yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK 8

8

Saraylar saltanatlar çöker
Kan susar bir gün
Menekşeler de açılır
Leylaklar da güler
Bugünlerden geriye
Bir yarına gidenler kalır
Bir de yarın adına direnenler

Yine bir kırbaç öfkesidir yaşanan
Bozbulanık çıldırma vakti gecenin
Bütün gözlerden uzak
İnancın sesidir kan uykularda
Sabrın dili
Ve güneşin sözüdür konuşulan
Korkunun faydası olmaz ölüme
İşte paramparça edilen sevgiler
Ve içimizde yeşeren güzellikler
Çırpınıp duruyor saklı sancılarda
Kuşlar mı gömülüyor karanlıklara
Karanlıklar mı tükeniyor kanatlarda

Ey ömrünü destan gibi yürüyenler
Yaşayan kimdir gerçekte
Ölen kim
Yaşarken bile tükenenler mi
Yılgın yılgın düşenler mi
Yoksa çekilip tarihin burçlarına
Bayrak bayrak ölümsüzleşenler mi

Onlar ki bir yeraltı nehirdirler
Her gün bin beladan kurtulur
Bin engelden geçerler
Bazen durulur
Yayılır
Gerinirler
Bazen çoşar
Kabarır
Köpürürler
Karalarda görünmeden kimselere
Denizlerde güneşi gösterirler
Okul yolunda bir öğrenci
İş yerinde bir grevcidirler artık
Okunan kitapta
Yazılan defterdedirler
Yükselen bilinçte
Ve eriyen cevherdedirler
Yer altında o nehirler — o nehirler

………..

Körkütük sarhoş vakti gecenin
Bütün çabalar sonuçsuz
Çiçek açmıştır yaralar
İnançlar sonsuz
Şafağın yüzünde bir bayram
Gürültülü bir zafer sevinci
Her şey denenmiştir
Ama hiçbir şey söylenmemiştir
Gecenin kudurma vaktinde bile
Yarına doğru bir adım
Bir adım daha gidilmiştir

Ne mutlu çocuklarına dünyanın
Kentlerine—sokaklarına
Bahçelerine—kırlarına
Ağaçlarına—kuşlarına ne mutlu
Ki bütün acılar ışıklarla süslenmiştir
Ve acının böylesi
Bizde hep mutluluk bilinmiştir

Onlar ki her an yanıbaşımızda
Ne kaçtılar ne göçtüler uzaklara
Dalgalarla tüllenen kıyılarımızda
Baharımızda yazımızda
Biz oldular
Karıştılar kalabalığımıza

Şimdi sabahın her ala şafağında
Doludizgin koşan
Çağlayanlar gibiyiz o sulara
İşte ihanet kurbanları
İşte yüzümüzde güneş
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

 

SABIR ÇARIKLARI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SABIR ÇARIKLARI

Ayaklarımda sabır çarıkları
Üç zamanı birden dolaşıyorum
Bakışlarım uzak
Yorgun gülüşlerle yaşıyorum
Oturmuşum dünyanın bağrına
Çekip gözlerimi kanayan yaralardan
Tarih yokuşunun
Dikenlerini temizliyorum ayaklarımdan

Karanlığın elleri midir insanlar
Gecenin saçlarını örüyorlar
Bir buğday tanesinin sevdasına
Güneşsiz ve rüzgârsız ölürken çocuklar
Tarlalar güneşi daldırıp kayalara
Açlık büyütüyorlar

Ayaklarımda sabır çarıkları
Üç zamanı birden dolaşıyorum
Bir avuç gelecek uğuruna
Her zamanda kana bulaşıyorum

Güneşle yıkanan serçe yüreğimiz
Nasıl kırar kendi kanatlarını
Bu karanlık günler içinde
Susmayı bir türlü bilemiyoruz
Çalıp kapıları birer birer
Bir fincan aydınlık istiyoruz

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

SENDEN BUGÜNE SEN – Adnan Yücel

SONY DSC

Yolculuklar çiziyorum gözlerinde
Bol ışıklı sonsuz yolculuklar
Bir nehir takıyorum saçlarına
Bir de rüzgâr
Sensiz sevmiyorum acı çekmeleri
Neyleyim
Kış vurgunu deli yüreğimde
Çocuk gülüşlü bir bahar var

Sen ki kavgalarda çıktın karşıma
Yanık bir uzunhavaydı yüzün
Alabildiğine ağıtsı
Ve yarınlar adına hırçın
Ellerin uzandıkça çiçekli dallara
Işıltılı sulara döndü yüzün
Sevgisiz çıkamaz oldun yollara

Şimdi o zamansız öfkelerin
Küllenişini seyrediyorum sende
Bir şiir yağmurusun artık
Kitaplar şahlanıyor selinde
Al işte senin olsun
Bir salkım
Tomurcuk gibi dursun elinde
Gör ki o tomurcukları
Ne imgeler açacak dilinde

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

 

KÜLLENEN YÜREKLER UTANSIN – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL KÜLLENEN YÜREKLER UTANSIN

Göz göze değilse bile yan yana seninle
Bir akşamın
Utançları perdeleyen sessizliğinde
Gel seyrine koyulalım
Birlikte koşturduğumuz bütün yolların
Hani güneşle yükselip göklere
Coşku saçan uçmaların ve çoğalmaların
Gel seyrine koyulalım birlikte
Bıçaklaşırken kâğıt kâğıt yırtılan
Ve gittikçe sancılaşan tavırların

Geçmişin umutsuzluk doğuran gecelerinde
Sönmeden yanan kim
Sonuçsuz sevinç ateşlerinde
Tutuşmadan küllenen ve kaybolan kim
Dünyanın bütün dil bahçelerinde
İki tek sözcük dolaşıyor yalnızca dilinde
Hırs ve para
Birinin
Diğerinde kaybolduğu ihanet şarkısı
Yüreği alıp mühürleyen
Ve onurun
Ölümüyle bütünleyen iyileşmez bir yara

Varsın küllenen yürekler utansın
Ne aşk giriyor artık sözlerine
Ne dostluk
Ne de inancımız olan kavga
Konuştukça sayılar doluşuyor bakışlarına
Konuştukça ayak oyunları
Yalanlar
Ve kurt sevinçleri dumanlı havaların

Ben yine sevinçten ve coşkudan yana
Bildikleri gibiyim dostların
İki çiçek büyütüyorum
Yaz göğünü kucaklayan penceremde
Bir gürültülü kokusuyla fesleğen
Bir de haykıran moruyla menekşe
Suladıkça diyorlar ki bana sessizce
Aşkı tutsak edersen cüzdanlara çeklere
Suların ışıklı türküsünü
Bir daha taşıyamazsın çiçeklere

Adnan Yücel
-rüzgârla bir-

AĞLAMAKLA GÜLMEK ARASINDA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL AĞLAMAKLA GÜLMEK ARASINDA

Bekleyip durdum sabaha dek
Geceyi sensiz geçemedim
Ağlamakla gülmek arasında
Bitimsiz bir içlenmeydi yaşam
Ya da kahreden bir ürperme
Birini diğerinden seçemedim

Şarkılar şahlansın diye tan vakti
Ufuklara açtım yüreğimi
Dolaşıp durdum bulutlarda
Yaprak yaprak tutuşurken dağlar
Ağlamakla gülmek arasında
Durdu birdenbire sanki zaman
Sustu bütün şarkılar
Tam da hazırlanırken gülmeye
İçimde çalkalanan sularda
Apansız kıyıya vurdu bir intihar

Bugün de geç kaldım yarına
Dilim tutuldu bağıramadım
Ağlamakla gülmek arasında
Yine şarkısız çıkıyorum karşına
Yine şafaksız ve güneşsiz
Yalnızca ellerimi uzatıyorum sana
Sen ki bilirsin şafak dilini
Ha bugün ha yarın
Bütün kahkahalar bizden yana

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

 yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

253572

6
Yıldızlar metal metal düşmüş yere
Her yerde sessizlik kaynaşıyor
Kafalar susmuş omuzlar konuşuyor

Son ışıklar da söndü gecenizde
Artık çıkabilirsiniz
Umutlarda sallanan düşler
Ve bütün özlemler dağıldı
Yeniden kendinizi avutabilirsiniz
O korkunç avuçlarınızda
Yemyeşil ormanlar yanıyor şimdi
Pürköpük nehirler kuruyor

Aman sevdiğim aman
Türkülere durmak zamanıdır şu an

Siz ki bilirdiniz sevmesini
Gelecek uğrunda ölürcesine
Kızgın bir demiri dövercesine
Ve tarihin en güzel yaprağını
Güneşin parmağıyla çevirircesine
Siz ki bilirdiniz
Şimdi bir yarasa şenliğinde
Kanla besleniyor sessizliğiniz

Bir kez kırıldı rüzgârın kanatları
Her ölüm bir düş kırıklığı şimdi
Bir güvensizlik belgesi gözlerinizde
Ve ihanetler
Savaşsız çekilen teslim bayrakları
Verilen adresler
Listeler dolusu arkadaş adları
Ve uğrunuzda yıllar boyu ölenler
Ölürken bile durmadan yürüyenler
Az önce yine ölmeye gittiler
Hâlâ sessizliğinizde kanıyor sesleri
Bir daha dönüp de bakmayın geriye
Adını bile sormayın hiç kimsenin
Acı ve ihanet kokuyor her yeriniz
Çekilin şimdi uykularınıza-çekilin
Bir başka mevsimde bekleyin sabahı
Belki yeniden dirilebilirsiniz

Siz değil misiniz önce öldüren
Sonra tapan bizlere
Ve yolumuzda bayraksız yürüyen
İşte taşladığınız Pir Sultan
Derisini yüzdüğünüz Mansur
Başını kestiğiniz Hazerifen
Ve siz
Biliyoruz ki bir gün
Bizi de öylesine seveceksiniz
İşte gecemizde yanan ışıklar
İşte yarın diyeceksiniz
Yüzünüze dökülen ışıkları
Tül dudaklarından bizimle öpeceksiniz
Kan kalır belki yerde
Alınteri kalmaz ama
Bir gün mutlaka göreceksiniz

Sizi gidi ozan soylu yiğit çoşkular
Pınarları gürül gürül
Bahçeleri şen baharlı tutkular
İşte yürüdükçe yeşil yeşil çoğalan
Ve güneşi göğsünde oynatan kırlar
Aşka mühür vurulur mu hiç
Kavgaların en korlusunda bile
Pencereden dışarıya bağıran bir menekşe
Alıp götürüyorsa hâlâ
Yüreğimizi o sonsuzluk ülkesine
Bir cam engelinde durulur mu hiç

Nasıl vurulursa vurulsun mühürler
Bir selamımız var bugünün yarınına
Bir selamımız
Belki yenik-belki ihanet yorgunu
Ama soluklu
Belki adım adım-belki dura dura
Ama umutlu
Başka nasıl çıkılır
Nasıl tarihin karşısına

Ey gözlerinin şiir okyanusuna
Masmavi düşlerle dalıp gittiğim
Şiirlerde türkülerde tanıyıp
Soluğunu sesimde rüzgâr ettiğim
Şimdi gün bitti
Yerler mühürlendi diyorlar
Düştü yine bir yaprak
Bir ağıt daha yeşerdi dallarda
Tomurcuklar sustu
Bahar mühürlendi diyorlar

Aman sevdiğim aman
Kapıların kapanma sesidir şu an

Dışarda kral taçlı tanrılar
Her gülüşü bir isyan biliyorlar
Sevinmeyelim demiyorum sana
Yalnızca şu kervankıranlara
Sevincimizi zamansız duyurma
Güzellikler korkutur karanlıkları
Sabahımız yasa bürünür sonra

Gün bitti
Yerler mühürlendi diyorlar
Tam ortasındayız okyanusun
Maviliklerin bıçaklanmış yüreğinde
Ve maviliklerden uzak
Işık bitti
Renkler mühürlendi diyorlar

Dört yanımız ölüm tuzağı ve yangın
Kan içinde sevgilerdir taşıdığımız
Kurşun dökülmüş yükümüze
Sevgiler mühürlenmiş diyorlar
Saçlarını savurma demiyorum
Yeter ki suların sonsuzluğuna
Yürekli bir tanık olsun o rüzgâr
Sil gözlerini ay tutulmasın
Can pahasına yükselen sesler
Ve gülen yürekler susturulmasın

Bir ihanet vaktindeyiz seninle
Bir öfke günündeyiz
Oysa yüzün yine koca bir güneştir
Ve karanlığa inat gözlerin
Şafak tadında ışıklarla titreşir
Kırılan dal
Çürüyen tohum
Her şey yeniden yeşerir ellerinde
Çöller yeniden bahçeleşir
Bir kuş bile yokken ağaçlarda
Bütün ağaçlar kuş diliyle söyleşir

Varsın şarkılar sustu bilinsin
Hatta demiri çürüten bilekler
Zora direnen yürekler
Gün ve güneş mühürlendi denilsin
Yeter ki bu yılgınlık çıkmazında
Şiirsiz ve sensiz
Bir saniye bile düşünülmesin

Her şey bitti
Yaşamak mühürlendi diyorlar
Ve bunalımın alkol pençelerinde
Yılgınlık bir yaşam oldu diyorlar

Aman sevdiğim aman
Yaşamı savunma cephesindeyiz şu an

Gün bile bitse gökyüzünde
Günler daha mühürlenmedi
Çünkü dilde söz
Çiçekte renk
Ve zamanda gelecek bitmedi

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-

 

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK 5

5
Ey aç memelerin dirençli çocukları
İşte sütü bol bir şafak
Girdi yine koynumuza çırılçıplak

İşte tarih
İşte şiddetin iğrenç yüzü
Biz başlatmamışız hiçbir savaşı
Bizimle başlatılmış bütün savaşlar
Bizimle bitirilmiş yine
Kölelik çoğaltan zaferler adına
Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde
Gidenimiz bir daha dönmemiş geri
Yemen olmuşuz
Balkan olmuşuz
Seferberlik olmuşuz
Ve her büyük savaşın sonunda
Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz
Hangi inancın sesidir bu
Hangi körlüğün koyun kurbanlığı
Ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda
Canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa
Akan suyu yoldaş bilirdik
Mutluluğa koştururduk atlarımızı
Sınırsız özlemler içinde ve suskun
Yine yollarda sessiz kalırdık
Bizi bizsiz delen Ferhad’ı alkışlar
Bizi bizsiz seven Kerem’i tanırdık
Kül olurduk aynı yangınlarda
Yine bir başımıza kimsesiz ağlardık
Öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi
Cehennem bile imdat dilerdi bizden
Cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize
Ne söylediysek yetmedi
Karlarla silelendi nice dağlar
Kalburlarla elendi
Ey bağrımıza bastığımız deli sevda
İşte yine doğayı doldurup yüreğimize
Yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında
Şimşeklerle gelen o kıştan sonra
Her şey yeniden başlıyordu yine
Senki kimliğimiz
Yaralı bir kuş değilmiş gibi
Ve bakıyormuşuz gibi
Bulutların taa üstünden
Yerin taa derinliklerine
Yeniden yükseliyordu aynı sesler
Süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçti aradan
Her yanı bir başka deprem
Bir başka kırım içinde
Dört bir yana haberler salınarak
Öldü denildiği halde inanılmayarak
Ve gittikçe silahlaşan türkülerde
Dağlara güneş doğdurulmayarak
Nice yıllar
Her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl
Kardeşlik dedik-sevgi dedik
Yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
Düştük peşlerine korkusuz
Aç-susuz
Ve en dikenli yollarda yalınayak
Gelecekleri kapkara
Dilleri yumuşak
Yalanları güzel ve ak
Girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlar da barış dediler bizim gibi
Kardeşlik dediler-sevgi dediler
Hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı
Yalnızca gül ve güvercin dediler
Sonra sığındıkları gizli beyler
Defne dallarıyla tutuşturup ateşleri
Güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti
Onurla şahlanan kitaplar
Ve kararmayan yürekler söylemişti
Gözyaşına karışırken ter
Biliyorduk ki güle hançer
Barışa hançer
Saplayan eller
Kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede
Hangi sevgi-hangi gül
Hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk
Barışsa sabah sözü
Patlayıp fışkıran
Leylak yüreği bir şafakla parlayan
Ne açlık-ne zulüm-ne de kan
Ancak biz kazandığımız zaman

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Kurtardık yakamızı yalanlardan
Ve daldık kendi çocuk saflığımıza
Koltuğa alınmış bir kelleydi yaşamak
Gençtik-korkusuzduk
Ama aşksız
Ama şiirsiz
Ama kitapsızdık
Önce şairleri kovduk aramızdan
Sonra bilim adamlarını kovduk
Sonra eğitimcileri
Ve daha niceleri daha niceleri
Velhasıl hiçbir güzelliği
Bir türlü katamadık güzelliğimize
Bir at gözlüğü müydü bu
Bir bakar körlük müydü yoksa
Ki yaşamın tümünü kucaklamadan
Varmak istedik o sonsuz yaşama

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Bütün kitaplardan bir tek söz
Bütün çiçeklerden bir tek renkle
Selamlar yolladık iş cehennemlerine
İşsizlik cehennemlerine selamlar
Gözlerimizi karşılayan güneş
Daha sermeden yüreğini dağlara
Sabahlardan haber verdik kırlara

Konduların savrulan kimsesizliğinde
Ve yanan gölgesinde fabrikaların
Bir tek söz
Bir tek renk
Ve ardında koskoca bir gelecek
Bitmedi biliyorum ve bitmeyecek
Varmak için o görkemli sonsuzluğa
Yetmedi yalnızca adını söylemek
Yürümek gerekiyordu üstüne üstüne
Yürümek

Bütün sesler silahlıydı sanki şiire
Ölüm törenlerinin
Ve anma günlerinin ötesinde
Camlarda parçalanan
Birer yağmur tanesiydi yüzler
Denizler adına çöller miydi çağrılan
Yığınlar adına yalnızlıklar mı
Ki parçalandıkça parça parça dağılan
Ve düşülen her tuzakta
Birbirinden ayrı seslerle bağırılan

Ay susmuştu sesimin şafaklarında
Ve geceler çatlamıştı hırsından

Bir mayıs sabahı karanfillerde
Onbeş haziranda bütün dillerde
Kavel’de Tariş’de yürek ellerde
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Bir akşamüstü çekildik nöbete

Uğrunda can verdiğimiz canlar
Bir türlü anlayamadılar
Celâli kimdi-sekban kim
Kurtaran kimdi-kurtulan kim
Oysa bir ekmek
Bir namus vardı uğrunda ölünen
Bir de umut diye Kur’an-ı Kerim
Yalvardılar uykusuz geceler boyu
Sattılar gördüklerini satılmışlara
Dinleyen kimdi onları-anlayan kim

Bir şeyler vardı hep yarım kalan
Ve düşlerle bir türlü bağdaşmayan

Terini toprağa katan ustalar
Dünyayı ayakta tutan ustalar
Canını pazarda satan ustalar
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Kavrulan ter adına yazılan şiir
Çırpınan kanatlarda kalamaz artık
Taşlaşan şafaklarda çoğalamaz
Ve yaşamın zaferinde yankılanan o ses
Sahte çığlıklarla boğulamaz artık
Aşılmamış coşkularla dağılamaz
Sen ki uzaktan tanırdın o sesi
Paris alanlarında
Şikago fabrikalarında
Kendini o sesin sıcaklığından sorardın
Adını yüreğinle yazardın karanlıklara
Bütün ışıkları ellerinle yakardın

Nerede o sınırlar aşıp yücelen ses
Yapraklardan süzülüp çoğalan ses

Ey bir sesin yankısında kalanlar
Grevi kavgasız teslim alanlar
Tokluğu çoğaltıp açlık bulanlar
Yok muydu yarını bir gören usta
Bir gören usta

Biz yaratmadık böyle çoğul düşünmeyi
Böyle üç zamanı birden yaşayıp
Bugünden geleceği görmeyi
Biz yaratmadık
Biz yaratmadık bunca zamansız yanlışı
Döktük şaraplarımız acıydı diye
Değiştirmek istedik yalnızca
Mutlulukların çoğalmasından yana
Mor köpüklü yelesinde rüzgârların
Şafaklarla kucaklaştık her sabah
Doğayı zorlayarak düştük yollara

“Tevekkeltü tealallah” değildi sözümüz
Aşkımız vardı baharlara tutkulu
Dilimiz rüzgârın denizlerin diliydi
Soluğumuz dağların ormanları soluğu
Ve yüzümüzde güneş vardı her zaman
Hani hiçbir zaman
Hiçbir balçıkla sıvanmayan

Bir düdük çalınacak denilmişti
Bir düdük
Üfürüğü New York’ta Washington’da
Sesi kulaklarımızda bir düdük
Nice güller solacak denilmişti
Nice güller
Kökleri her yerinde dünyanın
Yaprakları bağrımızda nice güller
Ve doğacak olan gün
Daha doğmadan kararacak denilmişti
Hepsi gerçekleşti bir yıldırımla
Bir şey kaldı unutulan
Solan güllerin kökleri yine toprakta
Yine dimdik ve tomurcuğa durmakta
Belki yorgun
Belki yenik
Belki yaralı
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel
-yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek-