UZAKLIK – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ UZAKLIK KOS ADASI

Kos uzakta artık
Hint pamuğundan incecik bir tülbent gibi çöktü sis
Bir kuşun ardındaki belli belirsiz bir çizgidir dağlar

Çok değil, elli yıl önce
Ne zaman müzik sesi duysak düğüne giderdik
Burda cami yoktu
Karşıya namaza, alışverişe.
Pencereleri aynı sokağa bakan evler gibidir kıyılarımız
Gelinler el sallar karşıdaki anasına
Herkes birbirini bilir
Karşıdaki ışıklar yalnızca
Yalnız olmadığımızı anlatır

***
İstanköy dediğin nedir aslında?
Bir avuç kum
birkaç kaya parçası.
Portakal burada da portakal orada da
İnsana özgü bir esintidir yalnızca
gidip gelir burayla ora arasında
Yürek yumuşatan
ten kokan
göz dolduran bir esinti.

***
Ağızlarda ne denli yıpransa da
En canlı sözcük yine de yürek.
Yaban bir portakalın dalında salınan
aykırı bir meyva
Bir insandan geriye kalan tek şey.

Gözüm doluyor gönlümün boşluğundan
Bir portakal çiçeği bakıyor bana karşıdan
Dolunay var Anadolu ile İstanköy arasında
Bir damla yaldızı boyuyor bütün karaları ışığa.

Senin için bir dileğim var Kos
İsterim o görkemli ışığın
Yol göstersin bir gün
Tükenmekte olan insanlığa.

Turgay Tüfekçi
-Dip Sevgi-

BEN DE SENİ ÖPTÜM – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BEN DE SENİ ÖPTÜM GUSTAV KLİMT
 
Sen beni öptün,
Ben de seni öptüm.
 
İşte bu hayattaki yalın gerçek.
 
Gerisi hesap kitap,
Varlık yokluk, titizlik rahatlık.
 
Elbet hesapla kurulur
Büyük yapılar, görkemli tapınaklar
İçinde firavunlar yatar, krallar
Papaların ses vermez ruhları
Servet ve gücün rahat bırakmadığı.
 
Ama öpüşmek kendiliğinden olur
Gözlerin bana baktığında yer değiştirir evrendeki gezegenler
Kimi çarpışır, kimi sarılır.
Hayat, hesaba gelmeyen pek cilveli bir oyuncaktır
Bir bebeğin altını ıslatırkenki rahatlığıyla
Bakar insana.
 
Sen beni öptün,
Ben de seni öptüm.
Kozasından yeni çıkmış bir ipekböceğinin
saldığı ışıklı bir iplik
Bir hayattan bir hayata örerken ağlarını.
 
Turgay Fişekçi
-Sözcükler D.
Kasım-Aralık 2008-

PAY – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ PAY

Güneş beyaz evin kıyısından bir yitip bir göründü
Portakallar beyaz duvarda yeşil ördeklerin altın gözüydü
Bozdağ’dan inen sular
kayalarda yaylı çalgılar

Yüreğimi savurmuştum yeryüzüne
Bir parçasına rastladım, işte bu bahçede

Duvarda bir çift gözün yıllarca baktığı İstanbul
İnsanlarına kendini özleten kentin resmidir

Hangi elmas oydu o kıyıları
Birer iç çekiş mi koylar
Kıyılarında uyuyanların saçları korular
Her semtini sevgiler kim bilir kaç kez yarattı

Ben düşler içindeyken Boğaz kıyısında
Otuz üçüncü yaşım odamda anılarını bırakıp gitti usulca

Birgi’de Hollandalı bir Çalıkuşu
Çakırağa Konağı’nın soluk tavan resimlerini parlatıyordu

On sekizinde Beyazıt kulesi’nde öpüp
Sonra yitirmek hayatı
Bize de bu düştü

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

ÇAM – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ ÇAM

Bir çam ağacı dikmiştim içime
seni tanıdığımda
Yüzlerce yıl yaşayacak bir çam.
O soluk alıp verdikçe,
Yeşil kıvrımlar yol buldukça göğe doğru
Nerede olursam olayım
Sana ulaşmaya çalışacağımı düşündüren.

Çam ağacı çoşmuyor
mevsimlik bitkiler gibi değil.
Diktiğim yerde, öylece kendinden emin, yemyeşil.
Gözlerime bakıyor sürekli
Sorumluluklarımı hatırlatıyor
Ne yalan söyleyebiliyorum ona karşı
Ne tembellik edebiliyorum.

Küçücük bir fidan daha
ama evimin direği gibi duruyor
Tapmayan benim tapınağım olan.
Hiç sevmediğim kadar sevdirdi bana kendimi.
İşte böyle mutlu bir birliktelik bizimkisi.

Bir gün ayrıldığımda bu dünyadan
İçimdeki o çam fidanı kalacak geride.
Bilmiyorum üzerinde bir iz olacak mı benden
Gölgesi neler söyleyecek size.

Turgay Fişekçi
-Sözcükler D. Eylül/Ekim 2009-

DİP SEVGİ – Turgay Fişekçi

turgay-fisekci-dip-sevgi

Avucunun ırmaklarında akar yüreğim
Dolaşır iç sularında
Küçülür
Bir çift göz kalır karşında
Bağlanır bıkmadığı tek oyuncağa.

Elimden tutunca
Köşe pastahane
Çikolatalı pastalarla kandırır
Piyano öğreneyim diye.

O küçük taburedir aydınlık cehennemim
Dikteleri başaramam
Tuşlara vuran suçsuz kırmızılığı yüzümün
Kırar loşluğunu akşamın.

Ne sözler verdim kendime
Sana yaraşacağıma
Hep beni sevesin diye cehennem sevginle.
Ömrüm bir gülün yaprakları arasında geçer gibi
Dizkapaklarının kıvrımlarında geçsin diye.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

 

Bir Yaşgünü İçin İçdökümü – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BİR YAŞGÜNÜ İÇİN İÇDÖKÜMÜ

Gözlerinin aklarından dökülürler sokaklara
Her sabah işe giden çocuklar
Saçlarının kıvrımlarından kayarlar güle oynaya
Bağırışları karışır kentin bulvarlarında
Egzozlarla zehirlenen yaprakların hışırtısına

Sen o yaprakların altında beklersin
Saçlarında çocuk ağızları, kavun ve kirazlar
Bir hayatın en güzel rastlantısını.
– Hayatım bir çile yündür
Bacaklarım birer şiş
Her adımda bir ilmik örülür –

Sana yaklaşınca yaklaşırım Dünyaya
En güzel sesleri süzülür
Kirpik tuşlarına dokunduğumda,
Yüzünde karşılaştığım sanat
– En eski arkadaşım –
Hiç tanımadığım biri gibi
Durmadan şaşırtır beni.
Yemekler lezzetlenir
Yüzünün ışığı düşmüşse üzerlerine
Gözlerinin aklığında oynar çocuklar
Kediler gibi rarra rurra
Sevgiyi ilk kez gören bir çocuğun sesidir rakrak
Akşam olunca iner yatağına.

Yağmurlar yıkar bütün gece
Kentin en büyük alanı olan gözlerini
Sabahları yüzündeki sistir
Gemimi bağlayan yatağına
Sokaklarda trafik kilitlenir
Kol kıvrımından ayrılamazken dudaklarım.


İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki
Bir insana alışmak, çaya, müziğe, bir filme alışır gibi
İki kişi arasında kendine yer açması bir duygunun.

Boşluğa kurulan bir yuvadır o
Yılbaşında kestaneli hindilerden
Hayatıma karışan bir hastanenin nöbet odasından
Deniz kıyılarından, kitaplardan taşınan çerçöple
İçinde hayat yumurtası büyütülen.
İçte titiz bir anne gibi
Onu bir toz birikintisi sanıp süpürme isteği.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki
Boşluğa kurulan o yuvaya taşıdıklarımızla
Acı ve özlemlerimiz
Geçmiş ve geleceğimiz.

Turgay Fişekçi
-Yitik Bahar-

BAHAR – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BAHAR  YUCATAN MEKSİKA

Hep erguvanlar açarken mi gelirsin
Bütün uçaklar yere inmez olmuşken
Yukatan’a gider de döner mi insan
Karşıdan karşıya geçemezken binlercesi
Ama sana dur durak yok bu hayatta
İşte yine geldin
Kim bilir nerelere gideceğin gibi

Her şey geçip giderken bu dünyadan
Sen hep göklerde dolaşan bahar yeli
Yoksundur ama içe dolarsın
Bilirsin orada bir yuva olduğunu

Pavese’nin odası, Yaşama Uğraşı
Torino İşgaller değil, yavaş yemekler kenti
Belki böylesi daha iyidir, kim bilir
Dedeağaç’ta deniz dolu lokantalar
Geçti hayat anlayamadan dünyayı

Sardunyalar her mevsim açıyor balkonda
Mor salkım bir hafta, erguvan on gün nisanda
Varla yok arasında geçip giderken her şey
Hep erguvanlar açarken mi gelirsin…

Turgay Fişekçi
-Sözcükler D, Mayıs/Haziran’16

Görsel : Yucatan/Meksika