size bakmanın tarihi – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ SİZE BAKMANIN TARİHİ

size bakmanın tarihi! siz
bir gonca kadar kendiliğinden
yazılmış olmalısınız
derin, korkunç ve ergen
kalbim, sevdalara sığmayan kalbim
bir dağı içeriyor geçerken
siz o dağa sanki kış
ve sanki bıldır yağan karsınız
umarsız sözcüklere bulanmış

size bakmanın tarihi! siz
bir keteni köpürten yaz
ve inanılmaz
yalnızlıklarsınız; sadece
sizin olan o vahim, o beyaz
ve kuytu gurbet sesleriyle
işlenmiş yazdıklarınız
ve yanık, kavrulmuş dizelersiniz
kimbilir hangi sevdalara dolanmış

size bakmanın tarihi! bir
kalbime güvensem sizi hep
okurdum ben…ama nedense
hep aynı hüzün ve
hep aynı tutkuyla
bakmayı bilmediğimden, ne yapsam
bir ilenç, bir kargış
gibi ardımsıra geliyor şairliğim
o solgun yolculuğa adanmış

Hilmi Yavuz
-Gizemli Şiirler-

hiç bir şey – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE HİÇBİRŞEY. by Morgan Lou

ordalar, sen onlardan birisin:
çulun ser çöle; yüzün’ bana dön!
ko gitsin gülünü, sözün’ yele ver!
hüzün gibi misin? evet gibi’sin…

farkında ol artık, kalpte sökükler;
aşklarsa, âh, yama üstüne yama;
bir kumaş, eprimiş, havı dökülmüş;
kendini bir teyelle tuttur akşama…

işte hepsi gittiler, boş kaldı her şey;
bak, yalnızlıklar da yol aldı epey;
neden şimdi beni kendine çeker,
şu benim yüzümdeki hiç bir şey?..

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri-

Görsel: Morgan Lou..

doğunun diyalektiği – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ DOĞUNUN DİYALEKTİĞİ

su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
yaprağı akarına bırakmak

günün yaşmağını örtünür ve bir tekke nefesi
gibi usulca açılır toprak
sesin kendini güle
ve gülün kendini sessizliğe dönüştürmesi
gibi kendi kendini yağmalayarak
odur şafağı dönüştüren ölüme

bu yağma sanki yıkık hanların
beyazından baç alınan erguvanların
üzerinde bir dağ, örneğin nurhak
olup geçmiştir
ölüm hangi denizleri gezmiştir
bilinir ama mutlak
bir büyük hasrete kolan vurarak
çıkar kalbimin önüne

bir doğudur ki o. gülerken bile bozlak
hep susmuş, evet, ve nasıl ki sevdayı
gök ekinler gibi tırpanlayarak
yeni sevdalar üretmiş, ve susmak
yeniden gök ekinler gövertmiş
gövertecek de,
gurbeti sılaya bağlayarak

su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
yaprağı akarına bırakmak

Hilmi Yavuz
-Doğu Şiirleri-

 

doğunun sevdaları – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ DOĞUNUN SEVDALARI IV
IV

bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır

gurbet sende pamuklarsa
gece aya ordan doğar
şiir acıya çullanır
ilkyaz düşeli beriden
giden ben değilim, yoldur
dili söyleyen sevdaysa
mutktubum kalbime yollanır

nehir kuşa batsa birden
aksa tersine aksa
batsa kül, batsa turna
ve batsa…
ve benim bir yanım ki ferhâdsa
bir yanım dağdır
hasret, külüngü vurduğum yerdir
ateş, kül ile dağlanır

bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır

Hilmi Yavuz
-Doğu Şiirleri-

nâzım hikmet – Hilmi Yavuz

Nâzım-Hikmet-ve-mahkûm-arkadaşları-Bursa-Cezaevi1946.

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylân
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nâzım’ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lacivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savunup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

Hilmi Yavuz
-Bedreddin Üzerine Şiirler-

 

yolculuk ve gül – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ YOLCULUK VE GÜL

nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi
akşamın? duymak sanki bir gülün
yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru;
gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru
alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza…

bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa
yaşlı yazlarla dolu… orda, elbet o çölün
ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip
bir şeyler duyuyorum… sesler, şeyler? ölünün
son gördüğü o gülü çağrıştıran, -nedense…

ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim
mi demek? yolcu ten’dir, eğer yollar bedense…

Hilmi Yavuz
– Yolculuk Şiirleri-

akşam ve hançer – Hilmi Yavuz

HİLMİ YAVUZ AKŞAM VE HANÇER

Ahmet Hâşim’e

hançerinden yazları akıtan elmas,
ince tozlarıyla bezer akşamı;
bir yerde muttasıl kanar o güller;
dağ dağ yarama basar akşamı…

yaldızları dökülmüş bu ‘semâ’nın
biri gelse de götürse şunu;
işte eski kitap! eski püskü sararmış;
hilmi, gel aç önüne çocukluğunu!..

çöktü akşam, üstümüze yıkıldı;
vakittir, artık perdeyi indir!
atılacak eşyayım, öyle yığıldım
ve bildim ki insan hüzün içindir…

Hilmi Yavuz
-Akşam Şiirleri-