YALNIZ KIZ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN YALNIZ KIZ
 
Kız yalnızlığına oturmuş
Sevgisiz ölümsüz yaşamasız
Kara halklar kara budalar oturmuş
 
Güzün umutsuzluğuna oturmuş
—Kim bilir evreni onun kadar—
Bir yaşaması bir daha
Tatlıdır ağacın suyun akması
Çayırın bir yaşaması yürümesi
Bulutun tatlıdır
Kara kuşlar buzlu denizler oturmuş
 
Gece kararsızlığa oturmuş
Üstüne su üstüne dağ
Üstüne acı oturmuş
 
Gülten Akın
-Kestim Kara Saçlarımı-

BİR KARINCA BAŞINI ÇEVİRDİ – Gülten Akın

BİR KARINCA BAŞINI ÇEVİRDİ - Gülten Akın

Bir gönülcüğü vardı sütbeyaz
Cömertti cömert alabildiğine
Toprak kokardı avuçları
O bu toprağındı doğma büyüme

Dostları vardı ufacık tefecik
Sayısını kimse bilmezdi kimse
Bir türkü söylerdi yavaştan
Bitmedik ekinler üstüne

Kitapları vardı açılmadık
O kelimeler dışında hürdü
Küçülür küçülür böceklerle
Dünyayı avcunda görürdü

Yâr olmadı felek ne çare
Hafiften bir rüzgâr esti
İnanılır şey değil ya gerçek
Göz göre göre değişti

Büyük şehir dedi gezdi
Yaman esrar dedi çözdü
Su gibi okudu yazdı

Düşündü enine boyuna hürriyeti
Düşündü olan oldu bir kere
Boşuna… kımıldayamadı kolları
İmrendi çerçevede resimlere

Toprak çömertlikte berdevam
Yerli yerinde kitaplar dostlar
O yaşamaya gönüllü
Ölüm gözbebeklerine bakar

Zaman ikiye bölündü ansızın
Yağlı kurşun canevine girdi
Değmez efendim değmez
Bir karınca, dönek devrana
Başını çevirdi.

Gülten Akın
1952
-Kırmızı Karanfil-

BİR KARINCA BAŞINI ÇEVİRDİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN BİR KARINCA BAŞINI ÇEVİRDİ

Bir gönülcüğü vardı sütbeyaz
Cömertti cömert alabildiğine
Toprak kokardı avuçları
O bu toprağındı doğma büyüme

Dostları vardı ufacık tefecik
Sayısını kimse bilmezdi kimse
Bir türkü söylerdi yavaştan
Bitmedik ekinler üstüne

Kitapları vardı açılmadık
O kelimeler dışında hürdü
Küçülür küçülür böceklerle
Dünyayı avcunda görürdü

Yâr olmadı felek ne çare
Hafiften bir rüzgâr esti
İnanılır şey değil ya gerçek
Göz göre göre değişti

Büyük şehir dedi gezdi
Yaman esrar dedi çözdü
Su gibi okudu yazdı

Düşündü enine boyuna hürriyeti
Düşündü olan oldu bir kere
Boşuna… kımıldayamadı kolları
İmrendi çerçevede resimlere

Toprak çömertlikte berdevam
Yerli yerinde kitaplar dostlar
O yaşamaya gönüllü
Ölüm gözbebeklerine bakar

Zaman ikiye bölündü ansızın
Yağlı kurşun canevine girdi
Değmez efendim değmez
Bir karınca, dönek devrana
Başını çevirdi.

Gülten Akın
1952
-Kırmızı Karanfil-

ELLER İLAHİSİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN ELLER İLAHİSİ

Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanda el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabaha dek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya

Görsem ellerini oğlumun
Ardında bağlı durmasa
Kalmasa Alucra sisler içinde
Gevaş’a kurtlar inmese
Cano kızak yap oğluma
Uçar gider göle doğru
Çığ düşer, Artos’a salma

Ellerini görsem oğlumun
Dizgini tutarken atının üstünde
Sağrısı yelesi al ürpermede
Ferhan usul usul titrese

Ellerini görsem oğlumun
Yeşil söğüt dalını incelikle
Kuş sesleriyle değiştiğinde
Beş yaşında çalışkan ellerini
Uçtu gitti kitapların ardında
Uçtu gitti kalemlerin ardında

Gülten Akın
-Ağıtlar ve İlahiler-

KENDİSİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN KENDİSİ.jpg

Kimse kendisi değilken
— eklendi ve çıkarıldı çünkü —
bir daha bir daha
sıcak soğuk
mutlu sıkıntılı
kat be kat hepsi de
kendisi örtüler altında ve maske
o da ayıramaz artık
hangisi sahici hangisi sahte
oyun nerde başlar nerde biter
sevgi nefret sevgi nefret
elde kalan ne
pörsümüş bir tin ve
durmaksızın iç çekme

Gülten Akın
-beni sorarsan-

ANADOLULU ELLAS’LA HEYKELLER — Gülten Akın

GÜLTEN AKIN ANAOLULULU ELLAS HEYKELLERİ

Konuştukça bağrında bir ağırlık duyan
Konuştukça suçlu. Sanki olmaz bir şeyleri
Ardarda yedirmişler de bulantılı
Gergin iplikler salıyor sesinden dünyaya
Karşısında bir iki üç çamurdan heykel
Dik duruyor, bağırıyor. Her kımıldayışta
Her kımıldayışta dökülüyor.

Oysa
Bir yerlerde hep sıcak odalar olmştur
Sıcak odalarda eski adamlar olmuştur
Sessiz adamlar olmuştur, dedeleri
Mucize gösteren, yatır, evliya
Mumlar da yanmıştır gömüt başlarında
Kuşlar da dönmüştür omuz başlarında
Beyaz kuşlar
Sonra kuşlarla bu eskimiş odaya gelinmiştir
İki yüz yıl yol yürüne
Dursun Kaptan gemisine binile
Karadeniz ortasında yelken açıla
Fırtına. Yolcular duaya
Ak sakallı biri
Hey kaptan. Kim ola kim ola kim
Geldiği gibi gitmiştir
Fırtına uykuya yatmıştır.
Yelken açılıp dümen tutmuştur.
Biri gidip anlatmıştır Ünye’de
Anlatmasıyla
Kuşlar kaybolmuştur. Mumlar sönmüştür
Ölmüştür atalar dolaplarda
Çile sürüp gitmededir. Gidecektir
Ocağevlerinde

Bir gün herkes ölecektir ölecektir
Tanrı kalacaktır. Ocak yanacaktır.
Odada hep birileri bulunacaktır.
Gülümseyecek, baş eğecek, iç çekecektir.
Kötüler saklanarak
İyiler söylenerek
İnce uzun beyaz, yumuşak giysili
Biçimsiz bir taştır masa üstünde eli
Saklamak ama niçin. Gülüyor heykelin biri
— Eziksin.
— İyi bak. Ben mi sen mi?
Halktan soluklar alırken, üflerken halk üstüne
Ey kentin isi çamuru, ben mi sen mi?
Şimdi gittikçe düzelmiş masa üstünde eli
Yavaşça kaldıracak
Masa sallanacak. Bu kesin
Masa devrilecek sonunda
El yumuşayacak, incelecek
Bir deste sarı nergis
Bir esim yel göğ mısırlar üstüne
Toprakta bir şenlik alahey
Makinalar kızlar el ele.

— Paristen biraz terbiye, diyor heykelin biri
Kentleri eğitelim. Köyleri… Ah ne kaba
— Sen bilirsin tanrım, nerdesin dedem evliya
Sen ki hep omuzlarında kuşlarla
Toplardın dağılan askerleri
Yürütürdün gemileri sağ salim
Bozardın rahata kaçan heykelleri

Dolaşan yumağın ucu bulunur
Mangala patates gömülür, cezveler sürülür
Pencere karşısı patikada
Taşınır hasta salları, ölü salları
Öfke kırılan omuz başları, duran bacaklar değil
Öfke salından düşen ölüdür
Kitapların gizi öfke, çatlar salınır
Dolaşan yumağın ucu bulunur

Halktan soluklar alınır
Üflenir halka bilinç
Halk gibi yaşamakla yaşamakla

Gülten Akın
-Kırmızı Karanfil-

Görsel : İbrahim Balaban