DÜELLO – Ülkü Tamer 

Bald Hills, Redwoods National Park

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımla birleşmekte güneşin raylarından
Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtmeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

Ülkü Tamer
-Sıragöller-

Düello – Behçet Aysan

DÜELLO...

parçalanmış bir aynada
nakışları esmer bir yüz
yansısını görüyorum 
perçemleri akdenizli
bakışları simli sündüs
parçalanmış bir aynada.

ah! benim bu deliliğim
ıssız bir ada arıyor
yanaşıp çıkınca, şaşkın
dolaşmış çok önceleri
yabanıl ayak izleri
ah! yazık orda binlerce.

titrek bir mum ışığında
yeniden sarsak yüreğim
asla anmayacak aşkı
bir kez daha yapmayacak
yine çarpıp kayalara
su almakta, su almakta
batmaktadır köhne kalyon
yıldızları sönmüş gece.

bir yaz günü oldu bunlar
gri yağmurlar yağıyordu
çekildi bütün kılıçlar
ben bir yanda rakip hayat
denizse köpürdüyordu
ve şarkılar söylüyordu
alabildiğince bir siren
ölmemi istemiyordu.

ne parçalanmış bir ayna
ne mum ışığı kalacak
birazdan gün ağaracak
her gece yeni bir düello
her sabah yeni bir ölüm
hepsi bu şiire sığacak.

20 Temmuz 1992/Ankara

Behçet Aysan
-düello-

SELİMİYE – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN 28 TEMMUZ 15 DOĞUM GÜNÜ

ses ver, suların yelesini bırak aksın, söz ver
damlasın çocuk yaralarına koşarkenki şeyler
sana yeniden sus diyecekler, başla anlatmaya
olsun, kim kocaman bir ölü görmek ister
ay parçalanırken düşer tam kalbin üstüne.

tam kalbin üstüne belki bir rüzgâr getirmiştir
o şimdi tankerlerin yanaştığı yıkık iskeleye
Salacak, uzak bir anı olarak orda kalsın
kadife ceketim, ağız mızıkam ve on üç yaşım
hepsi orda kalsın çok uzak bir çağ olarak.

istemem vermeyin geri dönen mektuplarımı
ağır bir tramvay, akşamüstü, çın, Paşakapısı
bu saatler okul dönüşüdür, gökyüzü bile yatılı
deniz , martılar ve acı hepsi aynı yöne gider
düşlerin gündüz ve gece olarak ikiye ayrıldığı.

bir ranzaya çıkarak kırık camlı pencereden
mor sarı ışıklarla dolardı trenler koğuşa
haki battaniyelerdi sarıldığım annemin eli
ve tahta dolap kapaklarında istasyon adları
sanki bin kilometre uzakta bir şehirdi haydarpaşa.

hep onu aradım tutuşan samanların yanışını
suyun sıcak bir kan gibi külrengi akışını
siyah arabaların çektiği düşlerimin yıldızları
sessizce adıdır bir direnişin ve aşkın yalvarışı
yaşayıp yıllar sonra aynı koğuşta tutuklu olarak.

Behçet Aysan
-düello-

Şahmeran’ın Kalesi – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN ŞAHMERANIN KALESİ

taş duvarlardan ses geçmeyen
kapatsalar
seni nereye?

-şahmeran’ın kalesine

bir de kilit vursalar üstüne
ey uzun yollar
yolcusu!

-bakırdan ve acıdan bir kilit.

ve kenevirden bir urgan
ki bağlasa seni
sırsıklam.

-kalın bir urgan.

ama yine de
kalbin dışarıdadır hep
kaleyi, urganı ve kilidi
hiç dinlemeyen
o kalp . . .

Behçet Aysan

Bir Kuğu Şarkısı – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN BİR KUĞU ŞARKISI

biliyorum bunu, gideceksin
gideceksin yine yakında

seni artık hep uzak şehirler
anacak

en son okuduğum
romandaki

kahraman da, santiago’da
sisli bir kasımdı, belki

ankara’da.

ya da güzel bir mayıs günü
ve ben yazıyormuşum bu romanı

oturmuş
bir gürgen
ağacının
altında.

ne cepheye giden
savaş trenleri olurdu

ne bir dilim kurumuş ekmek

ne ayrılık ne ölüm.

mor menekşeden aşklar
bir avuç bulut, dünyada.

her bahar ilk işimdin
sana yağmur getirirdim

güvercin
kanatlı mektuplarda

yasak kitaplarda, yasak
anılarda, tozlu tavan aralarında

sararmayan.

yorgun yaşamaklar gibi
örümceklenip, yasak aşklar

gibi tavan aralarında.

gökyüzüne
ve sevgilim
kendine iyi bak

hani nerde
o kayan parlak yıldız, mavi taslak.

giderken kazağını unutma sakın
ölüler de üşür, ölüler de.

son konuşmamız bu, güz geldi
düştü yaprak.

Behçet Aysan
kasım’81
– düello-

Bir Girit Şarkısı – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN BİR GİRİT ŞARKISI (2)
– ahmet erhan’a –

yağmurlu bir gece yarısı
soyunup çırılçıplak

kırık yıldızların
battığı

kara

bir denize koşar gibi

dinledim
bu şarkıyı

yağmurlu bir gece yarısı

balıkçıların
hiç bulamadığı.

‘mistıke mu erota ah erota.’ *

çakıl taşlarıyla
kırık ikonaları

kırık testileri ve kırık
ayçaları

topluyor

kırık acıları.

‘mistıke mu erota ah erota.’

bilmiyorum kimdi söyleyen

yorgo da olabilir

hasan
da

ege’de

kan
bulaşırsa

taflana

zeytin dalına

ve
bu şarkıya.

‘mistıke mu erota ah erota.’

sandıklara
kaldırılmış

asker resimlerini

düşünün

yıkılmış evleri
yıkılmış aşkları

düşünün

sahipsiz mektupları
gidip de geri gelen.

‘mistıke mu erota ah erota.’

tel örgülerin dibinde
bitiveren

o kırmızı
kadifeden

gelincik

bunları bilir

bir hapishane
avlusunda

sararmış taşların arasında

ya pire’dedir
ya ankara’da.

‘mistıke mu erota ah erota.’

Behçet Aysan

* ‘mistıke mu erota ah erota.’: Benim gizli aşkım ah aşkım. ( bir Girit halk şarkısı)

Gecede Ateşböcekleri – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN GECEDE ATEŞBÖCEKLERİ

sonsuz bir göğün altında
sonsuz yağan yağmurun
bir kadın, yüzü–
değirmi bir kadın, eşeğiyle
odun yüklemeye gidiyordu ormana
mandalin bahçelerinin, iğneli çamların
köknarların
arasından değirmene doğru.

kavruk bir ağacın
kabuğuna
benzeyen avucuyla
yıkadı yüzünü, eğilip eski sarnıca
eğilip bin yıllık bir sarnıca
bin yıllık bir yörük kadın.

tütün ve akaladan
zeytinin siyahından
geçiyordu, uzun bir gece gibi
beylerin
toprağından.

biliyordu en az
kendi evi kadar
yamacı inince, ışıkları
gözükecek
karşı kıyının
ve yannis ritsos’un
sürgün adalarının

–kıyı, kıyı
karşı
kıyı
rüzgârı aynı rüzgâr
denizi
süngeri
aynı
zeybeği
horası
beyi, ekmeği aynı.

–hey ritsos hey
ozanların
zeus’u bin yıldır
böyle olmuş bu:

ya sizde karartma geceleri
bizde par par ateşböcekleri
ya bizde karartma geceleri
sizde par par ateşböcekleri.

Behçet Aysan
1980/Milas
-Düello-