YEŞİL ARKA BAHÇELER – Gülten Akın

gÜlten akin yeŞİl arka bahÇeler

Kentlerde iniştir arka bahçe
diktiğin gül çeliğini yoklamaya
uçarak inersin tüy yaprak
baharlar
dönüşte sonra
yokuş ağırlığınca yüklenir üstüne
sonra bu serseri mayın
nereden gömülmüş gizli toprağına
kayarsın elinde değil
mayın o sezdiğin yerinde
(sessiz) seni beklemede
bir sürçme, belki bir acele
kayma kayma kayma kayma
kayarsın

Gülten Akın
-Sessiz Arka Bahçeler-

Seyran Destanı – Gülten Akın

seyran destani gÜlen akin

” Deniz ya da göl kıyılarından, ırmak yalılarından uzak, yalçın ve çıplak bir kaya parçasının eteğinde kurulmuş olmakla birlikte, gökyüzüne atılırken, taş toprak kesilmiş dalgaları andıran görkemli dağları, bin renkte, gürbüz doğu
ve batı levhaları, çok yıldızlı ve ışıklı gökleri ile (Ankara), eşsiz bir yayla güzelidir. İklim sağlam, havası temiz ve kuvvet vericidir. Ovayı sıra setler, tabiyeler halinde çeviren demir, tunç ve bakır renkli dağlar, Ankara’yı Türk yurdunun zaptolunmaz hakim kalesi haline
getirmiştir.”

Atatürk
10 Ekim 1933

**
Birinci Bölüm

Ağıtla başlarız yaşamaya
Konuşmadan önce sövmeyi biliriz
Yarısı alkışsa sözlüğümüzün
Gerisi ilenç
Bizim kadar çabuk hangi desti dolar
Akar hangi böğet
En gergin tel biziz
Amma
Kaç Eyüp şaşkına döner sabrımızdan
Dağları tutmuşuz boylarımızla
Ayakta bir halkız
Kentlerde simgemiz kondularımız
Bin duran uygarlık eskittik
“Göçtür göç”ü vuran davulumuz
Eskimemiştir

Kente son kapıdan giriyoruz
Karanlığın usul ustaları
Keskin dişli bir köpeği
Üç kişinin yedeğinde gezdiriyorlar
Bize kimliğimizi soruyorlar
Mayısların hesabını soruyorlar
Söylüyoruz
Okusunlar
Sanmasınlar susan bir kuşağız
Bizden sonra bağıracak olanlar
Tartılmıştır gövde
İple sürgünle zulumla mapusla
Tartılınca gövde
Hele hesap sevdiklerimizin başı üstüneyse
Anlaşılmış olmalıdır
Kim kaçaktır kim düzmece kim yiğit

Kente son kapıdan giriyoruz
Hava dingin değil, bastırılmış
Dul bir kadın sessizliğinde
Kavgadan iz yok
Düşman bildiğimiz düşman değil
Aman bu nasıl barış
Barışın böylesi görülmemiş
El işte, ağız yoklukla dalaşta
Kim açmış bunca okulu
Kim basmış bunca kitabı
Herkes ama herkes
Gözleriyle tükürmesini öğrenmiş

Kurtuluştan önce sardırın yokuşa
Bir yanınız Bülbülderesi
Altınız Bağlar Caddesi
Sürün, dizleriniz iyce kesilsin
Aman dediğiniz yerde düze vardınız
Sağda sıra sıra apartımanlar
Solda, İncesu’yla Esat arası
Derede tepede kondularımız
Çorum’dan, Sıvas’dan, Kastamonu’dan
Yozgat’tan, Ankara dolaylarından
Öteki kentlerden köylerden
Bir bir, sonraları onar on beşer
Geldik
Geldik Seyranı kurduk.

Toprağa bağlıyız
Toprağa bağlıydık ama değildik onun kölesi
Efendisi de değildik.
Bitmeyen bir pazar kurduk
“Yazın başı pişenin
Kışın aşı pişer” diyerek
Aldık-verdik, alışverişe oturduk
Denge bozuluncaya dek
Ve denge bozuldu bir gün
Çekirgeyi hayladılar yazıya
Ot kalmadı koyununan kuzuya
Şeytan dakneşti işimize
Veriyoruz yine azalsa da
Alıyoruz yine
Ama bizde bir şeyler çoğalıyor
Dipsiz kuyulara dönüyoruz, masal devlerine
Ne versen aç, ne giydirsen çıplak

Öğütüyor değirmenlerimiz: Gerek gerek gerek
Motor gerek okul gerek su gerek
Radyo gerek asfalt gerek cam gerek
Beylerimiz kadar güç gerek
Ne bir eğsik, ne bir artık.
Tabancalar alıyoruz
Kimin için? bunu bilmediğimizden
Biribirimizi vuruyoruz
Damlara düşüyor, damlardan çıkıyor
Askere gidiyoruz, dönüyoruz
Gurbete gidiyor dönüyoruz
Gurbete gidiyor dönüyoruz
Gurbete gidiyor dönüyoruz
Sonra dönmüyoruz bir gün
Kondularımızı kuruyoruz

Gülten Akın
-Seyran Destanı-

Görsel : İbrahim Balaban

KARGIŞ AĞIT – Gülten Akın

kargiŞ aĞit - gülten akın

Kararıp pas bağladılar
Yine bağlarlar
Uzun ürkünç bir süreyi bizden geçirenler

Yiğitlenip kanlı kavgaya düşen
Pusulanıp sonsuz uykuya düşen
Mapus gibi ince belaya düşen
Ağır yokuşları dizden geçirenler

Yad nesne değmedik yara kanar mı
Elini uzatmadan ateş yanar mı
Kısır biçimlere kuşlar konar mı
Yoku yoksulluğu özden geçirenler

Gülten Akın
-Ağıtlar ve Türküler-

Koçaklama – Gülten Akın 

2018

Bir çağ ki öyle en olmayacağı
Kuşatır yasaklar üstünü örter
Susuz bir tavşansın dolanırsın
Suya değerken ayakların

Masalsın korkunçsun, eskisin masalsın
Örtük odaların iç içe odaların
Üşür senden uzakta senin yanında korkar
Tay bacaklı, sıpa gözlü bir kadın

Pis ya vurmak, incitmek kötü ya
-Gülünç ya öyle bulmadığı bazılarının-
Kaygısız yaşamanın ormanlarında
Sen avcı olsan avlanamazsın

Gülten Akın
-Kestim Kara Saçlarımı-

 

DÜĞÜN VE KAR – Gülten Akın

48356297_2196886633654786_6053727399797850112_o

Sıcak aydınlık bir düğün kederi
yoğun karla, ıssız geceyle uyuştu
bizi kapıdan geçirmişlerdi 
küçük kız, genç kadın yalnız
herkes içerde kaldı
sokak boyunca ikimiz

benim göğsümde kar, senin dizlerinde
beyaz tiftikten atkınla öyle
yürüdük
herkes orda kaldı
üveydiler mi ya da kış günü
keyiflere, sıcak odalara bağlı

kar yükseliyordu ayaklarımız
ince bedenimize ağır
donuyorduk
yokuş boyunca usul
kanatlı kapının önünde durunca
sarıldık, ağladık

öyle dingin öyle yumuşak
ince ipekten
gülümser hüzünlü
çılgın çekingen
en uzak uçları birleştirerek
öyle de onurlu durmak

ölüm seninle benim aramda
aşılmaz bir duvar ördü
ertesi karlarda geceleyin
bir başıma acıyla büyülü
hasretle dağlanarak
yürüdüm

Gülten Akın
-Sessiz Arka Bahçeler-

AKIL İÇİN YERGİ – Gülten Akın

Toplaşır da yeşil durgun suların başında
Göğe bakarlar onulmaz bakışlarla
Ve bir kara bulut evlere değip boşalınca
Yürüyüp giderler akılları ayaklarında

Yılın bazı günlerinde, o kadar az bazı
Düşünürler
Akıl diz değil ayak değil, akıl
Kazarlar toprağı, bellerini tutarlar
Kasketi geriye atarlar, örerler taşları
Ay doğar kavuşma yerlerine
Yoğurt mayalarlar bakraçlara
Kuytularda taşla ezik göbekler kurtlanır
Kaçak odun, kancık eşek, borca don göynek
Kazma değil kürek değil, ey akıl

Akıl temel değil tüfek değil, akıl
Ambar boşalınca, kar gelince
Av düşlenir çulluk biçiminde, tavşan biçiminde
İlkel değil, tanrının verdiği ilk uygarlıktır
Alucra yapısı silahını kuşanır

Boş dönerler. Boş dönmemek için vuruşmuşlardır
Geçen yazdan bir kan anısıyla
Akıl kan değil, yürek değil, akıl

Gülten Akın
-Kırmızı Karanfil-