YANITLAMA – Nihat Behram

(Çocukluk günleri üstüne yazılmış bir mektuba:)

Dadanmışsa bir kekre tat damağına
bırakma dalına bassın!

Varsın al kiraz üstüne kar yağmış olsun
unutma ayağı üzengiye uyanın
rüzgârı yakın eser yıldıza.

Kekik mi, kavut mu “çocukluğum” deyip durduğun;
keten helvaları mı seni kıskıvrak yakalıyor?
Üzülme
isketeler tutmadın diye avuçlarında,
nasıl olsa ispinozlar
boyamış gömleğini kırmızı boyunlarıyla.

Canın mı daralıyor?
Saman çöpleri çizmiş ya kulağını,
hâlâ cebinde değil mi sanki
kuyruğu sincabının?

Nedir böyle içinde burkulup duran tasa,
bir bülbül çanağı gibi hatırlanan
geçmiş günler mi?
Ahlatlara, iğdelere doymadın belki;
yüzüne dalgınlıklar yığılan meydan
taylarla, oğlaklarla seğirtilen tarlalar mı?

Bırak şimdi ağzı bıçak açmaz düşleri,
sonunda gelip geçmiş çocukluğun karayel gibi.
Sanki bana bostanlardan, nadaslardan,
inciçiçekleri, kurtbağırından,
yoncaların sevinç edasından şimdi ne kaldı?
Üstelik akranısın
“hayat” diye haykırırken düşen dostların.
Bilesin yaşamak bir şiardır,
sonuna dek toplanmalı hasadı!
Yâr kılınış nedeni bu değil mi
namuslu anılara yaraşır tutkuların?

Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler-

AYRILIKTAN SÜZÜLMÜŞ BİR ŞARKI SÖYLE – Nihat Behram

AYRILIKTAN SÜZÜLMÜŞ BİR ŞARKI SÖYLE - Nihat Behram

Dal ucundan koparılıp alınmış
filizlerin iziyle,
kurt dalmış her birisi bir tarafa dağılmış
kuzuların hızıyla,
düşlerinden gözyaşıyla ayılmış
gelinlerin yüzüyle
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle,
üşümüş de kızarmış körpe teni gibi bebeğin
tutuşsun ruhumun ürperişleri;
bileği incinmiş tayın acılanmış sesiyle,
göğsü yaralı kızın üleşilmez yasıyla,
unutulmuş büyüsüyle özleyişlerin
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle;
varsın için için tütsün çilesinin isli dumanı,
yeter ki yandıkça közünde koyulaşan gönlümde
tutkunun sönümsüz ateşi kalsın;
ıssız mı ıssız, kırgın mı kırgın
ama süssüz ve kırışıksız bir ömrün anışlarıyla;
canhıraş çığıltısıyle kapana yakalanmış sakanın;
elde bıçak dualar fısıldanıp
alazlanmış boynu üç kez sıvazlanan kurbanıın
mahzun yapayalnız, çaresiz bakışlarıyla
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ah, çimeni çiğden şafağın nazıyla emziren sabah,
çıplak dalların arasında
denizden derin hüznüyle inleyen rüzgâr,
avunsun diye bıraktım kalbimi koynunuza
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı gibi…

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle,
solusun ruhumun uğultusunu,
ateşe doysun!

Nihat Behram
-Sayıklar Gibi Bir Şiiri-

SAĞNAK – Nihat Behram

AHMET UYSAL YAPMA

Üstümden atlılar geçiyor sanırdım uykudaysam
uyanır kurtarmaya çabalardım kendimi
kendi tasamdan;
gündüzse zaten
atlılar geçiyordu üstümden!
Sağnaklı günlerinden çocukluğum
bu duygu saklı kalmış içimde bu güne kadar,
bir de çıplak bilgisi
sesimdeki düğümün: insan ancak
sağnakta çözebillir
kollarından rüzgârı;
en uzak sokağında hasretin
en ürpermiş kederiyle ağladığında
ne gözyaşı görünür çünkü
ne kendiyle konuştuğu anlaşılır!

Uzaklık nedir? Ne yana dönsem
o yanımdan başlayan gökyüzünü
uzanıp avuçlayamam!
Uzaklığın ne kadarı ayrılık
ne kadarı rüzgâr?
Kavuşmanın rüzgârı
ayrılıkta mı bilenir?
Sağnak, ezberinden
çarçabuk verir bunların yanıtını,
üstelik ayrılık kadar acelecidir
dal ve toprakla dövünerek
nal sesleriyle boşanırken bağlarından
ve insan
bağırır gibi uyanır uykusundan sağnakta,
bağrışan damlalardan biri de artık odur!

Korkak, kırılıp dökülsün bırak
korkusunda! Korkunun sesi kök tutar mı?
Korkuyu nasıl beslesin sağnak?
Acının kökü mü daha derinde, coşkununki mi?
Hangi ses canın iniltisi, hangisi canda dirileşir?
Yanıtı sağnakta gizli!

Yaprak da, aslında
gökle toprak arasındadır.

Ben de gökle toprak arasındayım,
sağnak da!

Nihat Behram
-Çıkmak İçin Bu Karanlıktan-

KUŞ UÇAR SÜRÜSÜNE – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM KUŞ UÇAR SÜRÜSÜNE

Uçan kuş taşlanır mı
Kötü gün düşlenir mi
Gönlünce yâri olan
Elinen eşlenir mi

Haydi gülüm edalım
Babangile gidelim
Baban bizi bağışlar
Düğün bayram edelim

Kuş uçar sürüsüne
Can tüter dirisine
Yıllarca çile sardım
Ayrılık yarasına

Gün oldu günüm oldu
Gençliğim yönüm oldu
Gönlümce sevdalandım
Bu bana zulüm oldu

Haydi gülüm edalım
Babangile gidelim
Baban bizi bağışlar
Düğün bayram edelim

Nihat Behram
– Sayıklar Gibi Bir Şiiri-

HAYATIMIZ ÜZERİNE ŞİİRLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM UYKUDAKİ KORKU
XV
Uykudaki Korku

Gece kuşları
ışığı tel tel koparıyor pencerenden

Ay
yapraklarından
köklerine inmiş papatyaların

Çöllerin
kuru hışırtısını titreten bir yılan
sanki kıvrılıp kayıyor
gözlerindeki tümsekten

Kalbin geceyle bir gemide

Kapın ya açıldı ya açılacak

Duvarında her gün
gelincik yaprakları toplayan resim
ürkmüş, sığmıyor çerçevesine

Çocukların
düğün evlerinde dolaşan uykusu
zambaklar topluyor
yorgun dönerken bahçelerden

Oysa
ağaç kabuklarını dolduran nem
yıldızları saçlarında gizliyor senin

Her gece bir bekleyiş
kırılmak üzere örtülen kapıların
merdiven ayaklarıyla birleştiği yerden
ürperip çekiliyor

Her gece bir bekleyiş
onların oyulmuş göz çukurlarını perçinliyor
ayrılırken hüzünle bakacağın
başucundaki resme

Nihat Behram
-Hayatın Şarkısı-

 

Duvarlarla Bölünen Dünya – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM

Karşıki duvarların oyuklarına
kuru otlar taşıdı küçücük kuşlar,
çırpınarak seviştiler,
ekmek kırıntıları
ve ötüşlerine verdiğimiz ıslıkla
birleşti hava

Karşıki duvarın oyuklarından
tüylenip, kanatlanıp fırlayan
acemi yavrularla tanıştık şimdi,
öylesine acemiler ki:
yorulup düşüyorlar pencere boşluklarına

Karşıki duvarla aramızda
devriyeler geziyor,
ardımızdaki duvarlarsa:
hala güneş yüzü görmeyen
kırılmış elmacık kemiklerinin
örtüsüdür boylu boyunca

Nihat Behram
1972
-Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-

SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN  GÜNLERİNDEN – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN GÜNLERİNDEN

Ve en uysal
en cıvıl anlarında yine bir güzelliğin
birden azıveren
aynı sızı..
İçimdeki eziklik
neden böyle mahmurdur?
Kanatları
hafifçene uçarı
kıvrım kıvrım hareli
ve yaslı
yorgun
uzaklara doğru bir yolculuk öncesi
bir şiir ki
yüreğimden koparılıp
karalanmış bir andır,
dökülür dudağıma
usulcana yarası.
Yoksa bir şarkıda ansızın
umulmaz bir dokunaklığa dönüşen çığlık
ıssız yollarıyken
yabanı olduğum bir şehrin,
içimde huysuzcana titreşen
titreşip zehirleşen bu duman
nasıl dağılır?

Yeşil! Neden bu kadar güzelsin?
Ya sen ateşböceği
gecelerin ışıldağı bağrının mıknatısı
gündüzleri nerelerde bilenir?
Kırgın gül! Gözyaşları dokusu mudur solgunluğun?
Rüzgâr! Rüzgârım benim!
Neden ağlıyorsun arasında dalların?
Zaman değil zaman değil zaman değil
ömrümüzdür geçen…

Nihat Behram
1981 Cenevre
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-