SAĞNAK – Nihat Behram

AHMET UYSAL YAPMA

Üstümden atlılar geçiyor sanırdım uykudaysam
uyanır kurtarmaya çabalardım kendimi
kendi tasamdan;
gündüzse zaten
atlılar geçiyordu üstümden!
Sağnaklı günlerinden çocukluğum
bu duygu saklı kalmış içimde bu güne kadar,
bir de çıplak bilgisi
sesimdeki düğümün: insan ancak
sağnakta çözebillir
kollarından rüzgârı;
en uzak sokağında hasretin
en ürpermiş kederiyle ağladığında
ne gözyaşı görünür çünkü
ne kendiyle konuştuğu anlaşılır!

Uzaklık nedir? Ne yana dönsem
o yanımdan başlayan gökyüzünü
uzanıp avuçlayamam!
Uzaklığın ne kadarı ayrılık
ne kadarı rüzgâr?
Kavuşmanın rüzgârı
ayrılıkta mı bilenir?
Sağnak, ezberinden
çarçabuk verir bunların yanıtını,
üstelik ayrılık kadar acelecidir
dal ve toprakla dövünerek
nal sesleriyle boşanırken bağlarından
ve insan
bağırır gibi uyanır uykusundan sağnakta,
bağrışan damlalardan biri de artık odur!

Korkak, kırılıp dökülsün bırak
korkusunda! Korkunun sesi kök tutar mı?
Korkuyu nasıl beslesin sağnak?
Acının kökü mü daha derinde, coşkununki mi?
Hangi ses canın iniltisi, hangisi canda dirileşir?
Yanıtı sağnakta gizli!

Yaprak da, aslında
gökle toprak arasındadır.

Ben de gökle toprak arasındayım,
sağnak da!

Nihat Behram
-Çıkmak İçin Bu Karanlıktan-

KUŞ UÇAR SÜRÜSÜNE – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM KUŞ UÇAR SÜRÜSÜNE

Uçan kuş taşlanır mı
Kötü gün düşlenir mi
Gönlünce yâri olan
Elinen eşlenir mi

Haydi gülüm edalım
Babangile gidelim
Baban bizi bağışlar
Düğün bayram edelim

Kuş uçar sürüsüne
Can tüter dirisine
Yıllarca çile sardım
Ayrılık yarasına

Gün oldu günüm oldu
Gençliğim yönüm oldu
Gönlümce sevdalandım
Bu bana zulüm oldu

Haydi gülüm edalım
Babangile gidelim
Baban bizi bağışlar
Düğün bayram edelim

Nihat Behram
– Sayıklar Gibi Bir Şiiri-

HAYATIMIZ ÜZERİNE ŞİİRLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM UYKUDAKİ KORKU
XV
Uykudaki Korku

Gece kuşları
ışığı tel tel koparıyor pencerenden

Ay
yapraklarından
köklerine inmiş papatyaların

Çöllerin
kuru hışırtısını titreten bir yılan
sanki kıvrılıp kayıyor
gözlerindeki tümsekten

Kalbin geceyle bir gemide

Kapın ya açıldı ya açılacak

Duvarında her gün
gelincik yaprakları toplayan resim
ürkmüş, sığmıyor çerçevesine

Çocukların
düğün evlerinde dolaşan uykusu
zambaklar topluyor
yorgun dönerken bahçelerden

Oysa
ağaç kabuklarını dolduran nem
yıldızları saçlarında gizliyor senin

Her gece bir bekleyiş
kırılmak üzere örtülen kapıların
merdiven ayaklarıyla birleştiği yerden
ürperip çekiliyor

Her gece bir bekleyiş
onların oyulmuş göz çukurlarını perçinliyor
ayrılırken hüzünle bakacağın
başucundaki resme

Nihat Behram
-Hayatın Şarkısı-

 

Duvarlarla Bölünen Dünya – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM

Karşıki duvarların oyuklarına
kuru otlar taşıdı küçücük kuşlar,
çırpınarak seviştiler,
ekmek kırıntıları
ve ötüşlerine verdiğimiz ıslıkla
birleşti hava

Karşıki duvarın oyuklarından
tüylenip, kanatlanıp fırlayan
acemi yavrularla tanıştık şimdi,
öylesine acemiler ki:
yorulup düşüyorlar pencere boşluklarına

Karşıki duvarla aramızda
devriyeler geziyor,
ardımızdaki duvarlarsa:
hala güneş yüzü görmeyen
kırılmış elmacık kemiklerinin
örtüsüdür boylu boyunca

Nihat Behram
1972
-Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-

SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN  GÜNLERİNDEN – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN GÜNLERİNDEN

Ve en uysal
en cıvıl anlarında yine bir güzelliğin
birden azıveren
aynı sızı..
İçimdeki eziklik
neden böyle mahmurdur?
Kanatları
hafifçene uçarı
kıvrım kıvrım hareli
ve yaslı
yorgun
uzaklara doğru bir yolculuk öncesi
bir şiir ki
yüreğimden koparılıp
karalanmış bir andır,
dökülür dudağıma
usulcana yarası.
Yoksa bir şarkıda ansızın
umulmaz bir dokunaklığa dönüşen çığlık
ıssız yollarıyken
yabanı olduğum bir şehrin,
içimde huysuzcana titreşen
titreşip zehirleşen bu duman
nasıl dağılır?

Yeşil! Neden bu kadar güzelsin?
Ya sen ateşböceği
gecelerin ışıldağı bağrının mıknatısı
gündüzleri nerelerde bilenir?
Kırgın gül! Gözyaşları dokusu mudur solgunluğun?
Rüzgâr! Rüzgârım benim!
Neden ağlıyorsun arasında dalların?
Zaman değil zaman değil zaman değil
ömrümüzdür geçen…

Nihat Behram
1981 Cenevre
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-

 

ŞAHİN YARASI – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM ŞAHİN YARASI

Şu Yüreğim Çektiğime Dar Benim

1.
Şahindim, kapanda kalmışa döndüm. Kış günü ateşi
sönmüşe döndüm. Sarp yamaçlar tutsun yasımı gayrı..
Gurbete çıkalı ölmüşe döndüm..

Yükseklerin karı birden erimez. Zalim bile
yavrusunu sürümez. Şu yüreğim çektiğime dar benim..
Kan kurusa canda izi kurumaz..

—Dumanında sızım tüter dağların;
şu yüreğim çektiğime dar benim..

2.
Uçarken taşladılar, sonumu düşlediler. Ömrümü
gelin kıldım, acıya eşlediler..

Kuş uçar sürüsüne, can çeker dirisine. Yıllarca
çile sardım, ayrılık yarasına..

—Bir yanım şahin hızı,
bir yanım yara izi..

3.
Ay teni yaralar mı, ay çocuk taysız çocuk
Düş gönlü oyalar mı, oy çocuk huysuz çocuk
Ayrılık yönün olmuş, vay çocuk yârsız çocuk
Özlemin sonu var mı, ah çocuk bahtsız çocuk..

—Rüzgârda sazın çaldı, hey çocuk ıssız çocuk
Kırlarda izin kalmış, özlemi hırçın
çocuk..

4.
Sürüdüm de günü günü sürüdüm
nicesine acının yalnız yürüdüm..

Yine sende dertlerimin çözümü
dayan yürek boz şu kara yazımı!

Nihat Behram
Mart 2000
-İntikam Alır Gibi-

Ağrıyan Şarkılarla Bir İlk Yaz Karşılaması – Nihat Behram

26962395_1769017086441745_5049697411167779729_o

3.
Belki gün boyu uzaktasın,
bir nehir kadar uzun;
belki de şuracıktan
savurup saçlarını
doğacaksın ansızın..

Ama şimdi duyulan
ne saçların
ne yüzün
ne de alevlendikçe
bağrı eriten o ten,
sadece
inleyerek tükenen
en hantal dakikalar
en paslı gecelerdir,
yükselip boğum boğum
uçuşan kum taneleri
uçuşan kum taneleri..

Zor değil oysa koşmak
zor olan beklemektir
ve kolların
ve elin
ve dokunuşundaki sihir
gelir de
doldurursa günleri
ufalanır ağrılar
yaralar serinlenir
uçuşur papatyalar
uçuşur papatyalar..

Yine de
bir aşkın en canlı yanı
ilkyazı
birlikte özlemektir,
titreşip katre katre
nazlanarak çiçekleri dolaşan
narin bir kelebek olarak
usulca öpüşürken
yürek ver sesine dalgaların,
tutuşsun tomurcuklar
tutuşsun tomurcuklar..

Nihat Behram
-Irmak Boylarında Turaç Seslerinde-