Karşılama – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ KARŞILAMA

Anılardan yontulmuş bir yüze değil
bir felakete adadım kendimi
deneyerek sesimi yeni bir ölüde her gün
sabahla, baharın geldiğini
resimlerde yaşayan ikindileri
akşamın yalnızlığa düşürdüğü kafiyeyi
kılıçla kesilen yatsıları
mavi kuş zındanlarını
ve sıkıntıyı adlandıran geceleri müjdeledim.

O, yüreğinde uzun hüzünler besledi.

Oysa acılar çoğalmış, dağlar uyumuştu
karanlığın kollarında şehir uyumuştu
denizin derinliğinde söken şafak
yüzündeki dalgınlık
ağzındaki ince harfler uyumuştu.
Fala mı inanırdım artık, kelimelere mi
su terazilerine, ölü tüccarlarına
geceye ve gündüze mi?

O gitti, bir sevdaya yasladı kendini
Ben kaldım. Yalnızlıkla karşıladım herşeyi.

Refik Durbaş
-Seçme Şiirler-

SIĞINAK – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ SIĞINAK.jpg

O kız parkta, park kanepesinde
dün akşam, bu akşam, her akşam
hangi sonbaharın nevruzuna bakıyor
kendisi olan hüzünle, hüzünlerle Fahri

Ufuk çizgisinde bir demet manolyayı
bulutlara saran bir atmaca
gökyüzünün ara sokaklarında uçarak
keten gömleğini giyinmiş o kızın
hangi yalnızlığında konaklıyor Fahri

Akşam, hüzün de çiçek açar mı Fahri?

Çay mı içiyor? ” Bir yudum da beni iç
ve dudağını öpmeme ruhsat ver
koynuma gir, cennetim ol”
diyemeden hangi akşamın
sevda kepengini indiriyor Fahri

Eski hayatımda arkadaşlarım vardı
hiçbiri kalmadı, adımı dahi unuttular Fahri

O kıza parkta, park kanepesinde
dün akşam, bu akşam, her akşam
“Sevgilim olur musun ?”
Diyemeden onun hangi
hasretine sığınıyorum Fahri

Refik Durbaş
– Sözcükler D. Mayıs/Haziran 2017-

YAŞI, YÜZYIL YAŞINDA – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ YAŞI YÜZYIL YAŞINDA

Ekim güneşi
saçaklarında konaklıyor

Sonbaharın solgun gölgesi
rutubetini bırakmış
yorgun bedenine…

Yaşı yüzyıl yaşında
bir ağacın dalları
bugün de misafiri
o bedenin…

Gölgede kalan
merdivenlerinde
iki sarışın turist
fotografide görünmese de…

Oğlan kolunu
dolamış kızın boynuna…

Başlarında taç niyetine
bir güvercin harmanı…

Güvercinler de öpüşüyor
kız ile oğlan da…

Dudaklarının tuzunda
Alman Çeşmesi’nin serinliği…

Refik Durbaş
-Gözbebeğim İstanbul-

GERÇEKTEN GELDİ Mİ GÜZ? – Refik Durbaş

refik-durbas-gercekten-geldi-mi-guz

Güz geldi, seninle geldi
sevincin ve kederinle geldi
gurbetin ve sılanla
hasretin ve hasretliğimle

Yağmurunu ve rüzgârını yitirmiş
gökyüzü gibiydim geldiğinde

Seninle buldum geç ömrümün
yağmurunu ve rüzgârını

Gökyüzü kesildi bedenim

Kalbim kasımpatları açtı
erken uyandı menekşeler

Geldin, sigarayı bırakamadım
aşkın, nikotin kokusuyla
damarlarımda dolaşıyor şimdi

Oysa bu lanetli kentin
çıkmaz ve ara sokaklarında
adını aramaktayım hâlâ

Güvercinler kuşattı meydanları

Kaç geceler karanlığın
alnına yazmıştım sevdanı
Kaç gündüzler
karasevdamı aydınlığın alnına

Bir fotoğrafta olsun
ellerini tutmak isterdim
başımı dizlerine koyup uyumak

Zülüflerin yüzüme dökülürdü
kirpiklerinin gölgesi
yüreğimin dehlizine

O dehlizde saklardım seni
kederini bir sandığa kilitlerdim
hüznüne kelepçeler vururdum

Beni sana vururdum

Güller ve yasemenlerle
bir de kanadına
hasret bulaşmış turnalarla

Seni bana uçururdum

Güz geldi diye mi
siyahlar içindesin
hani maviye boyayacaktın
saçlarını ve kalbini?

Rüzgârın küpesini takacaktın
ömrüme
bulutların kolyesini
ömrüne

Hani bedenini sevdanın
sevincin masmavi rengiyle
donatacak da
gökyüzü ve yeryüzüne açacaktın
gündüzün ve gecenin kapısını?

Güz geldi, seninle geldi
sigarayı bırakamadım
sevdan ile karasevdam arasında
durmaktayım şimdi

Gerçekten geldi mi güz?

Refik Durbaş
-Hatıram olsun-

BEYAZ YAZ – Refik Durbaş

refik-durbas-beyaz-yaz

Kederler ikliminde geldim
yaşım da unutulmuştu
yaşadığım da, anılarda
kül beyaz bir İstanbul
ve sulardan iskeleti

Anılarda mı kalmıştı o yaz?

Yağmurlar mevsiminde gittim
renklerden arınmış bir kent
ve beyaz teniyle Kız Kulesi
yazdı, bir yanım İstanbul
bir yanım suların bedeni

İstanbul nerede kalmıştı o yaz?

Refik Durbaş
-Düşler Şairi-

YEDİGÖLLER’DE “YAZ BİTTİ” RENGİ – Refik Durbaş

refik-durbas-yedigollerde-yaz-bitti-rengi

Yaz bitti. Beşpoyraz deresinin köprüsü için yaz bitti
güneşin dört rengi için yaz bitti
gökyüzünün saman sarısı kuşları için de…

Çamların ve gürgenlerin ve akkavakların
ve kayınların ak saçlı bulutlara
küpe olan yaprakları için de yaz bitti

Güz serinliğinin durgun sularına karışan
sazlar kadar meyus ve mükedder kalbim

Yaz bitti işte…

Köprünün omuzuna dayadım başımı
ince bir sızı yüreğimde
ince bir su köprünün arka odasında…

Sızı da, su da birbirinden mavi…

Arka odasında gökyüzünün
ve el değmemiş toprağında umudumun
benzi sararmış yapraklar…

Bir tutam yeşil:
Hazin gençliğimin arka odasında…

Bir şarkı:
“Akasyalar Açarken”…

Güneşin dört rengi: ,
Çam yeşili, gök mavisi, hüzün sarısı. ..

Dördüncüsü ise “yaz bitti” rengi…

Kalbim, meyus ve mükedder kalbim:
Yaz bitti çünkü…

Çünkü sonbahar
çın çın çınlıyor gökyüzünde
kayınlar ve gürgenler çın çın
gölgesi ayak ucuna düşmüş su
uzakta, dağların mor gölgesi
ve o gölgenin konuğu kuşlar
çın çın çınlıyor

O durgun su yüzünde
çiçekleri kuş sesleriyle bezeli
bir ada olmak isterdim

Çatısına güz güneşinin
gölgesi düşmüş bir evin avlusunda
beklesin isterdim beni çocukluğum

O güneşin acılarımı onarmasını
bir de…

Ömrüm, yaz bitti işte…

Sor bakalım şimdi Beşpoyraz deresine
daha kaç kışın kaldı ardında ve önünde şair…

Refik Durbaş
-Yol Uzundur Yoldan
Ama Ölümden Kısa-

 Görsel: Yedigöller/Bolu