BEN DE SENİ ÖPTÜM – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BEN DE SENİ ÖPTÜM GUSTAV KLİMT
 
Sen beni öptün,
Ben de seni öptüm.
 
İşte bu hayattaki yalın gerçek.
 
Gerisi hesap kitap,
Varlık yokluk, titizlik rahatlık.
 
Elbet hesapla kurulur
Büyük yapılar, görkemli tapınaklar
İçinde firavunlar yatar, krallar
Papaların ses vermez ruhları
Servet ve gücün rahat bırakmadığı.
 
Ama öpüşmek kendiliğinden olur
Gözlerin bana baktığında yer değiştirir evrendeki gezegenler
Kimi çarpışır, kimi sarılır.
Hayat, hesaba gelmeyen pek cilveli bir oyuncaktır
Bir bebeğin altını ıslatırkenki rahatlığıyla
Bakar insana.
 
Sen beni öptün,
Ben de seni öptüm.
Kozasından yeni çıkmış bir ipekböceğinin
saldığı ışıklı bir iplik
Bir hayattan bir hayata örerken ağlarını.
 
Turgay Fişekçi
-Sözcükler D.
Kasım-Aralık 2008-

PAY – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ PAY

Güneş beyaz evin kıyısından bir yitip bir göründü
Portakallar beyaz duvarda yeşil ördeklerin altın gözüydü
Bozdağ’dan inen sular
kayalarda yaylı çalgılar

Yüreğimi savurmuştum yeryüzüne
Bir parçasına rastladım, işte bu bahçede

Duvarda bir çift gözün yıllarca baktığı İstanbul
İnsanlarına kendini özleten kentin resmidir

Hangi elmas oydu o kıyıları
Birer iç çekiş mi koylar
Kıyılarında uyuyanların saçları korular
Her semtini sevgiler kim bilir kaç kez yarattı

Ben düşler içindeyken Boğaz kıyısında
Otuz üçüncü yaşım odamda anılarını bırakıp gitti usulca

Birgi’de Hollandalı bir Çalıkuşu
Çakırağa Konağı’nın soluk tavan resimlerini parlatıyordu

On sekizinde Beyazıt kulesi’nde öpüp
Sonra yitirmek hayatı
Bize de bu düştü

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

ÇAM – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ ÇAM

Bir çam ağacı dikmiştim içime
seni tanıdığımda
Yüzlerce yıl yaşayacak bir çam.
O soluk alıp verdikçe,
Yeşil kıvrımlar yol buldukça göğe doğru
Nerede olursam olayım
Sana ulaşmaya çalışacağımı düşündüren.

Çam ağacı çoşmuyor
mevsimlik bitkiler gibi değil.
Diktiğim yerde, öylece kendinden emin, yemyeşil.
Gözlerime bakıyor sürekli
Sorumluluklarımı hatırlatıyor
Ne yalan söyleyebiliyorum ona karşı
Ne tembellik edebiliyorum.

Küçücük bir fidan daha
ama evimin direği gibi duruyor
Tapmayan benim tapınağım olan.
Hiç sevmediğim kadar sevdirdi bana kendimi.
İşte böyle mutlu bir birliktelik bizimkisi.

Bir gün ayrıldığımda bu dünyadan
İçimdeki o çam fidanı kalacak geride.
Bilmiyorum üzerinde bir iz olacak mı benden
Gölgesi neler söyleyecek size.

Turgay Fişekçi
-Sözcükler D. Eylül/Ekim 2009-

DİP SEVGİ – Turgay Fişekçi

turgay-fisekci-dip-sevgi

Avucunun ırmaklarında akar yüreğim
Dolaşır iç sularında
Küçülür
Bir çift göz kalır karşında
Bağlanır bıkmadığı tek oyuncağa.

Elimden tutunca
Köşe pastahane
Çikolatalı pastalarla kandırır
Piyano öğreneyim diye.

O küçük taburedir aydınlık cehennemim
Dikteleri başaramam
Tuşlara vuran suçsuz kırmızılığı yüzümün
Kırar loşluğunu akşamın.

Ne sözler verdim kendime
Sana yaraşacağıma
Hep beni sevesin diye cehennem sevginle.
Ömrüm bir gülün yaprakları arasında geçer gibi
Dizkapaklarının kıvrımlarında geçsin diye.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

 

Bir Yaşgünü İçin İçdökümü – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BİR YAŞGÜNÜ İÇİN İÇDÖKÜMÜ

Gözlerinin aklarından dökülürler sokaklara
Her sabah işe giden çocuklar
Saçlarının kıvrımlarından kayarlar güle oynaya
Bağırışları karışır kentin bulvarlarında
Egzozlarla zehirlenen yaprakların hışırtısına

Sen o yaprakların altında beklersin
Saçlarında çocuk ağızları, kavun ve kirazlar
Bir hayatın en güzel rastlantısını.
– Hayatım bir çile yündür
Bacaklarım birer şiş
Her adımda bir ilmik örülür –

Sana yaklaşınca yaklaşırım Dünyaya
En güzel sesleri süzülür
Kirpik tuşlarına dokunduğumda,
Yüzünde karşılaştığım sanat
– En eski arkadaşım –
Hiç tanımadığım biri gibi
Durmadan şaşırtır beni.
Yemekler lezzetlenir
Yüzünün ışığı düşmüşse üzerlerine
Gözlerinin aklığında oynar çocuklar
Kediler gibi rarra rurra
Sevgiyi ilk kez gören bir çocuğun sesidir rakrak
Akşam olunca iner yatağına.

Yağmurlar yıkar bütün gece
Kentin en büyük alanı olan gözlerini
Sabahları yüzündeki sistir
Gemimi bağlayan yatağına
Sokaklarda trafik kilitlenir
Kol kıvrımından ayrılamazken dudaklarım.


İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki
Bir insana alışmak, çaya, müziğe, bir filme alışır gibi
İki kişi arasında kendine yer açması bir duygunun.

Boşluğa kurulan bir yuvadır o
Yılbaşında kestaneli hindilerden
Hayatıma karışan bir hastanenin nöbet odasından
Deniz kıyılarından, kitaplardan taşınan çerçöple
İçinde hayat yumurtası büyütülen.
İçte titiz bir anne gibi
Onu bir toz birikintisi sanıp süpürme isteği.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki
Boşluğa kurulan o yuvaya taşıdıklarımızla
Acı ve özlemlerimiz
Geçmiş ve geleceğimiz.

Turgay Fişekçi
-Yitik Bahar-

BAHAR – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ BAHAR  YUCATAN MEKSİKA

Hep erguvanlar açarken mi gelirsin
Bütün uçaklar yere inmez olmuşken
Yukatan’a gider de döner mi insan
Karşıdan karşıya geçemezken binlercesi
Ama sana dur durak yok bu hayatta
İşte yine geldin
Kim bilir nerelere gideceğin gibi

Her şey geçip giderken bu dünyadan
Sen hep göklerde dolaşan bahar yeli
Yoksundur ama içe dolarsın
Bilirsin orada bir yuva olduğunu

Pavese’nin odası, Yaşama Uğraşı
Torino İşgaller değil, yavaş yemekler kenti
Belki böylesi daha iyidir, kim bilir
Dedeağaç’ta deniz dolu lokantalar
Geçti hayat anlayamadan dünyayı

Sardunyalar her mevsim açıyor balkonda
Mor salkım bir hafta, erguvan on gün nisanda
Varla yok arasında geçip giderken her şey
Hep erguvanlar açarken mi gelirsin…

Turgay Fişekçi
-Sözcükler D, Mayıs/Haziran’16

Görsel : Yucatan/Meksika

 

YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ

Yaşadığımız çağın acıklı bir yanı var
Sevgilerin en güzelini yaşayabilir insanlar
Sonsuzunda koşarak
Bir çift göz gibi birbirine benzeyen yüreklerinin
Sevgilerin en güzelini yaşayabilir insanlar

Mutluluğa zaman azdır oysa
Sabahleyin kalktığında
Rengârenk rüyalarla yatağından
Gördüğün ölümdür.
Çıktığında sokağa
Köşebaşlarında yıkım
Parklarda çaresiz çocuklar
Dolaşır masalarda kediler gibi
Dilenerek bir parça ekmek ve sevgi
Bakmak, görmek
Cesaret isteyen bir iş olur
Acıları paylaşmak
Sevinci paylaşmaktan daha zordur.

Acılarda yeşerdi
Acılarda olgunlaştı
Sonsuz sevgisi insanlığın
Durur kıpkızıl bir elma gibi
Salınır dalında
Birlik ister uzanıp almaya

Turgay Fişekçi
-Yitik Bahar-

DEĞİŞİM İNSANI – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ DEĞİŞİM İNSANI

Şaşıyorum şu sıska kollarımın uzunluğuna
Birisi dünyanın yarısını sarmış sımsıkı,
Öteki uzanmış karanlıkların üstüne.
Ne kadar çok kolum
Ne kadar çok kollarımız var.
Hepsi de hazır
Büyük hasretlerine sarılmaya.

Kocaman ak elli kızlar görüyorum.
Kırmızı karanfiller saklı avuçlarında
Gözlerim, yüreğimden kopan bir gülü uzatıyor sessizce
Uzanan gülümü görmeden geçip gidiyor ak elli kızlar.

Hoşuma gidiyor insanlarda çağın sancılarını görmek
Tarihinin en soylu acılarını çekiyor insanlar
Yeni insanlara gebe her biri.
Bütün insanların sımsıkı kucakladıkları bir dünyayı düşünüyorum.
Kocaman bir halay çevriliyor.
Tek bir insan dışında kalmamacasına.

İşçilerden dinliyorum dünyayı
Bilmem neredeki yontuların güzelliğinden söz ediyor
Sanatın insana olan yakınlığından
Sonra genç olmaktan
– Oysa ellisinde var –
Sonra gelecek
Ne kadar ferah bir söz ağzında

Bir beyaz güvercin kanatlanıyor yüreğimden…
Uzaklarda bembeyaz kayın ormanlarında,
İnsanlar öpüşüyor Şopen’i dinlerken
Ak bir el süzülüyor yanaklarımdan aşağı
Tutup, eli öpüyorum
Kocaman bir halay çevriliyor,
Tek bir insan dışında kalmamacasına.

Turgay Fişekçi
-Yarına Bakarak/Yitik Bahar-  Görsel: İbrahim Balaban

ÇIKIP GELSEN – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ ÇIKIP GELSEN

Çıkıp gelsen
Hiç düşünmediğim bir anda
Küçük bir kasabada sürgünken örneğin
Her şeyin yasaklandığı bir anda.
Yüzünde Boğaziçi’nin ışıkları
Dudaklarında gizli bir aşkı açığa vuran ilgisiz sözlerle.
Buranın sonsuz yeşilliği vursa sana
Boğaz kıyılarında yeşil kazağını sırtına aldığın akşamlar gibi
– Karşıda Amucazade yalısı
bir top alev
Çamdan şemsiyenin altında
Ayakları suda.
Fıskiyeli salonunda
Bin bir lalenin ortasında çubuk içen
benmişim gibi dalgın gözlerim
-Bakamam sana-
Gözlerinin menevişleri okşasa
Başka bir şey beklemeyen gönlümü
O sıcaklık bir gün olsun unuttursa tutsaklığımı.

Turgay Fişekçi
-Yitik Bahar-