Bir Veda Havasından Aysız Sevinçsiz Kelimeler – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM BİR VEDA HAVASINDAN AYSIZ SEVİNÇSİZ KELİMLELER

Yıllarımın en acar
en uçarı
duyguları
nasıl da yüreğimin en kırçıl
en acımsı
yaraları oldular
Bu ne yaman
bir rüzgâr?
Sanki gök
bir uçurum..
Bulutlar
kırlangıçsız
ışıksız..
Kırağı vurdu kıra..
Dal sızlanıp kurudu..
Köreldi
kökleri nanelerin..
Itır
kokusundan soğudu..
Bu ne sakar bir duygu?
bir yanı
yangınlanır
parıldar
Bir yanı
can atar solgunluğa..
Kırağı vurdu..
Söndü ateşböceği,
dağıldı ürpertisi ruhuma..

Bir karartıdır artık
en körpe tomurcuğun
en narin gözeneği..
Elveda nazlı bebek..
Elveda kelebeğim..
Yüzünü gecelerin
ıssız boşluğuna gizleyip
için için ağlayan
yanık gelin
elveda..
Yazık ki
bağrımda uğuldayan
huysuz
uykusuz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Geçip gidiyor işte
günler
hiç durmadan..
Dilerim
tozlanmasın yeniden
özlemindeki uyum
o hırçın inceliğin
karlanmasın bir daha..
Ne benimle acılan
ne ömrün acılansın..
Bağrımda uğuldayan
aysız
sevinçsiz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Elveda mavi çiçek..
Elveda tarla kuşum..

Nihat Behram
1978
-Irmak Boylarında Turaç Seslerinde-

ANA YÜREĞİ – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM ANA YÜREĞİ

Bir sen dokunabilirsin ancak
öyle hafif, öyle eşsiz, öyle sıcak
ellerinle ağrısına bebeğin;
yalnız senin bakışındır
bebeği büyüleyen
ve değince yüreği yüreğine
ağrısı yalnız sende böyle bin kat fazlalaşır..

Bir senin kollarındır
en ateşli günlerin en dikensiz beşiği;
yalnız senin kucağında bebeğin ağrıları
kaçışır
ve alnın alnına onun
bir ufuk derinliği, bir deniz parıltısı taşır..

Yağmurun var, damla damla ışıldatır
gülleri,
dallara tomurcuklar bırakıp göğe doğru
uzatır;
kuşların var, gürleyince fırtına
yuvasına kanat gerip koruyan;
güneşin var, ısıtır
tutuşturur tohumu,
sürgünlerde, peteklerde, çiçeklerde
arılar uçuşturur;
yüreğin var, tavşanların, civcivlerin,
sincapların
binbir sıçrayışla dokuduğu yüreğin…

Sığınıp kollarında ısınır
gülümseyip ışıldar
ağrıları usul usul diner bebeğin..

Yıldızısın sen onun:
dağıtırsın geceleri içine dolan sisi;
boşluğusun: özlemeyi senin yokluğunda
öğrenir;
çimenisin: en uysal uykulara kucağında
uzanır;
tanımısın sen onun: takılır gözleri gözlerine
çözülür nefesinden ilk sözcüğün gizemi,
dudağına zümrüt bir parıltı ilişir;
bebek, başlar anlatmaya kendini..

Ah, öyle içten, öyle temiz,
öyle karşılıksız
bir senin yüreğin kaldı
bu zifir karanlıkta..

O yürek ki içimizden öksüzlüğü geçirir;
o yürek ki ölesiye sevmenin
halkın ve hayatın öğretmenidir…

Nihat Behram
-Hayatı Tutuşturan Acılar-

©İbrahim Balaban

Ona Doğru Koşmak İçin – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM

Sana ufku anlatmak istiyorum

Yüreğini
avuçlarında bir güvercinin
yüreğiyle yatıştıran çocuğun
bileklerinde çözüp
göğsüne doldurduğu şeyi
sana anlatmalıyım

Binlerce insan dökülmüş duraklara
asfalttan, yapılardan, seslerden;
binlerce saattir oradalar
ve durağan bir beyin
ve kıpırtısız bir yürekle
düşmanca bir şeyler biriktiriyorlar karşılıklı
ve herkes birbirine benziyor
ve herkes yabancı birbirine üstelik

Sana ufku anlatmak istiyorum

Yalnayak
ve aşağlara koşarken çaylarda,
çakıltaşları, çağlayanlar
ve kayaların oyuklarında köpüren suyun
düşündürdüğü şeyi
sana anlatmalıyım

Vapurda, otobüste, odalarda unutulmuş gibiler
sıralar halinde gerneşmek için;
durgun, bulanık, bezgin..
zaman: tek yaşama biçimi;
ve bankalar, sigortalar, belediye
meydanlara saatler koyuyorlar onlar için;
ve unutsun diye gökyüzünü şehrin üstünde
oğlunu nefretle azarlayan bir kadın
kimseyi şaşırtmadan geçiyor o saatin dibinden;
ve bonolar, çekler, borçlanışlarla
birbirine bulaşan kaypak ilişkiler
dişlemeye başlıyor çocukları bile;
inzibatlar, polisler, mübaşirler
ve bin katlı elbiseler içinde bir takım insanlar
buyurmuş teftiş ediyor şehri

Sana ufku anlatmak istiyorum

Bir ağacın kökleri ve dallarıyla
uzanıp uzanıp vardığı şeyi
sana anlatmalıyım

İçinde duvarlar uğulduyor ilişkilerin,
ilanlar, rutubet, çıkar..
ve söz namusun simgesi değil;
duygular öyle lekelenmiş,
içtenlik öyle hesap işi ki:
kimin öpüşleri bir papatya kadar temiz,
kim kime kıstırıldığı anda omuz verebilir?
Ve aşk: çarparak başlatan yeni şeyleri
o sevinç nerede şimdi?

Yine de güzel bazı duygular
aşkla kendini onarıyor;
fakat rüzgârı, yağmuru ve sabahları
bir sinir birikintisi olarak karşılamaktan
bakışları gizlice köreliyor onun da
ve hatta sağnağı bir nehir gibi
yabani bir hayvanmış gibi düşünüp
ürküyor
ve giderek âciz,
Sinirli, habis insanlar dolduruyor caddeleri;
oysa şehirden
yabani bir hayvan kadar uzakta nehir
öpüşüyor uçsuz bucaksız bir çalkantıyla
ve yüzlerce çocuk tanıyorum
kaçak bir duygu taşıyan sinemalarda
ona doğru koşmak için

Sana ufku anlatmak istiyorum.

Bağrına bayraklarla varılan
ve hayatın
yoldaşlık duygusu kadar katışıksız,
birlikte söylenen şarkılar kadar
ödünsüz olduğu yerde
başlayan şeyi
sana anlatmalıyım

Son mavisi gözlerinde kaldı gökyüzünün
bu şehirde
anlatmak istediğim…

Nihat Behram
1975
-Dövüşe Dövüşe Yürünecek-

HAYAT DA AYRILIK KADAR – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM HAYAT DA AYRILIK KADAR

Sonbahar geldi canım, sonbahar apansızın!
Sağır etse de ruhu duyulmaz sesi tenin
küllenmiş anılarda tüterken için için..

Sonbahar geldi canım, her kavuşma ayrılık!
En yalnız en acımsı sözlerle gizli gizli
zehirleyip kendimi sığındığım şiirin
titreyen dudaklarında tutuşmaktayım şimdi..

Sonbahar geldi canım, her ayrılık bir masal!
Çırpındıkça çıldıran acıların koynunda
solgunlaşan ömürden soluduğum uğultu
gecemi gündüzümü ölümle seviştirir..

Sonbahar geldi canım, her masalda bir düş var!
Sevinci hüzünle yarıştıran her düş umutla sırdaş
bir yanı çırılçıplak bir yanı kendine bile gizli
sen benim gençliğimsin dallarda çınlayan rüzgâr
sönmez kıldığım yangın
yarası hep taze kalan ilk aşkım kadar haylaz
hem hoyrat hem cefakâr hem hırçın hem vefakâr
yürekte içli içli tomurcuklanan şiir
sen benim gençliğimsin..

Sonbahar geldi canım, hayat da ayrılık kadar!

Nihat Behram
-Yalın Yürek-

©Andrey Bazanov

 

YANITLAMA – Nihat Behram

(Çocukluk günleri üstüne yazılmış bir mektuba:)

Dadanmışsa bir kekre tat damağına
bırakma dalına bassın!

Varsın al kiraz üstüne kar yağmış olsun
unutma ayağı üzengiye uyanın
rüzgârı yakın eser yıldıza.

Kekik mi, kavut mu “çocukluğum” deyip durduğun;
keten helvaları mı seni kıskıvrak yakalıyor?
Üzülme
isketeler tutmadın diye avuçlarında,
nasıl olsa ispinozlar
boyamış gömleğini kırmızı boyunlarıyla.

Canın mı daralıyor?
Saman çöpleri çizmiş ya kulağını,
hâlâ cebinde değil mi sanki
kuyruğu sincabının?

Nedir böyle içinde burkulup duran tasa,
bir bülbül çanağı gibi hatırlanan
geçmiş günler mi?
Ahlatlara, iğdelere doymadın belki;
yüzüne dalgınlıklar yığılan meydan
taylarla, oğlaklarla seğirtilen tarlalar mı?

Bırak şimdi ağzı bıçak açmaz düşleri,
sonunda gelip geçmiş çocukluğun karayel gibi.
Sanki bana bostanlardan, nadaslardan,
inciçiçekleri, kurtbağırından,
yoncaların sevinç edasından şimdi ne kaldı?
Üstelik akranısın
“hayat” diye haykırırken düşen dostların.
Bilesin yaşamak bir şiardır,
sonuna dek toplanmalı hasadı!
Yâr kılınış nedeni bu değil mi
namuslu anılara yaraşır tutkuların?

Nihat Behram
-Hayatımız Üstüne Şiirler-

AYRILIKTAN SÜZÜLMÜŞ BİR ŞARKI SÖYLE – Nihat Behram

AYRILIKTAN SÜZÜLMÜŞ BİR ŞARKI SÖYLE - Nihat Behram

Dal ucundan koparılıp alınmış
filizlerin iziyle,
kurt dalmış her birisi bir tarafa dağılmış
kuzuların hızıyla,
düşlerinden gözyaşıyla ayılmış
gelinlerin yüzüyle
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle,
üşümüş de kızarmış körpe teni gibi bebeğin
tutuşsun ruhumun ürperişleri;
bileği incinmiş tayın acılanmış sesiyle,
göğsü yaralı kızın üleşilmez yasıyla,
unutulmuş büyüsüyle özleyişlerin
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle;
varsın için için tütsün çilesinin isli dumanı,
yeter ki yandıkça közünde koyulaşan gönlümde
tutkunun sönümsüz ateşi kalsın;
ıssız mı ıssız, kırgın mı kırgın
ama süssüz ve kırışıksız bir ömrün anışlarıyla;
canhıraş çığıltısıyle kapana yakalanmış sakanın;
elde bıçak dualar fısıldanıp
alazlanmış boynu üç kez sıvazlanan kurbanıın
mahzun yapayalnız, çaresiz bakışlarıyla
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle!

Ah, çimeni çiğden şafağın nazıyla emziren sabah,
çıplak dalların arasında
denizden derin hüznüyle inleyen rüzgâr,
avunsun diye bıraktım kalbimi koynunuza
ayrılıktan süzülmüş bir şarkı gibi…

Ayrılıktan süzülmüş bir şarkı söyle,
solusun ruhumun uğultusunu,
ateşe doysun!

Nihat Behram
-Sayıklar Gibi Bir Şiiri-

SAĞNAK – Nihat Behram

AHMET UYSAL YAPMA

Üstümden atlılar geçiyor sanırdım uykudaysam
uyanır kurtarmaya çabalardım kendimi
kendi tasamdan;
gündüzse zaten
atlılar geçiyordu üstümden!
Sağnaklı günlerinden çocukluğum
bu duygu saklı kalmış içimde bu güne kadar,
bir de çıplak bilgisi
sesimdeki düğümün: insan ancak
sağnakta çözebillir
kollarından rüzgârı;
en uzak sokağında hasretin
en ürpermiş kederiyle ağladığında
ne gözyaşı görünür çünkü
ne kendiyle konuştuğu anlaşılır!

Uzaklık nedir? Ne yana dönsem
o yanımdan başlayan gökyüzünü
uzanıp avuçlayamam!
Uzaklığın ne kadarı ayrılık
ne kadarı rüzgâr?
Kavuşmanın rüzgârı
ayrılıkta mı bilenir?
Sağnak, ezberinden
çarçabuk verir bunların yanıtını,
üstelik ayrılık kadar acelecidir
dal ve toprakla dövünerek
nal sesleriyle boşanırken bağlarından
ve insan
bağırır gibi uyanır uykusundan sağnakta,
bağrışan damlalardan biri de artık odur!

Korkak, kırılıp dökülsün bırak
korkusunda! Korkunun sesi kök tutar mı?
Korkuyu nasıl beslesin sağnak?
Acının kökü mü daha derinde, coşkununki mi?
Hangi ses canın iniltisi, hangisi canda dirileşir?
Yanıtı sağnakta gizli!

Yaprak da, aslında
gökle toprak arasındadır.

Ben de gökle toprak arasındayım,
sağnak da!

Nihat Behram
-Çıkmak İçin Bu Karanlıktan-