SALACAK – Engin Turgut

Yüzbaşı Mehmed ALİ

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer
Ömrüm oldukça gönül tahtına kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”
Yahya Kemal Beyatlı

Denizin kıyısından koşarak geldiler
Masaya tüneyip birer çay istediler
Kimler mi dediniz
Menekşeler…

Eskiler seni iyi bilirler
Çok efendi bir güneşin var senin.

Salacak işi bu belli olmaz
Herkes merhabasını tokuşturur
Biraz hüzün ikram edilir
Kimse almaz!

Ah Salacak ah!
Şerbetten elbiseni giymişsin
Al şiirimi sana çok yakışacak

Nedir Salacak
“Merhaba” kahvesinin gıdığına konan serçe.

Salacak denilince
Kayaları da delip geçen düşler gelir aklıma.

Ağaçları, bulutları, martıları
Göğü, denizi, yalnızlığı susmaz!

Kalbimizin ötüşü hiç susmaz Salacak’ta.

Vanilya kokar Salacak
Tarçın, kestane, tütün.

Şarap kokar Salacak
Deniz, şarkı, yağmur, umut.

Ensemizden tutar bizi firuze mavisi
Deli otlar gibi oluruz, sevgi kokar
Aşk konuşuruz.

Kalbimizi gösterir kalkarız masadan
Bahar veririz isteyen herkese.

Nedir Salacak?
Çılgın köpük, anılar hışırtısı
Balıkçı tekneleri, vapur düdükleri
Kolu kanadı kırık bir iskele
Ve kahvenin önünden geçip giden
Küf yüzlü bir kedi.

Gökyüzü kaçmış gözümüze, kiminse alsın
Biri gene hüznünü düşürmüş yere.

Kimdir Salacak?
Biraz da İhsan Yüce!

Engin Turgut
-Rengârengin-

©Yüzbaşı Mehmet Ali, 1900’ler.. Salacak…

YAZ KOLLARIMDA ÖLDÜ – Engin Turgut

ENGİN TURGUT YAZ KOLLARIMDA ÖLDÜ

Mektubumu açmayın
Irmaklarım dökülür…

Gecenin bacaklarını tutar mısın
Bulutlarım üşüyor…

Şu gövdemi açar mısın
Bak mavilerim susadı…

Keşke böyle uçmasaydın
Dağlarında kar göründü…

Beni tenine kilitle
Bana dumanından getir…

Dalgınlığımın tadını çıkar
Kokunu üzerime sapla…

Uçların sonsuz git git bitmiyorsun
Zamanı katlayıp cebime koydum…

Lirik bir mucizesin
Lir’e dokundukça ellerin…

Yabancısı değilsin saflığın
Hakikat kadar derindesin…

Nemli bir akşamsın ah o mânâ
Islığın başını döndürensin…

Hadi bana kuytularını göster
Uzaklığını ben tutarım…

Işığını çözme boşluğum acır
Sesinde kaybolurum…

Beni ateşine sürgüle
Suyumdan ısır…

Sözcüklerim kaygandı
Beyazdı ağzımın kuşları…

Şehlâ yerlerine dokunuyorum
Öpüldükçe melek oluyorsun…

Eskimiyor sendeki tenha
Yağmurun kalbini sevindiriyorsun…

Gözlerin denizdendi
Yüzünde gül yüzdürüyordum…

Mistik bir şehirdi gövdem
Ruhumun teyelleri söküldü…

Oralarında kaybolurdum
Boynumuz ıssız bir köydü…

Kalbimi sana ayırdım
Soy beni elmalarım büyüdü…

Ah, şimdi sen yoksun
Yaz kollarımda öldü! ..

Engin Turgut
-Mucize Tozları-

SULARA KARIŞTIM – Engin Turgut

ENGİN TURGUT SULARA KARIŞTIM

Susamış güneş, yamaçlarda gezinir, erken
Bir şehrin gövdesi, kırılmış saksılar ve ben
Ürpertiyle insan öpüp, sarstığımdan yüreğimi
Ve ben öldüm öyle küçük şeyler yüzünden

Aldanmayı, her yeni buluşmayı
Hüzün sayıyorum çiçek öpmeyi, kuş koklamayı
Yaşamak anlıyorum duygularımın terlemesini
Denizi ve göğü aşkla içime katmayı

Sesim çıkmaz okşadığım kedileri alıp götürseler
Anıları çoğaltmaktan başka ne işe yarar bu
Azıyor ülserim, öyle yorgunum, öyle yitik
Bir mavi kalır aşklardan, onu alır giderim

Gece olunca akmak, sabah olunca susmak öğleye
Acemi olmak, öyle sanılmak, şehvetle sevişmek
Kendimizi eskitmek, bir bir hatırlamak kendimizi
Yanlışlarımızın acı tadı kıvranır içimizde

Ben öldüm, direnmekten, sesimi tutmaktan
Mutsuzluğumu seviyorum, konuşkan alkolü de, bırakılmış
Ne varsa, dul ağaçlar, dul kadınlar, acıyan herşey
Yalnızlığım, yalnızlığım benim, yok mu arttıran

Her giden günün kokusu yıpratır beni
Ürkek düş, alıngan aşk, savrulmuş şarkılar
Kendi boynumuzla kalırız orda, tenhalarda
Ve ben çok öldüm, çoktan karıştım sulara.

Engin Turgut
-Kışkırtıcı Erguvan-
©Rosario Portella

KALMIŞTIR – Engin Turgut

ENGİN TURGUT KALMIŞTIR

Siz kederin gözlerine sığmazsınız
Yazgıdan yumuşak bir şey kalmıştır!..

Hangi kâlp bir mektuba sığmıştır
Dünya nafile, oyun dışarıda kalmıştır!..

Bu yüzleri aynalarda bulamazsınız
Kapılar kapanır, anlam sizde kalmıştır!..

O bildiğiniz sancı gelir, yalnızlığa dalarsınız
Şarkısı ıssız, kalbi kırık bir hasret kalmıştır!..

Rüzgâr böyledir, ışık ısırır, anlamazsınız
Geceden yorgun ipekten ince bir yol kalmıştır!..

Mazi böyledir, yeni hatıralar yaratırsınız
Rüyalar kemirir yazları, susmanın hançeri kalmıştır!..

Sevişmek böyledir, yaraya tuz basarsınız
Deniz de biter, size kum bana çakıl kalmıştır!..

Sonbahar böyledir işte, saçlarınızı yağmur sanırsınız
Şarabın sözleri sonsuz size gitmek kalmıştır!..

Yazlar böyledir, gecenin mürekkebine dağılırsınız
Renkler yorgun, pastel dalgın kalmıştır!..

İncelikler böyledir, sessizliğinizi bırakırsınız
Kelimeler susuz, yokluğun gölgesi kalmıştır!..

Anların muhteşem derinliğine bağlanırsınız
Elinizde kala kala hayâlleriniz kalmıştır!..

Hayat böyledir işte, düştüğü yeri acıtır
Aşk, adresinde yoktur, sesinizde veda kalmıştır!..

Engin Turgut
-Mucize Tozları-

MIZIKA VE YAĞMUR – Engin Turgut

ENGİN TURGUT MIZIKA VE YAĞMUR
Sarışın bir göğün saatini esmer bir
ürpertiye ayarladım. Bu yüzden sinir
uçları topallar yüreğimin. Kırlangıç
katkılı bir kafiyenin peşine düştüm.

Yağmur tanesi kendini güneşe
öptürür. Ufkun ardında yakamoz
bir gece vardır. Yırtılır anıların
derisi. Bir şarap lekesi gibi matlaşır
günler. Irmak yüzlü bir kuş uzun
bacaklı sokaklara dadanır.

Ve aşk, onarımı olanaksız bir nehir
gibi durmadan kanar. Ayışığı
resitallerine gecikmeyen güneş
denizlere bırakır inceliğini.

Portakal lekesi sürgünüm. Geceler
yıldızları kemirir, ben kendimi.
Çırılçıplak bir ceviz kabuğunun
içindeyim. Mis gibi bir yangın
arasından yüreğini uzatmış kum
gözlü bir çekirgeyim. Gökyüzüne
sakız yapıştırdığım ileri geri
ıslıklarım var hayata.

Barok bir tavrın kokusu ve koşusuyla
hangi kulvarda yol aldığımı biliyorum.
Biliyorum bir gül daha sıçrar alnımın
göğünden. Dökülür umutsuzluğumun
belleği.

Ağzımda sızlıyor bir sözcük.
Kulaklarını çekiyorum mutluluğun.
Ayak oyunlarını beceremedim, yüzümün yarısını atıyorum.

Engin Turgut
-küs-

 

©Alexander Trashin

BABAM VE İSTANBUL – Engin Turgut

ENGİN TURGUT BABAM VE İSTANBUL

Umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
bir İstanbul çelebisi, sanki beyaz bir kuş
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Atatürk’ün sesini duyduğunda ağlayan adam
ne savaşlar görmüş de yenilmemiş
çekingen bir solgunluk, efendi bir güneş
mis gibi bir Türkçe, yürüyüşü ışıktan
yarasını gizleyen, alınyazısı güzel adam
erken büyümüş, vefa dolu, cesur adam
annemin en yakın evladiyelik arkadaşı
asidir, yorgundur, asabidir, burnunun dikidir
son şehir, son istasyon, son bahar, son çocuk
düzgün ceket, ütülü kravat, kırışıksız pantolon
avare olmamıştır hiç, dalavere nedir bilmez
iki yakası bir araya gelmeyen memur adam
aydınlığın özkardeşi, barış şarkısı bir adam

Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam!

Engin Turgut
-Suyun Rüyası (2008)-

SENİN YÜZÜNDEN – Engin Turgut

SENİN YÜZÜNDEN - Engin Turgut

Sevmediğim şarkıları dinliyorum
Ve bazı şarkılar çok aptalca
Ve ben aptal şarkılar gibi
Bir sincap gibi şaşkın biriyim

Senin yüzünden.

Bazı şiirler roman olmuyor
Bazı romanlarda sen yoksun
Hiçbir şarkı seni bana anlatmıyor
Üşüyen bir kedi
Durmadan ağlayan bir köpek gibiyim

Senin yüzünden.

Engin Turgut
-Suyun Rüyası-

Keşke – Engin Turgut

ENGİN TURGUT KEŞKE © Szozda Rafal

Keşke bir ip olsaydım
Bu kadar çok gerilmezdim

Keşke bir duvar olsaydım
Bu kadar çok sıkılmazdım

Keşke bir kuş olsaydım
Bu kadar çok vurulmazdım

Keşke bir bulut olsaydım
Bu kadar çok üşümezdim

Keşke bir cam olsaydım
Bu kadar çok kırılmazdım

Keşke bir ateş olsaydım
Bu kadar çok yanmazdım

Keşke bir hayal olsaydım
Bu kadar çok ölmezdim

Engin Turgut
-Suyun Rüyası-

mağara – Engin Turgut

ENGİN TURGUT MAĞARA

Küskün gün batımları ne yaz bırakıyor ne güz.
Ey gökyüzü sana uğramak istiyorum evde misin?
Yaşlanıyor bu şehir en az benim kadar. Keder
dağıtıyorum kimse almıyor.

Bir pencere ısırıyor yüzümü.

Yaşamaktan başka hiç bir şeyim kalmadı
Sözler ne büyük tuzak
Kendime ne kadar uzaksam
Sözler o kadar tenha.

Bedenin, külün ve ışığın oyununa gelmedim.
Göğsüme abanan bir kadının şakrak uçuşuyla
geçti günler! Ben binlerce ıslık biriktirdiğim
mağarama çoktan alıştım.
Gri bir gülümsemenin sakin yürüyüşüdür bu.

Elimden tüyen bir şeydi dünya
İnsan bir sözcükten başka nedir?
Herşey yağmur dindiği ve kendimi
Hatırladığım zaman başlıyordu.

Ey kendini yok eden zaman
Seni sana bırakıyorum.

Engin Turgut
-küs-

© Nikolay Shahmantsir

DÜŞLERİ ISSIZ – Engin Turgut

ENGİN TURGUT DÜŞLERİ ISSIZ Deng Donglin 4

Gecenin teni
okunmuyor,
hatıralar üzgün.

Üşüyen
bir
şarkının
kalbinden
koşuyorum.

İçimde hep
bir gurbet
yorgunluğu.

Vicdan incinmiş,
hakikat ağır yaralı
Ve her veda ne
kadar da koyu
bir hazan.

Ne zaman ağlar yunus balıkları
Anneler çocuklarını terk ettiği zaman
Ne zaman canı yanar Allah’ın
İnsanın çocukluğu öldüğü zaman…

Engin Turgut
-Rengârengin-

©Deng Donglin