ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM

zamanın geçişini duyuyorum
kulağa fısıldanan bir söz gibi
tek bir yaprağı bile
kıpırdatmadan geçen rüzgâr gibi
zamanın geçisini duyuyorum
yalnızca bir çıtırtı
odada gezinen ses
yerine getirilmemiş yemin gibi
zamanın geçişini duyuyorum

bize vaat edilen süre
bir çan sesi gibi eridi
bir ezan, ağızdan
ağıza çoğaldı
ulaştı yerine
gözlerimi kapadığımda
o eski kent , o yüksek minare
zamanın geçişini duyuyorum
kentin tam ortalık yerinde

burada böyle kalmış gibi
gözleri açık
gökyüzüne
bakmaktan yorgun bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
yanımdan geçip giden insanlar gibi
uzakta, karanlıkta kaybolan
tanıdık bir sesti kimi
kimi bir daha duyulmayacak
bir anın sürtünmesi
boşluğa sallanan el
bir veda bilmecesi
gibi geçen
zamanın sesini duyuyorum

yaralı kentim benim!
içinden geçen zamanı duyuyor musun sen de?
Ayasofya’dan taş atımlık mesafe
Fatih’e ulaşan rüzgâr
ve oradan nereye
gittiği belirsiz bir zamandı
yaşadık biz de
yıkandık sularında,
savrulduk bahçelerinde
bu alçakça yağmadan hemen önce
sana benzeyen bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuor musun?

zamanın geçişini duyuyorum
ıslık çalarak ilerliyor umursamazca
dokunduğu çocuk bir genç oluyor birden
kendine şaşıran insanlar görüyorum
aynaya uğrayan bakışlarda
kimse girmiyor araya
kimse sormuyor nereye
zamanın sesi bu diyorum
içimde gezinen ürpertiye

zamanın geçişini duyuyorum
biliyorum, herkes farklı
bir sesle duyar bunu
farklı bir renkle
bir tat belki, bazen buruk
içimizden asla kopup gitmeyecek
bir duygu, bir ilk aşk endişesi gibi
gözpınarlarını zorlayan zamanın
geçişini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
nereye gittiğini bilmiyor kimse
zamanın geçişini duyuyorum
kapımı açıyorum, deniz doluyor içeriye

Tuğrul Tanyol
-ansızın yaz-