YOK – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA

Yitirdiklerim
yerli yerinde —
ya Yusufçuk?
— Yok!

Yeşil yapraklar yeniden
yazın yakıcılığından
yakınıyor.

Yoktum ya
yıllar yığılırken :
yavaştan yağan yağmur
yaslanılan yaslı yürek
yavaşlayan yoğun yeis
yorgunluk :
yöneleceğim yeni yol
yaşayacağım yeni yaşam
yazacağım yeni yazı :

yine
yok —
ya!

Oruç Aruoba
-sayıklamalar-

BİZ (ZATEN) – Oruç Aruba

ORUÇ ARUOBA BİZ ZATEN 3 KISIM

önce

Çeşitli, birçok kaynaktan akıp biriken öfkemiz,
öyle olur ki, (belki) zavallılığı içinde
pek de haketmediği —belki, layık bile olmadığı—
bir biçimde, boktan birinin kafasında patlar:
Aslında, o çok daha beterini haketmiştir; ama,
işte layık değildir buna aslında.

Öfkemiz kördür
— en çok da ayna karşısında…

Öyle olur ki, bir sürü yönden üzerimize çullanan
çeşit çeşit baskılar, bir basınç kaçağında
biraraya gelip, suratımızın önünde patlayıverir…

Oysa (belki) —herhalde, önceden onları biraraya
getiren, birleştiren, yoğunlaştıran da—, kapağı açarak patlamalarını sağlayan da, kendimizizdir.

Herşeyi birbirine karıştırmışızdır ya —asıl
yaşamsal olarak, kendimize katmak isteyebileceğimiz
etkiler ile, geçirmemiz (ve aşmamız —’kazanmamız’)
gereken gündelik yaşamda, pek önem vermeden —
nazikçe, ya da aldırmazca, belki ezerek — gelmesine,
ama geçip de gitmesine izin vermemiz gereken
ötekilerden gelen etkileri, hep, biribirine
karıştırmışızdır ya: İşte bunun da acısını,
bunun da sorumluluğunu, kendi yaşamımıza katarız —
katmak zorunda kalırız…

Hep tazelemek isteriz ilişkilerimizi
— ama, hiç düşünmeyiz kendimizin
ne denli bayatlamış olduğunu —

Biz kocayıp giderken, geriden gelen genç kuşaklar,
ağzımızı sulandırır — ama işte biz,
eskimişizdir,
artık…

Oruç Aruoba
-yürüme-

BOĞAZDAN TÜMCELER – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA MART

MART

1.
Geceleyin, tersanede kızağa çekilmiş şilebin parlak kavuniçi ışıkları, sırtını döndüğü masmavi Boğaz’ın ak-gümüşsü pırıltılarını bastırır.

1.
Dışarı çıkıp Bülbülleri dinleme vakti geliyor mu; gelecek mi — gelecekler mi?..

1.
Kaçıncı dalışında gagası balıklı çıkacak acaba Karabatak —bak; say!..

—2. Soğukların kırılması

2.
Bugünkü teftiş sırasında hadlerini aşıp laubâli laubâli kanat salladı Karabatak müfrezelerindekilerden bazıları — gidinin köftehorları : çok yüz verdim bunlara da ondan!..

3.
Kış boyu daralmış, kurumuş, sönükleşmiş Boğaz’a tozu dumana katarak yağmur getiren Lodos, Sis’i dağıtııp oraya buraya savurduğu damlalarla nasıl da pırıl pırıl açıyor havayı.

3.
Onca pus, nem, bulut (akşam vakti hem!) : örtememişlerdi ne Venüs’ü ne Ay’ı —
pırıltılarımıza engel olamadılar.

4.
Gittikçe siddetlenerek dışarıdaki havayı soğutup yüksekteki bulutlardan kopardığı damlaları pencere camlarına vuran Lodos, yarattığı karışıklık içinde, dalga dalga savurduğu yağmur akıntılarıyla nasıl da zorlaştırıyor görmeyi.

— 5 Ağaçlara su yürümesi

5.
Bu soğuk geceyi kar yüklü çalıların altında geçireceğini umduğum Bülbüller — keşke size sığınak olabilseydim…
…….

Oruç Aruoba
-tümceler-

Boğaz’dan Tümceler – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA BOĞAZDA KIŞ Sarıyer_in Büyükdere semtinde de manzaranın ayrılmaz

ARALIK

—Soğuklar başlar

1.
Saksılardan taşan suları da, pencere camındaki buğuları da, ayarlamalı; yoksa, bilemezsin, nerelerden, nerelere…

2.
—Sis, düşmüş Bulut’tur;
Bulut da, yücelmiş Sis…

2.
Yükseklerde oynaşa oynaşa Emirgân’dan Çubuklu’ya doğru Boğaz’ı aşan Karga sürüsü —

Ortanca’nın umarsız yaprakları, küskün dalları —

Naneler kıpır kıpır…

— 3. Fırtınaların esmesi
— 4. Recep başlangıcı
— 6. Kuzey rüzgârlarının esmesi

7.
Galata Köprüsü’nü Günbatısı’na karşı siper edip,
Haliç’ten gelen ılık sularda uyuklayan Martılar…

7.
Bütün yapraklarını dökmedi bütün Çınarlar hâlâ :
Ağustos sıcaklarından beri, ne kavurucu Lodos, ne öfkeli
Poyraz, ne kurutucu Gündoğusu, ne şiddetli Günbatısı
koparıp alamadıysa yapraklarını dallarından; şimdi de, Karadeniz’in bütün suları üstlerine boşalırken,
direnmeleri, belki, Çamları kıskanmalarındandır —
yoksa, büyük atalarından birinin yavaşça devrilmesini mi anımsatmak istiyorlar acaba, sessizce?…

— 8. Yaprak dökümünün sonu
— 9. Karakış fırtınası

9. Sinsi, ufacık çıtırtılarla kendini eleveren soğuk Yağmur,
gelecek Kar’ın yolunu açıyor.

9.
İlk Kar…
…..
Oruç Aruoba
-tümceler-      Görsel: Sarıyer/Büyükdere ..

GÜNLERLE GİDEN – Oruç Aruoba

ORUÇ AROBA GÜNLERLE GİDEN

Yok artık bulabileceğin sessizlik
Derinliklerinden çıkan kırık ay
Kuruyan çiçeklerindeki eziklik
Hep yitik zamanlardan yankılar.

O yalnız çamın çevresi kuşatıldı
Yanında toprak yığını, önü duvar
Beyaz kelebeklere yazılar yazıldı
Artık ne kar, ne ateşböcekleri var.

Şimdi dışarı çıksam, yeniden işitebilir miyim
Aldırmaz seslerini, o neşe dolu şarkılarını
Eskilerden taşınmış coşkuya dayanabilir miyim
Tutabilir miyim geçmiş günlerin yankılarını?

Oruç Aruoba
-sayıklamalar-

Görsel: ©Orhan Güler ..Denizli – Sarayköy..

GÜNDÜZ YARASALARI – Oruç Aruoba

DÜŞLER

I.
Neyiz ki biz?
İlk ışınları görününce güneşin,
Kaparız tepenin gözkapaklarını —
Çam değiliz ki, kollarımız açık
Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.
Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,
Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,
Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.
Tanımayız alacakaranlığı delen,
Tepelerin arasından seçen bakışı. —
Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

II.
Geceyi düşleriz gündüzken,
Geceyken de gündüzü, —
Yitirebileceklerimiz yitiktir
Onlardan uzaktayken — ama
Özleriz, döneriz yeniden
Yitirmeden
Yitirebileceklerimizi
Yitiremediklerimize.
Yitirebilirdik, deriz;
Ama yalnızca bir fiil çekimi bu —
Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
Gündüz yarasalarıyız biz.

III.
Sağlamdır düşünce temellerimiz,
Ama altlarında kist vardır, sonra kum —
Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
Taştan duvarlarımızla, dimdik
Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı
Kaydırır temellerimizi hemen.
Duyarız yerçekimini hemen,
Titreriz. Sımsıkı, gergin
Bağlar vardır
Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,
Ya temelsizse temeli
Bütün bu bağları
Bağlayan
Bağın?
Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.
Gündüz yarasalarıyız biz.

IV
Yapacaklarımız vardır kocaman,
Kocaman başarılar, yüce çağrılar; ama,
Tutmadığımız bir eldedir aklımız,
Bir son selamda, biz aceledeyken gönderilen —
Nedir ki acelemiz, niyedir ki?
Camın boşluğunu arayan kocaman
Pervaneler gibi, kanat çırpan
Işığa ulaşmak için
Çırpınan, camı kıracakmış gibi —
Düşmanımızdır oysa ışık bizim,
Kanatlarımızı yakan, kavuran —
Aradığımız—ışıkta— nedir ki?
Işıktan gelir ölümümüz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

V.
Hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz,
Ama bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi —
Nasıl da kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız,
Nasıl da rahat. İç sızlaması nedir bilmeyiz;
Başedilmez gerekçelerimiz hazırdır çünkü hep —
Kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız,
Sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri.
Övünürüz delik deşik, bölük pörçük
Yeşilliğimizle — yenmiş bitmiştir oysa
Büyüme noktalarımız, su çekmez artık
Kök uçlarımız, dökülüp gitmiştir
Taç yapraklarımız artık,
Nasıl da yabancı topraktan baş uzatmış taze fide bize.
Gündüz yarasalarıyız biz.

VI.
Bir görsek andığımız yüzü,
Tanır mıyız? —Tanır mıyız
Sevdiğimizi, bilir miyiz neydi—
Sevdik mi, seviyor muyuz?
Yürüyüşü, saçının dökülüşü—
Anımsar mıyız, anımsıyor muyuz?
Bir anıdan başka nedir ki sevgimiz?
Gündüz yarasalarıyız biz.

VII.
Koy başını omuzuma yine.
Aldırma, söylenmeden kalsın
Düşünülmedikler, bilinmedikler —bırak
Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler —bırak
Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.
Gel —uyuyalım güneş görününce,
Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
Ama şimdi —sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri—
Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle—
Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

Oruç Aruoba
-BİZ
(zaten) / önce-

Yaşam (ki) – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA YAŞAM Kİ 22

22.

Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın : “unutulmaz bir an” denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,
tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka bir kişiyle
birlikte, bir şey yaşadığında (bir sevinç, bir acı…) 
—o zaman gerçekten yaşarsın.

Ama bu “an”ları son derece seyrek yaşarsın
(kimi insanlar —çoğunluk?—bunları hiç yaşamaz
belki); son derece de kısa… Gene de, bunların sağladığı
anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan
çölünü yeşertmeye yetecek.

Oruç Aruoba
-Yaşam (ki)-