folklor – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ FOLKLOR

Cahit Külebi’ye

bir gün kendime bir çiçek, bir soru
aldımdı; yırtıcıydı bu soru
biraz da hırçındı, çokça onurlu
ölümdü turnalara süren boynunu
acıyla, tutkuyla, hüzünle
ağıtla uyaklı, kuşla vurgulu
sen gitgide ıssızlığa benzesen
de yazılır gözlerinin folkloru

elyazısı bir yaz geçirdim
ağırdı bu yaz, işlek değildi
biraz da okunaksız, çokca korkulu
duyarlık som ipeğe döner dosdoğru
acıyla, tutkuyla; hüzünle
suskuyla tezhipli, güzle oyulu
ben ne kadar solgun gülü ciltlesem
de okunur gözlerinin folkloru

hangi kuşlar, de bana, kaçınılmaz olanlar
elime sürünenler, eve vuranlar
biraz da ürkektiler, çokça kuşkulu
kanat bir tırpandı göğe sokulu
acıyla, tutkuyla, hüzünle
gurbetle simlenmiş, bozlak kokulu
kim dürse de başı bölük dağları
de söylenir gözlerinin folkloru

Hilmi Yavuz
-sırası gelince/Bütün Şiirleri-

kazı – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ KAZI

sarı yaz! kat kat şafaklar
gördün dizelerde, sevdalar
gördün göçük bir dağ
gibi üstüste geldikçe
ben şairim: bir yeraltıyım ben
acıyım
kazdıkça
ve derine indikçe

siz kimbilir kaç gece
bir gülün ölümünü andınız
bir ipek simya sesi
ve nice
katmanlar aradınız
ve dolaştım diye düşündünüz
bir yaz gibi gülen çocuklar
ve yollar gördükçe

şiirler kazılmalı: o ince
gurbetlerin gömdüğü
söz başları kırmızı
yazmayı gördüm sandınız
kırgın kâğıtlar buldunuz
hüznü donmuş, külü meşin
ve birden
acısı acınıza değdikçe

Hilmi Yavuz
-Büyü’sün, Yaz!-

akşam ve çocuk – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE ÇOCUK

Zaman iyice alçaldı… aşklar
görünür oldular ve ‘mâzi kalbimde yara…’
o konak, yıkık, harap, anımsıyorum,
bulutlar ağır ağır inerdi odalara…

beklerdim, aşklar birer türküydü!
bir kızak, sanki saplanmış kara;
hiç bir şey kımıldamaz, öyle dururdu,
annemsi bir sessizlik çökmüş duvara…

o konakta herkes, büyük aile,
koştururdu, yazlar sanki bir sara
nöbeti gibi yaşanır, bir çırpınıştır
çocukluk, orada, boş akşamlara.

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri-

doğunun gurbetleri – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ DOĞUNUN GURBETLERİ

akşam en güzel masaldır
iyi anlatılırsa

doğru olan herşeyde biraz
öfke, biraz yılgınlık vardır
der, bir kıssa
câm incelince şarap da incelir
yaşam acıdan kırmızıya
ölüm hüzünden beyaza
ve bir gül gelirse
bu yol ayrımından gelir
mutlaka ve nasılsa

kendi elimizle kurduğumuz gurbetten
daha zor bir sürgün yoktur
yaşasak da yaşamasak da
umuda ve sonbahara hüküm ki:
gülün saltanat devrinden
ne sevdikse bugünden
ve ne kaldıysa dünkü
acıyı yakuta döndürsün
hüznü döndürsün elmasa

akşam en güzel masaldır çünki
iyi anlatılırsa

Hilmi Yavuz
-Doğu Şiirleri-

doğunun kalıtı – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ DOĞUNUN KALITI

biz üç güzel kardeştik ve ölüm,
ölüm en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

o bir nehir gibi ve kendimizin
nice ipek yollarına dökülüp
ve derin kollarına bir gonca
gül diye kapanıp ve tiftik,
safran ve kilim gibi onca
acılardan sonra, mağrur ve yitik
bir külliyeye benzer gurbetimizin
gide gide sonuna geldik

biz üç güzel kardeştik
ve ölüm, en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

sonra derviş defterimiz kapandı
gün kara koyun, gece oğlaktı
ve göçebe bir çeşme olan ikizim
şiiri bir oba gibi kaldırıp
dağ taş demeden, dizlerimizin
bir bir büküldüğü baharat yollarından
korkunç bir ağıt diye geçirip
bizi düzlüğe çıkardı

bize doğunun büyük şiiri kaldı

Hilmi Yavuz
-Doğu Şiirleri-

akşam ve sen ve ben – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE SEN VE BEN

ikimizdik, sen ve ben, bir çiçekle
onun tomurcuğu arasında bir yerde;
öylece durur muyduk, ikimiz gibi?
dâima birlikte olurduk hüzünlerde…

anımsar mısın, yaz günü, bir bahçeyle
gizledikti kendimizi birbirimizden;
sen ve bahçe, ben ve bahçe, sen ve ben:
akşamlar derlerdik her ikimizden…

üşürüz, çünkü uzağız şimdi o yazdan;
ey, birazdan bir yazdan geçer olan, ey!
kimbilir ne anlama geliyor artık,
şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey?

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri-

lavinia için sonnet – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ LAVİNİA İÇİN SONNET

sana da yas yaraştığı söylenir, öyle değil!…
birden bir dal kırılır, hani düşer ya suya,
sen o akarsusun…akma!…kendine eğil,
orda gördüğün dalı, ey solgun lavinia,
sanki tanır gibisin…belki eski yerinden
göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu
usulca büyüttündü, akarak tâ derinden;

anımsa, öpüşlerdeki taşı, çakılı, kumu…

nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;
ah! al götür, al götür…bırakma bir kuytuda;
sen onu bıraktıkça ona yaraşır şimdi
yas…ansızın köpüklerle sevişen bir duyguda…

kırık…o yaz aynalarda durulsun diye güyâ
sana yas değil elbet, yaz yaraşır lavinia…

Hilmi Yavuz
-Ayna Şiirleri-

senin perde perde açarak – Hilmi Yavuz

hilmi-yavuz-sesin-perde-perde-acarak

senin perde perde açarak
hiçliğe doğru inişin
kopuşun açtığı yara;
yokluk atına binişin…

her kopuş bir hafakan!

kararıp hüznüme benzedin
fırtına, bora, uragan…
kalbinin göğsündeki güneşten
koparıp aldığın merhamet nerde?

kendine bir keder tasarla!

derken, soğuk şeyler, bitkiler
derken cemâdat, nebatat…
neden varılmaz oldun ey Sırat?
dünya, kanamalı bir hastaysa eğer

nedir ömre biçilen varidat?

bahçelerde kendini araya
araya ne buldun?
var’la aldattın yokluğu
ve sanki bulduğun her kalbin
içinde bir mâverâ…

yara, yara, yara…

Hilmi Yavuz
-yara şiirleri-

gizem – Hilmi Yavuz

hilmi-yavuz-gizem

hem aldanan hem aldatan
olduğu zaman
dilden
dilin güzüdür üşür
sözün yazına karşı
kuşlar kuşlarla örtüşür
bir yaprak bir yaprağa
doğru uğuldar:

ve der ki onu yaşasan da
yaşatsan da bir
dağlar çoktan dağlara göçmüştür
o altın gözlü anka
hangi derin dağdadır şimdi?
bir acı, telörgünün ardında
bir acıyla görüşür:

ve der ki dilden kopan
bal örgüsü söz
hem söyleyen hem söyleten
olduğu zaman
bana ben o’yum dedirten.
nedir?

ustam der ki sen, şair
hiç gül kopardın mıydı gülden?

Hilmi Yavuz
-Gizemli Şiirler-