ANLATMADIKLARIM – Turgay Fişekçi

88145821_3038006026209505_4157486724294901760_o

Ben sana ejderhaları anlatmadım.
İnsanların dinazorları neden yediğini
Bir bardak suyun bana neler söylediğini
Sabahı çiçek açmış bir resimle karşılamanın anlamını
Güneşin uykulu yüzüme vurduğunda aklımdan geçenleri
Kırık bir kalple oturup boyalara dokunmayı
Küçük balkonumdan izlediğim göç eden bulutları
Beslediğim sarı lalenin kitaplarımın arasında nasıl dik durmaya çalıştığını
Bir kirpikten nasıl düşüleceğini
Rüyada hayal etmeyi
Banyo aynasına nasıl dünyaları düşürdüğümü
Kendimi bir ılık pencere önünde duran kızın masalıyla
nasıl yıllarca uyuttuğumu
Kirpileri izlediğim ilk geceyi
Yanık Saraylar’ı ağlaya ağlaya nasıl defalarca okuduğumu
Boyalarımla dolu, yuvarlak, mermer bir balkon masasını nasıl hayal ettiğimi
Defneye baka baka Ay’ın beni iyi etmesi için her gece balkonda nasıl beklediğimi,
Önünden bir bulut geçse bana gülümsediğini gördüğümü
Çok çocukken mutfak penceresinden onunla nasıl konuştuğumu
Kalp kırıklarından ölmemenin utancını
Kendimi nasıl çukurlara attığımı
Evinin kokusunu ne çok sevdiğimi
Beni düştüğüm çukurlardan nasıl çıkardığını
Sana gelen merdivenleri çıkarken kahkaha atmamak için nasıl surat astığımı
Kucağının benim oyun yerim olduğunu, uzandığım çimen olduğunu

Hiç söylemedim.

Turgay Fişekçi
– Güzelle büyü / Pencere Önü-

ÇADIRLAR – Turgay Fişekçi

Su içerken eşitiz 
Ekmeğe gereksinince de 
—Su ve ekmek 
İnsanın yerine başka bir şey koyamadığı.

Derslerine girilirken 
Ateşlerden geçilen öğretmen 
—Sevgi 
İnsanın yerine başka bir şey koyamadığı.

Biz varken var 
Biz yokken o da yok 
—Erdem 
İnsanın yerine başka bir şey koyamadığı.

En çok istenen 
En uzak düş 
—Barış 
İnsanın yerine başka bir şey koyamadığı. 

Bir eylemle var 
Bir eylemle yok 
—Yeryüzü 
İnsanın yerine başka bir şey koyamadığı.

Turgay Fişekçi
-Umut Çiçekleri-

TUNA’NIN KAYNAĞINDA – Turgay Fişekçi

TUNA'NIN KAYNAĞINDA - Turgay Fişekçi

Şair eder insanı çocukluğun taşra kentleri
Parklar içinden geçen okul yolları
Sırtta çanta ile yakalanılan yağmurlar
Tahta köprüler, su kıyılarında gezinen ördekler

Gök ne sonsuzdur, yürek ne kadar aç
Pastane vitrininden geçip
Okul yolunda koşunca
Dolacakmış gibi gelir.

Demiryolu boyunca trenlerin tıkırtısı
Tıp tıp atar içinde göğüs kafesinin
Derken rüzgârda uçuşan bir kumral saçın
Ardından dağılıverir bütün hayallerin

Sanki çocuklar şair olsun diyedir
Çam ormanlarının kokusu
Bahçeli evler, karlı sessiz yollar
Sevgili öğretmenler, birkaç kitap, film…

Turgay Fişekçi
-Nerdesin?-

 

DÜŞ GİBİ – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ DÜŞ GİBİ CAN POLAT

— Gülten Akın’a

Ne güzel bir kasımdı
Elma döşeli odamda
Kayısıdan yastığım
Narlardan yorganımla uyuduğum

Mavi kumsalda portakal ışıkları
Sıcak bir yazın anısı
Öpüşülen orman araları

Soba yakmıştık oysa sabah
Ev içleri kış, kapı önler yazdı

Yürüsek mi dursak mı
Bilemeden hangisi iyi
Bir durup bir gittiğimiz
Bir bahçeden bir bahçeye

Kıyı boyu
Ayağımızın altında yaylanan yumuşak toprak
Basmaya kıyamadığımız
Köstebek kanalları, karınca yuvaları.

Şiir için yaratılmış bir gündü
Çıtırdayan odunların yandığı sobanın yanında
Çorbamızı içtik
Şiiri yazıdan çekip odaya serdik
Üzerinde uyudu bütün ozanlar.
Yüreğimde gözleri açık bir serçe
Bana baktı bütün gece.

Turgay Fişekçi
-Nerdesin?-

©Can Polat

YÜZYILIN SONU – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ YÜZYILIN SONU

Bu bürümcük elbise
onu dokuyanın güzelliğini kattı
asma bir gül gibi
balkon demirine yaslanan bedenine.

Sana uzanınca
çatıdan düşen mor bir çavlana bulandım
begonvil yumağında uyuyup kaldım.

Sayılar geçti sıra sıra
Ülkeler yarıştılar kömürde, çelikte
—Herkesin ne çok silahı!
Hiç kimse yarışmadı
Kimin daha çok gülü diye.
Kim daha çok sever akasyaları
Kim bekler portakalların çiçeklenmesini
Yalnızca altında bir soluk için.

Elim seni içeri çekmeye çalışıyordu
—Tekstilde Avrupa’yı giydiriyoruz
Onlarca elbise dikerim her gün
Ne bir elbisem var, bir erkeği çekecek
Ne asma güllü bir balkonum.

Kameralar hızla dolaştı kentlerin sokaklarında
Yapılardan başka bir şey göremedi
Her şey alınıp satılıyordu
Gül bahçeleri bulunamadı.
Döneklikten döndü Kautsky
“Demokrasiden neden korkalım” dedik
Yüzyılın sonunda, yine başa döndük
Yıllar sonra ilk sevgiliye döner gibi

Duygularımız pek değişmedi ama
Sevgilimiz Dünya, çok hırpalandı bu arada.

Gözlerimi açtım
Salonun ortasında koca bir çınardın
Hayatım dallarının altında gölgeleniyordu
Bir kedi yavrusunu sevmek için
eğildin.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

KUŞSUZLUK – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ KUŞSUZLUK
—Sait Faik’in anısına

Kuşlara da yer kalmadı artık
Geçen yaz bıraktığı köyü bulamıyor leylekler
Asit yağmurları örttü üzerlerini
Kırlangıçlara ne çatı altları kaldı yuva yapacak
Ne ıslatıp biçimlendirecekleri toprak
Şıra içemezler artık
Asma kütükleri kahverengi birer haç
Petrol denizlerinde renkleri değişti martıların
Yalıçapkınları bilirler mi
Avları metal ölüsü bir balık.

Kuşlar için evler yapardık oysa
Penceremizde, saçağımızda, bahçemizde
Sesleri alıştığımız bir şeydi
Ne oldu da uzaklaştık kuşlardan
Kuşsuz dünya, biraz da insansızlık değil mi?

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

KUCAK – Turgay Fişekçi

0001720201001-1

Tat almayı bilirim ama kokuları pek değil, dedi
Olsun dedim, renk körü olma da…

Kitap kapaklarından bir ev yaptık kendimize
Yağmurlu günlerde biraz aktı çatısı
Ama renkten yana cümbüş eksik değildi.
Sessizlikten anlam kuleleri sonra
İçinde hayat sesleri dinlediğimiz
Sokaktan topladığımız renkli camlar
Boğaz olup aktı önümüzden
Bir çan vardı Bach’a benzeyen
Durmadan yemeğe çağırırdı

Biz kucak kucağa günler geçer sanırdık
Meğer yıllarmış geçen
Olsun,
Geçmiş bir güzellikse
Daha da büyür gelecek

Turgay Fişekçi
-Nerdesin?-–

KIZ KULESİ – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ KIZ KULESİ

Sarışın bakışlı bir evdir.
Günbatımı hüzünlü ışıklarla yansır duvarlarına
Minyondur, açık denizde bir yelkenli kadar
Geçenlere tatlı bir çağrıyla bakar

Bir ceviz kabuğudur sularda salınan
Keşke dedirten
Keşke ben de böyle küçük
böyle dingin
böyle istek dolu herkese
böyle mutlu bir amazon olabilsem
Yayacak bir ışığım olsa
Yumuşak dokunuşlar anımsatan

Bir annedir Kız Kulesi
Elinde fırından yeni çıkmış
Yanmış şeker ve un kokan
Bir kekle yanımıza gelir akşamüstleri
İçine şiirinizi koyun
müziğinizi
gizli sözlerinizi
özgürlüğünüzü
demokrasinin sıcaklığını
barışın neşesini
Kucağında hepsine yer var
Gökkentlerde olmayan kadar

Turgay Fişekçi
-dip ses-

YANIT – Turgay Fişekçi

turgay-fisekci-yanit

Sorularla dolu bir mektup yazdım
uzaktaki yakınıma
Evi, işi, dili, tanışları, geçimi… diye uzayıp giden…
Çok sevilen biri üstüne bilinmek istenen her şeyi.
Yürüdüğü yolları
ayağındaki ayakkabıyı
sırtındaki gömleği.

Bir kartpostalın ardına
birkaç renkli kalemle çiziktirilmiş
bir çiçek resmi geldi yanıt olarak

Evini,
işini,
dilini
tanışlarını,
gömleğini,
ayakkabısını,
yürüdüğü yolları anlatan.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

UZAKLIK – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ UZAKLIK KOS ADASI

Kos uzakta artık
Hint pamuğundan incecik bir tülbent gibi çöktü sis
Bir kuşun ardındaki belli belirsiz bir çizgidir dağlar

Çok değil, elli yıl önce
Ne zaman müzik sesi duysak düğüne giderdik
Burda cami yoktu
Karşıya namaza, alışverişe.
Pencereleri aynı sokağa bakan evler gibidir kıyılarımız
Gelinler el sallar karşıdaki anasına
Herkes birbirini bilir
Karşıdaki ışıklar yalnızca
Yalnız olmadığımızı anlatır

***
İstanköy dediğin nedir aslında?
Bir avuç kum
birkaç kaya parçası.
Portakal burada da portakal orada da
İnsana özgü bir esintidir yalnızca
gidip gelir burayla ora arasında
Yürek yumuşatan
ten kokan
göz dolduran bir esinti.

***
Ağızlarda ne denli yıpransa da
En canlı sözcük yine de yürek.
Yaban bir portakalın dalında salınan
aykırı bir meyva
Bir insandan geriye kalan tek şey.

Gözüm doluyor gönlümün boşluğundan
Bir portakal çiçeği bakıyor bana karşıdan
Dolunay var Anadolu ile İstanköy arasında
Bir damla yaldızı boyuyor bütün karaları ışığa.

Senin için bir dileğim var Kos
İsterim o görkemli ışığın
Yol göstersin bir gün
Tükenmekte olan insanlığa.

Turgay Tüfekçi
-Dip Sevgi-