yaratırken yaratılıyoruz – Kemal Özer

KEMAL ÖZER YARATIRKEN YARATILIYORUZ ARHAVİ ÇİFTE KUZU ARTVİN

Akıtılan ter, harcanan çaba tanıktır
bizim ulaştırdığımız gibi köprüleri
bir kıyıya bir başka kıyıdan,
duvarlar çektiğimiz gibi bizim
azgın başıboş suların önüne,
kurduğumuz gibi kentlerde yapılar
kuruyorlar, çoğaltıyorlar onlar da bizi
dirençle çıkıyoruz her yorgunluktan.

Bizim yarattığımız gibi onları
onlar da bizi yaratıyorlar.
Öğreniyoruz karşısında güçlüklerin
yere bir köprü kadar sağlam basmayı,
esnek olmayı kaygaya girerken
ustaca dökülmüş çelik kadar
ve göğüs germeyi bir duvar gibi sabırla
zaferi hak etmek için.

Kemal Özer
-Sen De Katılmalısın Yaşamı Savunmaya/Yaralı Karanfil-

Görsel: Arhavi Çifte Köprü – Artvin

Susun – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SUSUN

sizin bu hercai ikliminizde
birer birer çürüyor nardişi sevinçlerim
boğuluyor sesim seslerinizde
al basmış lohusaya dönüyor beynim

her gün yenisini eskittiğiniz
sevişmeler sürüklüyor cenazenizi
bastığınız her yerde ayak iziniz
eziyor başka bir ayak izini

yeşili unutmuş bahçeleriniz
eprimiş gecelerin isi gözlerinizde
yama tutmaz olmuş hüzünleriniz

yalan
yanar döner sevmeleriniz
aşka sıkılan kurşun bu yarım yamalaklar
siz plastik çiçekleri koklayın
kırışmasın ütülü elleriniz

vazgeçin bürünmekten çalınmış kederlere
içinizi örtemiyor maskeleriniz
düşmeyin gövdenizi nehirlerime
suları bıçaklıyor çirkinliğiniz

susun
sussun bu yankısız gülüşleriniz
ucu kırık iğnelerle batıyor
yüreğime sahte sevinçleriniz

bunlar sizin ısmarlama kimlikleriniz
yıpranmışlar boyanmaktan her renge
yüzünüze artık başka gözler boyayın
başka öyküler giydirin seslerinize

gidin
başka denizler yükleyin gemilerinize
bu ateşler külünüzü yıkamaz

bu dağlar rüzgârlara savurur alazını
bu sular okyanuslara akar
siz gidin
başka limanlar taşıyın yaldızlı mavinize
gün gelir içinizde yosun tutar dalgalar
yazılır suyun katli tarihçenize

Ayten Mutlu
-Denize Doğru-

AĞLAMAKLA GÜLMEK ARASINDA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL AĞLAMAKLA GÜLMEK ARASINDA

Bekleyip durdum sabaha dek
Geceyi sensiz geçemedim
Ağlamakla gülmek arasında
Bitimsiz bir içlenmeydi yaşam
Ya da kahreden bir ürperme
Birini diğerinden seçemedim

Şarkılar şahlansın diye tan vakti
Ufuklara açtım yüreğimi
Dolaşıp durdum bulutlarda
Yaprak yaprak tutuşurken dağlar
Ağlamakla gülmek arasında
Durdu birdenbire sanki zaman
Sustu bütün şarkılar
Tam da hazırlanırken gülmeye
İçimde çalkalanan sularda
Apansız kıyıya vurdu bir intihar

Bugün de geç kaldım yarına
Dilim tutuldu bağıramadım
Ağlamakla gülmek arasında
Yine şarkısız çıkıyorum karşına
Yine şafaksız ve güneşsiz
Yalnızca ellerimi uzatıyorum sana
Sen ki bilirsin şafak dilini
Ha bugün ha yarın
Bütün kahkahalar bizden yana

Adnan Yücel
-bir özlem bir türkü-

SUSUN – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SUSUN

sizin bu hercai ikliminizde
birer birer çürüyor nardişi sevinçlerim
boğuluyor sesim seslerinizde
al basmış lohusaya dönüyor beynim

her gün yenisini eskittiğiniz
sevişmeler sürüklüyor cenazenizi
bastığınız her yerde ayak iziniz
eziyor başka bir ayak izini

yeşili unutmuş bahçeleriniz
eprimiş gecelerin isi gözlerinizde
yama tutmaz olmuş hüzünleriniz

yalan
yanar döner sevmeleriniz
aşka sıkılan kurşun bu yarım yamalaklar
siz plastik çiçekleri koklayın
kırışmasın ütülü elleriniz

vazgeçin bürünmekten çalınmış kederlere
içinizi örtemiyor maskeleriniz
düşmeyin gövdenizi nehirlerime
suları bıçaklıyor çirkinliğiniz

susun
sussun bu yankısız gülüşleriniz
ucu kırık iğnelerle batıyor
yüreğime sahte sevinçleriniz

bunlar sizin ısmarlama kimlikleriniz
yıpranmışlar boyanmaktan her renge
yüzünüze artık başka gözler boyayın
başka öyküler giydirin seslerinize

gidin
başka denizler yükleyin gemilerinize
bu ateşler külünüzü yıkamaz

bu dağlar rüzgârlara savurur alazını
bu sular okyanuslara akar
siz gidin
başka limanlar taşıyın yaldızlı mavinize
gün gelir içinizde yosun tutar dalgalar
yazılır suyun katli tarihçenize

Ayten Mutlu
-Denize Doğru-

BİR ŞEHİRDE TIRAMVAYLARLA YAPILMIŞ GECE GEZİNTİLERİ ÜSTÜNE – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET

İhtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda dördümüz konuşmadan yan yana yürüyoruz
her birimiz tek başına yürüyor ama yan yanayız
neler vermezdik işitmeyelim diye birbirimizin ayak sesini
acıyoruz sövüyoruz birbirimize içimizden ama birbirimizi sevmiyoruz çünkü inanmıyoruz birbirimize
neler vermezdik bir dörtyol ağzına varıp sapabilelim diye bir anda dört ayrı sokağa ama içimizden biri ölse kalanlar sevinir mi bilmiyorum
ihtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda dördümüz konuşmadan yan yana yürüyoruz
geceleri tıramvaylara biniyoruz nerelere gittiklerini bilmediğimiz tıramvaylara
üçer vagonlu geniş temiz tıramvaylar bizi korkunç gıcırtılarla bir yerlere götürüyor geceleri
yanmış duvarlar çıkıyor karşımıza ansızın ve sokak fenerlerinin ışığında yürüyor üstümüze yüksek ve inatçı yürüyor
pencereler çıkıyor karşımıza ve geliyor bize doğru yığınla ve birbirini çiğneyerek camsız çerçevesiz ve odaların insanların değil boşlukların pencereleri
kanatsız kapıların hiçbir yere açılmayan kapıların önünden geçiyoruz
sarı pazubentleri üç noktalı adamlar tıramvay bekliyor kaldırımlarda
ucu lastik bastonlarına dayanmışlar
dilsizlerin çoğu sağır mı bilmem ama körlerin çoğu bakar kör ve tıramvayların ışıkları düşüyor açık gözlerinin içine ama onlar gözlerinin içine ışık düştüğünün farkında değil
yaşlı yorgun kadın biletçiler bindiriyor tıramvaylara körleri beni elimden tutup yumuşacık yerden kaldıran kadınlar
çoğunuza bir kaç şiirden başka bir şey veremedim
biraz da keder belki
hepinize minnetliyim
yangın yerlerinin karanlıklarını geçiyoruz
barok sarayları yıkılmış alanları geçiyor tıramvaylar ve yanmış yıkılmış taşlar birbirine benzediğinden başımız dönüyor hep aynı yerde dolanıyoruz
delik deşik olmuş bu şehir başka şehirleri yıkmağa yolladığından askerlerini
ben yerle bir edilmiş şehirler gördüm askerlerini başka şehirleri yıkmağa yollamışlardı başka şehirlerin askerleri yerle bir etmişti onları
ve şehirler gördüm hazırlıyor askerlerini başka şehirleri yıkmağa yollamak için ve kendileri yıkılmak için
kemancılar biniyor tıramvaylara keman kutuları koltuklarında ve kederli uzun saçları gizleyemiyor dazlaklıklarını
bu ağustos dünyanın son ağustosu mu diye sordu kemancılardan biri bilmediğim bir dille biletçi kadına
tramvayların sahanlıklarında öfkeli delikanlılar duruyor
öfkeleri neden kime kendileri de bilmiyor sanırım
güzelim havana’da şimdi saat kaçtır gece midir gündüz müdür
genç kızlar iniyor tramvaylardan
bacakları gayet biçimli
olduğum yerde oturup kımıldamadan arkalarından gidiyorum ve taş köprünün altında ağızlarının sıcaklığını duyuyorum yüzüme yakın ve başımı çeviriyorum nerde olduğunu bile bilmediğim genç bir kadın dokunuyor omuzuma
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
ak boynu uzundur yuvarlaktır
duraklarda kara hasır şapkalı korkunç kocakarılar birbirlerinin elinden tutup geçiyor tıramvay yolunu
sağımda oturan adam gömüldü kendi içinde yitirdi kendini
yine kederli dalgalara düştü sağımda oturan
ve ben biliyorum kocalmak bu işle başlar
ve lâkin elimde değil kederli dalgalara düşmemek
ve ben biliyorum kocalmak bu işle başlar
yine kederli dalgalara düştü sağımda oturan

deponun kapısında indik son tıramvaydan
yaya dönüyoruz
dördümüz
ihtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda

ortalık ağarıyordu otele vardığımızda
odamızda radyoyu açtık
kosmos gemilerini anlatıyor.

Nazım Hikmet
3 Eylül 1961
-Son Şiirleri-