ELLER İLAHİSİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN ELLER İLAHİSİ

Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanda el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabaha dek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya

Görsem ellerini oğlumun
Ardında bağlı durmasa
Kalmasa Alucra sisler içinde
Gevaş’a kurtlar inmese
Cano kızak yap oğluma
Uçar gider göle doğru
Çığ düşer, Artos’a salma

Ellerini görsem oğlumun
Dizgini tutarken atının üstünde
Sağrısı yelesi al ürpermede
Ferhan usul usul titrese

Ellerini görsem oğlumun
Yeşil söğüt dalını incelikle
Kuş sesleriyle değiştiğinde
Beş yaşında çalışkan ellerini
Uçtu gitti kitapların ardında
Uçtu gitti kalemlerin ardında

Gülten Akın
-Ağıtlar ve İlahiler-

KENDİSİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN KENDİSİ.jpg

Kimse kendisi değilken
— eklendi ve çıkarıldı çünkü —
bir daha bir daha
sıcak soğuk
mutlu sıkıntılı
kat be kat hepsi de
kendisi örtüler altında ve maske
o da ayıramaz artık
hangisi sahici hangisi sahte
oyun nerde başlar nerde biter
sevgi nefret sevgi nefret
elde kalan ne
pörsümüş bir tin ve
durmaksızın iç çekme

Gülten Akın
-beni sorarsan-

ANADOLULU ELLAS’LA HEYKELLER — Gülten Akın

GÜLTEN AKIN ANAOLULULU ELLAS HEYKELLERİ

Konuştukça bağrında bir ağırlık duyan
Konuştukça suçlu. Sanki olmaz bir şeyleri
Ardarda yedirmişler de bulantılı
Gergin iplikler salıyor sesinden dünyaya
Karşısında bir iki üç çamurdan heykel
Dik duruyor, bağırıyor. Her kımıldayışta
Her kımıldayışta dökülüyor.

Oysa
Bir yerlerde hep sıcak odalar olmştur
Sıcak odalarda eski adamlar olmuştur
Sessiz adamlar olmuştur, dedeleri
Mucize gösteren, yatır, evliya
Mumlar da yanmıştır gömüt başlarında
Kuşlar da dönmüştür omuz başlarında
Beyaz kuşlar
Sonra kuşlarla bu eskimiş odaya gelinmiştir
İki yüz yıl yol yürüne
Dursun Kaptan gemisine binile
Karadeniz ortasında yelken açıla
Fırtına. Yolcular duaya
Ak sakallı biri
Hey kaptan. Kim ola kim ola kim
Geldiği gibi gitmiştir
Fırtına uykuya yatmıştır.
Yelken açılıp dümen tutmuştur.
Biri gidip anlatmıştır Ünye’de
Anlatmasıyla
Kuşlar kaybolmuştur. Mumlar sönmüştür
Ölmüştür atalar dolaplarda
Çile sürüp gitmededir. Gidecektir
Ocağevlerinde

Bir gün herkes ölecektir ölecektir
Tanrı kalacaktır. Ocak yanacaktır.
Odada hep birileri bulunacaktır.
Gülümseyecek, baş eğecek, iç çekecektir.
Kötüler saklanarak
İyiler söylenerek
İnce uzun beyaz, yumuşak giysili
Biçimsiz bir taştır masa üstünde eli
Saklamak ama niçin. Gülüyor heykelin biri
— Eziksin.
— İyi bak. Ben mi sen mi?
Halktan soluklar alırken, üflerken halk üstüne
Ey kentin isi çamuru, ben mi sen mi?
Şimdi gittikçe düzelmiş masa üstünde eli
Yavaşça kaldıracak
Masa sallanacak. Bu kesin
Masa devrilecek sonunda
El yumuşayacak, incelecek
Bir deste sarı nergis
Bir esim yel göğ mısırlar üstüne
Toprakta bir şenlik alahey
Makinalar kızlar el ele.

— Paristen biraz terbiye, diyor heykelin biri
Kentleri eğitelim. Köyleri… Ah ne kaba
— Sen bilirsin tanrım, nerdesin dedem evliya
Sen ki hep omuzlarında kuşlarla
Toplardın dağılan askerleri
Yürütürdün gemileri sağ salim
Bozardın rahata kaçan heykelleri

Dolaşan yumağın ucu bulunur
Mangala patates gömülür, cezveler sürülür
Pencere karşısı patikada
Taşınır hasta salları, ölü salları
Öfke kırılan omuz başları, duran bacaklar değil
Öfke salından düşen ölüdür
Kitapların gizi öfke, çatlar salınır
Dolaşan yumağın ucu bulunur

Halktan soluklar alınır
Üflenir halka bilinç
Halk gibi yaşamakla yaşamakla

Gülten Akın
-Kırmızı Karanfil-

Görsel : İbrahim Balaban

SESİN BENİ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN SESİN BENİ

Sinek aşka sığmaz
ölüm uçucu olsa da aşka sığmaz
siyah aşka sığmaz, gidilir siyaha çünkü
siyahtan dönülmez, bir başka bahar yoktur altında
girebilir belki ufacık bir oğlan
aşkın sınırlarına
—hani indirmişti babası da arabadan
yolda bırakmıştı onu
sürüp gidiyordu ardına bakmadan—
oğlanın annesi endişe sisidir
usulca süzülür aralıklardan

sesin
sesin beni

Gülten Akın
-Sonra İşte Yaşlandım-

YANLIŞLAR – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN

uzak, artık çok uzak bir dostun
elyazısıyla
yanlışları düzeltilmiş bir kitap
o kış, kışlar yanlış
ne kadar yanlış yaşanmış
kimin için yanlış, kim görmüş de yanlış
o kadın bir akşam kuşkularını
bırakıyor gibi yapmış
kış dört duvar
oda dar, ılık yakınlık
göstere göstere giyilen hoşgörünün
ötekine yüklediği ağırlık
dar eski merdiven
nitekim kaldırmadı
basamak trabzan yan korkuluklar
biri yukarda kalındı
aşağda öteki
arada
uzak
çok uzak bir dostun
elyazısı, düzelti

Gülten Akın
-Sessiz Arka Bahçeler-

©Henry Alexander

 

MAVİ KUŞ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN MAVİ KUŞ 2

2

Dünyayı tanıdı, meğer yolun üstündeymiş
yılanı köpeği kuzuları gördü
yılan derisinden çıkıyordu
(gömleği eğnine dardı, neden çıkarmadı)
çok geç.
köpek yarasını kendi sağaltıyordu
kendi kendisini ödeyenler vardı
(öder başkaları kimilerini)

kuzu muydu? sıcak eller okşayarak susturuyor
korku bırakmıyor yalnız yürüsün
onunlaydı, herkes korkusunu besliyordu
sonra kokulardı, her şeyin her yerin
onda kalıyordu
çocukluğun, güz penceresinden çamların kokusu
kış odalarının kekre, yaz evlerinin turuncu kokusu
temizlik tozları faturalar yemek tarifleri
tanrım tanrım tanrım tanrım
nelerle kaplandı
saatçı değilken bunca hurda saat
nasıl birikmişti

sevsem, birileri beni sevse dediğinde
kimse kimseyi sevmiyordu
yetim bırakılmış tetikçileri
işverenden yakınırken izliyordu
ekran bankalarla, alışıldık paralarla
saldırıyor saldırıyor
tam o an üst üste çekilmiş resimlerden
bir kol değiyordu omuzlarına
işte sildi

her şeyi okudu öyle sanıyordu
oysa daha vardı
neydi bilinmez ki
yanlış kapıdan girdiğinde
dönme düşlerinden başka
ne kalır geriye

Gülten Akın
-Uzak Bir Kıyıda-

MAVİ KUŞ – Gülten Akın 

MAVİ KUŞ - Gülten Akın 

1
Mavi kuş uzak tellerde, şehirlerimiz güç
işgal altındayız
dışa düşen hayat hayatımız
onu oralara biz atmadıksa
kimdi, kimler
yoğunluğuyla hızıyla renkli camın bile
ulaşamadığı
ne aşk ne şiir ne şarkılar
ardından koşuyor koşuyoruz

İyon denizine dalıp çıkan
bir kıyıda yaşıyorum (yaşıyormuşum)
ansızın yanımda biri, koruyucummuş
oysa beni kutsal dağdaki tanrılar
ve öteki büyük Tanrı korur
(söyleyemiyorum)
“kim” diyorum yalnızca
“seni kim gönderdi bana”
“çocuklar” diyor
demek çocuklar hayatıma
hâlâ karışıyorlar

eşya, hayır istemiyorum
artık istemiyorum eşya
dünyanın sesini kesiyor
süreğen bir uğultuyla
bizi sarmalayan sesini
eşya ‘tık’ diyor, ya da ‘trak’
hayır artık onu istemiyorum
denizin saldığı ebruli kabuk
baygın portakal
şakacı dalgalar, anaç kumsal
gülün gerinerek
kumdan başını çıkaran çiçek
dalına sıkıca tutunan elma
çözülüp dökülen nar
kuşlar
onları duymayalım
yok, eşya yok artık
demir pas, kalın camlar, kunt plastik
bitsin bu gürültücü saltanat

çılgın şairleri olmalıydık
dünya
bize çılgınlık bırakmadı
hayatın ağırlığıyla ütülendik
temiz ve uslu
ne zaman kımıldasak
onlar yolumuzu kesti, aydınlandık
şehirlerimiz zor
şiirimiz hayatımız işgal altında

iktidar ölüme tutunduğunda
ve zenginlik talana
tel koptu
mavi kuş şimdi uzak tellerde de görünmüyor

rüzgârın kırılan sesi, şaşkın çığlık
pancurları örtük evler
sessiz kımıltısız kış uykusunda
bir sevgili bir dost bir aşina
beklenmiyor
kimi yaratıklar
aslını yadsıyan insanın sureti halinde
kırıp geçiriyor
sıcaklığı cesareti (ürküntüyü de)
ruh için gerekli nelerse, onlar

şirin biliniyor nasılsa köpekler
sırnaşıyorlar elin sıcaklığına
kimse konuşmuyor onların
küçük kedileri parçaladığını
keyifle seviliyorlar
kediler, incitilmiş küçük kızlar
uzak ağaçlara kaçıyorlar
boyunlarından tutuluyor savunmasız
tedirgin saçlarından
(ellerindeyiz)

kendine konuşan yaşlılarla
delilerle
şımarık köpeklerle dolduruldu kentler
kaçtık
güze kaçtım, otlar
böğürtlene saklanan bülbül
mevsimi şaşırmış acemi kelebek

nerenin pazarı böyle kalabalık
sanıya dolaşan renkli camlar
dili döküyorlar, icapsız üretmiş
çiğneniyor, geçiliyor
tezgâhın son saatları içim bildiriyor
herkes birazdan yerlerine dağılacak

biz deliler miyiz akıllılar mıyız
suskunluğun okuluna yazılanlarımız
işgal altınka, kentler bizim kentlerimiz
artık incinmiyoruz bile
bizi incitemiyorlar
onlar söylüyor biz izliyoruz
(dinlemiyoruz)

ülkem dilim oldu, ben böyle kaçak
onların dilini giyinmiyorum
soyunmuyorum
şiir söylüyorum dışardan dışardan
kenar yerler, varoş, balını sunan kırlar
yanar döner, ipotekli, saptırılmış
bilim ulaşmadan üstümüze
örtünerek
büyüyle gizemle dünya inancıyla
gerçeği yeniden kurabilir miyiz
şimdi belirsiz

dediler ki,
kimileri yurt tuttular hasreti
kimileri deryaya garkoldular
neye yaradı ki şiir
yoksa eski gemilerin ambarlarında
emtia gibi taşınırlarken
İyon denizine dökülen onca mülteci..

ustaları vardır keserler biçerler
hangi soru sahipsiz kalır
(inip kalkıyorlar
martı varsa balık da vardır
diye geçirdim içimden)
buzdan kalelere yapatarak kötücül duygularımızı
öteki yanımız bize yetebilir
çünkü günümüz azaldı
dünyanın günü azaldı
bana değen bize değen
çünkü bir gün
çünkü o gün herkeslere değebilir
çünkü günümüz azaldı

Gülten Akın
-Mavi Kuş/Uzak Bir Kıyıda-