BAHARDA ÜZGÜN ŞİİR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM BAHARDA ÜZGÜN ŞİİR

Yaşayan her şey
ne kadar parçasıysa hayatımızın
yaşayan her şeye
o kadar düşman onlar

İşte çırpınan bir mayıs sabahında
bozduruldu yuvaları kuşlarımızın,
döküldü pencereden aşağı
küçücük yumurtalar
çillerine toz toprak bulaştırıldı,
emdi rüzgâr
kuluçka buharını,
o ateş yumağı sevinç
tellere dikenlere saçıldı…
aynı akşam
aynı yerde
mahzun mahzun
tüy tüye
paslı demirler üstüne tünediler
sanki
tırnakları altından
kayıp kayıp gidiyordu
bir buz parçası gibi dünya

 

Yaşayan her şey
ne kadar parçasıysa hayatımızın
yaşayan her şeye
o kadar düşman onlar

Ey bahar
ey nazlı
çalımlı yosma:

güneyinde
turunç çiçeklerinden yükselen
kokularla bezediğin,
kuzeyinde
baş eğmez, boyun bükmez
bir denizle çevrelediğin yurdum
acılı bir
gelin gibi yaslıdır…
yaslıdır kardeş
tepelerdeki
çıplak
hırçın kayalar da,
halkın kalbine güdülen
oyunun izleridir,
izleridir aynı oyunun kardeş
ölüm de
mahpusluk da

Nihat Behram
1973
-Fırtınayla Borayla Denenmiş
Arkadaşlıklar-

ELLERİN AVUCUMDA İKİ ATEŞ DAMLASI – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM

Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
kızım benim, nazım benim,
gurbetelde sazım benim,
yalazlanmış can tanem,
körpe dalım bir tanem..
Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
seziverdin de sanki
acılandın uykunda,
sızlandın huysuzlandın..
Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
Kolsuz kanatsız kalmış
geceden beri başucundayım..
Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..
İtiraf etmeliyim ki yavrum
çekip gitse de bir bir
ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
içimi dişleyen düşünceler,
senin bir gülücüğün şimdi
yaşamam için bana yeter.
Geceden beri başucundayım..
İşte, sabaha dayandı gün!
Aşsız, işsiz, kuruşsuz
bir ıssız bayırdayım…
Bebeğim, canımın kıvırcığı,
boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
üzüm tanem, nar tanem,
acar yanım, bir tanem..
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
Sızım benim, gizim benim,
gurbetelde izim benim;
ateş almış taş altında kalmışız,
gün olur hesabını sorarız elbet.

Nihat Behram
1987
-Cenk Çeşitlemesi/Toplu Şiirler-

 

KÜÇÜK BİR KAYIKTASINIZ – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM KÜÇÜK BİR KAYIKTASINIZ Joana Kruse

Küçük bir kayıktasınız,
gökyüzü ve denizden başka kelime bulamadan
seyrediyorsunuz dünyayı,
uzağa baksanız da gördünüz deniz
yakına baksanız da
ve sadece gökyüzü üstünüzdeki,
tek zenginliğiniz geceler ve düşleriniz

Küçük bir kayıktasınız ve durup dururken
malûm oluyor yaşamak size;
topraktan, ırmaktan, açlıktan,
en ince ayrıntısından aşkın,
acılardan, tütünden, köylülerden,
külden, emekten
ve bilcümle yankısından
söz ediyorsunuz hayatın;
oysa
ne bir rençberle yüz yüze gelmişliğiniz var
ne de bir işçiyle yoldaşça buluşmanız;
insan fırınlarından ve kitaplardan
dökülen külü duyurmadan
‘kül’ diyorsunuz;
açlık ve siyaset: sesinizde çarçabuk yer edip
çarçabuk yiten kelimeler,
kimse kimseyi öldürmemiş sokaklarınızda
bir dilim ekmek için,
tanımıyor ırmaklarınız
buzlarını kıra kıra
atı öküzü davarıyla
kıyısından kıyısına geçip
bir tutam ot arayan köylüleri,
yüzünüzde un ufak bir iz bırakmadı onca cinayet,
uzaksınız çarpıntısına yaralı bir yüreğin;
acılarınız acı olmasına acı, fakat
kapalı kapılar ardına çekilmiş
sadece sizi anlatıyor,
körelmiş gözleri harflerinizin,
en aydınlık düşüncelerinizde bile
tek fiyakanız burjuvalık

Küçük bir kayıktasınız;
sanrılar, sayıklayışlar ve uğultuyla
ve yılgın, sallantılı, sarhoş
dolanıyorsunuz dünyayı;
dünya gençleşiyor
siz yaşlanıyorsunuz

Nihat Behram
-Dövüşe Düvüşe Yürünecek-

(c) Joana Kruse

BİR AŞK ÖNCESİNİN SIZISI – Nihat Behram

8-marta-prazdnik-tsvety-rozy-foto-kartina

Ah yine mi gönlümde benim
kuş uçar yana yana
su akar döne döne?

Filizlerin yaralısı aşkların
sır-sınır tanımayan düşleri
yine mi sarmış teni
asmalarda sürgünlerin belalısı işlere?

Gizleyemem:
bir yanım duruşundan sığırcık
bir yanım bakışından tomurcuk…

Bilemedim nasıl oldu:
kayıp gitmiş yüreğimin yarısı
ardı sıra çiçeğine goncalandı büyüsü…

Dahası var:
talan olur, yalan olur
yeşermeden yolan olur diye diye
ötesini- berisini soramadım kimselere düşümün
yazılarım- sızılarım saklı kaldı içimde;
bir kez olsun duruşunu saramadan ölür isem
suç benim!

“Boşver!” dedim:
eli- günü düşünecek an değil
yaralanan benim canım kime ne;
dudağımda kıvılcımın irisi…

Korktuğum şu:
ürkütürsem kavuşamam, ayışığı kirpikleri incinir;
gücenirse barışamam, bu dert beni bitirir…

Kısacası:
yoncalara oyalanmış gözlerinde
usul usul uçuşan kelebeksi o gülüş
saçlarında esin kuşun yavrusuna
yuva yuva kıvırcık
sesler beni köşe- bucak kendi huyuna…

Neyleyim ki:
şu ömrümde doyamadı hasretlerin sürüsü
gide- gele yol üstünde kanarım;
ne gurbette ne sılada duruldum
ona yanarım.

Nihat Behram
1999
-Kundak-

YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR

İrin dolu bir günü
en geniş caddelerden
böğrümde taşıyıp geldim..
Yazık ki
saranı yok gönlümün
işte yine bu gece..
Ne kadar süslense de
ışıltılarıyla denizin
yine de boğuktur mavileri
gökyüzünde bu şehrin..
Yanıktır, dinleyin, sesim yanıktır
işte yine bu gece;
kırağıda uçuklaşan
daldan dahi yanıktır..
Nasıl da bulanıyor içimde
o tacir gülüşmeler;
öyle ya
noterler müfettişler veznedarlar bonolar
masmavi bir sabaha
kirden başka ne verir?

Bir günü böyle geçtim
iğrenerek bir günü
en geniş caddelerden..
Tam da derdimi yanmak için
huysuzlandığım anda
yazık ki gönlümün yalnızıyım
şurada, dağlara kadar..

Oysa geçerken sokaklardan
düş verip kendi ruhumda
narince gözlediğim
ne kibir, ne ödül gerektiren
sıradan şeylerdi
koşarak aşabilmek için zamanı
rüzgârlı öfkeler tasarlayan
ya da derdini özlemini çektiğim
güzelimi beklerken
kalbimde filizlenen
tasalarla sevinçlerle ilgili
sıradan, insani şeyler..

Yürüyordum
çınlayan duygularla
bomboş fundalıklarda gibi
oysa nasıl da kalabalıktı yollar..
Biraz da gecenin loşluğundan
afyonlanarak
karartıp benliğini
ve karardıkça daralıp
başıboş bir duyguyla
hayatın küskünleri olarak
ve hayattan öylesine habersiz
akıyordu caddeden
sıra sıra insanlar..

Kimisi korkuyordu belli ki
o büyük fırtınadan
kimisi çoktan unutmuştu
ruhunu körelten kiri
kimisi kirle uyuşturulmuş
kimisi duygular alıp satıyor
kimisi sızlanıyor kederden
kimisi gülüyor sinsi sinsi
kimisi soludukça soluyor
kimisi ise
lekeler sıçratarak en uysal yerlerime
sadece susuyordu..

Islaktır, evet, eğilip bakın
kandan ve yaralardan
hem de sırılsıklam ıslaktır
her gün geçtiğimiz sokaklar..
Kurtulabilinir oysa
o kara çukurlardan
hem ince hem sahtekâr
bir kadın gibi yaşamaktan
iğrenmeye başlansa..
Yoksa nasıl başkaldırır
bir şehirde çalkanan
sefalete yoksullar?

Geçiyor dalga dalga
gözlerimin önünden
bir günün köpükleri
en hazin görüntüler..

Doludur, dinleyin, sesim nefret doludur
işte yine bu gece.
Azan, bozaran bir sürü polisin arasında
yurdu azad olsun diye çırpınan
hem yorgun hem yaralı
bir gencin bakışlarından
izlediğim bu şehri
küflerin, irinlerin içinde
en geniş caddelerden
böğrümde taşıyıp geldim..
Bulabilmek için o mahşeri rüzgârı
bırak yüreğim bırak
çiselesin bu yağmur
içimde bulanan duygulara..

Bir de sen varsın
bir de sen güzelim, o derin inceliğinle
yazık ki saçlarını
küçücük bir dünyaya oynaş kılan
bir de sen..
Korkuyorsun
oysa korkular
sinsice katlediyor her şeyi..
Artık aşk denince herkes kederden sözediyor..
Ah, bu şehirde kuduran
sadece keder değil,
cançekişen şu deniz
şu isli yakınlıklar
kuşlar ve ışıklar da kudurmaktadır

Manavlar dahi erken topluyor
duvarlardan renkleri;
ses geliyor çünkü uzaktan, dinleyin
duyulan çürümenin sesidir
arbede sesi..
Kimisi kan içinde koşuyor
kırmak için bileğinde zinciri
kimisi karanlık pusulardan dişbiliyor koşana
kimisi hâlâ sessiz, habersiz
ya da sinmiş bir köşeye..

Artık bu şehrin bütün bankalarında
bütün kasaplarında ve bütün gecelerinde
çocuklar kırbaçlanıyor;
artık bu şehirde analar
dizdövüp kan ağlıyor;
sararıyor artık bu şehirde duygular;
güzelim, sığmıyor artık bu şehrin ölçüsüne yüreğim;
bana yalnız hınç veriyor ne duysam
örselenen sevişlerle, ucuzlayan bakışlarla ilgili..
Öyleyse, koşacaksan ellerimi daha sıkı tut
saçlarını ışıldatıp saçlarıma kavuştur;
güzelim, seveceksen eğer unutma:
bağrımda isyankâr şarkılar uğuldanır
isyankâr şarkılar ve ayrılık
ayrılık ve ırmaklar
ırmaklar ve kuşların o narin uçuşları..

Doludur, dinleyin, sesim acı doludur
işte yine bu gece
en derin özlemlerin bile yazık ki
kusarak dolaşılan sokakları var çünkü..
Adan yüreğim adan
hayatı anlamanın yolunda
burkuluşlar ağlayışlar da olsa
güzelliğin uğruna
daha çok adan..
Yoksa nasıl sıyrılabilir
bu şehir, kirden ve yaralardan?
Adan yüreğim adan
yaşamanın sevinci heder olmasın sakın..

Bir şehir ki zehirdir incecik gülüşlerin
bir şehir ki çevrilmiş sokakları süngülerle zırhlarla
bir şehir ki her sabah vurguna hazırlanır
bir şehir ki
pelte pelte çocuklar dökülür sinemalardan,
tokatlanıp genç kızlar alınıp götürülür,
bir şehir ki yollarında aç insanlar sürünür,
solgunlaşır bakışlar, sabahlar kabalaşır,
bir şehir ki aşk denince sadece acılar paylaşılır;
öyleyse:
dayan yüreğim dayan
gerekirse katlanır geçeriz güzelin hasretinden,
davran yüreğim davran
kurmak için yeniden
günü gelir yıkarız bu şehri temelinden

Nihat Behram
1979
-Irmak Boylarında Turaç Seslerinde/
Hayatın Şarkısı-

SESLENİŞLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SESLENİŞLER I

I.

Varışların
can koyuşların
diklenişlerin
ve esintisi omuz başında o çevik direnişin,
şafakları
kristal bir yağmur tanesi gibi damlıyor uykunun ortasında

kıpırtısız göl kıyılarına
rüzgâr yemeyen dallara küsüşlerin
o denli coşkunluklar taşıyor ki bana:
şimdi burada – bir esirin
derinliklerindeki öksüzlükler dediğim şeyler
göllere dalga
dallara çıtırtılar yetiren
– belli ki –
senin büyüyüşlerindir
– kusursuzca –

sarışınsın, bir de maviliğin var düşüncen arasında;
cesursun, uyanınca irkilmeden katılırsın sabahın alacasına;
incesin, duymaktasın aşkla yaşamanın haddini;
kararlısın, düşünmekle yetinişler öfkeden çıldırtır seni

(Çırpınışla, heyecanla büyüyen bakışının altında
küçücük bir çiçek gibi durmaktaydın,
fısıldaşırdın gizini çiğle, bulutlarla;
dokundum ki
parmaklarım ucunda gezindi serinliğin;
yaklaşan felâketi sezerek ufkunda salınırken
acılarla denenmemiş kadar körpeydin daha

yaşlı ve kırgın olarak ayrılıp geldin,
varlığın
konup seslendirdi içimi
bölüşülmüş duyarlıklar topladı hayattan bana;
büyüdün, beslenerek kalbimden, onararak kalbimi;
bir gün ki, anlatırken faşizmin
geceleri hunharca çevirişini
ellerin ışıltılı sırmalar işliyordu avuçlarıma)

palazken bile yırtıcı kuşlar gibi…
kumrular kadar dalgın olarak bazen…
yavru bir tavşana sunar gibi bir demet yonca..
eflâtun bir kelebeğin konuşu gibi papatyaya…
uzanırdın
uzanışlarını düşünüyorum şimdi

kaçaklık günlerimden aklımda kalan uzanışlar
kuşların
sevini çırpınarak yaşayışları kadar narindi

(Terledikçe bir ırmağa inişi gibi
üşüdükçe karla ovunmayı da öğrenmelisin)

Nihat Behram
-Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-

Hayatımız Üstüne Şiirler – Nihat Behram 

NİHAT BEHRAM DOĞDUM BAĞLANDIM SANA (C)NUSRET ÇOLPAN

VII
DOĞDUM, BAĞLANDIM SANA

Ozanın çalgısı çağlayanlarsa
inanmamak elde mi toprağın şefkatine

Bütün düşlerde olduğu gibi
anamın yaslı çehresinde olduğu gibi
içimde bir şeyler birikiyor

Savaşarak pişirilen toprağı
kıvır kıvır işleyen güneş yitip gitti sanılan
bir sesi iletiyor

(…eriklere, ardıçlara, dallarını
yosunların bürüdüğü selvilere,
koruda kaybolan tavşanla, kaynağa
biriken pervanelere,
uçsuz bucaksız maviliğine denizlerin,
bulutu evcilleşmeyen dağların görkemine,
serin çığ taneleriyle ağırlaşan hasat rüzgârına,
yaylaların büyüsü keskin ayaza…)

Memleketim…

Kınından sıyrılıp
ışıldamak için sabırsızlanan bıçak

Habersiz duruyor
terkedilmiş çocuklar gibi
gözlerinde kıvılcım güzelliğinden

Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler-

Görsel: Nusret Çolpan minyatürlerinden..