Dostlara Türkü – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ DOSTLARA TÜRKÜ
Dostlarım bilin ki burda
Bir yalnız Cahit Külebi
Garaja çekilmiş hurda
Paslanmış kamyonlar gibi
Bekler durur Ankara’da.

Ne kadın, ne aşk, ne kumar
Ne çalışmak, akşama dek;
Yüz vermez oldu sokaklar
Bir bardak su, biraz ekmek,
Yaşa yaşadığın kadar!

Gel be dünyalık hevesim
Sokul bir parça yanıma!
Toplasalar çıkmaz sesim
Bütün kızları başıma,
Gelmez elimi süresim.

Özlemi yeşerten, ufak
Ufak esen mavi rüzgâr
Nerde rüyalı ve uzak
Bıldır gezdiğim o kırlar!
Yitmiş o S kadar sıcak!

Cahit Külebi
-Dost/Rüzgâr-

Temmuz – Cahit Külebi

cahit külebi temmuz

Vücudun çıra gibi tutuştu tutuşacak
Saat üçe doğru bir temmuz gününde,
Ya beni düşüneceksin, ya da bir başkasını
Gülecek, konuşacak, dinleyeceksin
İncecik parmakların saçlarının içinde.

O zaman kim bilir ben nerde olurum?
Vücudum çıra gibi tutuştu tutuşacak.
Bir kahveye de gidip oturamam
Dost yüzünden, ağaç gölgesinden, senden uzak.

Aklına eserse çık gel evinden
Güneşin sıcağını, rüzgârın kokusunu
Anasının memesi gibi emsin derin,
Bacakların görünsün basma eteklerinden.

Boş, dünyanın güzelliği de boş
Arkadaşlar da, hayal kurmak da boş, düşünceler de
Vücudun çıra gibi tutuştu tutuşacak,
Gülecek, konuşacak, dinleyeceksin
Saat üçe doğru bir temmuz gününde.

Cahit Külebi
-Rüzgâr-

Cahit Külebi (20 Aralık 1917- 20 Haziran 1997) Anısına saygıyla…

CAHİT KÜLEBİ
İkinci Kişi – Cahit Külebi

Bazı karşıma çıkıyorsun,
Tanıyacak gibiyim seni.
-Gel biraz konuşalım, diyorum.
Cevap vermiyorsun.

-Ellerin titrer miydi eskiden?
Dumanlı mı görüyordu gözlerin?
Padişahlar gibi hayal mi kurardın?
De bana, diyorum, susuyorsun.

-Kitap okumayı severdin,
Kırlarda dolaşmayı, bahçeler
Bilmediğin kadınlar gibi miydi?
Söyle, diyorum, duruyorsun.

-Atlarla, insanlardan daha çok
Yoldaş mıydın çocukluğunda?
Neyledin hepsinin yokluğunda?
Diyorum, ağız dil vermiyorsun.

-Nasıldı ilk gurbete çıkışın?
Kıyısına ilk vardığın deniz?
Koynuna ilk girdiğin kadın?
Ağzına ilk sürdüğün kadeh?
Nasıldı delice çalıştığın,
Delice eğlendiğin geceler?
Bir tutam yonca gibi tertemiz,
O kıza âşık olduğun günler
Nasıldı, diyorum, gülüyorsun..

-Yorgunum şimdi,yorgunum çok!
Birde sen cevap vermiyorsun.
Kolundan tutmak istiyorum, fayda yok;
Bırakıp beni gidiyorsun.

Cahit Külebi
-Yeşeren Otlar-

Yeşeren Otlar – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ YEŞEREN OTLAR

Bir melek su taşıdı,
Biri serinlik taşıdı uzaktan
Biri yeşillik getirdi.
Yıldırım gibi, ama sessiz
Çimenler sökün etti kara topraktan.

Sonra sen geldin dünya güzelim!
Yürüdün salına salına,
Bastığın yerde güller açtı,
Sarıldı ayaklarına.

Aşk da yeşeren otlara benzer,
Günü saati bilinmez.
Bakarım bir gün hepsi solmuş
Dünya güzelim gider gitmez.

Cahit Külebi
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2009-

Çürüyen Otlar – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ ÇÜRÜYEN OTLAR  MUDANYA (c) Mustafa Sülak

I
Bilinmez hangi şehirde
Yaşarsın aşktan habersiz,
Küçük çakıl taşım, nasıl bulayım!
Kaybolmuşsun bir kocaman nehirde.

Bu kimin çocuğu, der, seni görenler.
Benim çocuğum, diye, sesim gelir uzaktan.
Bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
Yanakların kızarır ağlamaktan.

Bir gün sokakta rastlasam, ellerini
Alsam avuçlarıma okşasam.
Sıcaklığını tanır da mısralarımdan
Kız kardeşimsin sanırlar belki.

Son orada, ben burada
Birbirimizden habersiz
Ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
Bekleye bekleye çürüyeceğiz.

II

Senin oturduğun şehirde
Gökyüzü mavidir benimkinden,
Çiçekler daha taze
Kuşlar bile güzeldir birbirinden.

Şarkılar daha neşeli, daha mahzun
Akşamlar daha garipsi,
Umut alabildiğine geniş,
Umutsuzluksa denizler gibi;

Trenler bile daha sevinçli
Daha kederli gelir gider.
Gençler bütün haşarı
Yaşlılar büsbütün kederlidirler.

Kadınların sütü daha gür, daha ak
Çocukların iştahı, yerinde,
Gemiciler bile daha sarhoştur
Doğup büyüdüğün şehirde.

Garibim! Nazlım! Öksüzüm
Hayal rüzgârlarıyla emzir beni de
Uzak ya, kokunu duyuyorum
Gül gibi açıldığın şehirde.

Cahit Külebi
-Yeşeren Bulut-

Görsel: Mustafa Sülak, Mudanya..

Cahit Külebi,(20 Aralık 1917 – 20 Haziran 1997) Anısına saygıyla…

CAHİT KÜLEBİ SEVDA BAHÇESİ

Sevda Bahçesi – Cahit Külebi

Bir gül mahzun durur bahçede
Yaprakları yorgun.
Sen pembe güllerin en pembesi!
Hasta solgun.

Bir gül taze durur bahçede
Yaprakları diri.
Sen beyaz güllerin en beyazı
Sabahlar kadar iri.

Bir gül baygın durur bahçede
Yaprakları serin.
Sen sarı güllerin en sarısı
Yağmur gibisin.

Pembe gül hülyandır açılmış,
Beyaz gül yanakların,
Sarı gül dağınık saçlarındır,
Ve mahzun kalbim ateş gibi
Yanan dudaklarındır.

Cahit Külebi
-Adamın Biri-

 

ATATÜRK’E AĞIT – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ ATATURK E AĞIT

Edirne’den Ardahan’a kadar
Bir toprak uzanır,
Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar
Ardahan’dan Edirne’ye
Edirne’den Ardahan’a kadar.

Kopdağı’nda akar bir çeşme var
Serçe parmak kalınlığında suyu
Haram etmiş gece gündüz uykuyu
Akar da akar.

Samsun’un evleri denize bakar
Sokakları yosun içinde.
Çaparlar, takalara, mavnalar,
Bilyalar gibi suyun yüzünde
Bir iner bir kalkar.

İstanbul’dan bir yâr sevdim
Adamı günaha sokar.

Savaştepe köprüsünden geçen trenler
Sel olur İzmir’e akar.
İzmir’in denizi kız, kızı deniz
Sokakları hem kız hem deniz kokar.

Bu toprak bizim yurdumuzdur
Deli gönül yücesine çıkar,
Bir üveyik olur uçar gider
Ardahan’dan Edirne’ye
Edirne’den Ardahan’a kadar.

Amasya’ya benzin yüklü bir yaylı geldi
Yağmurlu bir günde.
Devrisi gün silah çattılar
Candarmalar hükümetin önünde.

Kemal Paşa çıkageldi
Bir alevdir aldı gitti yurdumuzun gönlünde,
Çorap gibi söküp attı
Düşmanları ordumuzun önünde.

Bu ne inançtı ki Gazi Paşa!
Atının teri kurumadan
Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde!

Davullar zurnalar döğende
Ben seni hatırlarım!

Binip trene gezende
Ben seni hatırlarım!

Tam iki yaşındaydım
Düşman İzmire girende!

Ben de gelecektim ama anam koymadı.
Küçüksün oğul dedi.
Ben giderim ana bırak dedim.
Gideceğin bu yol dedi.

Şimdi büyüdüm sürüp geldim
Felek koydun ise bul dedi

Cahit Külebi
-Yurdum-

DENİZİN GETİRDİKLERİ – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ DENİZİN GETİRDİKLERİMUDANYA SAHİL GEMLİK KÖRFEZİ

I

1948 yılında
On beş gün yattım uyudum
Sırtüstü yattım uyudum
Gemlik körfezinde.

Dağların ortasında, ayağımın dibinde
Çocuk gibiydi oynaşan nazlı sular,
Unuttuk, sevmesini çoktan unuttuk
Severse çocuklar sever.

Belki de beni değil
Dalgalar özgürlüğü seviyordu,
Dağlardan tarlalardan
Gürleyip akmak istiyordu.

Ama bu dağlar bizim dağlarımız
Ayrısı gayrısı yok denizle,
Yabancımız değil bağlar bahçeler
Zeytin ağaçlarımız.

O ağaçlar ki şimdi soluk yeşil
Sonra kömür gözlü kızlara benzer,
O ağaçlar ki anamız gibi
Durmadan emzirirler.

Gelin yaklaşın dalgalar yanıma
Bıktım insanlardan, kentlerden bıktım!
Sayın ki bir gemiciyim, gemim batmış,
Yüze yüze kıyıya çıktım!

Deniz utangaç bir kadın gibi sokuldu yanıma
Öptüm okşadım mavi saçlarını,
Tuttum, ince damarlı bileklerinden, günlerce tuttum,
Yüzümde gezdirdim avuçlarını.

Sen biricik kadınımsın mavi deniz
Bir başka oluyorum her koynuna girdiğim zaman.
Serin sularında can verip can alırken
Kuşlar bizi seyretti uçaraktan.

Anladım ki boş değil yaşamamız,
Her şeyin bir tadı var.
Sen biricik kadınımsın mavi deniz!
Kalbinde çarpan sevgi dalgalar.

II

Böyle deyip Kerem gibi düştüm yollara
Trenler, gemiler, arabalar.
Uçsuz bucaksız yurdumun göklerinde
Beni kuş gibi uçurdular.

Solgun tarlaları kederli akşamlarda
Seyrettim trenlerin penceresinden,
İnsanlar üst üste uyuyorlardı.
Çıkmış gibi amansız bir savaş içinden.

Adamlar gördüm yorgun argın
Geceye doğru yürüyorlardı.
Kadınlar gördüm çocuğu kucağında,
Kasabalar gördüm eskimiş, küçük, darmadağın.

Köylerim! Ta çocukluğumdan sevdiğim köylerim!
Küçük vadilerde küskün kimsesiz
Bakar gibiydiler konuşmadan
Nasıl ağlamak istiyordum bilemezsiniz!

Azgın fırtınalar denizlerde,
Şehirlerde ışıktan dalgalar
Bekleşen kadınlar geceleri,
Rüzgâr gibi kızlar, küskün çocuklar.

İnsanlar! Şeytanın sütkardeşi!
Bazı bazı sizleri de gördüm uzaktan;
O zaman sövmek geldi içimden
Ayıptır söylemesi…
Cahit Külebi
-Bütün Şiirleri-

Doğu – Cahit Külebi

CAHİT KÜLEBİ DOĞU

Yüzlerce, binlerce bit vardı
Çarşaflar, giysiler üzerinde,
Kimi yayılırdı, koyun sürüsü,
Kimiyse yanaşık düzende…

İşte Doğu bu. Bit, deprem ve acı.
Mutluluk dediğin, bir lavaş ekmek.
Bir avuç ateştir, umut dediğin.
Gerisi kar, çamur ve tezek.

Kara kan akar gecelerden.
Ölüm akar, çaresizlik akar.
Yalazlanan ışık, köpek sesleri,
Horoz sesleridir, toz gibi kalkar.

İşte Doğu bu. Kalmışık, suskunluk ve acı.
Gül dediğin orda kır çiçeğidir,
Işkındır, çaşırdır yemiş dediğin,
Ecel şerbetidir yarin elinden
İçtiğin içeceğin.

İşte Doğu bu. Kesilmiş koyun başı
Gibi bakar orda insan gözleri.
Sevdalar, sıcaklık, yumuşaklık
türkülerde kalmış, bin yıldan beri.

Cahit Külebi
1977
-Yangın-