GÖLGESİ YALNIZLIĞIN – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ
Orada bekliyordu her sabah
dudaklarında bir sigara
yüreğinde “sanal” heyecanlar
gecikmiş ev kirası ile…
Bir önceki geceye
kilitlediği yalnızlığı
sabahın kapısı önünde
unuttuğu düşleri
iki banka kartı arasında
sıkışıp kalmış
yeşil suratlı elli bin lirası
kirpiklerinin ucuna
astığı hüznü ile…

Orada bekliyordu her sabah

Yüzleri, karanlığın şehvetiyle
aydınlanmış kızlar geçiyordu

Ve okula giden çocuklar
kibrit kutusu minibüslerde

Çocukluğunu düşünüyordu

Bir düş, düşüş olan hayatını…

Refik Durbaş
-Hatıram Olsun 1-

SERÇE – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ SERÇE

Söğüt dalındaki serçe
beni de götür gurbetine
söğüt dalındaki serçe
beni de götür hasretine
yalnızlığı yurt edindim
benim de bir adım olsun
şu bulutlu gökyüzünde

Söğüt dalındaki serçe
terk etti sevdiğim sevgili
söğüt dalındaki serçe
hangi bahara erteledin
üç ömür tüketmiş kışımı
kime sorsam adresi meçhul
Bekir Sami yaşıyor mu acaba?

Söğüt dalındaki serçe
hana indim kervan gelmiş
menzilini almış gurbet
çiçeği solmuş bir rüzgâra
bakar gibi bakıyorum
sûretime bir kırık aynada
kim sorsa adresim meçhul

Söğüt dalındaki serçe
su içinde susuz kaldım

Refik Durbaş
-Sözcükler D. Eylül-Ekim 2017-

Karşılama – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ KARŞILAMA

Anılardan yontulmuş bir yüze değil
bir felakete adadım kendimi
deneyerek sesimi yeni bir ölüde her gün
sabahla, baharın geldiğini
resimlerde yaşayan ikindileri
akşamın yalnızlığa düşürdüğü kafiyeyi
kılıçla kesilen yatsıları
mavi kuş zındanlarını
ve sıkıntıyı adlandıran geceleri müjdeledim.

O, yüreğinde uzun hüzünler besledi.

Oysa acılar çoğalmış, dağlar uyumuştu
karanlığın kollarında şehir uyumuştu
denizin derinliğinde söken şafak
yüzündeki dalgınlık
ağzındaki ince harfler uyumuştu.
Fala mı inanırdım artık, kelimelere mi
su terazilerine, ölü tüccarlarına
geceye ve gündüze mi?

O gitti, bir sevdaya yasladı kendini
Ben kaldım. Yalnızlıkla karşıladım herşeyi.

Refik Durbaş
-Seçme Şiirler-

SIĞINAK – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ SIĞINAK.jpg

O kız parkta, park kanepesinde
dün akşam, bu akşam, her akşam
hangi sonbaharın nevruzuna bakıyor
kendisi olan hüzünle, hüzünlerle Fahri

Ufuk çizgisinde bir demet manolyayı
bulutlara saran bir atmaca
gökyüzünün ara sokaklarında uçarak
keten gömleğini giyinmiş o kızın
hangi yalnızlığında konaklıyor Fahri

Akşam, hüzün de çiçek açar mı Fahri?

Çay mı içiyor? ” Bir yudum da beni iç
ve dudağını öpmeme ruhsat ver
koynuma gir, cennetim ol”
diyemeden hangi akşamın
sevda kepengini indiriyor Fahri

Eski hayatımda arkadaşlarım vardı
hiçbiri kalmadı, adımı dahi unuttular Fahri

O kıza parkta, park kanepesinde
dün akşam, bu akşam, her akşam
“Sevgilim olur musun ?”
Diyemeden onun hangi
hasretine sığınıyorum Fahri

Refik Durbaş
– Sözcükler D. Mayıs/Haziran 2017-

YAŞI, YÜZYIL YAŞINDA – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ YAŞI YÜZYIL YAŞINDA

Ekim güneşi
saçaklarında konaklıyor

Sonbaharın solgun gölgesi
rutubetini bırakmış
yorgun bedenine…

Yaşı yüzyıl yaşında
bir ağacın dalları
bugün de misafiri
o bedenin…

Gölgede kalan
merdivenlerinde
iki sarışın turist
fotografide görünmese de…

Oğlan kolunu
dolamış kızın boynuna…

Başlarında taç niyetine
bir güvercin harmanı…

Güvercinler de öpüşüyor
kız ile oğlan da…

Dudaklarının tuzunda
Alman Çeşmesi’nin serinliği…

Refik Durbaş
-Gözbebeğim İstanbul-