EV SAHİBİ İLE MİSAFİRİ – Refik Durbaş

galata mevlevihanesi müzesi

Mevlâna diyor ki:

“O, hem haberliydi,
hem de ansızın
bana misafir geldi.

Gönül, “Kim geldi?” dedi.

Can, “Ay yüzlü cânan”
diye cevap verdi.”

Galata Mevlevihanesi
ki, hem gönüldür
hem de can …

Gönülde misafir
cande ev sahibi

Refik Durbaş
-Gözbebeğim İstanbul-

Görsel : Galata Mevlevihanesi Müzesi.

YADİGÂRIM ÇAY KOKUSU – Refik Durbaş

YADİGÂRIM ÇAY KOKUSU REFİK DURBAŞ

Ben ki yıllardır
çay sunmaktayım
hem kendime
hem sevdiklerime…

İki bardak çay işte:
Biri hayatın yadigârı
öteki ölümün…

Hayatta olduğu gibi
yadigâr kalsın isterdim adım
öldükten sonra da…

Çayın kokusu nasıl kaldıysa
sevenlerimin hatırasında…

Refik Durbaş
-Şimdi Haberler/
hatıram olsun 2-

İSTANBUL’DA İSTANBUL GİBİDİR AKŞAM – Refik Durbaş

Denizin üzerine ışığı düşmüş, ayrılıkların ve kavuşmaların
ışığı, gurbetin ve sılanın ışığı, vuslatın bir de…
İstanbul’un ışığı…
Ayasofya ile Sultanahmet arasında…
Gece ile gündüz arasında…
Bir sevda ile iki karasevda arasında…
Beyazıt Kulesi’nin tam önünde.
Yelkovan kuşlarının ışığı.
Ahmet Muhip’in dediği gibi:
“Lavanta çiçeği kokan kederler”in ışığı.
“Hoyrattır bu akşamüstleri” diyemiyorum.
Bırak gitsin gün saltanatıyla bir kez daha.
İşte böyledir İstanbul’da akşam, yedi iklim kırk mevsiminde.

Çünkü İstanbul’da akşam İstanbul gibidir. Ne kadar
siyahlara bürünse de gelinliği, bir altın taç gibidir bir yanı
bulutlarının.
Ayrıldıktan sonra kavuşma gibi, gurbetten sonra sıla gibi,
öpmenin ve öpüşmenin o doyumsuz hazzı gibi.
Bulut öper gibidir denizi, denizin alnındaki ışık öper gibidir
siluetini “mazi” ile nakışlı minarelerin.
Ve bütün bunlar aşkın güzelliği değil midir?
Birazdan güneş düşer Sultanahmet Camisinin iki minaresi arasına.
Bulut düşer denizin ve huysuz dalgalarının sessizliğine.
Deniz düşer yelkovan kuşlarının kanatları arkasına…
Bulutlar sararır.
Sular sararır.
Gece ve gündüz sararır.
Sapsarı sarar gölgesi “Yarın sabah erken uyan” diyen bir şairin.
Ve der ki şair, Melih Cevdet dilince:
“Aynı kentte yaşadığımızı biliyorum
Seni gördükçe pencerede
Hem seni hem dün hem pencerede.”
Hiçbir sözcüğe sığmayan şiirler gibidir bu yüzden
İstanbul’da akşam.
Şiirden özge bir şiir.
İstanbul’da akşam İstanbul gibidir.

Refik Durbaş
-İki Sevda Arasında Karasevda-

KAÇ YILDIR YANMADA NARGİLENİN ATEŞİ – Refik Durbaş

—Anlat bakalım Ali Usta…
Çok, çok eskiden, eskiden ne kelime, daha dün kahvenin
önüne atardık masamızı, sandalyemizi. Bir karış ötemizden
kalkardı Ada vapuru. Karşıda sudan yeni çıkmış
Haydarpaşa, Kadıköy. Elini uzatsan Sarayburnu, ki Topkapı
Sarayı’nın ışıkları neredeyse nargilenin ateşine düşecek.
Zaman değişti.
Şimdi hangi canipten kalkar ola Ada vapuru?
El ayak da çekildi.
Gözümde sekiz numro bir gözlük. Önce deniz alındı
elimizden, sonra akşamın kalabalığı. Her sabah Galata
Köprüsü’nün açılışıyla uyanan masamız, sandalyemiz
sonra. Her gece Köprünün kapanışıyla uyuyan gençliğimiz bir de…

Ama kırk yıldır yanmada bu ateş nargilemde. Kırk yıldır
değişmedi tömbekinin kokusu. Kırk yıldır konuşur bu eller,
gençliğim yaşındaki şu marpuçla…
—Anlat bakalım Hüseyin amca.
Bu tavlayı mektebinde okumadık biz, şu ucu kırık pul, benzi
sararmış zar şahidimdir inan.
Her şeyin harbisi bizde. Zar tutmak yok, pul çalmak da.
Ama çaldılar işte yerimizi yurdumuzu.
Ne demiş ustalar:
“Pencü se
Severler güzeli
genç ise.”
Kahve falı değil, zar konuşuyor.
—Anlat bakalım Mehmet Dayı.
İki kapı daha alayım, seyreyle sen oyunun encamını…
—Anlat bakalım diyemiyorum artık
Nargilenin ateşi sönecek birazdan, kokusu uçup gidecek
tömbekinin
—Köprü kalkcak.
Hayır kalkmayacak, yenisiyle yer değiştirecek.
Ama ya tömbekinin kokusu, ya nargilenin ateşi, ya gençliğimiz,
ya yıllara dar gelen günlerimiz gecelerimiz…
İşte bütün bunlar ve bunlarla bir fotografide durmanın tam sırası.
Hepsi bu fotografide.
Kanadı kırık pul, rengi sararmış zara, güz kokulu sandalye, kış
nakışlı masa, gençliğimizle yaşıt nargilemiz…
Anlarımız, anılarımız…
Bir köprü kaldırılır, bir yenisi kurulur.
Ama kalır anıların hüzün albümünde bir fotoğraf
makinesine duruşumuzun resmi…

Refik Durbaş
-İki Sevda Arasında Karasevda-