EV – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN EV

-beklenen biri için betimleme-

Ön bahçede güller açan ev kırmızı
asmış çamaşırlarını komşu verandaya
pazara giden ev

balkonundan mendil kadar deniz gören ev
üstüne martılar üşüşmüş bir kalyon
hangi yüzyıldan demirli orda öylecene
uzun yağmurlarda çatısı akınca
komşuya küsen ev
şeftalili zeytinli vişneli ev
kaysı aşılanmış erik dalına

uzaklara bakan ev balkonundan
(o yüzden mi yakınların yakınmaları)
dalgın unutkan kaygılı, küssün mü konuşsun mu
(yelden bir sonbahar sudan bir yazda
ne kadar saklanabilir o ağırlıksız sır)

patikalar uzun sokaklardan
kendine yollar edinen ev
havalanmayı bekleyen ev
bir dede bir torun bir uçurtmayla
ya da gurnete çıkmayı -hafif gemiler-
erteleyip temmuzu ağustosu
apansız eylüle giren ev

odaları şarkı tutan ev
biri mistik biri güncel biri öyle eski
pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan
melâli hüzünden ayıran ev

işte o ev

Gülten Akın
-Uzak Bir Kıyıda-

ŞEHRAZAD – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN ŞEHRAZAT

Şehrazad o binbir kara geceden
ulaştı masalsı aydınlığa
sesler rüzgâra sığındı
onunla uçtu uzağa

içinde kendine çevrik bir ok
sen acemi durdun
avcısın, ya hiç yakalayamadın
ya tuttuğun kaydı elinden hızla
acıyla sınandın, övgüyle sınandın
benzettiler, etiketler
“gördüm gördüm” dedi kimileri
“aylası vardı”

sardın sarmaladın elde kalanı
bitimsiz geceye sakladın
şimdi hepsi düştü
Gülten gizde kaldın

Gülten Akın
-Kuş Uçsa Gölge Kalır-

Bir Kayığa Biner Geceleri – Gülten Akın

gulten-akin-bir-kayiga-biner-geceleri

Tadını, yağmura duygulanmanın
Paylaşır kuşlarla biri gizlice
Gülmesini tutamamış bir sincap
Sallanır utanç bahçesinde

Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden
Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen

Uzun sokakların ucunda evleri
İlk denemelerden geri dönülmüştür
İtildikçe içe, durduğu bilinen
Bazı dostları yitirmeye gidilir

Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden
Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen

Bir kayığa biner geceleri
Sığlıkta o kadın tek başına
Dua biçiminde inceltir korkuyu
Sunar içtenliksiz, tanrısına

Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden
Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen.

Gülten Akın
-Sığda-

Görsel: Christian Schloe

ZALIMSIN – Gülten Akın

gulten-akin-deli-kizin-turkusu-ve-zalimsin

Zalım sen
Şahin doğan atmaca
On bin avcı kuşuyla
Dört geniş filin sırtında
İpek çadırınıa kurulmuş
Kubilay Han mısın?

Tek tek parçalıyor havada
Genç turnaları doğanların
Ağzın dünyayı bir uçtan bir uca
En barbar eğlenceyi
Gündeme getirdin yeniden
En incesinde çağların
Zalım sen
Sırtlan mısın?

Zalım sen
Biçtiğin giysiyi başkalarına
Sırtında görürsen şaşma
Tanrının ve ulusun kutsallığına
İkelleri kanda sığınılmaz
Sığınamazsın

Gülten Akın
-Ağıtlar ve Türküler-

KIŞLALAR DOLDU BUGÜN – Gülten Akın

gulten-akin-kislalar-doldu-bugun

Kışlalar doldu bugün
Boşalmadı doldu bugün
Ayrılıklar oldu, acılar oldu
Yitikler oldu bugün

Bir sıraya yazılmıştır adları
Biri bir çentik kısa biri bir çentik uzun
Dışarda
Evlerde yollarda
O parçamız olmuş hüzün

Biz halk isek
Biz iğnenin deliğinden
Görür isek Hindistan’ı
Bu bizim mutsuzluğumuzun
Suçu kimin suçu kimin
Kimler dosyalara yazılmayanlar
Biliyoruz, onlar da biliyorlar

Gülten Akın
-Ağıtlar ve Türküler-

Gülten Akın, (23 Ocak 1933 – 4 Kasım 2015) Anısına sevgi ve özlemle…

gulten-akin-kendi-yalnizliginda-unutulmus

KENDİ YALNIZLIĞINDA UNUTULMUŞ – Gülten Akın

Ağaç köklerinde böcekler vardı
Topraksa üç mevsim davetkâr
Büyük denizler vardı kuşlar vardı
Benimse düşüncelerimi bağladılar

İçesiye seyretmeli alacakaranlığı
Gri denizler üstündeki kuş
Gözlerimi ona bağışlıyorum
Kendi yalnızlığında unutulmuş

Bu sonsuz sarılık içinde
Serçeler dilsiz elmalar acı
Eski kıtalar vardı
Sıcak insanlar vardı
Şimdi birbirine yabancı

Gündoğuda bir nöbetçi şimdi
Eski kıtalar ardında mahzun
Ellerimi ona bağışlıyorum
Çaresizlik içinde upuzun

Dilekler büyütürdü gafil kızları
Azizleri vardı şehirlerin
Yer gök arasında çaresiz kalmışız
Gemiler gelsineski çağlardan
Gemiler dolusu aydınlık gelsin

Gülten Akın
1952
-Rüzgâr Saati-

ZEHİR – Gülten Akın

gulten-akin-zehir

Üstüme dökülen zehir
uyutmuyor, işliyor diplere
ben miyim değil mi uyurgezer
odamda gecelerce

aşk ve dünyayı hak edememiş
kavganın kuruttuğu insanlar
sinekler gibi çarpıp camlara
düşüyorlar yarı karanlıkta

camlar mı aklım mı hayalim mi
oradan oraya, oradan öteye
sağalsın, dinsin istiyor
dıştakiler ve dipteki
dayanamıyor
dinsin, artık yeter

Gülten Akın
-beni sorarsan-

ADACIO – Gülten Akın

Şimdi akşamları kurt
sabahları köpek oluyor rüzgâr
saçağa otlara dala vuruyor
usul usul sallanıyor kuşevi

kim kime seslendi?
değil, ben öyle sanıyorum
düş üreten yalnızlık içinde
bir mekândan bir mekâna
bir zamandan bir zamana
kendi ormanımızda

yer kaygan, çam pürleriyle
uzaklarda
usul bir ırmak akıyor
Albinoni elimden tutuyor
“Sarı yaseminler” diyor,” erik çiçekleri
bunca kalabalık sana yetmedi mi?
ne çok seçtindi de ne çok sığındındı
şimdi bu şikâyet niye”

ufak şeylerdi, diyorum, küçük soluklar
bir ömre karşılık bu kör yalnızlık
değildi seçtiğim

üşüyorum üşüyorum
şubat kendini kurtaramıyor

Gülten Akın
-Kuş Uçsa Gölge Kalır-

KORKU İÇİN İLAHİ – Gülten Akın

gulten-akin-korku-icin-ilahi

Gelecekler
Korku beni bağlamasa
Korku
Yazılıdır gündelik defterimizde
Temize çekerken çoğumuz
Harflerini düşürmüşüz
Ya da silmişizdir bir güzel
Yerine gerekçesiz yiğitlenme
Oysa
İnsan yaşarken de ölürken de
Vardır korku ipek kozamız içinde
Bekler kendi yöntemince
Gün gelir, sarılır

Gelecekler
Korksam, korkudan korkmayarak
Söylesem kendime ki
Korku
Hayatımız içindedir
Tıpkı ötekiler gibi
Korku beni bağlamasa

Gelecekler
Korku miktarınca yaşandıkta
Ufak ufak parçalayarak
Dönüştürsem
Dönüştürsem, uğrasa kozasından
Yeri kalmasa sarılacak

Gelecekler
Korkudan korkmuyorum
Her şeyi kendi içinde
Çözmeye ve yeniden kurmaya
Hazırım
Bekliyorum

Gülten Akın
-Ağıtlar ve Türküler-