ESKİ VAPURLARIN YAŞLI DUMANI – Arife Kalender

ESKİ VAPURLARIN YAŞLI DUMANI - Arife Kalender

Zümrüt saçları vardı
İnerdi bukleler Marmara’nın beline
Süzülürken simli ışıltılar
Mavi gözlü günü
Sürüklerdi güneylere

Zaman bekçisi köşkler
Ki ölüm savurur kapılarını
Dayanmış sessizlik penceresine
Ağzı var dili yok merdivenler
Udlar, meyler
Hani senin balkonunda
İçilen nargileler

Susar bitişler
Çarpar kapı leyli leyli
Bir parça daha düşer

İskelede yaşlı balıkçı
İstavrit çeker, lüfer dizer
Gider akşamcı meyhanesine
Rakısını
Münir Nurettin sesinde
Demler

Sisli hüzünlerle yorgun şehir
Kimliğini bulmak için
Yollara düşer

Arife Kalender
-Göçebe Sevinçler-

AY SALLANIYOR – Arife Kalender

AY SALLANIYOR - Arife Kalender

Gül ayaklarını çekti yerden
parmakları kor ateşe dokunmuş
titriyor kiraz, bal döküyor yemişler
çıldırmış Çınarcık’ın çınarları
yaz ömrünü kısaltmış, erken gelmiş güz
gencecik ölülerin elinde kalem
yazıyor: ölüm adın deprem bugün

uçup durdu çatılarda yüzünde peçe
düşman denmez toplarının yönü yok
bin başlı dev, can yiyip can içiyor
telgrafın tellerinde cızırtı
telde şaşkın, telde huysuz
elinde tırpan bir ecel oturuyor

toprak ana sallama dizlerinde
kaplumbağa korkuyor karıncalar kaçamaz
masal değil anlattığın, ninni değil uğultu
korktu sesinden deniz çakıllar savuruyor
böğürtlen kökünde yolunu şaşırdı su
uyu artık! hırçın kabuk

Ayyy ayy, ay sallanıyor!..

Arife Kalender
-Kadın Burcu (2001)-

GÜLÜN GÜRÜLTÜSÜ – Arife Kalender

ARİFE KALENDER DİL ALTI 2009

Gülün gürültüsüne uyandım

dağılmış gökyüzünü kim toplar
kim hayata yakışsın diye
bulutların önüne asmış güneşi
umut bir gölge sadece
biz uyurken az az mavileri çalmışlar

birileri getirir yerine koyar
her rengin yurdu farklı
ben mavinin yurttaşıyım sorsalar
çocuk gülüşlerinden yapılmış ovaydım eskiden
şeklimi unuttum nasılım şimdi
bu hasret yeni başladı bende
biri sensin, bunu bilmeyen mi var

yoruldum adımdan, biraz sen olsam n’olur
nasıl olsa aynı sabahın altından kalkıyoruz
girdiğimiz aynı gecenin kapısından
dan dan dan döküldü kuşlar
sağır sözcükler, ağır cümle
yükünü uçuruma boşaltıyor anlamlar

bozkır mı burası trenler acı
bizden alıp götürüyorlar
at kemik telek tüy neyse ne
sen de mi uyandın kertenkele
haydi çıkalım nasıl olsa
öfkemizi eşkıya sansınlar

bir celali bekliyor içerimde
bazen erkek oluyorum, ah! ekmek ne zor
aklım olsa ot olurdum, göllerde saz
bir sincap bile cevizini koruyor
aşka güvendik aşka güvendik
her gün iki kanat bırakırdı kapıya
adımın harflerinden kırmızılar sarkıyor

gülün gürültüsü bu

Arife Kalender
-dil altı (2009)-

GÖÇEBE SEVİNÇLER – Arife Kalender

ARİFE KALENDER GÖÇEBE SEVİNLER
__ Temizlikçi kadınlara

Yüzümde ardıç kokusu
Pekmez karışımı gülümseme
Dişlerim var mı, yok
Gülmeler eskidi çeyizimde
Göçebe sevinçler
Hüzün olur
Bir ağaç
kurur da kurur

Camlar parlatırım
Düşlerimden
Böler böler atarım
Serçelerin türküsü
Sarkar durur
Gün vurur ellerimde köpüğe
Yorulur damarımın güvercini
Başı göğsümde uyur.

Karlar düşer trenime
İnatçı kirle çırpınır duvar
Kavgalara çamaşırsuyu katarım
Temizlerim evleri
Muhabbet artığı izmaritler
Gizli aşklar çoğaltırım
Çığlıklar alır
Çığlıklar bırakırım

Irmağının dili yok
Yağmur yağar trenime

Arife Kalender
-Göçebe Sevinçler (1994)-

 

KÜLDEN SIĞINAKLAR – Arife Kalender

ARİFE KALENDER KÜLDEN SIĞINAKLAR

giyinmiş görünürüz
gölgelerimiz üryan çarpışır
hüzün titrer yalnızlığımız

her yerde parmak işareti – sus
gün usulca çatılara konarken
biz yaşamak korkulu insanlarız

nemlenir şehir, çöker sis
kılık değiştirir devlerle cinler
görsek kaçar, sevsek tapınırız

mağara çıkışı mıydı, site kapıları mı
yorganların altında yadırganan döşekler
biraz uyuyup sıkça uyandığımız

uyduk, uyruğumuz sayıldı
oyunlar oynandı, mühür yerinde
bir fotoğrafta tırnak yiyen çocukluğumuz

o çarkı elleme, zemberekler boşalsın
görmüyor musun, her taraf kül
kül de yakar, külde köz umudumuz

sorusuz geçerken yollarından bu kentin
dizilere dizildi gözlerimiz
delirsin şimdi nice zaptın ellerinde usumuz

Arife Kalender
-delibal-

SUÇLU FIRTINALAR – Arife Kalender

ARİFE KALENDER SUÇLU FIRTINALAR

Zaman

hızla geçti yanımdan
yemeğin neden pişmediğini düşünürken
usulca çekildi pencereden

çiçeğe dokundu mevsim
düştü yere
fırtınayı suçladım

Ömür

yorulur sonunda
köze saklanır
rüzgârla boğuşan alevler boşa

Yol

rehber buldum, pir’e vardım
elim tuttu mürşidim
suya vardım, aksim âsi yansıdı
var git dedim kendime
gönlümü azarladım

kibir ve kabir yakındır birbirine
miraç gecesiydi sözcüklerin
birini çaldım katarından
özümü söze sakladım
bindim anlamın eyerine
uçuruma değmiş
kanadım

Masal
var mıydım?
Hiç…

Arife Kalender
-Akatalpa, Mayıs 2010-

YAĞMUR ORMANLARI – Arife Kalender

90529677_3069333629743411_7582921639063453696_o

Bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

âmâ aşklar gezdirdi konaklar
udiler uykudaydı, neyzenler sustu
rakkaseydim danslarımla seviştim
şal, tefe vuran parmak ve şarap

herkesin kışı kendisine kar
eriyişlerden geçitler yapıyorum
bir ucunda benim şarkım saklanır
bir ucunda senin sazın
çıldırarak tel kırar

bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

komşum tatlı getirmiş
eski fasıllarını dar sokakların
boğazdan geçiyor gemi, yükünü almış
buharlı camlarını elleriyle silerek
yağma artığı şehre bakıyor yolcular

bir toprağa ad söyle coğrafyasını bilsin
yağmur ormanlarında her ağaç konuşamaz
köklerimizin yanıp yapraklarımızın üşüdüğü
yağmuru, ince uzun dallarından düşürmeyi
salkımsöğüte bıraktılar

bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

Arife Kalender
-Kadın Burcu-

DOĞA VE KADIN – Arife Kalender

89068867_3046840855326022_3275395549452304384_o

“-Anayım ben kadınım. Toprak bana benzer
bendim her gittiği yerde çayır çimen yetiren
yünden iplik, iplikten urba, yere keçe, yele yeldirme
deliyi uslandıran, yabanı evcil,
sütten yoğurt, ekinden başak derleyen,
dile sözü getiren, bebeyi konuşturan
derman sayrıya ottan, yağdan, böcekten
çamurdan çömlek, taştan duvar ören

Hayatı ben başlattım, hayat benimle sürer
kadınım ben, toprağa yabancı değildir ten
orman yangınlarında özüm yanar, kanar
damarımda ceylanların soluğu, karıncalar
kurbağaya borcumuz, yılana çiyana borç
verdikçe yer tanrı, uğuldadıkça ormanlar
nedir ki can, öteki canlılarla aynı soluk

kadınım ben, hayat benimle sürer”…

Arife Kalender
-Yedi İklim Dört Mevsim/Türkiye Destanı, 2006-

UZUN BİR YAZ GECESİYDİ BABAM – Arife Kalender

ARİFE KALENDER UZUN BİR YAZ GECESİYDİ BABAM

ağaçlarını ve çatılarını
karanlığında gizleyen
uzun bir yaz gecesiydi babam

biz çocuklar onun kökünden
yaprağına ışıyan su
aynı tabağın desenindeki çiçekten
umut çizen

sonra ne öğrenmişse
sonra birdenbire değişir
jandarma olurdu babam
devlet gibi tüfeği omzunda
ister duvara dayar sigarasını içer
isterse vururdu içimizdeki kuşu
tarih de öyle demişti zaten

tutsam ellerini, saçların okşasam
açılsa sonsuz ova yeşil
işaret parmağını ileriye uzatarak
ezerek gözlerimi
eksiğimi ve eteğimi yüzüme vurmasa

uyandığımda
kolları uzun, sözleri büyük devlete
ve babama alışkın boynum
salkım söğütlerin ince hüznüyle
dallarını sabah yeline uzatacak
ıssız gölgelere çekilecek içim
kızların bağışladığı babalar
yine ve yeniden
oturacak tanrıların tahtına

uzun bir yaz gecesinde
hakim, hükümdar, ve karar
dallarım kırılıyor
sesini yükseltince

Arife Kalender
-Gece Islıkları-

Kısa Kanat – Arife Kalender

ARİFE KALENDER KISA KANAT

İçimin bir kanadı
orantısız büyümüş ölüme ve aşka

edep sopalarıyla öldürdüğüm hevesler
keskin bir kılıcı damarında gezdiren
örtük bir ihanetti aslında

akşama kadar ayıplarımı gözlediler
bacaklarıma baktılar önce
bacaklarım attı
sırtıma ağır yüklediler

rüzgâr yarattım, esti içimdekiler
kanadımın bir ucu doğuştan kesik
uzun uçamazdım, dikenime saklandım
bu yüzden kekelerim bazen
acıklı türküleri söylerken

İçimin bir kanadı
orantısız büyümüş ölüme ve aşka

ben o masala hiç çıkmadım Rapunzel
saçlarıma tırmadılar, saçlarım suç
gibi boğazıma dolandı da kesti Gülten
ben de kestim kara
alın sizin olsun edep siz
dedim kan ve kir içindeyken

İçimin bir kanadı
yok

Arife Kalender
-Yağmur Sandım Kendimi(2018)-