HER MERMERİ AK YAYLA – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ HER MERMERİ AK YAYLA

Süleymaniye camisi
inşaatı başlarken Kanuni
mimarlar başmimarı Sinan’a
bir gümüş akçe vermiştir.

Sinan, öpüp başına
koydukdan sonra akçeyi
tam yedi yıl saklayacaktır.

“Kapısı kapanacak biçimde
tamam” olunca cami
Sinan, yedi yıl sakladığı akçeyi
Kanuni’nin avucuna bırakacaktır.

Derler ki :
O, “Rumeli ve Anadolu’nun sultanı,
Karadeniz ve Akdeniz’in hakanı,
İslam ülkelerinin umrancısı
ve derviş dostu
Kanuni Sultan Süleyman”
bütün camiyi gezdikten sonra
taşların arasında
bir “akçe” nin girebileceği
tek bir delik bulamayacak
ve akçeyi tekrar
başmimara verecektir.

İşte bu yüzden olacak
Süleymaniye camisi
yüzyıllardır İstanbul’un ikliminde
“her mermeri
bir halı büyüklüğünde
ay yayla” misali durmaktadır.

Ve duracaktır da…

Refik Durbaş
-Gözbebeğim İstanbul-

 

©Faruk Öncan – Süleymaniye Camisi..

ARMAĞAN – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ ARMAĞAN

Rüzgârın yaşında olmak isterdim yarınki günde
Aras nehrinin izini süren akşamüzerinin zulasında
kuşların gurbeti, baharın hasreti adına
çocukluğumun avlusunda olmak isterdim

Beyaz bir at ile gelirdi, kuzukulağı
ve çitlenbik kokusu terkisinde

Arpa ve buğdayın kokusuyla
bezeyerek tenini, öyle gelirdi

Sabahın aydınlığında
Çobandede köprüsünden aldığı gölgesi,
akşamınan Ağrı dağı üzerine düşerdi

Ben, çocukluğumun karasevdasına düşerdim

Memeleri arasına saklarım düşlerimi
o, terinin tuzuyla sarıp sarmalardı düşlerimi…

Kaç yıl var ki, işte o kokunun tuzuyla
dolaşmaktayım ömrümün arka bahçesinde,
adını unutmuş olsam dahi
anısı hâlâ hatırımda ve hatıramda çünkü

Yalnızlığın yaşında olmak isterdim yarınki günde
kapısı gökyüzüne açık ilkgençliğimin
ara sokağında top koşturmanın yaşında
imbatın dehlizinde savrulan uçurtmalar yaşında
ilk aşkım komşu kızının heyecanı yaşında
olmak isterdim yarınki sevgililer gününde…

İzmir körfezinden çaldığı sabah yelinin
renginde bir süveterle dolaşırdı akşamın avlusunda
daha çok da ilkgençliğimin hülyalarıyla

Akşamın avlusunda beklerdim onu
ateşin rüzgârı beklemesi misali
rüzgârın gökyüzünü beklemesi misali
kulağında gümüş küpeler
ve genç kızlığının kolyesiyle
bugün de hatırımda ve hatıramdadır
ruhunun izdüşümü, bedeninin silüeti…

Gökyüzünün yaşında olmak isterdim
sevmiş ve sevilmiş bütün sevgililer yaşında
çünkü hepsini sevdim sevdiğim kadınların
işte bu sevginin armağanıdır hayatım ve hasretim
her sevgililer gününde olduğu gibi
seven ve sevilenlere yarınki günde de…

Bugün ve yarınki günde de
ömrümün geç baharının albümünde
duracak ihanet ettiğim
ve ihanetine uğradığım
ve sevdiğim
ve sevmeye çalıştığım bütün kadınların yüzü…

Ve yaşayacak hatırımda hatıramda
hayatıma armağan anıları
hayatın gurbetinde
ölümün sılasında bir şiir misali:

‘ Gündüz geldim, hayata geldim
arka bahçesinden gurbetin
erguvan kokusuyla yıkandım
kuş sesleriye bir de
o kadınlarla hayata geldim

Gece geldim, ölüme geldim
ön avlusundan sılanın
ömür kuşu uçar olsa da
hatıralı hatırıma armağan
o kadınlarla gideceğim ölüme de…

Sordun da söylemedim mi Şair
bedenim kaç yaşında, ruhum kaç yaşında

Ömrüm nicedir misafir senin samanyolunda? ‘

Refik Durbaş
-Yol Uzundur Günden Ama Ölümden Kısa-

GENÇ KIZLIĞININ ÇEYİZİ İÇİN HÜLYALARININ HALISINI DOKUYAN ESMA MAKBULE’YE ŞİİR; – Refik Durbaş

 REFİK DURBAŞ

Adımı, dokuduğum halının ilmiğine yazdım
adımı, bir de gözbebeklerimin nakışına…

Hülyalarımın batmayan güneşi için
deniz kaptanı sevgilim için yazdım

Adımı, on beş yaşımın sevincine yazdım

Halı değil dokuduğum, genç kızlığımdır
her yün yumağımda düşlerim saklı, bir de geleceğim

Gençliğimi, geleceğimi, genç ömrümü
bir de göründüğüm gibi kalmayı yazdım

Refik Durbaş
-hatıram olsun 2-

©Remzi Taşkıran ..

Küs – Refik Durbaş 

REFİK DURBAŞ KÜS

Vazodaki boynu bükük papatya: Konuş benimle
Cıgaramın dumanından dökülen kül: Konuş benimle
Dilinin sıcaklığı hâlâ dilimde duran: Konuş benimle
Kalbim çılgın kalbim sesini duyamıyorum artık: Konuş benimle

Denizin sesi ayaklarına vuruyordu
masada örtü yoktu
iki çay söylediler
biri içilmedi
birinin sıcaklığı vapur dumanına karıştı
akşamın son ışıkları
birinin kirpiklerini yakıyordu
birinin parmak uçlarını
aynı anda bakışları düştü
ve

karardı sular

Ne zamandır kurumuştu çiçekleri şiirlerin

taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle

( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)

Refik Durbaş
– Nereye Uçar Gökyüzü-

YOL – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ YOL

Söğüt dalından düdük yaptım
yalnız senin sesine döküyor ıslığını
yağmurun bahçesinde sarışın bir hüzün
yüzünün aksine vuruyor yasemen beyazı

Sana ulaşacağım bütün yollar kapalı
çığ düşmüş yalnızlığıma, ruhum tarumar
ömür defterinin son sayfası da doldu
ömrümün sahibidir artık intihar

Refik Durbaş
-Sözcükler D. Ocak-Şubat 2017-

YOLCU – Refik Durbaş

REFİK DURBAŞ YOLCU

Yola çık, yolculuğa
bir damla gözyaşına
sakladım hasretimi
yol senin, yolculuk da

Yola çık, yol uzun
Kars’a yağmadan kar
üç tel kopar saçından
yoldaşın olsun sonbahar

Yol açık, yol serin
bak dindi yağmur
gökkuşağında bekliyorum
gözlerin niye öyle mahmur?

Yol uzun, ömür divane
okuma ayışığına yazdığım
rüyanı süsleyen şiirleri
ömrün ömrüme hazine

Gurbette kalmışım piyade
yol da yolculuk da bahane

Refik Durbaş
-Sözcükler D/Ocak Şubat 2018