Behçet Aysan(28 Temmuz 1949-2 Temmuz 1993 ) Anısına saygı ve özlemle…

BEHÇET AYSAN SELİMİYE ORTAOKULU

Ben Behçet Aysan…

1949 yılında Ankara’da doğdum. Babam Girit kökenli. Babamın babası, 1900’yü yılların başlarında Kandiya’dan gelmiş. Ailenin geliş nedeni bilinmiyor. Anne tarafım Saraybosna göçmeni. Ankara’da yerleşmiş bir küçük memur ailesiydik. Ekonomik sıkıntılar içinde. Babam kendi kendini yetiştirmiş bir teknik ressamdı ve şiir yazardı. 1960’lı yıllarda bu şiirlerin bazılarını Defne, Çaba, Hisar gibi dergilerde yayımladı. Halk şiirinden yola çıkmaya çalışan, F.Nafiz, Necip Fazıl, Orhan Seyfi karışımı, kiminde aruz kullanmaya çabalayan bir şiirsever.

İlkokulu 1960 yılında bitirdim. 1955-1960 yıllarıydı. Demirlibahçe ilkokulu. 27 Mayıs 1960, henüz yeniydi. Babam, benim gibi haylaz bir çocuğu okutamayacağı korkusuyla, beni askeri ortaokul sınavlarına soktu. 12 yaşından yeni gün almaya başlayan bir çocuk için sadece heyecan verici bir serüven.

Ve Selimiye Kışlası. 1960-63 Selimiye Askeri Ortaokulu. Ki yıllar sonra 12 Mart kapıyı çaldığında, öğrencilik yaptığım bu tarihi kışlada tutuklu kalacaktım. Selimiye Kışlası ve ilk edebiyat ilgileri. Arkadaşlar, haki elbiseler içinde şiir, arkadaşlardan Hulki Aktunç.

Kaynak :Selimiye Askeri Orta Okulu web sayfası…

Sesler ve Küller – Behçet Aysan

‘ yüz yıldır ülkemizde güzel bir gelecek için
seslere ve küllere, zincirlere ve ölümlere
bütün acılara’

orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,

yorgun bir hallacın
attığı
yünler
gibi
dokunaklı.

git diyorlar gidiyorsun
kal diyorlar

ne bir ses
ne bir şarkı.

ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren
yüzünü peçesine saklamış

ayın altında
çam dalına asılan

gümüş
gölgesi

göle düşmüş.

kendine bıçaklar bileyen
devrilmiş
kağnı
gibi
yolda kalmış
sevgilim.

altın benekli
fundalıklarda

pusuya düşürülen

geceleyin gözleri bağlı
götürülen
karaca.

inilmedik ne bir deniz
çıkılmadık ne bir dağ

uğranmadık han
bırakmayan

yaralı koşma

sevdalı
im

halkım, sevgilim.

saz yok
mızrap yok

hem konmuş
hem göçebe

hem balık hem kuş
hem ingin hem yokuş

yanık otlar gibi
kavrulmuş

esmer
ve yoksul.

iner şafağın alacasında
karıncalar ordusu
şehre
kenar
mahallelerden
yürüyerek
ve trenlerle.

su satan çocuklarıyla
kapılarında vagonların

çamaşırcı
kadınlarıyla
iner
şehre
sincan’dan
iner mamak’tan

battal gazi
destanı ve
kan kalesi

ve kılıcıyla alinin

mızraklı ilmihalle.

yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte

ellerine
bulaşmış

kara incirin sütü
ve kardeşinin

kanı

habil ile kabilin.

yaşıyorsun
sarışın

onurlu ve âşık

karasevdalar
içinde
aydınlık.

yok senin kayan bir yıldızın

puslu
sekendizin

çolpanın
görünmüyor.

bu gökyüzü

sana
bana dar

telliturnam uçamaz
gelinkuşum konamaz.

tel örgüyle
çevrilmiş

onlara
mavi ve alabildiğine
geniş.

hasretin çırağı
gurbetin

kalfası

ve aydınlıkların
ustasısın

sönünce
mum

sönünce
çırağı

karanlıklara
çarpan

pervanem.

halkım
sevgilim

yanar
güneşte etin kehribar
bir üzüm

çıngılı
gibi.

çıkrık iner
çıkar

çıkrık

varılmaz

dibi görülmedik
körkuyum.

süngerdedir
vurgun yemiş

tütün
dizer
inci
gibi.

karabükte
duman olur

savrulur

gıslavette* işçi.

yıllar yılı

bilirim

döne döne
yıllar yılı

aynı
kitabı okur

adı acılarbilgisi

adı acılarbilgisi

acılarbilgisi.

Behçet Aysan
-Sesler ve Küller-
(1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü)

*gıslavet;kırsal kesimde giyilen lastik ayakkabı

Düello – Behçet Aysan

DÜELLO...

parçalanmış bir aynada
nakışları esmer bir yüz
yansısını görüyorum 
perçemleri akdenizli
bakışları simli sündüs
parçalanmış bir aynada.

ah! benim bu deliliğim
ıssız bir ada arıyor
yanaşıp çıkınca, şaşkın
dolaşmış çok önceleri
yabanıl ayak izleri
ah! yazık orda binlerce.

titrek bir mum ışığında
yeniden sarsak yüreğim
asla anmayacak aşkı
bir kez daha yapmayacak
yine çarpıp kayalara
su almakta, su almakta
batmaktadır köhne kalyon
yıldızları sönmüş gece.

bir yaz günü oldu bunlar
gri yağmurlar yağıyordu
çekildi bütün kılıçlar
ben bir yanda rakip hayat
denizse köpürdüyordu
ve şarkılar söylüyordu
alabildiğince bir siren
ölmemi istemiyordu.

ne parçalanmış bir ayna
ne mum ışığı kalacak
birazdan gün ağaracak
her gece yeni bir düello
her sabah yeni bir ölüm
hepsi bu şiire sığacak.

20 Temmuz 1992/Ankara

Behçet Aysan
-düello-

SELİMİYE – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN 28 TEMMUZ 15 DOĞUM GÜNÜ

ses ver, suların yelesini bırak aksın, söz ver
damlasın çocuk yaralarına koşarkenki şeyler
sana yeniden sus diyecekler, başla anlatmaya
olsun, kim kocaman bir ölü görmek ister
ay parçalanırken düşer tam kalbin üstüne.

tam kalbin üstüne belki bir rüzgâr getirmiştir
o şimdi tankerlerin yanaştığı yıkık iskeleye
Salacak, uzak bir anı olarak orda kalsın
kadife ceketim, ağız mızıkam ve on üç yaşım
hepsi orda kalsın çok uzak bir çağ olarak.

istemem vermeyin geri dönen mektuplarımı
ağır bir tramvay, akşamüstü, çın, Paşakapısı
bu saatler okul dönüşüdür, gökyüzü bile yatılı
deniz , martılar ve acı hepsi aynı yöne gider
düşlerin gündüz ve gece olarak ikiye ayrıldığı.

bir ranzaya çıkarak kırık camlı pencereden
mor sarı ışıklarla dolardı trenler koğuşa
haki battaniyelerdi sarıldığım annemin eli
ve tahta dolap kapaklarında istasyon adları
sanki bin kilometre uzakta bir şehirdi haydarpaşa.

hep onu aradım tutuşan samanların yanışını
suyun sıcak bir kan gibi külrengi akışını
siyah arabaların çektiği düşlerimin yıldızları
sessizce adıdır bir direnişin ve aşkın yalvarışı
yaşayıp yıllar sonra aynı koğuşta tutuklu olarak.

Behçet Aysan
-düello-

ÇİÇEKÇİ KIZ – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN ÇİÇEKÇİ KIZ

yalova termal yolunda
çiçek satan çiçekçi kız
saçlarına papatyalar
takmış
şarkılar
söylüyor bir yandan.
kederli şarkılar

haydi
çiçeklerim var.

bunlar küpe çiçeği
boynu bükük
ülkem
gibi.

bunlar mor
beyaz
kartopu
çiçekleri

karayazılı
erguvan

üzerlerine bulaşmış
abilerimim kanı.

bunlar zebra çiçeği
bayım,
hiç
görmediniz mi

taşır aynı gökyüzünde

hem umutlu ayçayı
hem karanlık bir güneşi

ama sizin gökyüzünüz
var mı ki.

çiçeklerim var
çiçeklerim

ya küsmüş sardunyalardan
almaz mısınız

pembe açar
pembe düşler için

düşleriniz var mı ki.

yalova termal yolunda
çiçek satan çiçekçi kız
saçlarına papatyalar
takmış
şarkılar
söylüyor, tehlikeli.

Behçet Aysan
-Sesler ve Küller-

Görsel: Saim Dursun

Palanga – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN PALANGA ARTEMİS

çıkarın rüzgârın kelepçesini
size soracak sonra yıldızlar
dağlar koşacak denize doğru
günler ise özgürlüğe doğru
çıkarın rüzgârın kelepçesini.

çıkarın sözün ağızdan kilidi
size soracak sonra geleceğimiz
evlere giden kanlı giysilerle
baharda açan kardeşim gelincik
çıkarın sözün ağzından kilidi.

çıkarın ışıkların pençesini
hapishanelerin taş avluları
ve mezarlarda dolaşan analar
şarkılarımızın acılı ezgileri
çıkarın ışıkların peçesini.

birlikte yürüsün gölgeleri
birlikte yürüsün ölülerimizin.

onu tanımıyordum hiç görmemiştim
sinemanın önünde buluşacaktık
yakasında bir kırmızı karanfil
benim elimde ikiye katlanmış
bir avgi olacak.

buluşma saati geçti
kimse gelmedi.

anlamıştım
sintagma alanına kaçmaya başladım.

peşimdeler.

geceye kadar koştum
koyu bir karanlığın içinde.

barba hristos’un anlattıkları
hep aklımdaydı, eski kapetan.

bir gün başkaları da bizi anlatacak
hazır olalım sözlerin
pas tutmayanı için
çamura bulanmamış çığlıklara.

adımız buydu diyelim
yerimiz buydu, işte tarih

ölü ellerle değil
sevgiyle yarattığımız
işte gökyüzü

adımız buydu bir aşk adı
rüzgârımız denize doğru
ak köpüklü denize
eşitliğin barışın kardeşliğin
yeleleri terli kanatlı atına.

ak köpüklü denize.

poseidon’un altın arabasıyla
dolaşmaya.

“günlerce dolaşır ormanlarda
ve korularda ve pınar başlarında
ve bütün ırmakların kıyılarında

onu aradılar, artemis’i.

sonunda bir denizde yıkanırken
buldular, artemis başladı kaçmaya
o kaçtı, onlar kovaladı, o kaçtı

naksos adasına vardılar.

orada artemis ansızın yok oldu
yerini sütbeyaz bir dişi geyik aldı.

iki kardeş artemisi unutup, geyiği kovalamaya
başladı bu kez, birbirlerinden ayrıldılar

ağazların arasındaydılar.

bir süre sonra otos geyiği gördü
ephialtes de görmüştü.
tam ortalarındaydı geyik.

birden mızraklarını savurdular.

o anda geyik kayboldu gitti.

otos’un mızrağı ephialtes’e
ephialtes’in mızrağı otos’a.

öldüler.

Poseidon’un oğullarıydılar.”

Behçet Aysan
-Deniz Feneri, 1987-

Albümdeki Yırtık Resim – Behçet Aysan

behcet-aysan-albumdeki-yirtik-resim

ağır ağır düşen yapraklar gibi
anımsatır bana yaşadığımızdan
ne zaman
karıştırsam

-albümdeki o eski
sararmış yırtık resim.

‘görülmüştür’ damgalı zarflarda
elinde iki kadının, sevgilimin
ve anamın
taşımaktan

-albümdeki o eski
sararmış yırtık resim.

sızarken bir testiden sızar gibi
bir sonbahar güneşi, çekilmiş
tel örgüler
altında

– o, eski püskü kırık resim.

onuncu koğuşun merdiveni
gülümsüyor muharrem, ortada ben
turnalar geçiyor
üzerimizden

– ekim 1973, ankara.

bir yanda muzaffer abi,
voltadaki kehribar tesbih gibi
yanından ayır-
mamış hâlâ

*-kanun-ı osmanî mefhum-ı
defter-i hâkanî.

düşünüyoruz resimde bile,
gür bıyıklı celali, niçin isyan
etti üç yüz yıl
üç yüz kere

ve niçin yükselmiş taş duvar
sadece onlar için, yüzü resme
düşmeyen
bir halkın

– keder günlüğüne.

Behçet Aysan
Ankara, 1978
*’Kânûn-ı Osmânî Mefhûm-ı Defter-i Hâkânî ‘ Avni Ömer Efendi ‘nin (1070-1659) Osmanlı toprak sistemi ve taksimatı hakkında kaleme aldığı eserdir. Devrin Padişahı IV Murad’a takdim etmiştir.

Çini – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN ÇİNİ

basar basmaz bir katran karanlık
rüzgârım diner, acılar vurur sulara.

kırağındır o en yalnız kelebekler
siyah bir gülü sen takınca yakana.

gölgen üstümü bulut gibi alınca
demirlerim ben serin kuytularında.

gezinirdim kadife çiçekli teninin
enleminde boylamında yoksul ülkemin.

ekmeğimsin, sevgilim, deniz fenerim
dağılınca gece mor bir leke kâğıda.

Behçet Aysan
-Düello/Bütün Şiirleri-

 

Exodus* – Behçet Aysan

 

BEHÇET AYSAN EXODÜS
her kentte şu aşılmaz yalnızlık duygusu
işte kaç yıl sonra izmir’deyim yine
kim demişti ‘geberiyorum kederden’
kuş motiflerinin ölümü çağırdığı.

karanlığın ufku nasıl da geniş
tuğrul, namık, ünal ve arkadaşlar
soruyorlar, – abi, neyin var?
nasıl anlatsam menekşelerin intiharını
ne mektuplar ne de kar

aşklar da bir bir bitiyorlar.
işte kaç yıl sonra izmir’deyim yine
sevda bile kâr etmiyor
gökyüzünün unuttuğu uçurumlar
terkedilmiş bir aşiretin şarkısı gibi
ne mektuplar ne de kar.

içimde bir exodus’un gezdirdiği.

Behçet Aysan
-İzmir ’89/Düello-
*II.Dünya Savaşı sonlarında Yahudi göçmenleri taşıyan gemi…