Onurla şahlanan kitaplar
Ve kararmayan yürekler söylemişti
Gözyaşına karışırken ter
Biliyorduk ki güle hançer
Barışa hançer
Saplayan eller
Kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede
Hangi sevgi-hangi gül
Hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk
Barışsa sabah sözü
Patlayıp fışkıran
Leylak yüreği bir şafakla parlayan
Ne açlık-ne zulüm-ne de kan
Ancak biz kazandığımız zaman

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Kurtardık yakamızı yalanlardan
Ve daldık kendi çocuk saflığımıza
Koltuğa alınmış bir kelleydi yaşamak
Gençtik-korkusuzduk
Ama aşksız
Ama şiirsiz
Ama kitapsızdık
Önce şairleri kovduk aramızdan
Sonra bilim adamlarını kovduk
Sonra eğitimcileri
Ve daha niceleri daha niceleri
Velhasıl hiçbir güzelliği
Bir türlü katamadık güzelliğimize
Bir at gözlüğü müydü bu
Bir bakar körlük müydü yoksa
Ki yaşamın tümünü kucaklamadan
Varmak istedik o sonsuz yaşama

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Bütün kitaplardan bir tek söz
Bütün çiçeklerden bir tek renkle
Selamlar yolladık iş cehennemlerine
İşsizlik cehennemlerine selamlar
Gözlerimizi karşılayan güneş
Daha sermeden yüreğini dağlara
Sabahlardan haber verdik kırlara

Konduların savrulan kimsesizliğinde
Ve yanan gölgesinde fabrikaların
Bir tek söz
Bir tek renk
Ve ardında koskoca bir gelecek
Bitmedi biliyorum ve bitmeyecek
Varmak için o görkemli sonsuzluğa
Yetmedi yalnızca adını söylemek
Yürümek gerekiyordu üstüne üstüne
Yürümek

Bütün sesler silahlıydı sanki şiire
Ölüm törenlerinin
Ve anma günlerinin ötesinde
Camlarda parçalanan
Birer yağmur tanesiydi yüzler
Denizler adına çöller miydi çağrılan
Yığınlar adına yalnızlıklar mı
Ki parçalandıkça parça parça dağılan
Ve düşülen her tuzakta
Birbirinden ayrı seslerle bağırılan

Ay susmuştu sesimin şafaklarında
Ve geceler çatlamıştı hırsından

Bir mayıs sabahı karanfillerde
Onbeş haziranda bütün dillerde
Kavel’de Tariş’de yürek ellerde
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Uğrunda can verdiğimiz canlar
Bir türlü anlayamadılar
Celâli kimdi-sekban kim
Kurtaran kimdi-kurtulan kim
Oysa bir ekmek
Bir namus vardı uğrunda ölünen
Bir de umut diye Kur’an-ı Kerim
Yalvardılar uykusuz geceler boyu
Sattılar gördüklerini satılmışlara
Dinleyen kimdi onları-anlayan kim

Bir şeyler vardı hep yarım kalan
Ve düşlerle bir türlü bağdaşmayan

Terini toprağa katan ustalar
Dünyayı ayakta tutan ustalar
Canını pazarda satan ustalar
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Kavrulan ter adına yazılan şiir
Çırpınan kanatlarda kalamaz artık
Taşlaşan şafaklarda çoğalamaz
Ve yaşamın zaferinde yankılanan o ses
Sahte çığlıklarla boğulamaz artık
Aşılmamış coşkularla dağılamaz
Sen ki uzaktan tanırdın o sesi
Paris alanlarında
Şikago fabrikalarında
Kendini o sesin sıcaklığından sorardın
Adını yüreğinle yazardın karanlıklara
Bütün ışıkları ellerinle yakardın

Nerede o sınırlar aşıp yücelen ses
Yapraklardan süzülüp çoğalan ses

Ey bir sesin yankısında kalanlar
Grevi kavgasız teslim alanlar
Tokluğu çoğaltıp açlık bulanlar
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Biz yaratmadık böyle çoğul düşünmeyi
Böyle üç zamanı birden yaşayıp
Bugünden geleceği görmeyi
Biz yaratmadık
Biz yaratmadık bunca zamansız yanlışı
Döktük şaraplarımız acıydı diye
Değiştirmek istedik yalnızca
Mutlulukların çoğalmasından yana
Mor köpüklü yelesinde rüzgârların
Şafaklarla kucaklaştık her sabah
Doğayı zorlayarak düştük yollara

“Tevekkeltü tealallah” değildi sözümüz
Aşkımız vardı baharlara tutkulu
Dilimiz rüzgârın denizlerin diliydi
Soluğumuz dağların ormanları soluğu
Ve yüzümüzde güneş vardı her zaman
Hani hiçbir zaman
Hiçbir balçıkla sıvanmayan

Bir düdük çalınacak denilmişti
Bir düdük
Üfürüğü New York’ta Washington’da
Sesi kulaklarımızda bir düdük
Nice güller solacak denilmişti
Nice güller
Kökleri her yerinde dünyanın
Yaprakları bağrımızda nice güller
Ve doğacak olan gün
Daha doğmadan kararacak denilmişti
Hepsi gerçekleşti bir yıldırımla
Bir şey kaldı unutulan
Solan güllerin kökleri yine toprakta
Yine dimdik ve tomurcuğa durmakta
Belki yorgun
Belki yenik
Belki yaralı
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

adnan-yc3bccel-yeryc3bczc3bc-ac59fkin-yc3bczc3bc-oluncaya-dek-4

4.

Ol sevda ki bize bir murattır
Yılgınlığa karşı direnci söyler
Hep aşkla temizler yüreğimizi
Dudaklarımızda kirlenmez türküler

 

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim
Yürek yüreğe sevmelerin
Göz göze gelmelerin yasaklığında
Bazen bir pınar
Bazen bir çağlayan
Dudaklarından döküldü kuraklığıma
Yeşerdi toprağım
Her gün yeniden çoğaldım

Susamıştım
Açtım
Sancılıydım binlerce kez
Sığmaz olmuştum deli poyrazlara
Sesimi saçlarına bağlamıştım
Ve aşksız geçen her günün adına
Aylarca dizlerinde ağlamıştım

Çıplak bir dağbaşıydı geride kalan
Ateşsiz bir dumandı
Susmuştu çoşkunun sarhoş bayrakları
Yepyeni bir yaşamı başlatan ölümler
Artık yanlışa karışmış bir yalandı
Öyle diyordu bildirilerdeki mavi çığlıklar
Bir yanımız büyük bir ülkeydi kimsesiz
Bir yanımız yine bize düşmandı
Oysa yalnızdık dünyanın orta yerinde
Yitip giden pembe çocukluğumuz
Yine zamansız büyümüş bir kandı

Hayır
Ege’de tütün değildi kimse
Çukurova’da pamuk
Konya’da buğday değildi ağlayan
Ucu kırık bir kalemdi yalnızca
Bir de yakılan kitap
Ve bıçaklanan defterdi bağıran

Ya yıllarca bize küsen sevgimiz
Yalnızca karanfillerin
Ve gelinciklerin renginde mi vardı
Suçu neydi badem çiçeklerinin
Menekşelerin leylakların suçu neydi
Kimdi yaşamın akışına cetvel tutan
Sus artık
Yine yanıtsız kalıyor sorular
Dur sözcüklerin en şiir bakışlısında
Bırak çoğalmalar konuşsun yerine
Ağlarken bile boş bakma bir daha
Mutlaka bir anlam dolmalı gözlerine

Bir gecedir aynı açlık aynı ezgiler
Ve kar akşamları yalnızlığın
Yeter olsun bu sancı
Bütün çoşkular bizim olsun istiyorum
Bütün aşklar bizim
Yetsin artık mezarlık kokusu havanın
Masmavi ağıtlar bıraktık geriye
Ve salkımsaçak boşluğunu alanların

Baharda hüzün takılmaz saçlara
Mutluluğa gem vurulmaz bilirim
Getir bana şimdi kendi sesimi
Yürüyüşlerle kabarıp coşan
Yığınlarla sonsuzlaşan sesimi

Dedim ya
Çok önceden paylaşılmış ekmeğimiz
Şimdi uzay çağlı bir şölende
Bir dilim açlık grevidir yediğimiz
Başka yok
Oysa toprak yorulur biz yorulursak
Susarsak bütün dünya susar
İşte bu yüzdendir hep çektiğimiz
Ve ölürken bile
Bir ışıklı selamdır güneşe
Celladımızdan son istediğimiz

Sen ki bilirsin kır çiçeklerini
Hangi rüzgâr dağıtırsa dağıtsın
Düştükleri yerde yeniden çoğalırlar
Taşlara taşça sorarlar baharı
Toprağa toprakça sorarlar
Koysan sığmazlar saksılara
Dağların öfkesiye uyanır
Yağmurun sevinciyle dağılırlar
Ve bir gün
Güneşin suları öptüğü zaman
Özgürlük renginde sevgiye açılırlar

Toprağın ilk sancısından beri
Kaç ihanet gördü kır çiçekleri
Kaç güzelliği kurban verdi çığlara
Ne yıllar tükendi ne baharlar
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

AYVALAR GEÇMİŞ ZAMAN – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL AYVALAR

Durdu göl kıyısında bir adam
Buruşmuş aşkını çıkardı cebinden
Kıyıda küçük bir dalgaydı yüreği
Bir aşkına baktı
Bir de aşkın sulardaki rengine
Atmadı göle
Sular buruşup kirlenmesin diye

Bir göl bile çok büyükmüş meğer
Ne denizler coşmuştu oysa
Çılgın ay ışıklarıyla yanan
Yandıkça tapınaklaşan denizler
Hangi şiire sığar şimdi
O kırılan zincir sevinci sesler
O haykıran suskun pembeler

Gidişimiz türkü çiçeklenişiydi
Dönüşümüz ağıt
Şarkılar sararırdı geciktiğimiz zaman

Şimdi bir göl kıyısında denizden uzak
Maviliklerini soyunmuş bir aşk
Ki çırılçıplak
Bakıyor buz tutan gözleriyle
Güneşin bütün renklerini dondurarak

Sevmek beyaz-ışıl ışıl aydınlık
Sevişmek pembe-tozkırmızı bulanık
Aşk pembebeyaz-dalda çılgınlık
Sonra ayvalar geçmiş zaman sarısı
Ve anılar ufukta mor bir dalgınlık

Bir güzelliğin bıçakla kesilmesi
Bir çocuğun diri diri gömülmesi
Bir yürekte bin sevginin
Yürekle birlikte yaprak yaprak ölmesi
Kopup düşmesi-savrulup gitmesi

Uyandı uçurum kıyısında bir adam
Dehşetle döndü anılarındaki kente
Ne kol kola yürünmesi bulvarların
Ne kuytuların sımsıcak öpüşmesi
Her yer buruşmuştu titreyen ellerinde
Tam da yıkılmak üzereyken koca kent
Tam da üstüne üstüne
Durdu yalvaran bir çöplüğün önünde
Bir aşkına baktı
Bir de anıların badem çiçeği rengine
Atmadı çöpe
Aşkı da buruşan her yerle birlikte
O kentin yüreğine gömülsün diye

Adnan Yücel
-çukurova çeşitlemesi-

SAÇLARINDA DOĞA DİLİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SAÇLARINDA DOĞA DİLİ

Bahar emzirirken bahçeleri
Mor adına menekşelere sordum seni
Saçların yaprak kalabalığı dediler
Her telinde bir acı
Bir de mutluluk gösterdiler
Yürüdüm yollar boyunca
Yağmur sonrası bir akşam
Soluğunu istedim ağaçlardan
Gül ve toprak kokusu verdiler
Şimdi saçların haziran bulutları
Dağılmış yüzüme göremiyorum
Saçların değil
Yüzümde bir ekin tarlası
Yaz çoktan bitti biçemiyorum
Hasat zamanı geçmiş de benden
Ben harmandan geçemiyorum
Alışmış olmalıyım ağunun sarhoşluğuna
Neyleyim
Sunduğun suları içemiyorum
Nedir sanki doğumun anlamı
Hem ölümcül hem acı
Hem çığlıklar dolusu mutluluk
Ölçmek istesen
Ölçülmez ki bu duyguların arası
Akın giden sulara sor istersen
İşte yaşam
İşte yaşamın yüzünde ölüm karası
Öyleyse dağıt saçlarını göğsüme
Dağıt ki
Hep tatlı kanasın aşkın yarası

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

SON TÜKENİŞ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SON TÜKENİŞ

Bin kez açıldı bir menekşe
Bin kez soldu
Kurudu parmaklarımda
Hangi yaprakta kaldı sevgimiz
Söyleyebilir misin

Acılar yanıyor şimdi ağzımda
Çocuksu büyük acılar
Geçip giden onbir koca yıl
Ne yağmurlar tüketti bende
Yeniden yağdırabilir misin

Sandık kadar odalarda
Uçurumlar oluşmadı mı aramızda
Bir yastıkta deniz
Bir yastıkta musluktan bir damla
Ne masallar uydurduk birbirimize
Yalan ve korkunç masallar
Anlatsam şimdi
Bir daha dinleyebilir misin

İlk kez
Saçlarımda başladı o yangın
Yüreğimde söndü her gece
Görüp de anlayamadın
Sevemedin hiçbir sabahı
O berbat uykularına kıyamadın
Nerede şimdi o sabahlar
Geri getirebilir misin

Nice kitaplar tozlandı karşında
Nice şiirler ki bakmadığın
Ve domuzuna anlamadığın
Hep yangınlarla yazıldılar yanında

Bin kez yağdı bir yağmur
Bin kez buharlaştı
Uçup gitti toprağımdan
Hangi damlada kaldı sevincimiz
İçinde duyabilir misin

Hani bir tomurcuk vardı aramızda
Bir temmuz sabahı
Tohumsuz gömmüştük toprağa
Sende Allahcı bir kader oldu
Bende toplumsal bir yara
Sür desem şimdi merhemini
Sürebilir misin

Artık vakti geldi demektir
Ayrılığı çalıyor saatler
O yolculuk mutlaka başlayacak
Bir daha dönmemek üzere
Çünkü bende sabah başlıyor
Sende ise bitimsiz bir gece
Bir gece ki
Boğuyor bütün şafaklarımı
Gizli gizli ve sessizce

Çocuksun dedim bunca yıl
Baktım bekledim de büyütemedim
Taşlar konuştu şiirlerimde
Dağlar ağaçlar konuştu
Sana ırmak dilinden
Bir söz bile söyletemedim

Bin kez çoştu bir dalga
Bin kez kırıldı
Çekildi kıyılarımdan
Hangi köpükte kaldı birlikteliğimiz
Gösterebilir misin

Adnan Yücel
-acıya kurşun işlemez-

YANAKLARINA SÜR ZAMANI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YANAKLARINA SÜR ZAMANI

Bir nehire bırak bu yeni yıl akşamını
Alıp başına gitsin en çılgın maviliklere
Özlemler sularda yanmasın
Güneş dondurur yoksa inan
Kar yakar bu pembe çığlıklarımızı
Bırak bu akşam da bitsin her akşam gibi
Yıldızlar bakışlarında asılı kalmasın
Biraz yanaklarına sür zamanı
Bu akşam gökyüzü hiç kararmasın

Akşamların ötesi ne çok sensizlik böyle
Sonra savrulan düş tozları uykularda
Ne bir duygu seli
Ne bir çoşku fırtınası
Bir özlem tufanı yalnızca
Kahrolası bütün saatlerin on yedi sonrası

Düşürme saçlarını yüzüne ay boğulmasın
Bu akşam hiçbir duyguya gem vurulmasın
Yaşanan hiçbir fırtınanın hesabı sorulmasın
Bir zaman bir doğaya bak istersen
Kupkuru köklerde yemyeşil filizler var
Koca bir yıl uğurlanırken bakışlarında
Gözlerinde hiç yüzülmemiş denizler var

Biraz yanaklarına sür zamanı
Yaşamın rengi dudaklarında kalsın
Sonu yok biliyorum bu yanılmanın
Bu denli çocukça sevinç dolu
Işık olup sularda kırılmanın sonu yok
Bir İspanyol gitarında tel şimdi kirpiklerin
Az sonra üç telli saz
Ben çoktan yakmışım kendi gemilerimi
Sen bu yeni yıl akşamını yüreğine yaz

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-