EYLÜL SÖYLENCESİ – Arife Kalender

82783632_2949559301720845_6632388085889892352_o

Bir yer bul düş saatlerine yakın olsun
sapsarı yazların akşamüstü anlarında
begonvil moru tuz günlük kokusu
yakın iklimini unut ırağın gizinde gez
onbeşinde bir kızın sivilceli alnında
rüyayla dilekle domur tomurcuk

Çardağın altındasın gölgeler vurmuş
hışırdar hasır karıncalar savrulur
istersen ayaklarına bulunur yolculuk
kaç kurtulursun diyemem, gelir ardından
o kavruk düş, yeni yetme sevdaları
vur kendine, kendine vur

Bizler de saksılarda büyümedik hep
geceler ihraç ederdik sabahlara
leylâ mevsimlerimiz olmadı mı sanılır
akla karanın kesişmesinde
aka aka yorulduk

Bir zaman bul ufanır ıslanırız
ay resimleri yıldız sözcüğü ıslık
umuda asılı duvar süsleri mavi boncuk
eski kabuğundan yeni derisine geçen
olmak istiyorum genç ve çocuk

Ağustos eğriliyor eylüle doğru
hani nerde arının payı petekte
koştuğumuz yol bozuk gönül kekeme
geri dönemeyiz sarkaç tartı kilo
kuyusu içinde ipe bağlı çıkrık
in çık in çık in çık

Eski bir şey atıver sırtına şimdi
kitaplar kurufasulye kot gocuk
kıvırcık biraz esmer hınca hınç dolu
derler ki dünyanın yarısından çoğu su
yeniden kumuz şimdi sahilde savruk
ellemeyin adımızın baş harlerini unuttuk

Arife Kalender
-Kırmızı Firari-

KİMSE KİMSEYLE ÖLMÜYOR – Arife Kalender

MELİH CEVDET ANDAY RAHATI KAÇAN AĞAÇ

Nereye gitsem boşluk yanımda

çoğalıyor geriden koşan ayaklar
karnından konuşan ağız, kıskanç maske
kırılmış aynada burun, saç, kaymış gözler
cadı kahkahaları yansıyor duvarlardan
odalara doluyor kapıdan girince
hiiiiçç, hiiiiiiç, hiç… çınlıyor çan
boşluk benden önce kuruluyor koltuğa

baharı özlüyorum birdenbire
unuttuğum ne varsa, tümü yeniden güzel
beklediğim yolcu, yolladığım misafir
meğer ne çok şey saklarmış, meğer ne çok
kurnaz ve ketum suskunluğum
tırnağı uzamış korkuları kanında besleyerek
yamulmuş, yorulmuş, eskimiş hayat
bozuk kilit günleri döndürüyor

dil de bayatladı, dilin söylediği de
çiçeğini yitirmiş saksılar gibi boşalmış
ne canım kaldı, ne cananım ey devrim
tarih sevicisi değilim, öyle bakmayın bana
birlikte şarkı söylüyoruz birileriyle, birlikte şarap
üstten sevişmeler, yapışkan salya
önceden hep birlikte ölürdük bir gündüz vakti
şimdi kimse kimseyle ölmüyor

kimse ötekiyle ölmüyor, resim fazla
kimin parmağını cam kestiyse kanayan o
acı sahibinin, ölü ölümün
boşuna sözcükler kazılıyor, anlam gömülüyor boşuna
derin değil, kabukları dökülmüş
dibi görünüyor sözcükler yırtılınca

Nereye gitsem boşluk yanımda

Arife Kalender
-Akatalpa Nisan 2015-

Bahar İkindisi – Arife Kalender

ARİFE KALENDER BAHAR İKİNDİSİ

Yabancı dilde şarkı söylüyor kadın,
“gelmesen de olur artık, gelme
böyle de mutluyum,” diyor sanki
ses inatçı, sesi kanatlı
sözcükler dudağına vurdukça
ağzını kanatıyor

akasyalar çiçek açmış ötelerde
akasya bir kadının hüzünlü salkımı
şarkıda kokusu var
akasya kokuyor şarkı

tahta bir iskemleye gövdesini yüklemiş
dibini eşeliyor denizlerin dalgası
bir çığlığa bin atlı binebilir
gökler yere düşer, yıldırım iner
ateş alır birisiyle ötekinin arası

nisan ikindisi yüreğe ağır su
çarpar damarlar savrulur döner
başlar birazdan taç yaprakların uykusu
hüzünler de bulaşır
gelincik ömrü kadar kırmızı ve kısaydı
o kadının şarkısı

Arife Kalender
-Yağmur Sandım Kendimi(2018)-

Eski – Arife Kalender

ARİFE KALENDER ESKİ BEDİRHAN GÖKÇE UMARSIZ

Gardaki trenlere yağmur yağarken
Haydarpaşa’ya uğrardı vapur
koşmaların eskittiği peronda
gurbeti ezbere okurdu mermer

mendirekte korkuyla bekleyen martı
çığlığında sesini taşır hayatların
kule saatlerinin yelkovanı akrebi
çevirir zamanın pervanesini

diyeceksin ki… deme Muharrem
insan da eskirmiş bildikleri de
bugün sis var her taraf duman
inan yalnızca ben değilim kaybolan
allahı bile eskittiler

anımsa! bul resmini kafanda
kırların rüzgârı bizimdi çayır çimen
ne güzel sokak çocuklarıydık
ilkin sesimizi topladılar yollardan
durmadan içeriye, durmadan teller

diyorum ki Muharrem,
ne desem yanıyor dudağımdan çıkınca
demiyorum. Boşver!

Arife Kalender
-Yağmur Sandım Kendimi-

DELİBAL – Arife Kalender

ARİFE KALENDER DELİBAL (2)

‘Mecnun söğüt leylanın toprağında yetişir’
Şeyh Galip

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

ecel bendim, iksir bendim, huri ben
merak arkadaşım, ateş ruhuma bela
göze candım, köre mana
gizlendiğim tenhalarım buldular
asi hayvanlarım evcil odalarda
tufanlarımdan habersiz uyudular

söktüm mührü kapıdan, vesikalıyım
güle kar’ı sordum, mevsime yalan
zakkumdan öz topladım
süt içtim sütleğen damarından
şaşkın gezdim, can kanattım sabaha
çekildi sis, hükümsüzdür fermanlar

yüksek uçtum, densiz durdum, deliyim
güzel çirkine döndü, aklarım kirli beyaz
peteğimi zemheri ıslığıyla doldurdum
kobra çiçeğine kondum
kuş baskınlarından, ayı pençesinden kurtuldum
balın zehrini bilemeden, şerbetini tattılar

arı idim, ağuları şeker ile yoğurdum
zerresinden şifa bulur, yine derde düşerler
ay yenisi gecelerde iniltiler duyulur
sözden imdat bekledim
uslu yaklaştım gize
dil ile sırladım peteğimi, sırra sorular sordum
şiirin şerri aşkın koynunda yatar

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

deli bal, deli bal
baldan derman
deliden cinnet umulur

Arife Kalender
-delibal-

AHLARIN ŞİİRİ – Arife Kalender

ARİFE KALENDER AHLARIN ŞİİRİ Ivan Klein3

adı hüzün değil, isyan değil ahhhh!
bir şehir birdenbire çöker mi
çöktü işte kale, kule ve surlar
sanki bu yoldan hiç geçmedik
ellerimiz çekilirken ellerimizden
biz değildik eksilen

kocaman bir kuyunun nemli karanlığına
inip çıkan çıkrığın kovasından
duvarlara çarpa çarpa dökülen
ağlasam
epey zaman oldu gözlerim unutmuştur
biraz tuz, derin bir ahhh!
düşüyor durmadan sızıya

sonra yine, sonra yeniden
tren yollarının uyarı levhaları
ya da ölüm işaretli trafolar
kandırır mı hayatı
aşk denilen korsan
dağıtır anıları rüzgâr hızıyla
anla sen ağacı, yaprağı, güzü anla

denizi seversin onu çağırdım bugün
dalgaları, kumları, yosunları çağırdım
yürüdüm yağmuru, nemlendim
kim bilecek benden başka adımlarının sesini
işte karşımdasın uzaktan bir tanıdık
içine gömüldüğüm senden beni kurtar artık
ya çekilen diş gibi fırlat at
ya da beni kendinle tamamla

hüzün değil, isyan değil ahhh!
cam yok, camekândan bakan yüzün yok
kırıldı inceldiğimiz paramparça
aş şu İstanbul’u başımdan götür
bunca kapı açılıp kapanıyor bunca
Bostancı yoruluyor içimin şarkısında

Arife Kalender
-Gece Islıkları-

©Ivan Klein