Öbür Şiirler – Pablo Neruda

PABLO NERUDA ÖBÜR ŞİİRLER 13

13
Başında kavak yelleri gençlik, hüzünlü ve candan,
yaprakların, bedenlerin ve kelimelerin
düşüp yuvarlandığı
kasvet bataklığı,
sert darbeler ve gözü kör aşklar,
uzay gibi bir devir,
köksüz, açık,
gölgesinden daha çok sürüdüğü yıldızlarla
geceden bile belirsiz.
Saf olmayan bir zamanın
karşılıksız dokunuşu,
taş batan ayaklar ve aç gözlerden,
ayağımız alındaki taşlardan ve açlık çeken gözlerden,
hayatı anlamak için paramparça ettiğimiz kitaplardan
bak işte ben buradayım diyen ama bir türlü göremediğimiz
bir omzumuza kuzgun gibi tünemiş Baudelaire
ve ölü masumiyetiyle uluyan Lautréamont’la.
Bu şekilde,
Garcilaso ve onun kuğu tüyleriyle tarazlanmış
nehir yataklarından uzakta
ve yarı-lanetliler, edebiyat sütü emmiş
dengesizler olarak,
ellerinde aklınıza gelecek her karanlıkla,
sorumsuz ve hesapsız
yorgun argın gitmek,
yola düşmek,
ekmek, ev ve kadın arayarak,
tüm adamların yaptığı gibi.

Pablo Neruda
-Ayaklarına Dokunurum Gölgede/
Yeni Bulunmuş Şiirler-

Çeviri:Adnan Özer

BİR İSYAN TÜRKÜSÜ – Ayten Mutlu

00

ben kadınım
hani şu bildiğiniz
ve de bilmediğiniz
kimi şeytan, kimi melek
kimi çiçek, kimi koyun
etinden, sütünden derisinden
al nakışlı gömlek edip giyindiğiniz

aklı kısa saçı uzun
sokakta mutfakta yatakta
elinizin altında
gönlünüzce ektiğiniz biçtiğiniz
tarla
tepesinde tepe tepe
tepindiğiniz
eksik etek
kiminizin anası
karısı kiminizin
ya da orospunun teki

çağlar boyu diri diri mezara gömdüğünüz
uğruna öldüğünüz
mülkünüz cariyeniz
taşa tuttuğunuz
aldığınız sattığınız
kanatmayı erkeklik saydığınız
kadın

söylenmemiş ilahi
okunmamış bir kitap
sayfaları lime lime, yaprakları sararmış
kapağında karanfil suretleri
kenar süsü boynunu eğmiş sümbül
hüznün rengini almış

cinselliği günahın öbür adı
sevinci ayıp
yasaklarla tabularla
peçelerin karasına boyanmış

ben kadınım
ıslah olmaz günahkârı bütün dinlerin
tanrım, babam, kocam
efendilerim

menekşeyim dikenli tarlalarda
saksılarda fesleğen
dalları kafesli camlara tutsak
dikenli tellerin ardına sürgün
bin yıllardır işgal edilmiş toprak

anayım ben
ak sütüyle eşkiyalar emziren
gecenin kovuğunda söylenmemiş türküyüm
bir ağıt çiçeğiyim hoyratça örselenmiş
sevdalarda yediveren gülüyüm

ak yazmada kara yazı
buyurmuşlar ele varmış
doğuramamış yarımsanmış
kız doğurmuş ele salmış
oğul demiş yele salmış
ağıtların tüneğinde
iki eli böğründe kalakalmış

deprem sessizliğinde yüreğimin
nakış nakış ilmek ilmek ördüğüm
o dilsiz isyan
bin yıllarda kördüğüm

ben kadınım
sabır taşı, öfkelerin çatlatamadığı
bütün günahlar benden sorulur
ben öderim diyetini bütün dinlerin
kına rengi kan içinde ellerim

erkeğim yılkı atı uzun kış çağlarında
bense bulgur aşı yoksul evlerde
sade suya tarhana
gül reçeli konaklarda
saraylarda gül kokulu cariye

yaşanacak yazgısıyım tarihin
zaman zindanlarına açılan tek pencere
kanayan serüveninde insanlığın
benim dışlanmışlığım
yoksulluğu hayatın

uzun uykularda yorulduk
uzun acıktık insan olmaya
sustuk, sustuk
sizin tanrılığınız yüzünden
insanlığımızı unuttuk

yorgunum
horlanmışım
cahilim
ağlamak biraz da savrulmaktır bilirim
gücüm kendime yeter
gökyüzü biliyor, taşsa da öfkem
döner namlu döner bıçak
beni vurur yüreğimden

gece iner
devriyeler kol gezer sokaklarımda
yaralarım dil vermez
erkeğim el vermez, kaygıları diz boyu
yalnızlık
paslı bir demir kapıdır duvarlarımda

ah, bu karanlık, saçlarıma dolanan
bu ceylan, dizleri kan içinde, kimsesiz
uzun uykularım, sanrılar, karabasanlar
aldatılmışlığım
vurun kahpeye vurun vurun
vurun zeytin dallarına
kurutun

selam olsun size yedi erenler
erenleri çağımın, okumuşları
insana gül yaraşır diye gülün yoluna
kalem kuşanmışları, baş koymuşları
duyun beni
yürünecek yollarım var, yollarınıza varan
hallerim var, hallerinizden yaman
gümbür gümbür yüreğim, ayaklarım acemi
önümü kapatmayın
yollarıma durmayın
uçmaya varıyorum, kanadım ürkek
kanadımı kırmayın

yeter
yeter artık, ödedim diyetini her gülüşümün
ertelenmiş aşklarım var yaşanacak
şarkılarım, söylenmeye beni bekleyen
sesim gür bir kaynak gibi çağıldayacak
ve ellerim
bir olup ellerinle
hayatı
yeni baştan kuracak

Ayten Mutlu
1991
-Seni Özledim-

Telefondaki Sesin – Aziz Nesin

AZİZ NESİN TELEFONDAKİ SESİN

Telefon teline tünemiş bir serçe
Başını sokmuş kanatlarının altına
Telefon telinden kayarak yağmur damlacıkları
Damlıyor yere

Telefondaki sesin öyle üşümüş ki yalnızlıktan
Sesini öpüyorum yüreğini ısıtmak için
Hohlayıp avuçlarımı sesini ovuşturuyorum
Öyle üşümüşsün ki yalnızlığından
Ne yapsam seni ısıtamıyorum

Ergenliği çatlamış oğlan çocuğu sesiyle ağlıyorum
Beni de üşütüyor gözyaşların
Kayıp kirpiklerinden yaşlar
Yüreğime düşüyor
Beni de üşütüyor

Ilıtıp yüreğimdeki sözcükleri
Dün gece sana rüyamda söylediklerimi
Bir bir öperek yineliyorum

Sesinin bulutlarından çıkıp açıyor güneş
O oğlan çocuğu sesinle gülüyorsun
Birden ısınıyor sesin

Telefon teline tünemiş serçe
Çıkarıp başını kanatlarından
Pırr diye uçuyor göklere
Telefondaki seslerimiz tutuşup elele
Uçuşuyoruz havai maviliklere

Aziz Nesin
-Bütün Şiirleri 2-

Bir dolunayda… – Atilla Birkiye

ATİLLA BİRKİYE BİR DOLUNAYDA
 
Yılın son dolunayı değil, ömrün son dolunayı değil ama, belki de imkânsızlığın dolunayıdır.
Güneşin kızıllığı Ayasofya’nın hemen yanıbaşında silinmemişken gökyüzünün derinliğinde, dolunay birbenbire çıkıverir Üsküdar’ın üstünde.
Ve bir Kadıköy vapuru bir ayrılığın şarkısını söyler en hüzünlü sesiyle.
Çünkü, bir vapur yolculuğu her zaman bir ayrılığın şarkısıdır.
Ayrılık bir gün de olsa; ayrılık bir sevgiliden, ayrılık bir yerden de olsa.
Ayrılık şu veya bu şekilde yürekte bir sızıdır.
Ve dizeler yavaşça denizin maviliğine dökülür, çünkü, dolunay engin maviliğin tüm sırlarını bilir:
 
—Ayrılıklar hüzünlüdür sevgilim
bir gün de olsa
Ayrılıklar buruktur sevgilim
insan mantıklı da olsa—
 
Kadıköy vapuru hem güneşin kızıllığına hem de dolunayın sarı pırıltısına tanık olur, ardındaki beyaz köpüklerle.
 
—Denizin beyaz köpüğü bıraktığım izler
Senden uzaklaşırken, sakın kaybolma—
 
Kaçınılmazdır, ayrılıklar bir gün de olsa can sıkar; ama insan belki bunda da bir mutluluk bulabilir şayet aşk varsa.
Çünkü, bir şairin hiç yayınlanmamış, yüreğinde saklı tuttuğu dizilerindeki gibidir belki de ayrılık:
 
—Çünkü senden ayrılık, bir günde olsa
Sana kavuşmanın ilk adımıdır
sevgilim—
 
Bir de ayrılıkların bilinmezliği vardır. Yaşamın akıl sır erdirilemez gizinin ürünü olan. Bu mutsuzluğun başka bir tanımıdır hiç kuşkusuz.
Yapılacak bir şey yoktur. Zaman ve yaşam, herşeyin önündedir artık.
İstemin, isteğin dışında.
Çoşkunun, tutkunun dışında.
Beklenmeyen bir sondur, bu.
 
En acısı da mutluluğu yaşarken gelen ayrılıklardır. Çünkü mutluluklar, öyle her zaman rastlamaz insana, her ne kadar dolunay bir aşkın habercisi de olsa.
Mutluluk belki de yıllar önce yazılmış ‘bir aşk denemesi’ gibidir.
 
Hani o kitaptaki aşkı arayan adamın yaşadığı bir yanılsamadır.
Her ne kadar, güneşin bıraktığı ufuktaki kızıllık ve dolunayın sarı pırıltısı varsa da koyu maviliğe yol almış gökyüzünde.
 
 
Demem o demek ki, yaşam çığlık çığlığa bölüyorsa aşkı, çaresiz mutsuzdur son.
Zaman bir hançer gibi saplanıyorsa kalleşçe arkadan ve artık, imkânsızsa bir gülüşe dokunuş, çaresiz mutsuzdur son.
Öfke, isyan, gözyaşı fayda etmez, çünkü hayatın kararıdır ayrılık.
Çünkü bu kez çaresizliktir, rastlanılan bir sokak başında.
 
 
Vapur henüz iskeleye yanaşmamıştır; ne kadar da ister bir başka imkânsızlığı, yani gözyaşlarının maviliğinde zamanın durmasını.
Sonra, belki de bir şiirin, belki de en son şiirin, niçin en son şiir olmasın yaşanan son aşksa, son dizeleridir, dolunayın pırıltısıyla aydınlanmış Boğaz’ın dalgalarına düşen:
 
—Dolunayın ışıltısı da işe yaramaz
Denizin engin maviliği de
sevgilim
Çünkü, şiirin bittiği andır
yokluğun—
 
Atilla Birkiye
-yaşamın kendisidir aşk-

Islaktı Tütünlerle Sülünler… / Turgut Uyar

TURGUT UYAR ISLAKTI TÜTÜNLER VE SÜLÜNLER

Bu karanlık bir şeydi!.. Bu karanlık bir şeydi!.. Bu karanlık Bir şeydi!.. Ne iyi!.. Kara bir kapıların ve ıslak sülünlerin önünde duygunluğuma bir şeylerin değindiği.
Islak bir halat atarlardı, boynuma, ıslak, iğrenirdim. Ne iyi!.. Yalnızlıksız bir ıslak halat, suları beni ıslatan. Bu boşluk kaç kez kadın, kaç kez erkek. Kirletilmiş, ıslak yatakların altına gizlenerek bir ıslak kedinin yavaş yavaş tüylendiği. Bu karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Islak bir kadının etimi sevindirdiği. Bu karanlık bir şeydi. Yaşanan!…
Bu karanlık bir şeydi!.. Ne iyi!..

Uykumu şeyler bulandırır. Eski, çuval, çuval, eski kapkalın ıslak…
Kaç gündür soğuk ve karanlık. Kaç gündür ıslak…

Su geçer, götürür doyumsuz aklığımı ağaç köklerinin bilge serinliğine. Su geçer…

Bu karanlık bir şeydi!.. Ne iyi!.. Adamın ıslak tabaklarda salataları geri çevirdiği. Bütün yeşilleri geri çevirdiği. Karanlık bir şeydi, gözlerimin görmesi sonsuz tozunu giysilerin. Uykumu şeyler bulandırır. Ş.e.y.l.e.r!…. Ellerim koyu bir suların içinde karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Sıkıntım ıslak ambarlardan bozuk teraziler ve tahıllar… andırır.

Ölüm tadında değil yattığımız. Bir süs, belki çocuksuz bir süs, sabahları her şeyimizi utandırır.

Bu karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Karanlık bir şey ne iyi. Bir yalvaçın sabırla ağzıma su verdiği…

Bu karanlık bir şeydi. Ne iyi!.. Birinin durmadan ıslatarak yalnızlığını denediği, sularım toprağa aksınlar dediği. Bu karanslak bir şeydi…

Ey benim yengici sıkıntım!.. Uzun boylu ve ıslak atların bilmem nerelerden kişnediği…
Sen yitme!..
Sen yitme!..
Büyük ıslantımı besle…
Sen yitme!..
Otlar gibi kal, sülünler gibi kal, ıslak donlar gibi kal!..
Sen kaldıkça!..
Bu karanlık bir şey. Ne iyi!..
Sevmemek, tozlu, ıslak halılara uzanmak… Eski, çuval, tüyler, ırmakların çamurlar çamurlar çamurlar çamurlar çamurlar getirdiği…

Sen kaldıkça……… Ne İyi!…

Turgut Uyar
-Tütünler Islak-

UZAKTA – Süreyya Berfe

SÜREYYA BERFE UZAKTA

Uzaktayım bir başıma sakallı
Gözyaşımın sana uzayan kıyısında
Önümde beyaz insan dizileri sürüngenler
İçiyorum akşamı akşam bitmeden
Tabiatın gömleğime değen boz ağıtında

Yalnız bir söğüdün altında yalnız
Nicedir köpüksüz suları dinliyorum
Evlerin dağlara bakan sessiz yanlarını
Ve sık yeşilini üstüme geren koruyu
Ötede gece hışırdıyor otele dönüyorum

Sanki küçük bir adada toplanıyor günlerim
Gürültüler yükseliyor geçip ağaçlarından
Şehrin çok ağızlı küstah mahmuzu
Ayırır beni senden ayırır senden
Senden ah güz tavırlı kumral sevgilim

Süreyya Berfe
-Kalfa-