Bir Veda Havasından Aysız Sevinçsiz Kelimeler – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM BİR VEDA HAVASINDAN AYSIZ SEVİNÇSİZ KELİMLELER

Yıllarımın en acar
en uçarı
duyguları
nasıl da yüreğimin en kırçıl
en acımsı
yaraları oldular
Bu ne yaman
bir rüzgâr?
Sanki gök
bir uçurum..
Bulutlar
kırlangıçsız
ışıksız..
Kırağı vurdu kıra..
Dal sızlanıp kurudu..
Köreldi
kökleri nanelerin..
Itır
kokusundan soğudu..
Bu ne sakar bir duygu?
bir yanı
yangınlanır
parıldar
Bir yanı
can atar solgunluğa..
Kırağı vurdu..
Söndü ateşböceği,
dağıldı ürpertisi ruhuma..

Bir karartıdır artık
en körpe tomurcuğun
en narin gözeneği..
Elveda nazlı bebek..
Elveda kelebeğim..
Yüzünü gecelerin
ıssız boşluğuna gizleyip
için için ağlayan
yanık gelin
elveda..
Yazık ki
bağrımda uğuldayan
huysuz
uykusuz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Geçip gidiyor işte
günler
hiç durmadan..
Dilerim
tozlanmasın yeniden
özlemindeki uyum
o hırçın inceliğin
karlanmasın bir daha..
Ne benimle acılan
ne ömrün acılansın..
Bağrımda uğuldayan
aysız
sevinçsiz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Elveda mavi çiçek..
Elveda tarla kuşum..

Nihat Behram
1978
-Irmak Boylarında Turaç Seslerinde-

İSTANBUL’SUZ – Ümit Yaşar Oğuzcan

ÜMİT YAŞAR İSTANBUL SUZ

Bir zamanlar düşünmezdim başka kentleri
Orada siz vardınız bir İstanbul vardı
Boğaz akşamları, Beyoğlu geceleri
Hatıralar bahçesinde güller açardı

nereden baksam güzeldi İstanbul’unuz
İstanbul içre som altından dakikalar
Yaşanmış ne varsa; paha biçilmez, sonsuz
Mor tepelerinden denizlerine kadar

Şimdi terk etmek bu şehri düşmek yollara
Ayakta çarık, elde asa ile varmak
İstanbul’dan ayrı nice İstanbul’lara

Ulu bir çınardan düştü bir kuru yaprak
Demeyin —Ne yer memnun, ne ağaç eksildi
İstanbul bensiz kalacak şehir değildi

Ümit Yaşar Oğuzcan
-Şiir Denizi 1-

BAŞKASI GİBİ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU BAŞKASI GİBİ

bu gece bırak beni
kırılmış dal gibiyim
suskun güz birikimi

yorgunum
savrulmuş harman yeri
bitti
yitirdim birşeyleri

yitirdim evet
içimde parıldayan o ateş söndü
kirlendi ellerimin inci gergefi

aşklardı
yalnızlığın kendine varan sesi
aldanışlar
boşuna yatağını arayan nehir
sürükleyen dünleri

hiçbir şey avutamaz beni bu gece
yürüdüm o çizgiyi
ve bitti

kapat geceyi artık
birşeyler ört üstüme ve git
yarın yine gülümserim
başkası gibi

Ayten Mutlu
-Kül İzi-

DELİBAL – Arife Kalender

ARİFE KALENDER DELİBAL (2)

‘Mecnun söğüt leylanın toprağında yetişir’
Şeyh Galip

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

ecel bendim, iksir bendim, huri ben
merak arkadaşım, ateş ruhuma bela
göze candım, köre mana
gizlendiğim tenhalarım buldular
asi hayvanlarım evcil odalarda
tufanlarımdan habersiz uyudular

söktüm mührü kapıdan, vesikalıyım
güle kar’ı sordum, mevsime yalan
zakkumdan öz topladım
süt içtim sütleğen damarından
şaşkın gezdim, can kanattım sabaha
çekildi sis, hükümsüzdür fermanlar

yüksek uçtum, densiz durdum, deliyim
güzel çirkine döndü, aklarım kirli beyaz
peteğimi zemheri ıslığıyla doldurdum
kobra çiçeğine kondum
kuş baskınlarından, ayı pençesinden kurtuldum
balın zehrini bilemeden, şerbetini tattılar

arı idim, ağuları şeker ile yoğurdum
zerresinden şifa bulur, yine derde düşerler
ay yenisi gecelerde iniltiler duyulur
sözden imdat bekledim
uslu yaklaştım gize
dil ile sırladım peteğimi, sırra sorular sordum
şiirin şerri aşkın koynunda yatar

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

deli bal, deli bal
baldan derman
deliden cinnet umulur

Arife Kalender
-delibal-

YANILSAMALAR – Metin Altıok

METİN ALTIOK YANILSAMALAR 1 MASA

1. MASA

Ne zaman bir masaya otursak
Seninle karşıkarşıya,
Masa durmadan uzuyor aramızda.
Tozlu yol oluyor giderek
Ve ben başlıyorum koşmaya.

Sonra bakıyorum hiç değişmemiş,
Duruyor olduğu gibi
Aramızda cansız masa.
Kestiremiyorum bir türlü
Uzak mısın, yoksa yakın mı bana.

Derken içimde bir korku
Başlıyor mayalanmaya.
Ve omuzumda bir kuzgun,
O parlak siyahlığıyla
Alayla bakıyor suratıma.

Metin Altıok
-Yerleşik Yabancı-

Kara turna ekspresi – Haydar Ergülen

HİLMİ YAVUZ YALNIZLIK BİR TARİHTİR

Atilla Jozsef istasyonunda indim trenden
uzandım hayatın üstüne boylu boyunca
ilk maaşımı almıştım son defa Şirket-i Hayriye’den
deniz ve tren; ikisiyle de şiire giderdim ben

Atilla Jozsef istasyonu uzakmış Budapeşte’den
şairim, Pendik’te inecek değildim ya trenden
hem benim bir gözüm karadır, diğeri takma
bu kara kuş da nedir, turna olsa gerektir
müjdeler olsun iki gözüm dedim de
kara gözüm karardı, sevinç ile ışıdı cam gözüm
kaderinde gözü olur mu insanın olurmuş meğer
kader bende bir göz oldu karadan
öyleyse çıkaralım dedik şu hayatı aradan…

… o zamanın parasıyla yirmibeş lira maaşım
yıl yetmişüç daha sigaraya bile başlamamışım
Ankara Birası yok satıyor çünkü yok,
Tünel-Beyoğlu, Pasaj’da bir bira, Arjantin
iyi de bugün arife, boşver, bayramsonu içerim
çoğu dinden imandan çıkarır, azı tevekkülden mi ne
dindar eder adamı şu para denen meretin
hem ilk maaştan kafa çekilmez derler
kaçarmış bereketi, nasıl olsa hayat bir tren
çok istasyon var daha arada iner içerim

sallandığıma bakılırsa bir gemi olmalı hayat
amaaan şimdi bayram seyran, sonrası faşizm
dedim bana müsaade iyisi mi ben burada ineyim
hem ilk maaşını denizden almış bir şairim
hem Attila Jozsef’i de görürüm dedim, indim
trenden o iniş, baktım ne Budapeşte burası
ne Attila Jozsef var görünürde, belki takma
gözüme denk geldi, göremedim, bu kara kuş da
nedir, turna ekspresi olsa gerektir, “Bağında
üzüm kaldı”, daha dün akşam Cem Karaca
yazlık sinemadaydı, turnada gözüm kaldı,
ezildi onsekiz yaşım, kim silecek gözüm yaşın
biz dünyadan gider olduk Haydar Can dedim
bu şiiri yerime yaz, iki gözüm, yoldaşım…

Atilla Josef istasyonunda katar olmuş turnalar
al gözüm seyreyle, yerime gör, kardeşim Haydar
ceme götür dön beni turnalar semahında
dar beni yor beni dünde gör ki neler var
dur beni sor beni günde gör ki neler yok…

Haydar Ergüler
-Keder gibi ödünç-