Turnam, Bir Devir Çalsak Felekten – Turgut Uyar –

Copyright © 2020 - NECMİ TUTUK

Dilerim ki, Tanrıdan yurdumun
Cümle çiçekleri açsın, kırmızı, mavi.
Yeşermedik yer kalmasın,
Kuru ağaç kalmasın.
Cennet misali…

Turnam, ben fakir bir insanım
Hani, yurdu kahveler, hanlar olanlardan.
Sürülüp çıkarılmış ömrü boyunca
Alaca hatıralardan..

Bir şey değil benim unutulmuşluğum
Ben gün gördüm vaktile yeterince.
Tut ki Vanlıyım, yahut Muşluyum
Kaderimi vurmuş sırtıma, düşmüşüm yola
Tenha kasabalardan..

Tekmil memleketim avuçlarımda
İşte Madenli, işte Yolüstü, işte Söğütlükızık
Emrahın, Karacaoğlanın âşık gezdiği yerler
Yazık Turnam, körolayım yazık.

Bu memleket bir dilim ekmek, boylu boyunca
Yemekle doyulmaz.
Bu söğüt, Hörünün bilekleri.
Bunlar topuk sesleri Şahsenemin
Bu Köroğlununki işte, mavili kız
Bu memleket kavli çakmak, sarma cigara
Bir rüzgâr, bir yaylâ gecesi, yıldız yıldız..

Yusufun Züleyhası vardı Turnam, bilirsin
Yanık Keremin Aslısı.
Benim de günlerimde, gecelerimde
Bekir Efendinin kızı.

İsterim eşle, dostla, yâranla,
Aydınlık günlerde, masallarla, yürekten.
Kerem Aslısile, Mahmut Elifile, zavallı
Ben ortanca kızıyle Bekir Efendi merhumun
Cümle âlem sevdiğiyle, kaygısız ve şen
Turnam, bir devir çalsak felekten…

Turgut Uyar
-Türkiyem-

©Necmi Tutuk..

Biliyor Musun – Turgut Uyar

ADNAN YÜCEL SEN YOLCULUKLARA YENİDEN BAŞLA

biliyor musun
aşk şiiri yazmaktan bıktım
bir gün şöyle bir baktım
yazdığım bütün şiirler öyle
bir sarsılma, nedir bu
bir otuz aşk şiiri daha
kendimi hiç suçlamadım

peki o zaman ben neden
dereceler sokayım koltuğumun altına
ateşim varsa zaten
ey gözleri maden
çünkü aşk bir suçlamadır
sonuna kadar yaşanmamışsa
bir bardak birada yeni bir deniz
ve yağmur
eski bir denizde yeni bir ada
yaşanmamışsa

sözgelimi Galata’dan Afrika’ya gidiyordum
korsanları kralları ve bazı ülkeleri
ve bütün madenleri
ve kendi sonumu
iyi görmüyordum sonunda
her türlü madeni
elimde bir sürü kağıtla
hazırladım kendimi

Turgut Uyar
-Kayayı Delen İncir(1994)-

AÇLIK ÇOĞUNLUKTADIR – Turgut Uyar

TURGUT UYAR AÇLIK ÇOĞUNLUKTADIR © Anatoly Gordienko

gülü çiğdemi filân bırak
sardunyayı karidesi filân bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır

her kişinin ukalâ ömrü
yeter sanılır çiçeklenmeye
ve dünyanın karanlığından
bir aşk bahanesiyle kurtulmaya
kaçıp giden baharların anısı
elden ele devredilen bir gençlik duygusu
lâleler sümbüller bütün öbür boklar püsürler
hakkım var mıdır bunları söylemeye
—vardır
güneş doğarken ve batarken
yazdan kışa girerken ve kıştan çıkarken
ve dağda ve kırda
hakkım vardır—
çünkü en azından dünyadan
dölsüz katırlar geçer
yüklü vagonlar geçer
demir yüklü şilepler geçer
yelkenleri işletenleri ve tayfalarıyla
ve onların karıları ve çocuklarıyla
ve bilinmez sanılır geleceği
bir demiryolu makasçısının
oysa kesinlikle yazılmıştır
her sevgi kitabında
asıl olan açlıktır
çoğunluktadır

sevişmek o yüzden gereklidir
evet açlık, yok olsun bütün incelikler
mendiliniz var mı, kabak ograten
böf strogonof mantar fileminyon
güneş görmemiş midye
midye görmemiş güneş
ve soygun halindeki otel malzemeleri
ve altın arayıcılar
ve istedikleri yerlerde
yüksek graviteli petrol bulanlar
hem thames kıyısında
hem mekong deltasında
bir kalça fotoğrafına bunlarla birlikte bakanlar
çoğunlukta değildir
açlık çoğunluktadır

artık her şeyi yaşadık
ve birlikte düşündük
ve düşündük ki her şey cehennem
bir bakışta
ve cehennem
başarılmamış bir savaştır
dünyanın ortasında kullanılmamış bir su
cehennem, insanın kendi ciğeri
at sırtında taşınan ölü
kundağa girmeyen bebe
karanlıklarda açan çiçeklerin
bir insanın ölümüne dönüşü
bir insan ölümü olmaya
çünkü açlık çoğunluktadır

—işte o zaman diyorum ki—
gelişin şen olsun senin
her şey esirgesin seni
çünkü açlık çoğunluktadır
ve ezecektir gücüyle dünyayı
—ikimize bir aşk elbette yetmez
türlü şeylerin savunulduğu—
diriliğe eşitliğe tokluğa
artık ayıp olan tokluğa
çünkü açlık çoğunluktadır
açlık.

Turgut Uyar
-Toplandılar (1974)-

© Anatoly Gordienko

 

MALATYALI ABDO İÇİN BİR KONUŞMA – Turgut Uyar

TURGUT UYAR MALATYALI ABDO İÇİN BİR KONUŞMA

Her şey akıp gider
——Oh onlar birer ayçiçeğidir yüzleri
güneşe ve aya dönen
Hep güneşe

—Ve ben ruhçulara göre şaşkın
Zevcelere göre alkoliktim
Evet gerçekten hayatımda çok içtim
Ne kadar içtim, ne kadar duraklardan geçtim
Öfkenin ve sevincin özrüne sığınıp
Ama. Bir akşam oldu muydu iyi bir akşam
yani saksı çiçeklerinin üzerine tozlar konan
ve çalışmışsam o gün, dürüst ve islâm kalmışsam
bu iyi bir başlangıçtır derim aşk yapmaya.
Sular ısıtılmalı güğümlerde ve karım
birtakım moda dergilerinden bile olsa karım
güneşin batışını fark etmeli ve deniz
bir kavga gibi girmeli aramıza
farketmeli ki iyi bir güneş iyi bir yataktır
benim kollarıma
ve fayton seslerini duymalıdır loşluğa giden
benim kollarıma.

——Bilmem yetkim var mıdır söylemeye onun
anadan doğma mutsuz olduğunu.
Mutluluk evrenseldir kolayca bölüşülür
Kolayca hazırlanır kendiliğinden
(Kimine bir kadın kimine bir başkaldırma) ——

Oysa şimşekler çaktı mıydı Bolkar’ın üzerinden
sular tarlaları bozdu muydu
ve bir kadın azıcık davet taşıdı mıydı
neden söylememeli, Anadolu’da
gecelerin zifaf olmaması imkânsızdı
Ve kocaman bıyıklarıyla
ayışığını zorlayan
Çoğalma duyguları

——Bu arada tiyatrolar oynanır
hak edilmiş gece ayasını karıştırır insanın
ve birden karşı karşıya gelir
Romeo ile Kerem ve ben
bir düzeni eğitimli bir adam olarak kabullenen
susarım aşklarına her ikisinin
-araya koca gözlü bir küçük kız girmese-
sevmek başka bir yetenektir hemen anlarım.
Hemen anlarım, hiç yanılmam
ve çarşılarda, cami avlularında
ahşap çatılar altında nice kültürler gelişmiştir
bilirim. Ama bir akşam
hakedilmemiş bir akşam
dürüst ve islâm kalmamışsam
yeter kendimi yargılamama
bir şey yapmam
biraz daha beklerim——

—her şey akıp gider, bir katı hüzün kalır
Her zaman geceleyin kalır o, bazen gündüzün kalır

Beyaz gömleklerin ve kayıt defterlerinin
banka sıralarının ve sıra beklemelerin

Ve bir düzenle yüzyüze gelmenin anısı
Bugün başka şey ve başka bir şeydir yarın

Ah! İşte öyle bakmayın
Bir geçmişi anmaya var mısınız
Biraz benimle, biraz benimle, biraz uzak ama yarın
Geçer gidersiniz uzaklardasınız.

Ben de bu dünyaya geldim geleli
Benden böylece işte ne umarsınız.

Ah! Her şey akıp gider, bir tarlalar ve sevda kalır
Ne sevdadır ne bıçaktır, utançlardır saklanır

Çocuklar bir gecedirler girerler yatağımıza.
Birisi sağımıza, birisi uykumuza ve biri mirasımıza

Ve gizli bir başeğmedir sizde aşk
Kilimlerle ve orkidelerle oyalanan
Bizde bunun kim farkına varır.—

—Koca bıyıklarıyla indi Malatya’dan
Çarşılar ve ortahalli evler
Semaverler ve hamurtahtaları uyanmadan.
Malatya’nın Kâhta kasabasından ve kâhta’nın
Uzun, silik, uzunsilik, uzun
Bir davalı mezrasından.
Güldü ve bülbüldü
Yolları ve dağları yassılaştıran,
Bense bir şehirden bir oğlan
sonunun nereye varacağı belli olmayan,
adı ya büyük bir aşka karışan
ya da hiç hatırlanmayan.
Soyumuz geçerlidir biliyorum geçerlidir,
sık sık unutulan soyumuz
geçerlidir
bir kıyıya bir sandal gibi bağlanan.

Gelirdi.
Malatya’nın Kâhta kasabasından
Kocaman bıyıklarıyla,
adı bir kanuna hemen uygulanan
Kâhta’nın
ve o sonsuz bülbülü avucunda taşıyan
ve o sonsuz gülü avucunda taşıyan
Yani koca bıyıklarıyla güllü ve bülbüllü bir adam
Gelmiş geçmiş bütün öbür şeylerin
her şeysini bir parça kendinde taşıyan
kentinde taşıyan
(Dumanlı ve derin ve karşılıksız
Şiirine ve geçmişine küskün)
kucağında
büyük gözlü bir kız çocuğu taşıyan.

Banka bağışı sıralarda oturdular oturdular
ürkek ve şaşkın girdiler röntgen odasına
fakülte hastanesinde ikiyüzbir sıra numarasında
o kız çocuğuyla kucağında
kocaman gözleri, babasının
kocaman bıyıklarını yadırgatmayan,
öyle dağlı aşklara alışkın öyle müslüman
kocaman bir kız çocuğu
şöyle ki
vilâdî kalça çıkığından daha kahraman.

İnsan tükenir sanırım bir çiçeğe durmadan baksa bile
bir güzel aşk okusa bile.
Biz nerden tükeniriz adımız saydam
hele akşam oldu muydu çok daha saydam,
kapanır gideriz sözlükteki bir aşk anlamına
ve tabancamız yok.
Bilmeyiz silâhı yerinde kullanmayı
Kimbilir silâhı yerinde kullanmayı
dağlı aşklardan ve kan davalarından başka?
ve kadınını bir alet gibi güzel kullanan
kucağında iki yaşında bir çocuk
kocaman bıyıklı adam.—

ben de bu dünyaya geldim geleli
“giderdi
bir atlı giderdi dünyayı umursamayan
ve terkisinde gebe kalınan
büyük bir atlı

Durup bütün kinsizliğiyle.
Kucağında büyük gözlü bir kız çocuğuyla koşuşan
elleri paraya alışkın olmayan
kocaman bıyıklı bir adam.

Ne kadar hoyratsınız ve uzaktasınız.
bu çok az bir şeydir biliyorum
belki balkona asılan çamaşırlar
ve bir otobüs parası biliyorum

Senin sonun çamaşırlar asılı bir balkona varırdı
bir sokağın en güzel adına varırdı
biraz islâm, biraz yaban ve cünüp
ve batı ve para en güzel kurtuluştu.”

—Ben de bu dünyaya geldim geleli
Ucu mor püsküllü marpucum mu var
Ya bir savaş çıkar bozar dengemi
Ya bir ahu gözlü kıyar canıma

Ah! Şimdi bakmayın kocaman bıyıklarıma
Kucağımda kuş gözlü bir küçük kız
Kentlerde o anasız ben kadınsız
Tumturak bir nasır boğazımda

Her şey akıp gider bir katı hüzün kalır
Her zaman geceleyin kalır o, bazan gündüzün kalır

Ben de bu dünyaya geldim geleli
Ölmezsem, öldürmezsem
Kim benim farkıma varır? —

Turgut Uyar
-Her Pazartesi (1968)-

Atatürk’ün – Turgut Uyar

TURGUT UYAR ATATÜRK'ÜN 19 MAYIS 2019

—Benim aşkım sahidir
Çünki sahidir
Yıldızların aralıksız parıldadığı
Suların akmadığı uzaklarda
Şimdi ben diyorum ki
Çünki sahidir
Ottan kuştan buluttan
Ne varsa memlekette
Atatürk’ün

Önce bataryaları ateşlendi mevzilerde
Sonra bulutları ateşlendi
Atatürk’ün
Sonra süvarileri doludizgin
Dağlardan birer bayrak getirdiler
Sonra birer bayrak alıp götürdüler
Şimdi ben diyorum ki
Çünki sahidir
Dağlar eskimişti ama iyiydi
Hürriyet eskimişti ama dirisi daha iyiydi
Harp kötüydü ama iyiydi
Bir doğuya bir batıya parıltılarla
Macerası yeniledi maceramızı
Atatürk’ün

Bir kendimize inandık bir ona
Çünki sahidir
Acılarımız alıştı karanlığa
Suyumuz mu akmıyordu hayır
Rüzgârımız mı esmiyordu hayır
Haberler bir enine bir boyuna dört bucaktan
Bir beyaz yırtıldı bir siyah parçalandı
Bir nefes bitmeyecek nöbetine başladı tam teçhizat
Bir söylesem duramaz ağlarsınız
Çünki sahidir
Dilim varmıyor demeye
Atatürk’ün

Ama artık bulutlarımız yenidir
Ama artık kuşlarımız yenidir
Ama artık hürlüğümüz yenidir
Ama çocuklarımız ama buğdaylarımız ama atlarımız
Bir eski serüvenden kan revan içinde çıkarttığımız
Siz durun
Şimdi ben diyorum ki
Çünki sahidir
Ottan kuştan buluttan
Ne varsa memlekette
Atatürk’ün

Turgut Uyar
Kasım 1953
-“yitiksiz”-

 

©Rezzan Yıldız

BIKTIM BÖYLE… – Turgut Uyar

TURGUT UYAR BIKTIM BÖYLE

Üç yıl sonra mıydı bilmiyorum
ama ekimin onbeşiydi onu buluyorum
ekimin onbeşiydi ama
ekimin onbeşinde ne oldu bilmiyorum
herkesin sular gibi dağıldığı ama herkesin
bir sur önünde miydik bir yolda mı
semtini bilmediğim bir karakolda mı
sonra topluca bir bahçede durduk

bıktım böyle sayrılıklardan
ateşim çıksa neyse ne
neyi bıraksam aklımdan bir suya karışıyor
bir büyük savaşda Kıbrıs kıyılarında
vurulan ve ölen bir askerin
çelik miğferi gibi
dipde ışıltısını görüyorum yalnız
elimi eteğimi çekiyorum bahçeden
sazlıklara vuruyorum belleğimi

zalim bir ilk yazdı ama yaşadığımız
işte bunu unutmamalı unutmamalı
bir ölüm nefes alırken bir dudakda
öbür bütün şeyleri nasıl anlatmalı
miğferin paslandığını usul usul
bir yangının söndüğünü
ve suların pırıl pırıl kaldığını
bir otobüs Mersin’den Mardin’e giderken

o zaman aşkınla dol kalbim
nerden ne kadar derlediysen o kadar
senin kendine seçtiğin alâmeti farika
uzun bir gece görünümünde geçerli hâlâ

Turgut Uyar
-Dün Yok Mu-

BİR HAZİRAN TÜKETİMİ ÜSTÜNE – Turgut Uyar

BİR HAZİRAN TÜKETİMİ ÜSTÜNE - Turgut Uyar

Nasıl hatırlamazdı birisi
Bir gün, bir yaprağı yaşadığını

Verimli bahçesinde mutsuzluğun
Okuyup eksildiğini, gazeteleri.

Haziran sancılı bir ülkedir kalbimize
kısa öğle vakitlerinde yaşadığımız
Bir kırmızı diye kullandığımız
ve ara sıra
öyle sandığımız.

Nasıl hatırlamazdı uğultuları ve
Zabıt kâtipleri arasında
Bir gün, bir yaprağı yaşadığını

ve kapıyı açınca çöp tenekesi
bir haziran tenekesi
yeşil salataların ve
kalkan düğmelerinin ve
deniz ölülerinin doldurduğu
ve
çekip içine en olumsuz sürekliliği
omuzsuz ve süreksiz bir adam
kemer yerine askı kullanan bir adam
ve ara sıra öyle sandığımız
cinsellik yerine acemilikle aşkı kullanan bir adam.

Nasıl hatırlamazdı gidip gelmeler ve
basımevlerinden ve limonatalardan ve
çarşambalardan ve limonata satanlardan ve
adliye saraylarından artan
bir günü,
bir yaprak gibi yaşadığını.

O güvercin bir at gibi bitirdi haziranı
büyük burun deliklerinde bir telâşı soluyarak
bizim özenle azar azar kullandığımız
kırmızı bir şey diye kullandığımız
bir delikanlının azar azar kullandığı ve
Güllerin limonların ve hastanelerin
reçetelerle, dolmuşlarla ve güzelliklerle ve
herkesin öyle sandığı.

Turgut Uyar
-Her Pazartesi-