Tarihte bugün – Murathan Mungan

MURATHAN MUNGAN TARİHTE BUGÜN

Yamar tarihten devşirilmiş örneklerle kendini
sahteliğin şimdisi

“Dönüp tarihe bakacak olursak”:
Tarihte delilden çok yalan var.

Her yüzyılın suçu kendi çürüğüne morarır.

Dünyanın doğumundan başlayarak
kaç insan ölmüş bugüne kadar?
varlık ölüme istatistikle katlanır.

Tarihin belli dönemlerinde
daha ağırdır sıradan olmanın bedeli

bu yüzden sadeliğin süsüne kaçılmadan dahil edilmeli
tutum alan söze
gündeliğin, sıradanlığın önemi
örneğin, ilk aşk gibi unutulmaz
ilk cinayet de
malum, günün moda sözlerinin neonu yetiyor
ağzı idare etmeye
gerisine ne gerek var? Hatta
Mutfakta biri mi var?
Katil uşak çıkacak!
ya da Eyvah Kocam Geldi!
herkesin film karakteri olmak istediği bu çağ
biliyor kendinin bir cümlesi olmadığını
hafıza bile on beş dakikalık metafora kilitli
kendi klişesini kırmaya yetmiyor kimsenin şifresi

kes yapıştır kırpıntıların tıkadığı süzgeçlerden
istatistik damıtıyor çiğ gerçeği:
Bu kadar çoğul benzerlik
o kadar büyük yalnızlık getirir
Evet mutfakta biri var, evet katil uşak,
Evet ömrü uzun olmaz taşradan çıkan karşı kahramanın
hep aynı şey hep aynı hep aynı
cıngıl sağırı olmuş kulaklar öğütürken kendi çığlığını

Bak, tarihte bugün:
ışık hızında uzaklaşıyor bizden
Maarif’in sarı saatinden koparılmış yaprak

Murathan Mungan
2014
-Azap Kağıdı/Solak Defterler-

YALNIZ KIZ – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN YALNIZ KIZ
 
Kız yalnızlığına oturmuş
Sevgisiz ölümsüz yaşamasız
Kara halklar kara budalar oturmuş
 
Güzün umutsuzluğuna oturmuş
—Kim bilir evreni onun kadar—
Bir yaşaması bir daha
Tatlıdır ağacın suyun akması
Çayırın bir yaşaması yürümesi
Bulutun tatlıdır
Kara kuşlar buzlu denizler oturmuş
 
Gece kararsızlığa oturmuş
Üstüne su üstüne dağ
Üstüne acı oturmuş
 
Gülten Akın
-Kestim Kara Saçlarımı-

CANYOLDAŞIMA – Can Yücel

ASIM BEZİRCİ 2

Gülmek bir erdemse Asım
Gülerdi gülmek için değil
Papatyalar açarcasına
O Erzincanlı yüzünde
Çalışmanın şavkıyla ışırdı gözleri
Bugün tek taşına da olsa
Yarın el ele
Garip bir kuştu Asım
Zümrüdü-anka
Küllerini seveyim
Öpe savura

Can Yücel
-Portreler-

Görsel: Asım Bezirci (1927 -2 Temmuz 1993)..

NEYLE- MEYLE – Can Yücel

Neyzen Tevfik Kolaylı ve köpeği Mernuş ve Mernuş şiiri

Neyzen çöker otururmuş
Barbaros sahilinde
Sütbeyaz mırvanıyla
köşe minderine
Kavaklar pamuklanıp
kavak yelleri estikçe
Ney üflermiş oracıkta
mavi gözlerini yumup
Denize karşı Neyzen
gine böyle bir sabah
Gelmiş mırvanıyla erkenden,
oturmamış ama köşe minderine
Atladığı gibi neyin üstüne
pamuklu kavak yelleriyle
Uçuvermiş Pendik’e,
yol üstündeki kabrine.

Can Yücel
-Portreler-

Görsel: Neyzen ve köpeği Mernuş..

PORTRELER – Can Yücel

CAN YÜCEL

Can Yücel’den eşsiz bir fotoğraf albümü. Birkaç notaya sığdırdığı senfonik portreler.
Şairin kendine özgü dili ve kıvrak zekâsı kadar derin mizah duygusu da bu portreleri benzersiz kılıyor.
Ama portre deyince sanılmasın ki tarafsız betimlemeler bunlar… Can Yücel, sevgisinde ve beğenisinde cömert olduğu kadar yergisinde de bir o kadar sert.

Miraç Zeynep Özkartal/Milliyet Sanat

**

‘Portreler’ kitabının ön sözünde Aydın Çubukçu; birçok farklı ismin Can Yücel şiirinde kendilerine nasıl yer bulduğunu şöyle anlatıyor:
Kimi insan öldüğünde girdi Can Yücel şiirine, bir selam sarkıttı arkalarından, Fatiha niyetine; kimi ölmeden girdi güzellemelerle, kimi hak ettiği iğneli fıçılara girmişçesine…
Bu şiirlerin bazılarını birilerine ikram etti, yoldan geçen bir simitçiden alınmış, susamlı ve sıcak sıcak: yedikçe çıtırında kendini bulsun diye..
Kimilerini zehirlemekti niyeti, “şiiriynen”… Panzehirini de cebinde taşırdı…

Argo ve kaba sözcüklerin sarsıcı, rahatsız edici olduğu kadar (ve belki de buralardan kaynaklanan) çekici bir yanı olduğunun da bilincindedir. Anlatılan kişinin imgesi, bu tür sözcüklerden ya da bu tür sözcüklerin kendi aralarındaki ilişkilerinden doğmuş yeni sözcüklerle inşa etmek, göründüğünün aksine, hayli güç bir diyalektik işlemidir. Yalnızca mizah duygusunda sahip olmakla başarılamaz, aynı zamanda çok sağlam bir mantık düzeyi de gereklidir.
….

Aydın Çubukçu

Portreler -Can Yücel
Doğan Kitapçılık; İstanbul, 2008, 156 sayfa

 

DİNLEME BAŞINI! – Can Yücel

DÜNLEME BAŞINI 12 AĞUSTOS 18 guliz_berkyer_Eski_Datca

Karşı masadan çağırdılar, buyrun dediler
Keyfim yok dedim bağışlayın, başımı dinleyeceğim biraz
Sen misin diyen, bir curcunadır koptu
Ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!
Bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!

Attım kendimi dışarı, karıştım Şarlo’nun yalnızlığına
Uçuyorum şimdi Barbaros Bulvarı’ndan aşağı
Üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın altında deniz!

Sana da söylüyorum hep, Teo,
Başını dinleyeceğine, al başını git uçmağa!

Can Yücel
-Rengâhenk-

Görsel: Güliz Berkyer..Eski Datça..

Yüzgörümlüğü – Can Yücel

YÜZGÖRÜMLÜĞÜ 12 AĞUSTOS 18

—gözünaydın çubukçu’ya

Yağmur duasına çıkmadan
Toprak kokusunu bekliyordum
Toprağın burnumda tüteceği ânı
Geldi O
Islak ayva tüyleriyle karışık
Bir fincan kahvenin kahverengi dumanı
Yeşili unutturan
Yeni bir yeşile peşrev
İri damlalarla düşen Sonbahar
Al sana bir yüzgörümlüğü

Can Yücel
-Mekânım Datça Olsun-