BİR AŞK ÖNCESİNİN SIZISI – Nihat Behram

8-marta-prazdnik-tsvety-rozy-foto-kartina

Ah yine mi gönlümde benim
kuş uçar yana yana
su akar döne döne?

Filizlerin yaralısı aşkların
sır-sınır tanımayan düşleri
yine mi sarmış teni
asmalarda sürgünlerin belalısı işlere?

Gizleyemem:
bir yanım duruşundan sığırcık
bir yanım bakışından tomurcuk…

Bilemedim nasıl oldu:
kayıp gitmiş yüreğimin yarısı
ardı sıra çiçeğine goncalandı büyüsü…

Dahası var:
talan olur, yalan olur
yeşermeden yolan olur diye diye
ötesini- berisini soramadım kimselere düşümün
yazılarım- sızılarım saklı kaldı içimde;
bir kez olsun duruşunu saramadan ölür isem
suç benim!

“Boşver!” dedim:
eli- günü düşünecek an değil
yaralanan benim canım kime ne;
dudağımda kıvılcımın irisi…

Korktuğum şu:
ürkütürsem kavuşamam, ayışığı kirpikleri incinir;
gücenirse barışamam, bu dert beni bitirir…

Kısacası:
yoncalara oyalanmış gözlerinde
usul usul uçuşan kelebeksi o gülüş
saçlarında esin kuşun yavrusuna
yuva yuva kıvırcık
sesler beni köşe- bucak kendi huyuna…

Neyleyim ki:
şu ömrümde doyamadı hasretlerin sürüsü
gide- gele yol üstünde kanarım;
ne gurbette ne sılada duruldum
ona yanarım.

Nihat Behram
1999
-Kundak-

YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR

İrin dolu bir günü
en geniş caddelerden
böğrümde taşıyıp geldim..
Yazık ki
saranı yok gönlümün
işte yine bu gece..
Ne kadar süslense de
ışıltılarıyla denizin
yine de boğuktur mavileri
gökyüzünde bu şehrin..
Yanıktır, dinleyin, sesim yanıktır
işte yine bu gece;
kırağıda uçuklaşan
daldan dahi yanıktır..
Nasıl da bulanıyor içimde
o tacir gülüşmeler;
öyle ya
noterler müfettişler veznedarlar bonolar
masmavi bir sabaha
kirden başka ne verir?

Bir günü böyle geçtim
iğrenerek bir günü
en geniş caddelerden..
Tam da derdimi yanmak için
huysuzlandığım anda
yazık ki gönlümün yalnızıyım
şurada, dağlara kadar..

Oysa geçerken sokaklardan
düş verip kendi ruhumda
narince gözlediğim
ne kibir, ne ödül gerektiren
sıradan şeylerdi
koşarak aşabilmek için zamanı
rüzgârlı öfkeler tasarlayan
ya da derdini özlemini çektiğim
güzelimi beklerken
kalbimde filizlenen
tasalarla sevinçlerle ilgili
sıradan, insani şeyler..

Yürüyordum
çınlayan duygularla
bomboş fundalıklarda gibi
oysa nasıl da kalabalıktı yollar..
Biraz da gecenin loşluğundan
afyonlanarak
karartıp benliğini
ve karardıkça daralıp
başıboş bir duyguyla
hayatın küskünleri olarak
ve hayattan öylesine habersiz
akıyordu caddeden
sıra sıra insanlar..

Kimisi korkuyordu belli ki
o büyük fırtınadan
kimisi çoktan unutmuştu
ruhunu körelten kiri
kimisi kirle uyuşturulmuş
kimisi duygular alıp satıyor
kimisi sızlanıyor kederden
kimisi gülüyor sinsi sinsi
kimisi soludukça soluyor
kimisi ise
lekeler sıçratarak en uysal yerlerime
sadece susuyordu..

Islaktır, evet, eğilip bakın
kandan ve yaralardan
hem de sırılsıklam ıslaktır
her gün geçtiğimiz sokaklar..
Kurtulabilinir oysa
o kara çukurlardan
hem ince hem sahtekâr
bir kadın gibi yaşamaktan
iğrenmeye başlansa..
Yoksa nasıl başkaldırır
bir şehirde çalkanan
sefalete yoksullar?

Geçiyor dalga dalga
gözlerimin önünden
bir günün köpükleri
en hazin görüntüler..

Doludur, dinleyin, sesim nefret doludur
işte yine bu gece.
Azan, bozaran bir sürü polisin arasında
yurdu azad olsun diye çırpınan
hem yorgun hem yaralı
bir gencin bakışlarından
izlediğim bu şehri
küflerin, irinlerin içinde
en geniş caddelerden
böğrümde taşıyıp geldim..
Bulabilmek için o mahşeri rüzgârı
bırak yüreğim bırak
çiselesin bu yağmur
içimde bulanan duygulara..

Bir de sen varsın
bir de sen güzelim, o derin inceliğinle
yazık ki saçlarını
küçücük bir dünyaya oynaş kılan
bir de sen..
Korkuyorsun
oysa korkular
sinsice katlediyor her şeyi..
Artık aşk denince herkes kederden sözediyor..
Ah, bu şehirde kuduran
sadece keder değil,
cançekişen şu deniz
şu isli yakınlıklar
kuşlar ve ışıklar da kudurmaktadır

Manavlar dahi erken topluyor
duvarlardan renkleri;
ses geliyor çünkü uzaktan, dinleyin
duyulan çürümenin sesidir
arbede sesi..
Kimisi kan içinde koşuyor
kırmak için bileğinde zinciri
kimisi karanlık pusulardan dişbiliyor koşana
kimisi hâlâ sessiz, habersiz
ya da sinmiş bir köşeye..

Artık bu şehrin bütün bankalarında
bütün kasaplarında ve bütün gecelerinde
çocuklar kırbaçlanıyor;
artık bu şehirde analar
dizdövüp kan ağlıyor;
sararıyor artık bu şehirde duygular;
güzelim, sığmıyor artık bu şehrin ölçüsüne yüreğim;
bana yalnız hınç veriyor ne duysam
örselenen sevişlerle, ucuzlayan bakışlarla ilgili..
Öyleyse, koşacaksan ellerimi daha sıkı tut
saçlarını ışıldatıp saçlarıma kavuştur;
güzelim, seveceksen eğer unutma:
bağrımda isyankâr şarkılar uğuldanır
isyankâr şarkılar ve ayrılık
ayrılık ve ırmaklar
ırmaklar ve kuşların o narin uçuşları..

Doludur, dinleyin, sesim acı doludur
işte yine bu gece
en derin özlemlerin bile yazık ki
kusarak dolaşılan sokakları var çünkü..
Adan yüreğim adan
hayatı anlamanın yolunda
burkuluşlar ağlayışlar da olsa
güzelliğin uğruna
daha çok adan..
Yoksa nasıl sıyrılabilir
bu şehir, kirden ve yaralardan?
Adan yüreğim adan
yaşamanın sevinci heder olmasın sakın..

Bir şehir ki zehirdir incecik gülüşlerin
bir şehir ki çevrilmiş sokakları süngülerle zırhlarla
bir şehir ki her sabah vurguna hazırlanır
bir şehir ki
pelte pelte çocuklar dökülür sinemalardan,
tokatlanıp genç kızlar alınıp götürülür,
bir şehir ki yollarında aç insanlar sürünür,
solgunlaşır bakışlar, sabahlar kabalaşır,
bir şehir ki aşk denince sadece acılar paylaşılır;
öyleyse:
dayan yüreğim dayan
gerekirse katlanır geçeriz güzelin hasretinden,
davran yüreğim davran
kurmak için yeniden
günü gelir yıkarız bu şehri temelinden

Nihat Behram
1979
-Irmak Boylarında Turaç Seslerinde/
Hayatın Şarkısı-

SESLENİŞLER – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SESLENİŞLER I

I.

Varışların
can koyuşların
diklenişlerin
ve esintisi omuz başında o çevik direnişin,
şafakları
kristal bir yağmur tanesi gibi damlıyor uykunun ortasında

kıpırtısız göl kıyılarına
rüzgâr yemeyen dallara küsüşlerin
o denli coşkunluklar taşıyor ki bana:
şimdi burada – bir esirin
derinliklerindeki öksüzlükler dediğim şeyler
göllere dalga
dallara çıtırtılar yetiren
– belli ki –
senin büyüyüşlerindir
– kusursuzca –

sarışınsın, bir de maviliğin var düşüncen arasında;
cesursun, uyanınca irkilmeden katılırsın sabahın alacasına;
incesin, duymaktasın aşkla yaşamanın haddini;
kararlısın, düşünmekle yetinişler öfkeden çıldırtır seni

(Çırpınışla, heyecanla büyüyen bakışının altında
küçücük bir çiçek gibi durmaktaydın,
fısıldaşırdın gizini çiğle, bulutlarla;
dokundum ki
parmaklarım ucunda gezindi serinliğin;
yaklaşan felâketi sezerek ufkunda salınırken
acılarla denenmemiş kadar körpeydin daha

yaşlı ve kırgın olarak ayrılıp geldin,
varlığın
konup seslendirdi içimi
bölüşülmüş duyarlıklar topladı hayattan bana;
büyüdün, beslenerek kalbimden, onararak kalbimi;
bir gün ki, anlatırken faşizmin
geceleri hunharca çevirişini
ellerin ışıltılı sırmalar işliyordu avuçlarıma)

palazken bile yırtıcı kuşlar gibi…
kumrular kadar dalgın olarak bazen…
yavru bir tavşana sunar gibi bir demet yonca..
eflâtun bir kelebeğin konuşu gibi papatyaya…
uzanırdın
uzanışlarını düşünüyorum şimdi

kaçaklık günlerimden aklımda kalan uzanışlar
kuşların
sevini çırpınarak yaşayışları kadar narindi

(Terledikçe bir ırmağa inişi gibi
üşüdükçe karla ovunmayı da öğrenmelisin)

Nihat Behram
-Fırtınayla Borayla
Denenmiş Arkadaşlıklar-

Hayatımız Üstüne Şiirler – Nihat Behram 

NİHAT BEHRAM DOĞDUM BAĞLANDIM SANA (C)NUSRET ÇOLPAN

VII
DOĞDUM, BAĞLANDIM SANA

Ozanın çalgısı çağlayanlarsa
inanmamak elde mi toprağın şefkatine

Bütün düşlerde olduğu gibi
anamın yaslı çehresinde olduğu gibi
içimde bir şeyler birikiyor

Savaşarak pişirilen toprağı
kıvır kıvır işleyen güneş yitip gitti sanılan
bir sesi iletiyor

(…eriklere, ardıçlara, dallarını
yosunların bürüdüğü selvilere,
koruda kaybolan tavşanla, kaynağa
biriken pervanelere,
uçsuz bucaksız maviliğine denizlerin,
bulutu evcilleşmeyen dağların görkemine,
serin çığ taneleriyle ağırlaşan hasat rüzgârına,
yaylaların büyüsü keskin ayaza…)

Memleketim…

Kınından sıyrılıp
ışıldamak için sabırsızlanan bıçak

Habersiz duruyor
terkedilmiş çocuklar gibi
gözlerinde kıvılcım güzelliğinden

Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler-

Görsel: Nusret Çolpan minyatürlerinden..

Dörtlükler – Nihat Behram

19366544_10209196348455356_1668088446263208576_n

209
Sevinçsiz sürüyüp kötürümleştirme bakışlarını
Sevinci arıyorsan direncin tutkusuyla çabala
Sevinçler dolanmaz insanın ardında kendiliğinden
Sevinç duygusunu uğrundaki kavgasıyla yakala.

**

210
Dalgalanma öncesindeki gururlu huysuzluğu gibi denizin
Aranır içimde kelimeler ulaşılmazlığın uğultusunu
Bulup yolsun diye ne varsa coşkumun kolunu, omurunu buran
Bulup sustursun diye yoksunluğun ruhumdaki puslu kuyusunu

Nihat Behram
-Dörtlükler-

YURTSAMANIN ÇARESİ – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM YURTSAMANIN ÇARESİ

Susayanın su vereni bulunur,
yoksa da kendi arasın;
üstelik, pastan ve tırnaktan kuruluğu susuzluğun
apansız ulumaz canda
ilkin usul usul tozuşur,
rüzgârı yoksa suyun
siner ve tutuşur sindiği yerde;
yine de duru ya da bulanık
ilk yudumunda suyun
kırılır kuruluğu, söner ateşi!

Yurtsayan kime, neyi, nasıl sorsun,
hele ki
ısımayı, soğumayı aynı sözle, aynı gözle
hemi közde, hemi buzda güdüp, sürüdüğü
yabanelde?

Ne donuşunun saranı çıkar
ne yanışının duyanı,
kendi düşü kendine tuzak
ne yakını duyar sesini
ne uzağı,
ne göreni olur bağrındaki dumanın
ne görüp de paslarının sileni!

Görseyenin, tatsayanın derdi
yokuşuna, inişine yayılsa da
uykusundan boğum boğum ayılsa da
çaresine yasağında varılır!

De ki, yârı gönülsedin,
koklaşmaya, hoşlaşmaya iznin de yok,
düşündeki yüzünü bul, onda sarıl!

Dostlarını anımsadın: yazış, ara konuş;
barışmayı duyumsadın: git küskününle görüş!

Yurtsayanın çaresi yok, yaraları bakışında uğuldar;
uzansa kolu donar, konuşsa dili yanar;
hele ki, ihanetin avcunda halsizse yurdu,
kabalığa, yüzsüzlüğe, nankörlüğe,
hissizliğe, soysuzluğa teslimse!

Kaya olsa, yurtsamanın ayazında oyulur!

Nihat Behram
-çıkmak için bu karanlıktan-

ÖZLEMİN KADAR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM ÖZLEMİN KADAR

Toprağın iştahıyla dallardan
kuruyan yaprakları topluyor rüzgâr,
üşüyen çocukların teniyle kelebekler
sindi solgun çiçeklerin dibine,
göğün karaşın kıvılcımları kırlangıçlar
tel tel sıyrılıp bulutlardan
göçtü uzaklara,
yaz bitti…

Nasıl isterdim, ah, yazgımı değiştirmek,
öpüşür gibi sessizlikle
su içen bir ceylanın
halka halka dudaklarından
çakılların, yosunların köpükteki nazına doğru
başıboş
akıp gitmek bir derede…

Zift ve kemik arasında sıkışıp
ezilmiş filizin uğultusuyla
taşıdığım ruhumdan utanarak
otları dinliyorum,
ne başka sızım olsaydı keşke
ne başka sözüm artık;
kaçsam, kaçıp gitsem buralardan,
kederi beni daha fazla boğmadan
uzağında bulandığım kırların…

Koynumda özleyişin kusursuz ürpertisi,
güvercinlerim
ve ömrüm sıra huylarıma dolaşan
çocukluk günlerimdeki telaş;
ah, sadece şiirle yaşasaydım
giziyle düşteki ışıltının,
dallara kuşlar ve sincaplar kadar yakın
gülüşleri dolunay
öpüşleri sarmaşık
güzelimi her sabah
salkım salkım leylaklar
yağmur ve gonca kokusuyla anarak…

En yüce yaratıktı oysa
ateşi ve sevdayı bulurken insan,
yazık ki artık
bir kelebeğin titreyişleri kadar olsun
sahici gelmiyor bana;
sorsalar söyleyemem yeniden
hangi şehrin renkleri göyüzünün dengidir.
ya da yolununca gönlündeki sümbülü
küskün öten bülbülün
derdini kim üleşir;
çölden kopan rüzgâr bile
ufkunu böylesine onulmaz
böylesine arsızca ağılayan insandan
daha kumsuz, daha nar…

Çaresiz, dinecek bu çile bir gün,
tırnak ve nasır gibi ruhumda katılaşan
bereketsiz bu kalabalıktan
soluyup alacak beni duldasına doruklar
durulaya kurulaya büyütmek için
yeni doğmuş kuzuların sesiyle
toprağını kayalardan emziren hızıyla yaylaların…

Güzelim, serçeler mi taşıdı sana,
bahçelerden çimen çimen,
karadut oyası zülüflerini,
çiğdem tüten gamzeleri omuzlarına
kırdan mı sardın,
yâd ellerden esen yelde sevdalın mı var?

Unutma: hicbir şey yakışmıyor kalbime
özlemin kadar!

Nihat Behram
-İntikam Alır Gibi-