ÇOCUKLUĞUMUN RESMİ GİBİ İKİSİ DE… – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ ÇOCUKLUĞUMUN RESMİ GİBİ İKİSİ DE

Yolun ucu Haliç’e bakmakta.
Bu duvar yıllardır kendi yalnızlığında. Bir yanı yola bakıyor,
bir yanı yılların duldasındaki mezarlığa.
Bir yanı sessizlik, bir yanı soğuk
Bir yanı sevinç, öte yanı hüzün.
Şimdi bıraksan kara kanatlarını rüzgârın, bir eline sevinci alsan,
bir eline hüznü, çıkıp otursan Piyer Loti kahvesine.
Demli bir çay söylesen. Bir sevinç söylesen geleceğine,
bir başlangıç umuduna…
Bir şiir, Ziya Osman Saba’dan:
“Çocukluğum, çocukluğum
Bir çekmecede unutulmuş
Senelerle rengi solmuş
Bir tek resim çocukluğum.”
Çocukluğumun resmi gibi durmakta her ikisi de yolun ucunda.
Erkeğin adı: Tarık
Kızınki; Elif.
Ellerinde Piyer Loti kahvesinde iki dalgın aşığın bir masada
unuttuğu kasımpatılar.
Çiçeklerin kokusuna salmışlar umutlarını, gülüşlerini her sabah
kapılarından eksik olmayan rüzgâra…
Düşleri, çocuklarının düşleri…
Sevinçleri, kendi yaşlarındaki bütün çocukların sevincini…
Bir şiir, Cahit Külebi’den
“Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
Koştum ama yetişemedim.
Nerelerde gezmiş tozmuş
Öğrenemedim.”
Bir rüzgâr, Tarık’ın gülen gözlerinin bebeğine sinmiş, bir
rüzgâr Elif’in saçlarının kınasında anayurdunu aramakta…
Kış güneşinde üşümüş ellerinde çiçekler.
Çiçek değil bunlar çocuklukları..
Çocuk olmalarının güzelliği…
O yol, hangi zamanın şiirini söylemede şimdi? Yolcu, hangi
zamanın?
O ağaçlar, hangi iklimin bilinmez duldasında?
O duvar, hangi serinliğin uçurumunda unutmuş gölgesini?
Yolun ucu Haliç’e bakmakta.
Tarık ile Elif, çocukluklarının anayurduna…
Ve şairin sesi, geçerek bu fotografinin üzerinden diyor ki:
“Şimdi bir rüzgâr geçti buradan.
Koştum ama yetişemedim.”
Ben Tarık ve Elif, öylece duruyoruz bu fotografinin şiirinde…
Yolun ucunda Haliç…

Refik Durbaş
-İki Sevda Arasında
Karasevda (1994)-

EV KURUSU KIZLAR – Refik Durbaş

EV KURUSU KIZLAR - Refik Durbaş

Can içinde cananı vuran tanyeli
budamış gizli aşklarını kızların
döküyor siyah duvağından yılların
kadere mahkum ilençli şiirleri

Her sabah ağlıyor rüzgârın dizinde
geçmişi bakire, geleceği haram
dul kefenlerden biçtiği gelinlikte
geç kalmış baharını yaşayan zaman

Mektuplarda yasak aşkların kokusu
kara sevdasında hüzün resimleri
var mıdır yalnızlığın baharat yolu
gülsaatlerinde rastlanan sevgili

Gençliği çalınmış kızların çeyizi
kan değil, gül desenleriyle süslense
emeğin ve aşkın gürbüz alınteri
onurlu yarınların kalbine işlense

Umudun tel örgülerine kayıtlı
rüzgârsız gönülleri içimde bahar
ölümün evlerde unuttuğu kızlar
inzal burcundan acıyla nişanlı

Refik Durbaş
-Hücremde Ay Işığı-

©Nuri İyem..

VUR – Refik Durbaş

VUR - Refik Durbaş

Buğdayın, petrolün ve alınterin
yabancı ırmaklara akıyorsa
su dursa bile sen durma
alnından kaderini çalanı vur
ağzından alınmış olsa da sözün
can, yüreğinden damıtılsa da
— acılar kardeşindir senin —
kan sussa bile sen susma
hayından zalımdan doğanı vur
gönülden doğan acıyı vurma

Refik Durbaş
-Hücremde Ayışığı-

HÜCREMDE AYIŞIĞI – Refik Durbaş

 

REFİK DURBAŞ HÜCREMDE AYIŞIĞI

Sesimi sesinin üstüne koyma
kara gecede, karanlıkta, acılı
yüreğimde yeşerdiyse de alevi ölümün
kan boğmadı daha korkuyu
kırılmadı kin ve öfkenin fidanı

Sesini sesimin üstüne koyma
ağzımda prangası tutuklu rüzgâr

Yanlış arama ölümden başka
kurşuna dizilen resimlerde
acıyla örülmüşse cesetler
ve ağlıyorsa hücremde ayışığı
üzgün değilim, hüzünlü asla

Yanlış arama ölümden başka
sırtımda falakası tutuklu rüzgâr

Yüreğimde mezarlar açma artık
kazıdım hücremin duvarına çünkü
zamanı kucaklayan öfkemi
acıdan üretilen sesimi
gençliği damıtılmış günlerimi

Yüreğimde mezarlar açma artık
elinde kırbaçları tutuklu rüzgâr

Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
korkuyu mu bekliyor o nöbetçi
niçin hiç konuşmuyor yıldızlar
şafak söktüyse nerde kar filizleri
uyusam uyansam her yerde bahar

Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
sesimde zincirleri tutuklu rüzgâr

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
deli rüzgâr, çıplak suyun rahminde
artık ne hücrem, ne yalnızlık
eskisinden düşmanım karanlığa
ama hâlâ yanıyor yüreğimde işkence

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
yüzümde kelepçesi tutuklu rüzgâr

-Söyle kim hak kazandı ölüme

Refik Durbaş
-Hücremde Ayışığı-

MECNUN – Refik Durbaş

REFİFK DURBAK MECNUN

Bugün de geçti gitti hüzün içimden
ağzımın üşümüş tadından alarak
bir eylül esmerliğini
sesime or ve keman resimleri taşıyan
kalpazan afişler ve sevgilim gibi
bir sigaranın söndürülmüş sesi gibi
saçları örgülü duvarlar arasından
bu günde geçti o alkolsüz melodi

Ben ki yıllardır onun dizinde
kefensiz ve klarnetsiz uyumuşum
o imzasız ve tarihli mektuplarda
cumhuriyetime kılınç kuşanırken
söz söyleme hürriyetini ve bütün
hürriyetlerin kitaplara ad olan zamirlerini
başkent olan ünlemlerini
il ve ilçe olan fiillerini
ve hüzünle geçen bütün cümlelerini
resmi bir asker sıfatıyla kuşanmışımdır

İşte yine geçiyor caddeden
bayraklı elleri gümüş kalkanıyla
hüznün diktatör ordusu
kan verip sesleniyorum aydınlığımdan

Refik Durbaş
1971
-Kuş Tufanı-

GÜLÜN ADI NE – Refik Durbaş

REFİK DUBBAŞ GÜLÜN ADI NE

Yazdı. Bahardı. Gül verdim
yağmurun kamçısı yüzümde parladı
gece dişlerini geçirdi etlerime
yoksul sabahlar adına
ezilmiş geceler adına
yağmalanmış bir şafak adına
gün doğdu
budadım karanlığı gül verdim

— Gülün adı ne

İlk ışık demeti kuşlara düştü
gürledi toprak
suyun hasreti dindi
ağaçlar ellerini çözdü aydınlığın
gök gürültüsünün, ulu şimşeğin
mavi gözlü gül şurubunun
elma ve gül şurubunun
barış ve kardeşlik şurubunun
hasadını devşirdim
harmanını kaldırdım
gün doğdu
dirildi ölüleri şafağın

— Gülün adı ne

Kalçası geni dağlar uyandı
kalın kürklü ovalar
ihtiyar su
zulum üzre bir şarkı
bir yoksulluk ağıtı
umudun güvercinleri uyandı
gün doğdu
kalbim

— Gülün adı ne

Bir muştudur bu :
geceden artan gündüze
samandan artan buğdaya
yazdan artan bahara
buluttan artan yağmura
işten artan alınterine
gülden artan umuda

Bir muştudur bu :
kızların kirletilmiş anısına
balkonlardan düşen çocuklara
anne zamanına
baba takvimine

Bir muştudur bu :
şafaktan artan ölülere

— Gülün adı ne

Sabahtır, sevgilim
bir şahin yavrusu
kuş kesimi
yaprak dökümü
ses birikimidir
kalbim
güneşe serilmiş salça
iste kurutulmuş patlıcan
ipe dizili bamya
tarhana
ve tandır ekmeğindeki alınteridir
kalbim
yoksul sabaha umut
direnen geceye alevdir

Sabahtır, sevgilim
vuslat üzre bir şarkıdan
bir eli Hınıs’ta gül devşirir
bir eli saçlarının arasında
her akşamüstü pencerededir
her gece bahçelerin koynunda
yoksulluğun kadirbilir koynunda
yalnızlığın acımasız koynunda
kuş besler, gül emzirir

Sabahtır, sevgilim
bende kalır bedeni
uykusu Dicle’den, Fırat’tan gelir
hicran üzre bir şarkıdan
gün vurmuştur dağlara
uyanırım
evlerin saçını tarayan rüzgâr
serinliğimi tazeler ve kaybolur ufukta
bende kalır dikeni
kokusu Van’dan, Suvaz’dan gelir

— Gülün adı ne

Öğleyin
Ardahan’la Kars arasındadır

İkindileyin
can ile canan arasındadır

Akşamleyin
cennetle cehennem arasındadır

Geceleyin
toprağın sesini yontmaktadır

Ey tabutunu gökten indiren
zar tutmayan öfke
bilenmiş hınç
yaşlı hüzün
gün doğdu, uyandım
yüzümde bir yıldız yağmuru
kıyamet sûresi kuşlar
ve sevgili bahardır
ey zamansız geçilen hayat
hileli su
hayın rüzgâr
zalım dağ
durmadan tırnaklarını kemiren
ve sınıfta kalmış ey çılgın ayışığı
gün doğdu
kıblem, gül sesidir artık
kâbem, gül bahçesi

Bir muştudur bu :
atmaca başlı çocuklara
günah biçen babalara
yalnızlığı küllenmiş kızların
annelerden geçen mezarlarına

Bir muştudur bu :
habersiz gelen konuğa
onurlu alınterine
bedeli ödenmiş yoksulluğa
sevda üzre bir şarkıdır
aydınlığına inancın
belâsına karanlığın
can ile ödenen rüşvete
zulum üzre bir şarkıdır
dağlarda gürleyen sese
yürekte çağlayan suya
can ile beslenen canana
umut üzre bir şarkıdır

Bir muştudur bu :
şafakta açan rüzgâra

— Gülün adı ne

Gün doğdu. Uyandım
acının hançerini biledim
umudun kazmasını biledim
hayınlığın tırpanını biledim
zulmun kılıncını
aşkın hızarını
sevdanın bıçağını
öfkenin baltasını yeniden biledim
dikensiz aydınlığım uyandı
toprak, memelerini dayadı ağzıma
yüzümde bir gül demeti
ağaçlar
ve kuşlar

— Gülün adı ne

Yazdı, Bahardı. Gül verdim
yağmura da gül verdim. Kar altında
umudunu toprağa ekenlere de
çilenin buğdayını biçenlere de
acının şerbetini içenlere de
ol esrar-ı aşk üzre berdûş
bir uslanmaz sevda için hû çekenlere de
uyudum uyandım gül verdim

Gün doğdu. Kalbim
artık mahkûm değil yalnızlığa

Refik Durbaş
– Kalbim Artık Mahkûm Değil Yalnızlığına / Hücremde Ayışığı-